önünde bulundurulduğunda AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen itiraz yolunun adli
niteliği haiz bir usul iꢀlemi olduğu ve özgürlükten yoksun bırakma iꢀlemine uygun usul
güvencelerini temin ettiği hususunda ikna olmamıꢀtır (Toth – Avusturya, 12 Aralık 1991
tarihli karar, § 22). Zira itiraz duruꢀmasında, davaya bakan hakimin ilgiliyi ya da
avukatını dinlemeksizin dosya üzerinden karar vermesi öngörülmektedir (karꢀılaꢀtırınız,
sözgelimi, Megyeri – Almanya, 12 Mayıs 1992 tarihli karar, § 22). Hükümet tarafından
sunulan örnekler bu tespiti pekiꢀtirmektedir. Bu nedenle itirazın bu bölümü kabul
edilmeyecektir.
Đtirazın, 466 sayılı kanunun 1. maddesi yönünden yapılan ikinci bölümüne iliꢀkin olarak
ise AĐHM, bu kanun hükmünün yasaya aykırı bir biçimde özgürlükten yoksun bırakılma
vakalarıyla – ki bu davada böyle bir durum sözkonusu değildir - veya kanun dairesinde
yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuꢀturma yapılmasına veya son
soruꢀturmanın açılmasına yer olmadığına veya hut beraetlerine veya ceza verilmesine
mahal olmadığına karar verilen durum ile ilgili olduğunu tespit etmektedir. AĐHM,
baꢀvuranın iç mevzuata uygun ꢀekilde gözaltına alındıktan sonra Savcı tarafından
takipsizlik kararı verilmesi nedeniyle bu sonuncu seçeneğin baꢀvuranın durumuna
uyduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, ilgilinin tutukluluğu gerekçesiyle
tazminat elde etmek için hukuk yolu bulunmadığından değil uzun gözaltı süresinden
ꢀikayetçi olduğunu belirlemektedir. Dolayısıyla baꢀvuranın ꢀikayeti AĐHS’nin 5/3
maddesine iliꢀkindir. Oysa Hükümet tarafından dile getirilen baꢀvuru yolu AĐHS’nin 5/5
maddesiyle ilgilidir. Dolayısıyla ön itirazın bu bölümünün de dayanaktan yoksun olduğu
ortaya çıkmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın – Türkiye, 8 Haziran 1995
tarihli karar, prg 44).
AĐHM ayrıca baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Baꢀvuru ayrıca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle
karꢀılaꢀmamaktadır. Bu itibarla baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
II. ESASA DAĐR
A. AĐHS’nin 5/3 maddesi
Hükümet baꢀvuranın gözaltına alınması iꢀleminin ulusal mevzuata uygun olup keyfi
nitelikte olmadığını beyan etmektedir. Hükümet ayrıca bu alanda azami gözaltı sürelerini
indiren yasal iyileꢀtirmelere dikkat çekmektedir.
AĐHM, geçmiꢀte birçok defalar terör suçlarıyla ilgili soruꢀturmaların yetkili makamları
hiç kuꢀkusuz önemli sorunlarla karꢀı karꢀıya bıraktığını kabul etmiꢀtir (Brogan ve
diğerleri – Birleꢀik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, Murray – Birleꢀik Krallık, 28
Ekim 1994 tarihli karar, § 58, ve Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, § 78).
Bununla birlikte sözkonusu durum yetkili makamların terör suçunun mevcut olduğunu
beyan ettikleri her durumda, ulusal mahkemelerin ve son raddede AĐHM’nin denetim
organlarının kontrolünün dıꢀında ꢀüphelileri istedikleri gibi yakalayarak gözaltına