CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ĐPEK – TÜRKĐYE DAVASI  
( Bavuru no. 25760 /94 )  
KARAR  
STRAZBURG  
17 ubat 2004  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Bu karar, Sözleme'nin 44 § 2 maddesi hükümleri uyarınca kesinlik kazanmaktadır. Bu karar  
metni, Mahkeme'nin seçilmikarar ve hükümleri resmi raporlarında nihai ekilde  
yayınlanmasından önce Sekretarya revizyonuna tabidir.  
Đ pek - Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Dairesi),  
Sn. J. P. COSTA, Bakan  
Sn. L. LOUCAIDES,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. K. JUNGWIERT,  
Sn. V. BUTKEVYCH,  
Sn. W. THOMASSEN  
Sn. M. UGREKHELIDZE, yargıçlar ,  
ve Kısım Sekreteri T. L. Early'nin katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Heyeti olarak  
toplan,  
14 Mayıs 2002 ve 27 Ocak 2004 tarihindeki gizli görümesi sonucunda, yukarıda anılan  
tarihte benimsenmiolan aağıdaki karara varmıtır:  
USULĐ ĐꢁLEMLER  
• Dava, Türk vatandaı Abdürrezzak Đpek ("bavuran") tarafından Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerinin Korunmasına dair Sözleme'nin ("Sözleme") eski 25. maddesi bağlamında  
Đnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 18 Kasım 1994  
tarihinde yapılan bavurudan (bavuru no. 25760/94) kaynaklanmaktadır.  
• Hukuki yardım alan bavuran, Đngiltere'de görev yapan avukatlar profesörler Françoise  
Hampson ve Kevin Boyle tarafından temsil edilmitir. 13 Mart 2000 tarihinde avukatlar,  
Đngiltere'de görev yapmakta olan William Bowring lehine çekilmitir. Aynı gün, bavuran,  
Londra'da faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olan Kürt Đnsan Hakları Projesi (KHRP)  
bünyesinde çalıan Philip Leech'i ve Türkiye'de çalıan avukat Osman Baydemir'i vekil tayin  
etmitir. 11 Haziran 2002 tarihli yazıyla bavuran, Đngiltere'de görev yapan avukatlar Mark  
Müller, Tim Otty, Jane Gordon ve Philip Linch'i ve Türkiye'de görev yapan avukatlar Osman  
Baydemir, Cihan Aydın ve Reyhan Yalçındağ'ı vekil tayin ettiğini Mahkeme'ye bildirmitir.  
16 Ağustos 2002 tarihinde Philip Linch çekilmi, yerini KHRP avukatı Anke Stock almıtır.  
3. Türk Hükümeti (“Hükümet”) Mahkeme önündeki ilemler açısından bir Ajan tayin  
etmemitir.  
4. Bavuran, oğulları Đkram ve Servet Đpek'in kaybolmasından ikayetçidir. Đkram ve Servet'in,  
son olarak, kendileriyle beraber gözaltına alınan üç kii tarafından görüldüğü iddia  
edilmektedir. Bavuran, ayrıca, Lice yakınlarında, Türeli köyü dıındaki Dahlezeri  
mezrasında güvenlik güçleri tarafından 18 Mayıs 1994 günü düzenlenen operasyonda evinin  
ve mülkünün tahrip edildiğini iddia etmektedir. Bavuran, Sözleme'nin 2, 3, 5, 13, 14 ve 18.  
maddeleriyle 1 No'lu Protokolün 1. maddesine dayanmaktadır.  
5. Bavuru, 11 No'lu Protokol yürürlüğe girince Mahkeme'ye sevk edilmitir (11 No'lu  
Protokolün 5 § 2 maddesi). Bavuru, Mahkeme'nin 1. Kısmına verilmitir (Đçtüzük, 52 § 1  
madde) ve bu bölüm içinde Davayı inceleyecek olan daire (Sözleme'nin 27 § 1 Maddesi),  
Đçtüzüğün 26 § 1 maddesine uygun olarak teekkül etmitir.  
6. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, dairelerin oluumunu değitirmitir (Đçtüzük 25 § 1). Bu  
dava, yeni oluturulan Đkinci Daire'ye verilmitir (Đçtüzük 52 § 1).  
7. 14 Mayıs 2002 tarihli kararıyla Mahkeme bavuruyu kabuledilebilir bulmutur.  
8. Bavuranın oğullarının kaybolması ve mülkünün tahrip edilmesiyle ilgili olarak taraflar  
arasındaki ihtilafı göz önüne alan Mahkeme, Sözleme'nin 38 § 1 (a) maddesi kapsamında, bir  
soruturma yürütmütür. Mahkeme, Ankara'da 18 ve 20 Kasım 2002 tarihlerinde düzenlenen  
durumalarda ifade alması için üç delegeyi görevlendirmitir.  
9. Bavuran ve Hükümet esaslar üzerinde kendi görülerini sunmulardır (Đçtüzük 59 § 1  
maddesi). Daire, taraflara danıtıktan sonra, esas hakkında duruma yapılmasına gerek  
olmadığına karar vermitir (Đçtüzük 59 § 3 ve devamı ). Taraflar, birbirlerinin görülerine  
yanıtlarını yazılı olarak sunmutur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN ARTLARI  
10. Bavuran, 1942 doğumlu olup u anda Diyarbakır'da yaamaktadır. Söz konusu olayların  
olduğu dönemde, bavuran, Diyarbakır Lice Đlçesi yakınlarında, Türeli Köyü dıındaki  
Çaylarbaı (Kürtçe Dahlezeri) mezrasında yaamaktaydı. Bavuru, 18 Mayıs 1994 tarihinde  
güvenlik güçleri tarafından bavuranın köyüne düzenlenen operasyon sırasında, bavuranın  
Servet ve Đkram Đpek isimli iki oğlunun gözaltında kaybolduğu iddiasıyla ilgilidir. Bavuru,  
ayrıca, bu operasyonda bavuranın evinin ve mülkünün zarar gördüğü iddiasıyla ilgilidir.  
A. Olaylar  
11. Bavuranın iki oğlunun kaybolmasıyla ve aile evinin tahrip edilmesiyle ilgili olaylar  
taraflar arasında ihtilaflıdır.  
12. Bavuranın sunduğu ekliyle olaylar 1. Kısımda verilmitir. Hükümetin sunduğu ekliyle  
olaylar 2. Kısımda verilmitir.  
13. Taraflarca sunulan belgelerin özeti B Bölümündedir. Ankara'da düzenlenen durumada  
Mahkeme delegelerince alınan ifadelerin özeti ise C Bölümünde verilmitir.  
1. Bavuran tarafından sunulduğu ekliyle olaylar  
14. 17 Mayıs 1994 tarihinde bavuran ve oğlu Đkram Đpek Türeli köyünün dıında koyunlarını  
otlatmakta iken, yanlarına gelen askerler kimliklerini ister. Kimlikleri gören askerler uzaklaır.  
Bavuranın diğer oğlu Servet Đpek'in Lice'de görevli askerlerle ilikileri iyidir, öyle ki, bazen  
beraber çay içerler.  
15. 18 Mayıs 1994 tarihinde sabah 10.00 civarında, bavuran ve oğlu Đkram, koyunları Türeli  
köyü yakınındaki mezraya getirirken, 100 kadar üniformalı asker köye operasyon düzenler.  
Askerler araçlarından iner ve mezraya yaya olarak girer. Askerlerde G-3 piyade tüfeğinin yanı  
sıra baka silahlar da vardır. Askeri bir helikopter mezranın üzerine gelir. Bavuran, askerlerin  
Lice'den değil, Bolu'dan geldikleri sonucuna varır. Lice'de görevli askerler, bavuranı,  
Bolu'dan gelecek askerlere karı daha önce uyarmıtır.  
16. Askerler, bavuran ve Đkram Đpek'e, diğer köylülerle bir araya gelmelerini emreder.  
Erkekler, kadınlar ve genç erkekler mezranın dıındaki okula toplanır. Genç kızların mezrada  
kalması emredilir. Mezradaki evler okuldan gözükmemektedir. Bir grup asker okulda kalır;  
diğer grup mezraya gider.  
17. Bavuran, mezradan ve köyden alevler yükseldiğini görür. Kadınlar ve çocuklar ağlamaya  
balar. Askerler köylüleri tehdit eder: “Ağlamaya balarsanız, sizi de, evlerinizi yaktığımız  
gibi yakarız.” Bunun üzerine köylüler susar.  
18. Bavuranın ve kardelerinin evleri tamamen yanar. Evlerin çoğu yıkıldıktan sonra askerler  
köylüleri serbest bırakır. Ama bavuranın oğulları Đkram Đpek ve Servet Đpek ile Seyithan,  
Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur serbest bırakılmaz. Bu kiiler, askerlerin ekipmanlarını  
araçlarına taımak üzere askerlerle gider.  
19. Bavuran mezraya döndüğünde evlerin alevler içinde olduğunu görür. Genç kızlar,  
bavuran ve diğer köylülere, askerlerin evlere beyaz tozlar attığını ve sonra atee verdiğini  
anlatır. Alevler o kadar yayılmıtır ki bavuran hiçbir ey yapamaz.  
20. Bavuran ve diğer köylüler yanmayan evlere sığınabileceklerini düünürler.  
21. Saat 15.30 sularında aynı askerler mezraya yeniden operasyon düzenler. Askerler, bazı  
evlerin neden yakılmadığını sorarlar. Bavuran ve diğer köylülerden “biz söndürmedik, belki  
siz doğru ekilde yakmadınız” yanıtını alan askerler diğer evleri de yakacaklarını söylerler ve  
evleri atee verirler. Bavuran, Türeli ve Makmu Kirami köylerinin de aynı gün yakıldığını  
öğrenir.  
22. Bavuranın ei Fatma, askerlere, Kürtçe olarak, oğulları Servet Đpek ve Đkram Đpek'e ne  
olduğunu sorar. Askerler, Kürtçe anlamadıklarından ne dediğini sorarlar. Bavuran, einin,  
oğullarının nerede olduğunu sorduğunu söyler. Bunun üzerine, askerler, bavuranın  
oğullarının Lice'de olduğunu ve yakında serbest bırakılacaklarını söyler.  
23. Đkinci yangından sonra, askerler köyde bekler ve akam, Lice'ye doğru köyden ayrılırlar.  
24. Evi yanan bavuran, ei Fatma, oğlu Hakim ve Đkram Đpek'in ei Sevgol ile birlikte Türeli  
köyüne bağlı olup daha önce boaltılan Kalenderesi mezrasında bulunan bir eve yerleir.  
Üzerlerindeki giysilerden baka giysileri olmayan bavuran ve ailesine komuları birkaç  
elbise verir. Burada, dört ay boyunca son derece yoksul koullarda yaamak zorunda kalırlar.  
Bavuran daha sonra Diyarbakır'a taınır. Hükümet, evi yakıldıktan sonra, bavuran ve  
ailesine hiçbir yardımda bulunmamıtır.  
