CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ĐNAL -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 12624/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Haziran 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (12624/02) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandalarından Ramazan Đnal’ın (bavuran), 24 Aralık 2001 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”)  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından Abdülkadir Güleç ve Vedat Güleç  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN UNSURLARI  
Üniversiteye girisınavı sırasında kopya çekilmesiyle ilgili olarak yürütülen bir  
soruturma çerçevesinde aranmakta olan bavuran 17 Haziran 2001 tarihinde (saat 23:30  
sularında) Diyarbakır Đl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar ubesine bağlı ekiplerce  
yakalanarak gözaltına alınmıtır. Sözkonusu dönemde Diyarbakır ili olağanüstü hal  
rejimine bağlıydı.  
Olayın ertesi günü Emniyet Müdürlüğü, bavuranın gözaltı süresinin 18 Haziran 2001  
tarihinden itibaren üç gün uzatılması talebiyle Diyarbakır Cumhuriyet Basavcılığı’na  
bavurmutur. Cumhuriyet Basavcılığı istenen izni vermitir.  
Bavuran, konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta da belirtilen ‘ÖSS sınavı sırasında  
telsiz vasıtasıyla kopya çekilmesi olayına’ karığı yönündeki suçlamaları 20 Haziran  
2001 tarihinde kabul ederek bu yönde bir itirafname imzalamıtır.  
Emniyet Müdürlüğü yine aynı tarihte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Savcılığı’na bavuruda bulunarak gözaltı süresinin altı gün uzatılmasını talep etmitir.  
Nöbetçi DGM hâkimi ek gözaltı süresi talebini kabul ederek 2845 sayılı kanunun 16/1 ve  
3. maddesi uyarınca bavuranın gözaltı süresini 25 Haziran 2001 tarihine kadar  
uzatmıtır.  
Ramazan Đnal 25 Haziran 2001 tarihinde savcı önüne çıkarılmıtır. Bavuran polise  
verdiği ifadeyi inkâr ederek masum olduğu iddiasında bulunmutur. Savcılık bavuranı  
aynı gün serbest bırakmıtır.  
Savcılık TCK’nın 313. maddesinde öngörülen suç unsurlarının olumadığı kanaatine  
vararak bavuran hakkında takipsizlik kararı vermitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
Bavuran adli denetim olmaksızın geçirdiği uzun gözaltı süresinden ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran ayrıca AĐHS’nin 5/3 maddesinin özü itibariyle ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
AĐHM yazıma safhasında, her ne kadar bavuran müterek bir suçla suçlanmaktaysa da  
bunun devlet menfaatini hiçbir biçimde ilgilendirmeyen bir hilecilik suçlaması olmasına  
rağmen bavuran hakkında 2845 sayılı kanunun uygulanmasını dikkate almıve  
AĐHS’nin 5/1 maddesi açısından gözaltı ileminin yasallığı sorununu ex officio gündeme  
getirmitir.  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE DAĐR  
Hükümet iki bakımdan iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde itirazda bulunmaktadır.  
Hükümet bavuranı gözaltına alınma ilemine yönelik itirazda bulunmamakla ve  
CMUK’un 128/4 maddesi uyarınca serbest bırakılma bavurusu yapmamakla  
suçlamaktadır. Hükümet ayrıca bavuranın 466 sayılı yasanın 1/6 maddesinde öngörülen  
tazminat yolunu kullanmasının da mümkün olduğunu belirtmektedir. Sözkonusu kanun  
maddesi, yasaya uygun biçimde özgürlüğü bağlanan, ancak daha sonra, haklarında  
takipsizlik kararı verilen kimseler hakkında tazminata hükmedilmesi imkanı  
tanımaktadır. Đtirazın ilk bölümüne ilikin olarak Hükümet, yakalanan sanıkların  
gözaltına alınma ilemlerinin yasallığına ve savcılığın gözaltı sürelerinin uzatılması  
emrine dair yaptıkları itirazın yargıçlar tarafından incelendiği iki yargı kararını örnek  
olarak sunmaktadır. Sözkonusu yargılamalar sanıklar hakim huzuruna çıkarılmaksızın  
dosya üzerinden yapılmıtır.  