25. Ertesi gün, gözaltına alınan Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur serbest bırakılır. Bu ahıslar,  
bavurana doğrudan olmasa bile, üçüncü kiiler vasıtasıyla, ilk gece saat 22.00'ye dek gözleri  
bağekilde aynı yerde tutulduklarını bildirir. Saat 22.00 civarında, Đkram ve Servet Đpek'le  
ayrılırlar ve onları bir daha onları görmezler. Seyithan Yolur Đkram ve Servet Đpek ile kalır.  
Bu üç kii o günden beri kayıptır.  
26. Đkram ve Servet Đpek gözaltına alındıktan 15 gün sonra, oğulları hakkında hiçbir malumat  
edinemeyen bavuran Diyarbakır'a gider. Bir akrabasının yardımıyla Diyarbakır DGM  
Basavcılığı'na bavurur. Bavuran, ayrıca, Lice Savcılığı'na ve Lice Jandarma  
Komutanlığı'na da bavuruda bulunur. Bavuran, adıgeçen devlet kurumlarından oğullarıyla  
ilgili bilgi alamaz.  
27. 15 Kasım 1994 tarihli bir yazıyla, Ankara'da Genelkurmay Bakanlığı'nda görevli kıdemli  
yüzbaı Đbrahim Erge, akir Yolur'a, 18 Mayıs 1994 günü, Lice Đlçesi Türeli Köyü Çağlarbaı  
mezrasında güvenlik güçleri tarafından operasyon düzenlenmediğini ve oğlu Seyithan  
Yolur'un tutuklanmadığını bildirir.  
28. 27 Ekim 1994 tarihinde, bavuran Diyarbakır DGM Basavcılığı'na bir dilekçe daha  
yazarak oğlunun baına ne geldiğini sorar. Bavuran Savcı ile görütürülmez ama orada  
bulunan bir sivil polis kayıtlara bakar ve bavurana sözkonusu kiilerin isimlerinin kayıtlı  
olmadığını sözlü olarak bildirir.  
29. Bavuranın diğer oğlu Hakim Đpek, OHAL Bölge Valisi'ne iki veya üç dilekçe gönderir.  
Valilikten gelen iki yazıda kardelerinin hiç gözaltına alınmadığı bildirilir. Bunun üzerine  
sinirlenen Hakim Đpek gelen yazıları yırtar ve parçalarını çöpe atar.  
30. 23 Aralık 1999 tarihinde bavuran, Kulp Jandarma Komutanlığı'na gidip oğullarının  
nerede olduğunu sorar. Bavuran, çocuklarının Devlet tarafından gözaltına alındığını ifade  
eder. Jandarmalar, bavuranı yalan söylemekle suçlayarak, oğullarını PKK'nın kaçırdığında  
ısrar eder. Bavurana bağıran jandarma, neden Türk Devleti'nden ikayet ettiğini sorar. Baskı  
altında kalan bavurana, içeriği bavuran tarafından bilinmeyen belgelere parmak bastırılır.  
2. Hükümetin sunduğu ekliyle olaylar  
31. 18 Mayıs 1994 tarihinde Türeli Köyü'nde veya Dahlezeri mezrasında askeri bir operasyon  
düzenlenmemitir. Ne bavuranın oğulları, ne de baka bir kimse gözaltına alınmamıtır.  
32. Bavuran, DGM Basavcığı'na 27 Ekim 1994 tarihinde bir dilekçe vererek Servet ve  
Đkram Đpek'in gözaltına alındıktan sonraki akıbetlerini sorar. DGM Basavcılığı, güvenlik  
güçlerine, bavuranın oğullarının, DGM kapsamına giren suçlardan gözaltına alınıp  
alınmağını sorar. Güvenlik güçleri, ilgili kiilerin gözaltına alınmadığını bildirir ve güvenlik  
güçlerinin cevabı bavurana iletilir.  
33. Bavuran, oğullarının kaybolduğu iddiasıyla ilgili olarak, Lice Savcılığı'na veya Lice Đlçe  
Jandarma Komutanlığı'na bavurmatır. Bununla birlikte, Hükümete yapılan bavurunun  
ardından, Lice Savcılığı tarafından re'sen soruturma açılır. Fakat, bavuranın Komisyona  
bildirdiği adreste bavurana ulaılamaz. Bavuran, komuları tarafından da bilinmemektedir.  
Muhtarlık kayıtlarında da bavuranın ismine rastlanılmaz.  
34. Hükümet, soruturma sonucunda iddiaları destekleyecek herhangi bir bulguya  
ulaılamağını ve buna dayanarak Lice Đlçe Đdare Kurulu'nun, güvenlik güçleri hakkında  
men-i muhakeme kararı verdiğini belirtir. Bu karar, bavuranın adresinin bilinmemesinden  
dolayı kendisine iletilememive Lice Kaymakamı soruturmanın sonucunun gazetede  
yayımlanmasını istemitir.  
35. Son olarak Hükümet, açılan idari soruturmada Kulp Jandarma Komutanı'nın da  
görevlendirildiğini ve adı geçen Komutanlığın, bavuranı, ifadesine bavurulmak üzere,  
çağırdığını ifade etmitir.  
36. 26 Aralık 1999 tarihinde, Jandarma Komutanı, bavuranı, öne sürdüğü iddialar ve  
“Avrupa Đnsan Hakları Diyarbakır ubesi”nin de aralarında olduğu çeitli makamlara yaptığı  
bavurular hakkında sorgulamıtır. Bavuran iddialarını yinelemive oğullarının  
götürülğünü ve mezrasındaki tüm evlerin askerler tarafından yakıldığını ileri sürmütür.  
Bavuran, “Avrupa Đnsan Hakları Diyarbakır ubesi”ne kesinlikle bavuruda bulunmadığını  
iddia etmitir. Bavuran, Komutanlığa ifade vermemive iddiaları konusunda bir belge  
imzalamamıtır.  
B. Taraflarca sunulan belgeler  
37. Aağıda verilen bilgiler, bavurunun, 7 Mart 1995 tarihinde davalı Devlet'e bildirilmesini  
müteakip yürütülen soruturmayla ilgili belgelerden edinilmitir.  
1. Diyarbakır ve Lice Cumhuriyet Savcılıkları'nca açılan soruturmalar  
38. 3 Mart 1995 tarihinde, Diyarbakır Vali Yardımcısı Sefa Özmen, 23 Ocak 1995 tarihli  
dilekçesine cevaben Hakim Đpek'e, güvenlik güçlerinin dilekçede geçen tarihlerde bir  
operasyon düzenlemediğini, kardelerinin isimlerinin güvenlik güçlerinin arananlar listesinde  
yer almadığını ve kardelerinin yerinin yetkili makamlar tarafından bilinmediğini bildirmitir.  
39. 25 Nisan 1995 tarihinde, Diyarbakır Basavcılığı, bavuranın Diyarbakır Emniyet  
Müdürğü'ne çağrılarak ifadesinin alınmasını istemitir. Bu yazıda geçen bavuranın adresi,  
apartman numarası hariç, bavuru formunda verilen adresle aynıdır. Bavuruya göre,  
apartmanın adı ‘Varol'dur, ama savcının yazısında ‘Baro' olarak geçmitir.  
40. 2 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, bavuranın belirttiği caddede  
Baro adlı bir apartmanın olmadığını Savcılığa bildirmitir. Yazıda, bavuranın semtte  
tanınmadığı ve isminin muhtarlık kayıtlarında geçmediği belirtilmitir.  
41. 18 Mayıs 1995 tarihinde, yetki alanına Türeli köyü de giren Tepe Jandarma Karakolu  
Komutanı, Abdürrezzak Đpek ve ailesinin köyü terk ettiğini ve Hatay Dörtyol kasabasına  
çalımaya gittiğini bildirmitir.  
42. 24 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır Basavcılığı, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve  
ꢀ Đlikiler Genel Müdürlüğü tarafından 20 Nisan 1995 tarihinde kendisine gönderilen  
yazının bir suretini Lice Basavcılığı'na göndererek bavuranın evinin yakılması ve  
oğullarının güvenlik güçleri tarafından götürülmesine ilikin iddialarının aratırılmasını  
istemitir.  
43. 7 Haziran 1995 tarihinde, Lice Basavcılığı, Lice Jandarma Komutanlığı'na gönderdiği  
yazıyla, 18 Mayıs 1995 tarihinde Turalı Köyü'nde bir operasyon düzenlenip düzenlenmediğini  
ve Servet ile Đkram Đpek'in gözaltına alınıp alınmadığını sormutur. Basavcı ayrıca,  
bavuranın adresinin tespit edilerek bavuranın Savcılığa çağrılmasını istemitir.  
44. 13 Haziran 1995 tarihinde, Lice Savcılığı, Lice Jandarma Karakolu'na gönderdiği baka  
bir yazıyla köyün adının yanlılıkla Hani kasabasına bağlı bir köy olan “Turalı” olarak  
geçtiğini bildirmitir. Savcı, 7 Haziran 1995 tarihli yazısındaki ricasını yineleyerek Jandarma  
Komutanı'ndan aratırmasını “Türeli” köyünde yapmasını istemitir.  
45. 20 Haziran 1995 tarihinde Lice Jandarma Komutanlığı, Savcılığın taleplerine verdiği  
yanıtta, bavuranın güvenlik güçleri tarafından hiç gözaltına alınmadığını ve sözkonusu  
tarihte Türeli köyünde bir operasyon düzenlenmediğini bildirmitir. Komutanlık ayrıca,  
bavuranın köyden ayrıldığını ve çalımak amacıyla Hatay Dörtyol'a gittiğini belirtmitir.  
46. 21 Haziran 1995 tarihinde, Lice Savcılığı, Memurin Muhakematı Kanunu'na dayanarak  
görevsizlik kararı vermive dosyayı Lice Đlçe Kaymakamlığı'na göndermitir. Adıgeçen  
kanuna göre, güvenlik güçlerinin yargılanması için izin gereklidir.  
47. 2 ubat 1996 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı, Lice Kaymakamlığı'ndan gelen  
isteğe uyarak, Jandarma Yarbay Turgut Alpı'yı bavuranın iddialarını aratırması için  
görevlendirmitir.  
2. Yarbay Alpı tarafından yürütülen soruturma  
48. 28 ubat 1996 tarihinde Yarbay Alpı, Lice Jandarma Komutanlığı'na bir yazı göndererek  
olay gününde görevli askeri personelin isimlerini ve adreslerini istemitir. Alpı, operasyon  
tutanaklarını, gözaltı kayıtlarını ve gerekli diğer belgeleri de istemitir.  
49. Yine 28 ubat 1996 tarihinde, Yarbay Alpı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nden,  
Abdürrezzak Đpek'in çağrılmasını ve köy yakma ve kaybolma iddiaları açısından, ifadesinin  
alınmasını istemitir. Bu yazıya göre, Abdürrezzak Đpek 1959 doğumlu olup Diyarbakır'da  
yaamaktadır.  
50. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Abdürrezzak Đpek'ten 8 Mart 1996 tarihinde alınan  
ifadenin ve ahsın kimliğinin fotokopisini Yarbay'a göndermitir.  
51. Abdürrezzak Đpek, ifadesinde, Türeli köyünün nerede olduğunu bile bilmediğini ve  
çocuklarının askerler tarafından götürülmediğini söylemitir. Aslında, Abdürrezzak Đpek'in bu  
isimlerde çocuğu da yoktur. Kimlik fotokopisine göre, Đpek 1 Ocak 1959 doğumludur.  
52. 12 Mart 1996 tarihinde, Lice Jandarma Komutanlığı yarbayın isteğine cevap vererek iki  
sayfalık gözaltı tutanaklarının ve Lice Jandarması'nın günlük faaliyet defterinin iki sayfasının  
fotokopisini göndermitir. Lice Jandarma Komutanı, yazısında, askerlerinin, 18 Mayıs 1994  
tarihinde Türeli köyüne operasyon düzenlemediğini ve Servet ile Đkram Đpek'in gözaltına  
alınmağını ifade etmitir. Yazıda ayrıca, 18 Mayıs 1994 tarihinde, Binbaı aap Yaralı'nın  
komutan olduğu ve Yaralı'nın Đç Anadolu'da bir kasabaya tayin olduğu belirtilmitir. Yetki  
alanına Türeli Köyü de giren Tepe Jandarma Karakolu'nun komutanı ise Baçavuꢀ ꢁükrü  
Günlükçü'dür. Bu ahıs da ülkenin batısına tayin olmutur.  
53. Yukarıda da bahsedilen yazıya ek olarak gönderilen gözaltı tutanakları Mahkeme'ye  
sunulmutur. Tutanaklarda, Đkram ve Servet Đpek'in isimleri geçmemektedir. Lice Jandarma  
Karakolu'nun günlük faaliyet defterinde de sözkonusu dönemde bir operasyon  
düzenlenilmediği açıktır.  
54. 25 Mart 1996 tarihinde, Yarbay Alpı soruturma raporunu tamamlamıtır. Yarbay, 18  
Mayıs 1994 tarihinde Türeli köyünde operasyon düzenlenmediği ve hatta o gün güvenlik  
güçlerinin köye hiç gitmediği sonucuna varmıtır. Yarbay Alpı'ya göre, Abdürrezzak Đpek'in,  
ifadesinde, Türeli köyünden olmadığını, evinin yakılmadığını ve çocuklarının gözaltına  
alınmağını söylemesi operasyon düzenlenmediğini kanıtlamaktadır. Alpı'ya göre, güvenlik  
güçleri mensuplarının yargılanmasına izin verilmemesi gerekir, çünkü yasadıı bir olay  
meydana geldiğine ilikin en ufak bir delil yoktur. Bu rapor Lice Kaymakamlığı'na 1 Nisan  
1996 tarihinde gönderilmitir.  
3. Lice Đlçe Đdare Kurulu ve Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi önündeki ilemler  
55. 16 Mayıs 1996 tarihinde, Lice Kaymakamı bakanlığında toplanan Lice Đlçe Đdare Kurulu,  
Yarbay Alpı'nın raporuna dayanarak, güvenlik güçleri mensuplarının yargılanmasına izin  
vermemitir. Bu karara, iç hukuk uyarınca, re'sen itiraz edilmitir.  
56. 18 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi itirazı reddetmive Đdare  
Kurulu'nun yargılamama kararını onamıtır. Yetkili makamlar tarafından adresi bilinmediği  
için karar, Abdürrezzak Đpek'e tebliği edilememitir. Bundan dolayı, Lice Kaymakamı, kararın  
bir gazetede yayımlanmasını istemitir.  
57. Son olarak bavuran, 21 Ocak 2000 tarihinde bir dilekçe sunmutur. Mektup, bavuranın  
oğullarıyla birlikte gözaltına alındığı iddia edilen Seyithan Yolur'un babası ve aynı zamanda  
Sait ve Nuri Yolur'un amcası olan akir Yolur tarafından da imzalanmıtır.  
58. Bavuranla aynı köyde yaayan Yolur, bavuranın iddialarını doğrulamıve Sait ile  
Nuri'nin serbest bırakılmalarına karın oğlu Seyithan'ın serbest bırakılmadığını iddia etmitir.  
Olaydan sonra oğlundan haber alamamıtır.  
59. Yolur, çeitli askeri kurulularda aratırma yapmıve bu konuda Genelkurmay  
Bakanlığı'na bir telgraf yollamıtır.  
60. Genelkurmay Bakanlığı, cevabi yazısında, operasyon düzenlenmediğini ve anılan  
kiilerin gözaltına alınmadığını bildirmitir.  
C. Sözlü Đfade  
61. Dava konusu olayların taraflar arasında ihtilaflı olduğunu gözlemleyen Mahkeme,  
tarafların da yardımıyla bir aratırma yürütmütür. Bu açıdan, üç Mahkeme delegesi, 18 – 20  
Kasım 2002 tarihleri arasında sekiz tanığın ifadesine bavurmutur. Üç tanık, çağrılmalarına  
rağmen gelmemitir. Tanıklardan alınan ifadeler öyle özetlenebilir:  
1. Bavuran  
62. Tanık, 1969 yılından 1994 yılı mayıs ayına, “Hükümet mezrayı yok edene dek”, Türeli  
köyü dıındaki Dahlezeri mezrasında yaadığını belirtmitir. Mezrada yirmi kadar aile  
yaamaktadır. Mezra sakinlerinin hepsi akrabadır. Bavuran, sığırcılıkla ve çiftçilikle  
uğramaktadır.  
63. Bavuran, 18 Mayıs 1994 tarihinde mezraya iki saldırının olduğunu, ilk saldırının öğle  
namazı vaktinde gerçekletiğini söyler. Askerler, çocuklar dahil, tüm köylüleri (yüz kii  
civarında) okulun önünde toplar. Bavuranın arasının iyi olduğu muhtar o gün mezrada  
değildir. Erkekler, kadınlarla çocuklardan ayrılır. Askerler kimlikleri toplar. Herhangi bir isim  
çağrılmaz. Bavuranın oğullarının da aralarında bulunduğu altı kii askerlerce götürülür.  
Rastgele (“Sen, sen ve sen” denerek) seçilen bu kimseler askerlerin sırt çantalarını taır.  
Askerler diğer köylülerin kimliklerini dağıtır ve onları serbest bırakır. Bu sırada, bavuran  
mezranın alevler içinde olduğunu görür. Bavuran, mezraya döndüğünde, diğer tüm evler gibi  
kendi evinin, eyalarının ve sığırlarının da yandığını görür.  
64. Köylüler mallarını kurtarmaya çalıır, ama saat 18.00 civarında askerler geri döner ve  
köyün boaltılmasını ister. Bavurana göre, evini söndürmeye çalıanların vurulması  
emredilmitir. Uzun bir süre yürütülürler. Bu sırada, bavuran, askerlerin telsizlerini dinler ve  
operasyonun durdurulmasının istendiğini duyar. Askerler, yangını söndürmeye çalıanların  
öldürüleceğini söyler. Durumada sorgulanırken, bavuran Türkçe'yi anlayabildiğini ifade  
eder. Bavuran, Türeli dahil, diğer köylerin de o gün yakıldığını iddia eder.  
65. Bavuran, saldırıların askerler tarafından gerçekletirildiğini belirtir. Askerlerin G-3 ve G-  
1 silahları taıdığını, saldırı sırasında askeri araç ve helikopterler kullandıklarını anlatır.  
Bavuran, mezrada hiç PKK üyesi görmediğini söyler. Bölgeden uzak yerlerde PKK ile  
güvenlik güçleri arasında çatımalar meydana gelse de mezra yakınlarında çatıma olmamıtır.  
Tanık, mezrada hiç PKK üyesi olmadığını kaydeder. Sorgulanan bavuran, PKK üyelerinin  
mezraya gelmiolabileceğini, köylülerin de korktuklarından dolayı onlara yiyecek vermiꢀ  
olabileceğini anlatır. Bavurana göre, yetkili makamlar köy koruculuğu sistemi kurmalarını  
önermelerine karın, mezrada köy korucusu yoktur.  
66. Bavuran, saldırıları düzenleyen askerlerin Bolu'dan geldiklerini söyler. Bu askerlerin  
yanında, Lice'den gelen askerler de vardır. Lice'den gelen askerler eskiden kontrol amaçlı  
gelmektedirler. Bavuran, oğulları Đkram ve Servet'in, 18 Mayıs 1994 tarihi öncesinde, hiç  
gözaltına alınmadıklarını ve neden götürüldüklerini bilmediğini ifade eder. Oğlu Đkram, askeri  
operasyondan iki gün önce Ankara'dan gelmitir. Diğer oğlu Servet çobanlık yapmaktadır.  
67. Oğullarının nerede olduğunu öğrenmeye yönelik aratırmalarla ilgili olarak bavuran,  
Kulp, Lice, Đstanbul, Ankara makamlarına ve Diyarbakır Đnsan Hakları Derneği'ne  
bavurmutur. Bavuran, 18 Mayıs 1994 olaylarını müteakip, operasyon sorumlusu komutan  
Binbaı Osman Duman'ın ismini bir askerden öğrendiğini beyan etmitir. Bu bilgiyi daha  
önce söylememitir.  
2. Sevgol Đpek  
68. Tanık, sözkonusu dönemde, Đkram Đpek ile altı aylık evlidir. Kocasının, Ankara'da üç ay  
kaldıktan sonra mezraya yeni döndüğünü söyler. 18 Mayıs 1994 sabahı, kayınbiraderi Servet  
Đpek, aileye, mezranın askerle dolu olduğunu haber verir. Herkes mezranın dıındaki okulda  
toplanır. Bu arada evler atee verilir. Tanık, saldırının saat 11.00 sularında meydana geldiğini  
ve evlerin öğleyin yakıldığını beyan eder.  
69. Köylüler okulun dıındayken askerler kimliklerini toplar. Kocası Đkram ve kayınbiraderi  
Servet dahil altı kii, muhtemelen genç oldukları için, seçilirler ve askerlerin teçhizatları  
askeri araçlara taırlar.  
70. Diğer köylülerin saat 13.00'te evlerine dönmelerine izin verilir. Ama birkaç ev dıında,  
kendi evleri ve eyaları dahil her ey yanmıtır. Askerler, saat 18.00'de, köylüleri öldürme  
emri alarak köye geri gelirler. Kısmen yanan veya söndürülen evler tekrar atee verilir. Tüm  
köylüler mezradan çıkarılır. Tanık, telsiz konumalarından, öldürme emrinin iptal edildiğini  
anlağını ifade etmitir. Saat 19.00'da serbest bırakılan köylülere mezrada kalmamaları  
söylenir. Tanık, Diyarbakır'daki ailesinin yanına gider.  
71. Tanığın, operasyonun Türk askerleri tarafından yürütüldüğünden üphesi yoktur. Kaç  
askerin katıldığını tahmin edemez. Tanık, mezrada yaayan PKK üyesi olmadığını ve PKK  
mensuplarının, yardım almak için, köye geldiklerini hiç hatırlamadığını söyler. Delegeler  
tarafından sorgulanırken tanık, ne einin ne de kayınbiraderinin devlet makamlarıyla bir sorun  
yaamadığını ifade eder. Sevgol, yetkili makamlar tarafından, yukarıda bahsettiği olaylara  
ilikin hiç çağrılmadığını belirtir.  