Bavuran 25 Haziran 2001 tarihinde savcı huzuruna çıkarılana değin gözaltına alınma  
ileminin gizli tutulduğunu ve bu süre zarfında avukatları ya da yakınlarıyla  
görütürülmediğini belirtmektedir. Bu nedenle bavuran kendi durumuna ilikin olarak  
128/4 maddesinde öngörülen bavuru yolunun uygun olmayan, yanıltıcı ve baarısızlığa  
mahkum bir bavuru yolu olduğunu ifade etmektedir. Bavuran ayrıca gözaltına alınma  
ileminin ulusal mevzuata uygun olduğunu ve konuyla ilgili süre uzatma kararının  
ifadesine bavurulmaksızın dosya üzerinden alındığına dikkat çekmektedir. Hükümetin  
itirazının ikinci bölümüne ilikin olarak bavuran gözaltına alınma ileminin yasaya  
uygun olduğu göz önünde tutulduğunda 466 sayılı kanunda öngörülen bavuru yolunun  
etkili bir bavuru yolu olmadığını ileri sürmektedir.  
AĐHM, Öcalan – Türkiye kararında (no:46221/99, prg 68) CMUK’un 128/4 maddesi  
uyarınca ulusal yargıç tarafından ilgililerin tutuklanmasının yasallığına ilikin olarak  
(mevcut davada ilgililerin yakalanarak gözaltına alınması ve gözaltı süresi)  
gerçekletirilen denetimin olayların meydana geldiği dönemde 5/4 maddesinin gereklerini  
yerine getirmediği kanaatine varmıtı. Her ne kadar mevcut dava bavuranın  
yakalanmasının Öcalan davasındaki gibi 1999 yılında değil de 2001 yılında gerçeklemiꢀ  
olması yönünden farklılık arz etmekteyse de AĐHM daha evvel vardığı sonuçtan  
ayrılması için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Öte yandan iç hukuk hükümleri göz  
önünde bulundurulduğunda AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen itiraz yolunun adli  
niteliği haiz bir usul ilemi olduğu ve özgürlükten yoksun bırakma ilemine uygun usul  
güvencelerini temin ettiği hususunda ikna olmamıtır (Toth – Avusturya, 12 Aralık 1991  
tarihli karar, § 22). Zira itiraz durumasında, davaya bakan hakimin ilgiliyi ya da  
avukatını dinlemeksizin dosya üzerinden karar vermesi öngörülmektedir (karılatırınız,  
sözgelimi, Megyeri – Almanya, 12 Mayıs 1992 tarihli karar, § 22). Hükümet tarafından  
sunulan örnekler bu tespiti pekitirmektedir. Bu nedenle itirazın bu bölümü kabul  
edilmeyecektir.  
Đtirazın, 466 sayılı kanunun 1. maddesi yönünden yapılan ikinci bölümüne ilikin olarak  
ise AĐHM, bu kanun hükmünün yasaya aykırı bir biçimde özgürlükten yoksun bırakılma  
vakalarıyla – ki bu davada böyle bir durum sözkonusu değildir - veya kanun dairesinde  
yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuturma yapılmasına veya son  
soruturmanın açılmasına yer olmadığına veya hut beraetlerine veya ceza verilmesine  
mahal olmadığına karar verilen durum ile ilgili olduğunu tespit etmektedir. AĐHM,  
bavuranın iç mevzuata uygun ekilde gözaltına alındıktan sonra Savcı tarafından  
takipsizlik kararı verilmesi nedeniyle bu sonuncu seçeneğin bavuranın durumuna  
uyduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, ilgilinin tutukluluğu gerekçesiyle  
tazminat elde etmek için hukuk yolu bulunmadığından değil uzun gözaltı süresinden  
ikayetçi olduğunu belirlemektedir. Dolayısıyla bavuranın ikayeti AĐHS’nin 5/3  
maddesine ilikindir. Oysa Hükümet tarafından dile getirilen bavuru yolu AĐHS’nin 5/5  
maddesiyle ilgilidir. Dolayısıyla ön itirazın bu bölümünün de dayanaktan yoksun olduğu  
ortaya çıkmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın – Türkiye, 8 Haziran 1995  
tarihli karar, prg 44).  
AĐHM ayrıca bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Bavuru ayrıca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle  
karılamamaktadır. Bu itibarla bavuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.  
II. ESASA DAĐR  
A. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
Hükümet bavuranın gözaltına alınması ileminin ulusal mevzuata uygun olup keyfi  
nitelikte olmadığını beyan etmektedir. Hükümet ayrıca bu alanda azami gözaltı sürelerini  
indiren yasal iyiletirmelere dikkat çekmektedir.  