3. Hakim Đpek  
72. Tanık, bavuranın oğlu olup Đkram ve Servet Đpek'in kardeidir. Tanık, soruturma konusu  
olayların, 18 Mayıs 1994 günü askerlerin köye gelmesiyle baladığını ifade eder. Tanık,  
“genel operasyon” olarak nitelendirdiği operasyona bebin askerin katıldığını tahmin eder.  
Askerler, mezraya, Hac Tepesi'nden yaya olarak gelir. Araçlarını buraya bırakır. Köylüleri  
köye toplarlar, kadın ve erkekleri ayırırlar. Herkesin kimliği toplanır. Askerler, aralarında  
kardeleri Đkram ve Servet Đpek ile üç Yolur kardein de olduğu altı kiiyi seçerler. Bu kiiler  
askerlerin sırt çantalarını araçlara taır. Tanık, bu kiilerin yaya olarak araçlara götürülüp  
bindirildiğini doğrular. Askerler kimlikleri geri dağıtır. Mezraya dönen köylüler evlerinin  
yanmakta olduğunu görürler. Tanık, ailesinin hayvanlarının ve eyalarının yandığını söyler.  
Tanığa göre, olaylar öğle vaktinde meydana gelmitir.  
73. Bazı köylüler yangını söndürmeye çalıır. Fakat, köylüleri öldürme emri alan askerler saat  
16 veya 17 civarı köye döner. Köylüler toplanır ve götürülür. Bununla birlikte, askeri  
telsizden köylülere ateaçılmaması yönünde bir emir gelir. Bunun üzerine köylülerin mezraya  
dönmelerine izin verilir, ama kendilerine, evlerindeki yangını söndürmeye çalıırlarsa  
öldürülecekleri söylenir.  
74. Delegeler tarafından sorgulanırken tanık, mezrada veya komu köylerde yaayan PKK  
üyesi olmadığını, gelen PKK'lılara ise yardım edilmediğini, çünkü devlet makamlarının  
misillemesinden korktuklarını anlatmıtır. Ayrıca, yetkili makamların bu yöndeki tekliflerine  
karın, mezrada hiç korucu yoktur. Tanık, mezranın neden yakıldığını ve kardelerinin neden  
götürüldüklerini bilmediğini söyler. Fakat, mezraya yarım saat uzaklıktaki Türeli köyünde  
bazı askerlerin öldürüldüğünü anlatır. Tanık, delegelere, bölgedeki tüm köylerin yakıldığını  
kaydeder.  
75. Tanık, kendisinin ve babasının (bavuran), kaybolan kardelerinin akıbetini öğrenmek  
amacıyla, makamlara, bir çok yazılı bavuruda bulunduğunu ifade eder. Makamlar, sürekli  
olarak, kardelerinin gözaltında olmadığını bildirir. Tanık, Bölge Valisi'nden gelen yanıtları,  
sinirlenerek yırttığını anlatır. Tanık, babasının Kiran'da karılağı bir askerin, babasına,  
Operasyon Komutanı'nın ismini söylediğini ifade eder. Babası bu ismi yazmıtır.  
4. Mehmet Nuri Yolur  
76. Tanık, Dahlezeri mezrasında doğduğunu, ama 1994 yılının balarında, Diyarbakır'da  
yaadığını ifade eder. Mezrada, yirmi ev vardır ve tüm aileler birbirleriyle akrabadır. Yolur,  
Đkram ve Servet Đpek'i tanımaktadır. Tanık, askeri operasyondan iki gün önce mezraya döner.  
Tanık, 17 Mayıs 1994 tarihinde, Bolu'dan ve diğer bölgelerden gelen askerlerin bölgeye  
yerletiğini ve operasyona binlerce askerin katılmıolabileceğini söyler. Ertesi gün, tüm  
köylüler okulun önünde toplanır ve köye yaya gelen askerler evleri yakar. Delegelerce  
sorgulanan tanık, okulda toplanan köylülerin baında be– altı askerin beklediğini ama  
mezraya düzenlenen operasyona elli, altmıbelki de yüz kadar askerin katıldığını tahmin eder.  
77. Tanığa göre, herkesin toplandığı okul mezradan on metre uzaklıktadır. Buradan,  
mezradaki alevleri görür. Köylülerin kimlikleri toplanır ve altı köylüden, (kendisi,  
Abdülkerim Yolur, Sait Yolur, Seyithan Yolur, Đkram Đpek ve Servet Đpek) askerlerin sırt  
çantalarını, köyün tepelik bölgesindeki araçlara taımaları istenir. Sorgulanan tanık, araçların  
okuldan gözükmediğini söyler. Tanık, askerlerin, Seyithan Yolur'un asker kaçağı olduğundan  
dolayı Lice'ye götürülmesi gerektiğini söylediklerini anlatır. Tanık, altı kadar kiinin, 9.00  
veya 10.00 sularında, askerle gittiğini tahmin eder. Askeri araçlara giderken, köyden  
dumanların yükseldiğini görür. Gidecekleri yere ulatıklarında, akamüstü olmutur. Fakat  
serbest bırakılacakları yerde, üstü açık bir askeri araca bindirilerek elli-altmıaskerle birlikte  
Lice'ye götürülürler. Lice'ye giderken yolda köylerden çıkan dumanları görür. Lice'ye  
vardıklarında hava kararmıtır. Araçlardan indirilirler ve yüzükoyun yere yatırırlar. Tanık, bu  
arada baka bir çok kiinin getirildiğini söyler. Binanın önünde yüz elli kadar insanın yerde  
yattığını tahmin eder. Kimlikleri toplanır. Tanık, kendisi ve kardelerinin (Sait ve Abdülkerim  
Yolur) gözaltı odasına götürüldüklerini, burada geceyi geçirdiklerini ifade eder. Bu süre  
içerisinde kötü muameleye maruz kalmazlar. Sabah kimlikleri geri verilir ve gidebilecekleri  
söylenir. Đkram ve Servet Đpek'i en son yere uzandıklarında görmütür. Tanık, mezraya  
döndüğünde tüm evlerin yakıldığını görür.  
78. Tanık, kendisi ve iki kardeinin serbest bırakılmasına karın Đpek kardeler ile Seyithan  
Yolur'un neden gözaltında tutulduğunu bilmediğini söyler. Tanık, götürüldükleri yerin  
“Lice'de büyük bir askeri yer” olduğunu ifade eder.  
79. Tanığın, mezraya saldıranların G-3 taıyan askerler olduğundan üphesi yoktur. Tanık,  
mezrada veya civarında herhangi bir PKK faaliyetinden haberi olmadığını ve mezranın neden  
yakıldığını bilmediğini; Binbaı Osman Duman'ın ismini hiç duymadığını belirtmitir.  
5. Abdülkerim Yolur  
80. Tanık, Đpek ailesiyle aynı mezradan olduğunu, burada yaayan tüm sakinlerin akraba  
olduğunu anlatır. Mezraya, 17 Mayıs 1994 günü Aydın'a yaptığı bir ziyaretten sonra döner.  
Askerler, 18 Mayıs 1994 günü sabah 11.00 ve öğle vakti yaya olarak mezraya saldırırlar.  
Saldıranlar G-3 taıdıkları için asker olduklarından emindir. Bölgenin üzerinden bir helikopter  
uçar. Askerler mezraya yaya olarak gelirler. Köylüler, okulda toplanır, erkekler ve kadınlar  
ayrılır. Askerler kimlikleri toplar. Köyün yandığını görür. Altı köylüden, (kendisi, Mehmet  
Nuri Yolur, Sait Yolur, Seyithan Yolur, Đkram Đpek ve Servet Đpek) askerlerin sırt çantalarını,  
Türeli köyüne taımaları istenir. Askerler, arkada kalanlara kimliklerini geri verir, diğerlerine  
vermez. Öğle vakti, yanmakta olan Türeli köyüne doğru yola çıkarlar. Saat 14.00'de, Türeli  
köyünün dıına ulaırlar. Daha önce serbest bırakılacakları söylenmelerine karın, Lice'den,  
askerleri geri götürmeye gelecek askeri araçlar için bekletilirler. Tanık, Türeli'ye gitmeseler  
de köylüleri görmese de köyün yanmakta olduğunu gördüğünü söyler. Gün batarken, altı  
köylü bir araca bindirilir ve Lice'ye doğru yola çıkarlar. Tanığa göre, araçta yüz kadar asker  
vardır. Lice'de, “Alay”a vardıklarında, köylüler yere yatırılırlar ve üçlü gruba ayrılırlar. Tanık,  
yerde yatan altı kiiden baka kii olup olmadığını bilmemektedir. Grubun birinde Đkram ve  
Servet Đpek ile Seyithan Yolur vardır. Tanık, bu kiileri en son burada gördüğünü ifade eder.  
Đsimler okunur. Tanığın kendisi ve kardeleri Mehmet Nuri ve Sait “Alay”ın içeri alınır ve  
geceyi hücre benzeri bir odada geçirirler. Kendilerine iyi davranılır. Odada tanımadıkları iki  
kii daha vardır. Tanık, geceyi geçirdikleri binaya ilikin ayrıntıları anımsamamaktadır.  
Hücrenin kapısı kilitlidir ve korunmaktadır. Ertesi gün kimliklerini geri verilen köylüler  
salıverilir. Tanık, mezraya döner ve bir-iki geceyi dıarıda geçirir. Tanık, Đkram ve Servet  
Đpek ile Seyithan Yolur'un neden gözaltına alındığını bilmemektedir. Tanık, bölgedeki PKK  
faaliyetleri konusunda bilgi sahibi değildir ve Binbaı Durmu'un ismini duymamıtır.  
81. Tanık, on yedi veya on sekiz köyün 18 Mayıs 1994 günü yandığını ifade eder.  
6. Turgut Alpı  
82. Tanık, 2 ubat 1996 tarihinde, bavuranın ikayetlerini incelemek üzere  
görevlendirildiğini ve sözkonusu dönemde, Diyarbakır'da görev yaptığını belirtir. Alpı, 18  
Mayıs 1994 günü, Đkram ve Servet Đpek'in Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı'nda gözaltına  
alındığına dair ve o tarihte, jandarma veya askeri birimlerce operasyon düzenlendiğini  
gösteren bir belgeye ulaılamağını ifade eder. Görüülen Lice Jandarma Komutanı, bu  
kiilerin gözaltına alınmadığını teyit eder. Soruturma, Đpek kardelerin gözaltına alındığına  
ilikin belge yetersizliğinden sona ermitir. Tanığa göre, ordunun operasyon kayıtlarına gerek  
olmadığını, çünkü Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın sözkonusu dönemde tüm bölgeden  
sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bolu Tugayı'nın sözkonusu tarihte bölgede görevli olma  
olasılığı sorulan tanık, Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın bunu bilebileceğini söyler. Tanık,  
Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı'ndan edindiği bilgiye dayanarak, 18 Mayıs 1994 tarihinde  
veya dolaylarında bir operasyon düzenlenmediği sonucuna varır. Sorgulanan tanık, 1994'te  
düzenlenen operasyonla ilgili Bolu Tugayı'ndan bilgi istemeyi gerekli görmediğini ifade eder.  