AĐHM, geçmite birçok defalar terör suçlarıyla ilgili soruturmaların yetkili makamları  
hiç kukusuz önemli sorunlarla karı karıya bıraktığını kabul etmitir (Brogan ve  
diğerleri – Birleik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, Murray – Birleik Krallık, 28  
Ekim 1994 tarihli karar, § 58, ve Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, § 78).  
Bununla birlikte sözkonusu durum yetkili makamların terör suçunun mevcut olduğunu  
beyan ettikleri her durumda, ulusal mahkemelerin ve son raddede AĐHM’nin denetim  
organlarının kontrolünün dıında üphelileri istedikleri gibi yakalayarak gözaltına  
alabilecekleri anlamına gelmez (Sakık ve diğerleri – Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar,  
§ 44).  
Yukarıda ifade olunan ilkeler mevcut davadaki gibi organize suç sözkonusu olduğunda  
a fortiori uygulanır. Bu hususta AĐHM, ihtilaflı gözaltı süresinin 17 Haziran 2001  
tarihinde (saat 22:30 sularında) bavuranın yakalanmasıyla balayarak 25 Haziran 2001  
tarihinde sona erdiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla bavuran toplam olarak yedi günden  
fazla bir süre boyunca gözaltında kalmıtır.  
AĐHM, Brogan ve diğerleri davasında, ilgilinin bir hakim karısına çıkarılmaksızın dört  
gün altı saat süresince gözaltında tutulmasının AĐHS’nin 5/3 maddesinde belirlenmiꢀ  
kesin sınırları ağına hükmettiğini hatırlatmaktadır.  
Bu itibarla AĐHM, bavuranın yedi günden fazla bir süre boyunca tutulmasını gerekli  
olarak telakki edemeyecektir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
B. AĐHS’nin 5/1 maddesi  
Hükümet bavuranın bir suç örgütü bünyesinde hilecilik yaptığından üphelenilmesi  
sonucunda gözaltına alındığını belirtmektedir. Bu nedenle konuyla ilgili olarak yapılan  
ön soruturma eski Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesi temelinde açılmıtı. Olayların  
meydana geldiği dönemde sözkonusu kanun maddesi 2845 sayılı kanun uyarınca Devlet  
Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına girmekteydi. Hükümet 13 Aralık 2001 tarihinde  
yapılan bir mevzuat değiikliğiyle sözkonusu suçun adıgeçen mahkemelerin yetki  
sahasından çıkarıldığına dikkat çekmektedir.  
AĐHS’nin 5/3 maddesi yönünden yaptığı ihlal tespitini ve dava olaylarının tamamını göz  
önünde bulunduran AĐHM, 5/1 maddesi alanında bir hükme varmaya gerek  
görmemektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 3.000 Euro maddi ve 10.000 Euro manevi zarara maruz kaldığını iddia  
etmektedir.  
Hükümet bu taleplerin aırı ve temelsiz olduğu kanaatindedir. Hükümet, AĐHM’den bir  
tazminata hükmetmeyi gerekli görmesi halinde bunun hakkaniyete uygun olmasını ve  
hiçbir biçimde haksız zenginlemeye sebebiyet vermemesini talep etmektedir.  
Maddi zararın mevcut olduğunu kanıtlayan herhangi unsur bulunmadığından AĐHM bu  
sıfatla bir tazminata hükmetmeye yer olmadığı kanaatindedir.  
Manevi tazminata ilikin olarak ise hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM, bavurana  
1.750 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran, AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 2.397 Euro talep etmektedir.  
Bavuran bu hususta Diyarbakır Barosu avukatlık ücreti tarifesini dayanak olarak ileri  
sürmektedir.  
Hükümet bu talebin dayanaksız olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca yalnızca gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığı  
kanıtlanmıve makul oranda olduğu ortaya konulmumasrafların geri ödenmesine  
hükmettiğini hatırlatmaktadır (bkz., diğer birçokları arasında, Nikolova – Bulgaristan, no  
:
31195/96, § 79).  
Bavuranın talebi belgelendirilmemiolmakla birlikte, AĐHM, elindeki bilgilere ve bu  
konudaki içtihadına dayanarak, bavurana masraf ve harcamalar için 1000 euros  
verilmesini uygun görmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/1 maddesine riayet edilip edilmediği hususunda ayrıca bir karara varmaya  
gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, miktara  
yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından  
bavurana:  
i. manevi tazminat olarak 1.750 Euro (bin yedi yüz elli Euro);  
ii. masraf ve harcamalar için ise 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca hazırlanmıolup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine  
uygun olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.