Tanık, bölgeden sorumlu olan Đlçe Jandarma Komutanlığı'nın bu konuda bilgisi olabileceğini  
yineler. Komutanlığın bu konuda bilgisi olup olmadığı saptanmamıtır.  
83. Tanık, Dahlezeri mezrasına ve Türeli köyüne gitmediğini, çünkü köylülerin buraları terk  
ettiğini bildiğini ifade eder. O bölgede görev yaptığı için bölgeyi tanıyan tanık, köylülerin  
köyü boalttıklarını bilmektedir. Tanık, Dahlezeri mezrasının veya Türeli köyünün yakılıp  
yakılmadığını teyit edememitir. Bu noktada sorgulanan tanık soruturmanın kapsamının  
mezranın yakıldığı iddiasına dek uzandığını gözlemlemitir. Lice Đlçe Jandarma Komutanlığı  
konuyu aratırır ve mezranın, iddia edildiği gibi, yakılmadığı kanısına varır. Lice Đlçe  
Jandarma Komutanlığı'ndan tanığa gelen yazıda, sadece, herhangi bir askeri operasyon  
düzenlenmediği bildirilir. Tanık, bölgede hiçbir köyün askeri birimler tarafından  
yakılmadığını ifade eder. Aksine, köylerin PKK tarafından yakıldığına bizzat tanık olmutur.  
84. Tanık, soruturma döneminde, Abdürrezzak Đpek'in, adı ve soyadı hariç, kiisel bilgilerine  
ulaamadığını ifade eder. Bu isimdeki kiiler Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne getirilerek  
sorgulanmı, ama bu kimselerin sözkonusu kii olmadığı sonucuna varılmıtır. Ailenin diğer  
üyeleri ve köylüler sorgulanamamıtır, çünkü adresleri bilinmemektedir. Ayrıca, sözkonusu  
dönemde bölgede yoğun olarak PKK eylemleri vardır. Tanık, Đpek kardelerin gözaltına  
alınmağının saptanamadığını ve bölge dıına atandığı için Yüzbaı ahap Yaralı'nın  
sorgulanmadığını belirtir.  
7. ahap Yaralı  
85. Tanık, 1994 yılında, Lice Đlçe Jandarma Komutanı olduğunu ve Tepe Jandarma  
Karakolu'ndan da sorumlu olduğunu teyit eder. Sorumlulukları arasında Türeli köyü de vardır.  
Tanık, yeminli ifadesinde, 18 Mayıs 1994 tarihinde, bölgede askeri operasyon  
düzenlenmediğini belirtir. Tanığa göre, o gün, jandarma veya askerler tarafından veya ortak  
bir operasyon düzenlenseydi, Đlçe Jandarma Komutanlığı'nın operasyon defterinde kayıtlı  
olması gerekirdi. Tanık, Bolu Komando Tugayı dahil, Silahlı Kuvvetler'in, düzenlenecek  
operasyon konusunda Komutanlığı bilgilendirdiğini ve planlı askeri operasyonların  
bildirilmesinin yerleik bir uygulama olduğunu ifade eder.  
86. Tanık, soruturması sırasında, Dahlezeri mezrasına veya Türeli köyünü ziyaret etmesinin  
soruturmaya bir katkısı olmayacağını, bölgede yoğun PKK faaliyeti olduğunu ve köylülerin,  
PKK tarafından köylerini terk etmeye zorlandığını belirtir. Tanık, bir görevlinin Dahlezeri  
mezrası sakinlerini sorguladığına ilikin bir tutanağın olması gerektiğini söyler. Tanık,  
güvenlik güçlerinin köy yakma veya köy boaltma olaylarıyla ilgisi olmadığını vurgular.  
87. Sorgulanan tanık, gözaltına alınan bütün kiilerin gözaltı tutanağına kayıt edildiğini  
yineler. Bu kayıtlara göre, Đpek kardeler gözaltına alınmamıtır. Tanık, jandarma  
karakolunda gözlem altında tutulan kimselerin isimlerinin kayıt edilmediğini ifade eder.  
88. Tanığa, görevde olduğu dönemde, Binbaı Osman Durmu'un adını duyup duymadığı  
sorulur. Tanık, Binbaı Osman Durmu'un, yerel seçimleri izlemekle görevli taburlardan  
birine danımanlık sıfatıyla, bölgede olduğunu anımsar.  
8. ükrü Günlükçü  
89. Tanık, Ekim 1993 ile Temmuz 1994 tarihleri arasında, Tepe Jandarma Karakol  
Komutanı'dır. Türeli köyünün ve sakinlerinin güvenliğinden sorumludur. Bununla birlikte,  
Tepe Jandarma Karakolu'nda görevli olduğu dönemde, Türeli'ye ve Dahlezeri'ye hiç  
gitmemitir. Tanık, ücra köylere gidemediklerini, çünkü araçlarının olmadığını söyler. Tanık,  
komutanğı altındaki askerlerin, soruturma amacıyla köye gitmiolabileceğini kabul eder.  
Tanık, 18 Mayıs 1994 günü, bölgede, kendi askerleri ve Bolu Komando Birimi tarafından bir  
operasyon düzenlenmediğini ifade eder. Operasyon düzenlenmesi halinde kendisine 24 saat  
öncesinden haber verildiğini söyler.  
90. Tanığa göre, bölgede çok iddetli terör eylemleri sözkonusu olduğundan, köylüler  
köylerini terk ederek Diyarbakır gibi daha güvenli yerlere göç etmitir. Tanık, köylüleri  
gitmemeleri konusunda ikna etmeye çalıtır. Köylüler kendisine, köylerine gelen, zorla  
yiyecek alan ve oğullarını kaçıran teröristlerden rahatsız olduklarını anlatmıtır. Tanık, yetkili  
makamların, köylerin boaltılması emrini verdikleri ve bölgedeki göçten sorumlu olduklarına  
ilikin iddiaları reddeder.  
91. Tanık, Dahlezeri köyündeki olaylarla ve bavuranın oğullarının askerler tarafından  
götürülğü iddiasına ilikin olarak, görevli olduğu dönemde, kendisine böyle bir bilgi  
ulamadığını savunmutur. Böyle bir olayın olması durumunda, kendisinin soruturma açarak  
bağlı olduğu Đlçe Jandarma Komutanlığı'na haber vermesi gerektiğini anlatır. Kaybolan  
kimseler hakkında, Abdürrezzak Đpek veya bir baka kii tarafından bir bavuru yapılmamıtır.  
Tanık, yetkili makamlar tarafından, bavuranın Mahkeme önündeki iddiaları açısından hiç  
sorgulanmadığını beyan eder. Tanık, bölgede görevli Binbaı Osman Durmuismini hiç  
duymatır. Bununla birlikte, sözü edilen Binbaı'nın baka bir kısımda olabileceğini veya  
kullanılmayan bir okula yerlemibulunan Lice Piyade Taburu'nda görevli olabileceğini ifade  
eder.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA  
A. Anayasa  
92. Türk Anayasası'nın 125. maddesinin ilgili bölümü aağıdaki gibidir:  
"Đdarenin her türlü eylem ve ilemlerine karı yargı yolu açıktır…  
Đdare, kendi eylem ve ilemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."  
93. Bu hüküm olağanüstü hal ve savahali de dahil olmak üzere hiçbir sınırlamaya tabi  
değildir. 125. maddenin son hükmü, "sosyal risk" kuramına dayalı mutlak ve objektif  
sorumluluk taıyan idarenin, sorumlu tutulabilmesi için mutlaka hatalı olduğunun  
kanıtlanmasını da gerekli kılmamaktadır. Dolayısıyla, idare, kimliği belirsiz kiilerce ya da  
teröristlerce ilenen fiillerden zarar gören ahıslara, kamu düzeni ve güvenliğiyle ya da  
bireysel yaam ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle  
tazminat ödeyebilir.  
94. Đdari sorumluluk ilkesi OHAL ile ilgili 2935 sayı ve 25 Ekim 1983 tarihli Kanun'a da  
yansıtır:  
“... idare mahkemelerinde, idare aleyhine, bu Kanunun öngördüğü yetkilerin kullanılmasına  
ilikin olarak, tazminat davası açılabilir.”  
B. Cezai Sorumluluk  
95. Türk Ceza Kanununa göre aağıdaki fiilleri ilemek suçtur:  
(a) bir kimseyi gayri meru bir biçimde kii özgürlüğünden mahrum bırakmak (m.179,  
memurlar bakımından m.181),  
(b) bir kimseye ikence ve kötü muamelede bulunmak (m. 243 ve 245),  
(c) kazara adam öldürmek (m.452 ve 459), kasten adam öldürmek (448) ya da cinayet (450).  
(d) bir eyi ilemek veya ilemesine müsaade etmek ya da o eyi ilememeye mecbur etmek  
bir kimseyi zorlamak (m.188);  
(e) tehdit etmek (m.191);  
(f) bir kimsenin evini yasadıı aramak (m.193 ve 194);  
(g) kundakçılık yapmak (m.369, 370, 371, 372) veya hayati tehlikeye yolaçan kundakçılık  
(m.382),  
(h) dikkatsizlik, ihmal ve tecrübesizliğe dayanan kundakçılık fiili (m.383); veya  
(i) bir bakasının malına kasıtlı olarak zarar vermek (m.526 vd.).  
96. Bu suçların tümünde, ikayetler, CMUK m. 151 ve 153 uyarınca Cumhuriyet Savcılığı'na  
ya da mahalli idari makamlara yapılabilir. Savcı ve polis kendisine bildirilen suçları  
aratırmakla mükelleftir. Savcı CMUK m.148 uyarınca bir soruturma açılıp açılmayacağına  
karar verir. ikayetçi, Savcı'nın soruturmaya gerek olmadığı yönündeki kararını temyiz  
edebilir.  
97. ikayet konusu fiilleri ilediğinden üphe edilenler askeri personelse, verilen emirlere  
uymadıklarında, Askeri Ceza Kanunu'nun 86 ve 87. maddelerine uyarınca, zarara sebebiyet  
vermek, insan yaamını tehlikeye düürmek ve mala zarar vermekten kovuturulabilirler. Bu  
durumda, soruturma CMUK'a göre yetkili makam nezdindeki (asker olmayan) ahıslarca ya  
da zanlının hiyerarik üstü tarafından balatılabilir (Askeri Mahkemelerin Kuruluve  
Đꢀleyiine ilikin 353 Sayılı Kanun'un 93 ve 95. maddeleri)  
98. Bir suçun faili olduğu iddia edilen kimse, suçu ilediği sırada Devlet görevlisi ya da  
memursa, hakkında soruturma açılabilmesi için yerel idare kurullarından lüzum-u muhakeme  
kararı alınmalıdır (Đl Genel Meclisi Đdare Kurulu). Yerel idare kurullarının bu türden kararları  
Danıtay'da temyiz olunur; men-i muhakeme kararları re'sen incelenir.  
C. Tazminata ilikin hükümler  
99. Memurlar tarafından ilenen maddi ve manevi zarara sebebiyet veren herhangi bir yasadıı  
fiil, ister cürüm ister ikence, genel hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası konusu  
olabilir. Borçlar Kanunu'nun 41. maddesi uyarınca, gerek kasten gerek ihmal ve savsaklama  
yahut tedbirsizlik nedeniyle haksız bir surette diğer kimseye zarar veren ahıs, o zararın  
tazminine mecburdur. Maddi kayıplar, Borçlar Kanunu'nun 46. maddesi, manevi kayıplar ise  
yine aynı Yasa'nın 47. maddesi uyarınca hukuk mahkemeleri tarafından tazmin edilir.  
100. Đdare aleyhindeki davalar, durumaların yazılı usulde görüldüğü idare mahkemelerinde  
açılır.  
101. Terörist iddetin sebep olduğu zararlar ise Sosyal Yardımlama ve Dayanıma Fonu  
tarafından karılanabilir.  
D. 285 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Etkisi  
102. 1985 yılından bu yana, Türkiye'nin güneydoğu bölgesinde, güvenlik güçleri ile PKK  
üyeleri arasında ciddi karmaa ve çatıma yaanmaktadır.  
Bu çatıma, Hükümet'e göre, binlerce sivilin ve güvenlik gücü mensubunun yaamına mal  
olmutur.  
103. Olağanüstü Hal Kanunu (Kanun no.2935, 25 Ekim 1983) uyarınca iki önemli Kanun  
Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıtır. Birincisi 10 Temmuz 1987 tarihinde çıkarılan  
285 Sayılı KHK olup, onbir güneydoğu ilinin onunu kapsayan bir Olağanüstü Hal Bölge  
Valiliği kurmaktadır. Anılan KHK'nin 4. maddesinin (b) ve (d) fıkraları uyarınca tüm özel ve  
genel kolluk kuvvetleriyle Jandarma AsayiKomutanğı, Bölge Valisi'nin emrine  
verilmektedir.  
104. Terör suçlarının sözkonusu olduğu durumlarda, Cumhuriyet Savcıları'nın yetkileri,  
Türkiye genelinde kurulmubulunan Devlet Güvenlik Mahkemelerine (DGM) ve bunların  
Savcıları'na geçer.  
105. Olağanüstü hal bölgesinde görev yapan güvenlik gücü mensuplarının ilediği suçlar  
bakımından da Cumhuriyet Savcıları'nın yetkileri bulunmamaktadır. 285 sayılı KHK'nin 4§1  
hükmü, Bölge Valisi'nin emrindeki tüm güvenlik görevlilerinin, görevleri sırasında iledikleri  
suçlar bakımından 1914 Sayılı Memurin Muhakematı Kanunu'na tabi olacaklarını  
öngörmektedir. Bu arada bir baka kanun, 1914 Sayılı Kanun'un yerini almıtır. Dolayısıyla,  
güvenlik güçleri tarafından suç ilendiği ihbarını alan herhangi bir Savcı görevsizlik kararı  
vererek dosyayı Đdare Kurulu'na göndermekle mükelleftir. Memurlardan oluan idare  
kurullarına Vali bakanlık eder. Kurul tarafından verilen men-i muhakeme kararları Danıtay  
tarafından re'sen incelenir. Lüzum-u muhakeme kararı alındıktan sonra davayı soruturma  
görevi savcınındır.  
106. Đkincisi 16 Aralık 1990 tarihinde çıkarılan 430 Sayılı KHK'dir. Bu KHK de Bölge  
Valisi'nin yetkilerini güçlendirmitir. Örneğin, Bölge Valisi görev alanı içindeki yargıçlar ve  
savcılar da dahil olmak üzere kamu görevlilerinin ve çalıanlarının bölge dıına nakline karar  
verebilir. Đlgili KHK'nin 8. maddesi öyledir:  
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Đçileri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve  
olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yet-kilerin kullanılması ile ilgili her  
türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk  
iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine bavurulamaz. Kiilerin  
sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."  
HUKUK  
I. MAHKEMENĐN KANITLARA VE OLAYLARA ĐLĐꢁKĐN DEĞERLENDĐRMESĐ  
A. Tarafların Đddiaları  
1. Bavuran  
107. Bavuran, Mahkeme önündeki yazılı ve sözlü ifadelerinde Dahlezeri mezrasının  
yakıldığını, iki oğlunun güvenlik güçlerince kaçırıldığını, gözaltında öldüklerini ve  
yetkililerin bu konulara ilikin yeterli bir soruturma yürütmediklerini iddia ederek  
Mahkeme'den Sözleme'nin 2,3,5,13,14 ve18. maddeleri ile 1 No.'lu Protokolün 1.  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmasını istemitir.  
2. Hükümet  
108. Hükümet bavuranın iddialarına karı çıkarak Ankara'da yapılan tanık dinleme  
durumasında verilen ifadelerin, bavuranın iddialarının dayanaksız olduğu ve Sözleme'nin  
hiçbir maddesinin ihlal edilmediği sonucunu çıkardığını iddia etmektedir.  
B. Genel Đlkeler  
109. Mahkeme, kanıtları değerlendirirken kullandığı “makul üpheye yer vermeyecek” kanıt  
standardını teyit eden son zamanlardaki kararlarını hatırlatır ( Orhan v. Türkiye , no. 25656/94,  
§ 264, ECHR 2002; Tepe v. Turkey , no. 27244/95, § 125, 9 Mayıs 2003; ve Yöyler v.  
Türkiye , no. 26973/95, § 52, 24 Temmuz 2003). Bu tür bir kanıt yeterince ciddi, açık,  
belirgin ve tutarlı çıkarımlardan ya da çürütülmemikarinelerden ne'et edebilir. Bu bağlamda,  
tarafların kanıtlar toplanırken takındıkları tutum gözönünde bulundurulmalıdır (bkz. 18 Ocak  
1978 tarihli Đrlanda-Birleik Krallık kararı, Series A no. 25, s.65, § 161).  
110. Mahkeme, üstlendiği rolün ikincil niteliği hususunda duyarlıdır ve ilk derece  
mahkemesinin görevini üstlenmekte ihtiyatlı olmak zorundadır, meğer ki böyle bir rolü belli  
bir davanın özel koulları kaçınılmaz kılsın. Bununla birlikte, gözaltına alındıktan sonra bir  
kimsenin kaybolması ve Devlet görevlilerince malın-mülkün yok edilmesi durumunda, bazı iç  
kovuturma ve soruturma süreçleri zaten iletilmiolsa bile, Mahkeme özellikle kapsamlı bir  
inceleme yapmak zorundadır (bkz. mutatis mutandis , Orhan v. Turkey , y.a.g, § 265).  
C. Mahkeme'nin Sözleme'nin 38/1 hükmüne ilikin mülahazaları  
111. Sözleme'nin 38/1-a hükmü aağıdaki gibidir:  
“Mahkeme, kendisine gelen bavuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,  
a) Olayları saptamak amacıyla, tarafların temsilcileriyle birlikte bavuruyu incelemeye  
devam eder ve gerekirse, ilgili Devletlerin, etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları  
sağlayacakları bir soruturma yapacaktır…”  
112. Mahkeme, Sözleme'nin eski 25. maddesi (imdiki 34.madde) uyarınca oluturulan  
bireysel bavuru sisteminin etkin bir biçimde ileyebilmesi için, bavuruların uygun ve etkili  
bir biçimde incelenebilmesini mümkün kılacak her türlü kolaylığın Devletler tarafından  
sağlanmasının çok önemli olduğunu tekrarlar ( Orhan kararı , y.a.g, § 266, ve Tanrıkulu v.  
Turkey [GC], no. 23763/94, § 70, ECHR 1999-IV). Bir bavuranın, haklarının Devlet  
görevlileri tarafından ihlal edildiği suçlamasında bulunduğu bu nitelikteki davalarda, sadece  
davalı Devlet bu iddiaları destekleyici ya da çürütücü bilgilere ulaabilmektedir. Hükümet'in  
makul bir açıklama getirmeksizin elindeki bu tür bilgileri vermemesi bavuranın iddialarının  
temelsiz olduğu çıkarımına yol açabileceği gibi, davalı Devlet'in Sözleme'nin 38/1-a hükmü  
uyarınca yüklendiği yükümlülüklere olumsuz bir yaklaım sergilediğini de gösterir ( Timurtaꢀ  
v. Turkey , no. 23531/94, §§ 66 ve 70, ECHR 2000-VI). Aynı durum, bir davadaki olayların  
saptanmasını etkileyecek bir tanığın Devlet tarafından durumaya çıkarılamamasında da  
geçerlidir.  
113. Yukarıdaki ilkeler ıığında Mahkeme, davanın olay ve olgularını tespit ederken  
kendisine yardımcı olma konusundaki tutumunu incelemitir.  
114. Bu bağlamda, bavuranın kayıp oğullarının kaderi ve malının-mülkünün yok edilmesine  
ilikin ikayetlerini gözönüne alan Mahkeme, bavuranın davasının temelde 18 Mayıs 1994  
tarihinde Dahlezeri mezrasında askeri bir operasyon yürütülüp yürütülmediği çevresinde  
döndüğüne dikkat çeker. Hükümet, sözkonusu dönemde anılan mezra çevresinde askerlerin ve  
jandarmaların faaliyette bulunduğunu ısrarla reddetmektedir. Bu iddianın makullüğü  
bavuranın ve gösterdiği tanıkların Mahkeme Delegelerine verdikleri ifadeler ıığında  
incelenmelidir. Sözlü ifadeler, özellikle de yazılı ifadelerin güvenilirliği bundan dolayı çok  
titiz bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Bu bağlamda bavuranın mülkünün yok edildiğini  
gösteren fotografik ya da diğer adli kanıtların bulunmadığına, olay günü mezradaki askerlerin  
mevcudiyetiyle ilgili bağımsız görgü ahitlerinin olmadığına, bavuranın oğullarının  
gözaltında görüldüğüne ilikin hiçbir ihbarda bulunulmadığına ve her iki tarafça Mahkeme'ye  
sunulan kanıtların kendi iddialarını kanıtlamaya yönelik özellikler taıdığına dikkat  
çekilmelidir.  
115. Mahkeme, tıpkı Delegeler gibi, sınırlı sayıda tanığın ifade verdiğini yakından gözönünde  
bulundurmalıdır. Ayrıca, bavuran lehinde ifade veren tüm tanıklar bir ekilde ya bavuranla  
ilikilidir ya da aynı çevreye ya da küçük gruba mensuptur. Bavuranın ve tanıklarının, büyük  
kiisel korkulara ve acılara ilikin sorunlarla ilgili ifade veren, olaylara ilikin yorumları  
duygusallıktan etkilenme tehlikesi taıyan, basit ve sıradan insanlar olduklarına dikkat  
çekilmelidir.  
116. Ayrıca, olayların üzerinden belli bir süre geçmesi tanıkların olayları ayrıntılı ve doğru bir  
biçimde hatırlamalarını da etkilemitir. Bu davada, Delegelerin önünde ifade veren  
tanıklardan yıllar önceki olayları hatırlamaları istenmitir.  
117. Mahkeme, sözkonusu dönemde bavuran ve tanıklarının yaadıkları bölgenin, PKK ve  
güvenlik güçleri arasındaki iddetli mücadeleye sahne olan daha genibir bölgenin parçası  
olduğunu da gözardı edemez. Bavuranın yakın çevresi de dahil olmak üzere bu bölgede  
yaayan birçok kiinin PKK davasına sempatiyle bakabilecekleri ve hükümet güçlerine karı  
dayanaksız iddialarda bulunarak onların güvenilirliklerini zedeleme fırsatı yakalamaya  
çalıabilecekleri de ihtimal dahilindedir.  
118. Delegelerin önünde verilen ifadelere verilmesi gereken ağırlık değerlendirilirken bu  
etkenler gözönünde bulundurulmalıdır. Mahkeme Delegelerinin yalnızca sınırlı sayı da tanığı  
dinlediğine de dikkat çekilmelidir. Bavuranın karısı Fatma, Seyithan Yolur'un babası akir  
Yolur bavuranın hem ilgili hem de maddi tanıklarıdır. Fakat Delegelerin önüne çıkamadan  
her ikisi de ölmütür. Duruma yapılmadan önce Delegelere, bavuranın oğluyla birlikte  
gözaltına alındığı iddia edilen Sait Yolur'un ruhsal durumu nedeniyle ifade veremeyeceği  
bildirilmitir.  
119. Hükümet adına ifade vermek üzere çağrılan iki tanığın durumaya katılmaması da  
Mahkeme için üzüntü vericidir. Olayların vuku bulduğu sırada Türeli köyünün Muhtar'ı olan  
Mehmet Sönmez'in ifade vereceği gün (20 Kasım 2002), Delegelere, fikrini değitirerek ifade  
vermekten vazgeçtiği ve Diyarbakır'a geri dönmeye karar verdiği bildirilmitir. Mahkeme  
Hükümet'ten, Mehmet Sönmez'in ifade vermekten son dakikada kendi iradesiyle vazgeçtiğini  
teyit eden yeminli bir ifadesini almasını talep etmitir. Bu talebin sonrasında, Hükümet,  
Mahkeme'ye, 6 Ocak 2003 tarihindeki bir durumada tanığın Yargıç Yaar Turan'a verdiği bir  
ifadenin de yer aldığı bir mahkeme tutanağı göndermitir. Sözkonusu ifade öyledir (çeviri):  
“Tanık Abdullah oğlu, 1952 doğumlu Mehmet Sözen 500 Evler, 23. Cadde No: 24 Diyarbakır  
adresinde ikamet etmektedir. Taraflardan Abdürrezzak Đpek'i tanımaktadır. Tanık olarak  
gösterilmitir. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dıꢀ Đlikiler Genel Müdürlüğü'nün  
yazısı tanığa okunmu, olayla ilgili olarak yemin ettirilmive kendisine sorulmutur:  
TANIK ĐFADESĐNDE: “18 ve 20 Kasım 2002 tarihleri arasında Ankara'da gerçekletirilen  
tanık dinleme durumasında ifade vermeyi reddettiğim doğrudur. Đfade vermekten  
kaçınmamın nedeni iddia konusu olayın vuku bulduğu yer ile ikamet ettiğim yer arasındaki  
mesafenin yaklaık 8 km olmasıdır. Sözkonusu köyün muhtarı olsam da, olay günü güvenlik  
güçleriyle teröristler arasında yoğun çatımalar yaandığı için dıarıya hiç çıkmadım. Dıarıya  
çıkmağım için de hiçbir ey görmedim. Olay hakkında hiçbir ey bilmediğim için de ifade  
vermek istemedim.  
120. Mahkeme, tanığın Ankara'da fikrini değitirmesi için hiçbir neden olmadığını  
ünmektedir. Durumada ifade vermeme nedenlerini doğrudan Delegelere de  
açıklayabilirdi. Tanığın ifade vermeyi reddetmek için haklı nedenleri olup olmadığını, eğer  
varsa Ankara'daki durumanın çekimeli niteliğine uygun düzenlemelerin tanığın kimi özel  
isteklerini karılamaya yetecek ölçüde olup olmadığını Delegeler belirlemeliydi. Olayda,  
Mahkeme'ye ayrıntıları çapraz incelemeye tabi tutulmamıbir ifade sunulmutur. Bu artlarda  
Mahkeme bu ifadenin içeriğini, Delegelere verilen diğer ifadelerle tutarlı olduğu, ya da  
çelitiği ölçüde dikkate alacaktır.  
121. Bununla birlikte, Mahkeme, Hükümet'in tanıklarını durumaya çıkaramamasına ilikin  
olarak zıt çıkarımlara varmayı uygun bulmamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, tanıktan, resmi  
bir görev ifa ederken meydana geldiği iddia edilen olaylarla ilgili ifade vermesi beklense de,  
duruma sırasında bir Devlet görevlisi olmadığına dikkat çeker.  
122. Mahkeme için asıl ilgi çekici olan General Yavuz Ertürk'ün durumaya katılmamasıdır.  
Delegeler Hükümetle yaptıkları yazımalar sonucunda General Yavuz Ertürk'ün, eğer  
meydana gelmise, olay günü bavuranın mezrasının çevresindeki askeri operasyonun  
düzeyinin açıklığa kavuturulmasında kendilerine yardımcı olacak hem ilgili hem de maddi  
bir tanık olduğuna karar vermilerdir. Delegeler, bavuranın mezrası civarındaki bölgede  
meydana gelen aynı dönemdeki olaylar nedeniyle yapılan diğer bavurularda da, hem  
Mahkeme'nin hem de eski Komisyon'un yürütülen askeri operasyonların niteliğini, emir-  
komuta zincirini ve iddia konusu olaylarla ilgili operasyonların merkezlerini tespit etmekte  
yaadığı güçlüklerin de farkındadır.  
123. Delegeler General Yavuz Ertürk'ün daha önceki bir davada Ekim 1993'de Kulp-Lice-  
Mubölgesinde yürütülen büyük bir askeri operasyon hakkında Komisyon Delegeleri'ne ifade  
verdiğinin de farkındadır. (Akdeniz ve Diğerleri-Türkiye, no. 23954/94, 31 Mayıs 2002).  
Ayrıca üstte bahsedilen Orhan davasında ifade almak üzere Komisyon Hükümet'ten bölgede  
Bolu Tugayı tarafından yürütüldüğü iddia edilen askeri operasyonların komutanının  
belirlenmesi ve Delegelerin önüne çıkmasının sağlanmasını talep etmitir. Komisyon'un  
hatırlatmalarına rağmen tanık dinleme durumasının ancak ikinci gününde Hükümet “bölgede  
yürütülen operasyonlarda sorumlu subayın General Yavuz Ertürk” olduğunu belirtmitir.  
Hükümet, Mayıs 2001'deki sözlü duruma sırasında General Yavuz Ertürk'ün Bolu Tugayı'nın  
komutanı olduğu, üstte bahsedilen Akdeniz ve Diğerleri davasında Delegeler Komitesi'ne  
zaten ifade vermiolduğu ve baka bir bilgiye de sahip olmadığı için tekrar Komite'nin önüne  
çağrılmadığını da ilave etmitir. Hükümete göre, Orhan davasında, Komite önünde önceki  
ifadelerin tekrarlanmasında bir yarar görülmemitir.  
124. Orhan davasında olduğu gibi, Mahkeme General Yavuz Ertürk'ün ifadesinin, bu davanın  
olaylarına ilikin olarak Hükümet'in konumunun belirlenmesinde temel olacağını  
ünmektedir. Fakat Hükümet, adıgeçenin durumada hazır bulunmamasına ilikin hiçbir  
makul açıklama getirmeksizin sadece 4 Kasım 2002 tarihinde Mahkeme'ye gönderdiği bir  
yazı ekinde yer alan bir ifadeyi sunmakla yetinmitir. Sözkonusu yazıda Hükümet, u  
hususları belirtmitir: “...Yetkililerimiz General Yavuz Ertürk'ün, iddia konusu yer ve  
zamanlarda hiçbir askeri operasyon yürütülmemesinden dolayı iddia konusu olaylarla ilgili  
herhangi bir malumatı olmadığı gerekçesiyle durumaya katılmasının gerekli olmadığını  
ünmektedirler. Bu bağlamda, General Ertürk'ün ifadesinin bu bavuruya hiçbir hukuki  
yarar sağlamayacağı açıktır. Ayrıca, General Ertürk Akdeniz ve diğerleri davasında da  
dinlenmitir.” 13 Kasım 2002 tarihli cevabi yazıda Sekreterya Hükümet'e, Mahkeme  
Bakanı'nın Hükümet'in dikkatini Sözleme'nin 38/1 hükmüne özellikle de sözlemeci  
Devletlerin Mahkeme tarafından yürütülen bir incelemenin etkili bir biçimde yapılması için  
gerekli her türlü yardımı sağlama yükümlülüklerine çekmek istediğini bildirmitir. Mahkeme  
Bakanı ayrıca, Hükümet'e Orhan davasında bir tanığın olayların değerlendirilmesiyle ilgili  
olup olmadığı ya da ne ölçüde ilgili olduğu değerlendirmesinin Mahkeme tarafından  
yapılması gereken bir husus olduğunu da hatırlatmıtır.  
125. Bu bavurunun arka planını oluturan olayların Mayıs 1994'te Lice bölgesinde meydana  
geldiğine dikkat çekilmelidir. Akdeniz ve Diğerleri davasında ifade verirken General  
Ertürk'ten bu davadakinden farklı bir dönemde (Ekim 1993) ve yerde (Alaca köyü) meydana  
gelen olayları anlatması istenmitir. Bu arka plan karısında, Mahkeme, o davadaki olaylarla  
ilgili değerlendirmesinin bu davayla ilgili olup olmadığına ya da ne ölçüde ilgili olduğuna  
karar verme görevinin kendisine ait olduğunu tekrarlar.  
126. Dolayısıyla, Mahkeme General Ertürk'ün durumaya katılmamasıyla ilgili olarak  
Hükümet'in tutumuna ilikin sonuçlar çıkarabileceğini düünmektedir.  
127. Bu artlar altında ve davalı Hükümet'in Sözleme yargılaması sırasındaki ibirliğinin  
önemine değinerek ve bu nitelikteki kanıt toplama iinin ortaya çıkardığı kaçınılmaz  
zorlukları gözönünde bulundurarak Mahkeme, Hükümet'in Sözleme'nin 38/1 hükmü  
uyarınca üstlendiği, Mahkeme'ye olayların tespitinde gerekli tüm kolaylıkları sağlama  
yükümlülüğünü yerine getirmekte yetersiz kaldığı sonucuna varmıtır.  
D. Mahkeme'nin bu davadaki olaylara ilikin değerlendirmesi  
1. Dahlezeri mezrasında 18 Mayıs 1994 tarihinde bir operasyon yürütülmesiyle ilgili olarak  
128. Üstteki mülahazalar gözönünde bulundurularak, 18 Mayıs 1994 tarihinde Dahlezeri  
mezrasında meydana gelen olaylara ilikin olarak bavuran ve tanıklarının verdikleri  
ifadelerdeki güçlü tutarlılık düzeyi gözlemlenebilmektedir. Hepsi de, bavuranın iç hukuk  
yetkililerine vermiolduğu ifadelerde (bkz. üstte 26-30. paragraflar) ve bavuru formunda  
belirttiği olay anlatımına büyük ölçüde uygun bir biçimde 18 Mayıs günü, biri sabah biri de  
öğleden sonra olmak üzere iki askeri operasyon yapıldığını doğrulamılardır.  
129. Bavuranın, Delegelere, yetkililere verdiği ifadelerden daha ayrıntılı bir olay anlatımı  
sunduğu doğrudur (bkz. üstte 62-67). Fakat, bavuranın ikayetlerinin olgusal temelde ilk kez  
Delegeler Komitesi'nin yaptığı tanık dinleme duruması vesilesiyle incelendiğine dikkat  
çekilmelidir. Bavuran, Delegeler Komitesi'ne verdiği, mezraya PKK militanlarının hiç  
gelmedikleri yolundaki ilk ifadesiyle çelise de, Mahkeme bunun, bir tanık olarak bavuranın  
genel güvenilirliğini zedelemediğini düünmektedir. Bavuran, Delegelerin gerçekleri tespit  
edebilmesi için olayları hatırlamak zorunda bırakılmıtır. Fakat, bavuranın duygularının  
sözkonusu günde meydana gelen önemli olayların hatırlanmasını engellediğine ilikin hiçbir  
belirti yoktur.  
130. Bavuranın operasyonun komutanının ismini bildiğine aırı vurgu yaptığına dikkat  
çekilmelidir. Fakat, Mahkeme bilgi kaynağı belirtilmediği ve Delegeler tarafından  
sorgulanmadığı, ayrıca bavuran tarafından oğullarının nerede olduğuna ilikin dilekçe  
verilirken bu yönde bir bilgi yetkililerin dikkatine sunulmadığı için bu iddiaya hiçbir ağırlık  
vermeyecektir.  
131. Mehmet Nuri Yolur, verdiği ifadede 17 Mayıs günü mezrada askerlerin mevcudiyetine,  
mezrada yaayanların meydanda toplandıklarına, evlerinin yakıldığına ve 18 Mayıs günü  
mezra sakinlerinden altısının götürüldüklerine değinmitir. Delegelere verdikleri ifadelerde,  
Hakim Đpek ve Abdülkerim Yolur, olayları ikna edici ve etkileyici bir biçimde anlatmılardır.  
Adıgeçenler 18 Mayıs günü mezrada bir operasyon yapıldığını kesin bir biçimde  
hatırladıklarını söylemilerdir. 18 Mayıs günü köye askerlerin geldiği Sevgol Đpek'in  
ifadesinde de doğrulantır. Đpek'in ifadesi, bavuranın ifadesinde belirtilen mezra  
meydanında toplanma ve ana gruptan altı köylünün seçilerek götürülmeleri iddialarını teyit  
etmitir.  
132. Mahkeme, sakin bir kiiliğe sahip ve meydana gelen olaylara ilikin görece kayba  
uğramamıbir hafızayla ifade veren Sevgol Đpek'i güvenilir bir tanık olarak bulmutur.  
Bavuran gibi Sevgol Đpek de büyük kiisel kayıplara uğramıtır. Fakat, Mahkeme bu  
durumun, Đpek'in verdiği ifadenin güvenilirliğini zedelemediğini ve bu ifadenin sadece siyasi  
güdülerle güvenlik güçlerinin güvenilirliğini zedeleme arzusuyla verildiğini varsaymak için  
hiçbir neden olmadığını düünmektedir.  
133. Bavurana ve tanıklara sorgulamaları sırasında mezraya yapılan baskınların ve evlerin  
yakılmasının PKK'nın ii olabileceği hatırlatılsa da Mahkeme, iin içinde askerlerin olduğuna  
ilikin tanık ifadelerinden üphe duymak için hiçbir neden olmadığını düünmektedir.  
Bavuran, ifadesinde mezraya gelenlerin askeri kıyafetler ve teçhizatlar içinde olduğunu  
belirterek mezradaki her iki operasyonun da askerler tarafından yapıldığını düünmektedir.  
Đfadesinde sürekli olarak mezradaki Türk askerlerinden bahseden Sevgol Đpek'in ifadeleri ve  
bavuranın diğer tanıklarının ifadeleri operasyonun resmi bir operasyon olduğundan üphe  
duyulması için çok az neden bırakmaktadır.  
134. Hükümet gibi Delegeler de bavuranın ve diğer mezra sakinlerinin mülklerinin yok  
edilmesinde ve altı mezra sakininin kaçırılmasında olası bir PKK sorumluluğuna ilikin olarak  
tanıkları sınamaya çalıtır. Fakat, geçmite PKK üyelerinin mezrada yatacak yer ve  
yiyecek aramıolabilecekleri ihtimali dılanamamasına –ve bavuranın duruma sırasında  
Hükümet temsilcileri tarafından gerçekletirilen çapraz sorgusunda bunu teyit etmiꢀ  
gözükmesine- rağmen 18 Mayıs 1994 tarihinde mezrada meydana gelen olayların arkasında  
PKK'nın bulunduğu sonucuna varmak için hiçbir dayanak bulunmamaktadır. Mahkeme  
açısından, evlerin yok edilmesi ve bavuranın iki oğlunun kaybolmasının, mezranın PKK'ya  
yardım etmeyi reddetmesinden dolayı PKK tarafından gerçekletirilen bir misilleme eylemi  
olduğu iddiası makul gözükmemektedir.  
135. Bavuranın kimi tanıklarının operasyona katılan askerlerin sayısına ilikin farklı  
tahminlerde bulundukları da gözardı edilemez. Hakim Đpek bebin asker olduğu tahmininde  
bulunmutur. Mehmet Nuri Yolur Delegelere binlerce askerin katılmıolabileceğin söylemiꢀ  
fakat daha sonra, mezradaki operasyona yüz kadar askerin katılmıolabileceğini belirtmitir.  
Sevgol Đpek, operasyona katılan askerlerin sayısına ilikin herhangi bir tahminde  
bulunamamıtır. Mahkeme bu bağlamda tanıkların basit ve sıradan bir tabakadan geldiklerini  
ve sayısal değerlendirmelerde ve mesafe tahminlerinde bulunurken zorluk çekebileceklerini  
gözönünde bulunduracaktır (bkz. Selçuk ve Asker-Türkiye kararı, 24 Nisan 1998, Reports of  
Judgments and Decisions 1998-II, s.899, § 26).  
136. Fakat, Mahkeme bu abartılı gözüken rakamların, mezradaki operasyona katılan  
askerlerin sayısına ilikin bir tahminden çok, bölgenin genelinde yürütülen genikapsamlı bir  
askeri operasyonla ilgili olabileceği olasılığını da dıta bırakamaz. Bu bağlamda, Mehmet  
Nuri Yolur verdiği ifadede, üstü açık bir askeri araçla Lice'ye götürülürken köylerden  
dumanlar yükselirken gördüğünü söylemitir. Hakim Đpek ve bavuran da Delegelere komu  
köyün yakıldığını anlatmılardır. Mahkeme, bavuran ve Abdülkerim Yolur'un bölgenin  
üstünde uçan helikopterlerden bahsetmesini önemli bulmutur.  
137. Mahkeme açısından bu anlatımlar küçük kapsamlı da olsa bölgede yürütülen daha geniꢀ  
bir operasyonun parçası olarak mezrada yoğunlaan bir askeri operasyonla tutarlıdır.  
138. Mahkeme Hükümet tanıklarının mezrada ya da mezra çevresinde askeri bir operasyon  
yürütülğü iddiasını sürekli olarak inkar ettiklerine dikkat çeker. Mahkeme ahap Yaralı ve  
ükrü Günlükçü'nün ifadelerini inandırıcı ve hiçbir ekilde bavuran ve tanıklarının, olaya  
bizzat tanık olan kiiler olarak verdikleri ifadeleri çürütücü nitelikte bulmamıtır. ahap  
Yaralı ve ükrü Günlükçü Delegeler tarafından kendilerine yöneltilen sorulara güvenlik  
güçlerinin köy yakma fiilinde bulunabilecekleri iddiasını sürekli reddederek savunmacı bir  
tutum sergilemilerdir. Türkiye'ye karı köy yakma iddialarıyla yapılan diğer bavurularda  
ortaya çıkan gerçeklerin ıığında (bkz Bilgin-Türkiye, no.23819/94, § 64, 16 Kasım 2000;  
Dula-Türkiye, 25801/94, § 13, 30 Ocak 2001; Yöyler, üstte, § 61), Mahkeme bu tanıkların  
beyanlarına ihtiyatla yaklamalıdır.  
139. Turgut Alpı iddia konusu operasyonun yürütüldüğü sırada bölgede değildir. Adıgeçen,  
bavuranın oğullarının kaybolması ve evinin yakılmasıyla ilgili ikayetlerini geriye dönük (ex  
post facto) olarak soruturmak üzere atanmıtır. Mahkeme, adıgeçenin, askeri bir operasyona  
ilikin soruturmada kullanılacak bir kayıt bulunmadığını ve Lice Đlçe Jandarma Komutanı'nın  
da bir askeri operasyon yürütülmediğini teyit ettiğini söylediğine dikkat çeker. Mahkeme  
Turgut Alpı'nın sözkonusu günde bir askeri operasyon yürütülmüolsaydı Lice Đlçe Jandarma  
Komutanı tarafından bilgilendirileceği varsayımıyla hareket ederek askeriye tarafından  
tutulan kayıtları sağlamayı gerekli görmemesini tatmin edici bulmamıtır.  
140. Mahkeme'nin, belli bir dönemde yürütülen bir operasyonun kayıtlarda ya da defterlerde  
yer almamasının fiili değer taımaması gerektiği sonucuna baka davalarda varmıolduğuna  
dikkat çekilmelidir (Bkz. Çiçek-Türkiye, no.25704/94, 27 ubat 2001, § 128, yukarıda  
bahsedilen Orhan kararı, § 269).  
141. Mahkeme, Türeli köyü muhtarı Mehmet Sönmez'in yeminli ifadesinde 18 Mayıs 1994  
günü güvenlik güçleriyle PKK arasında bir çatıma meydana geldiğinden söz etmesini önemli  
bulmaktadır. Hükümet tanıklarının askeri operasyon olmadığı yönündeki beyanları Mehmet  
Sönmez'in ifadesiyle uyumamaktadır.  
142. Mahkeme, General Ertürk'ün, ifade vermeye gelmemesinin büyük bir üzüntü verici bir  
durum olduğunu tekrarlar. Gerek bavuran gerekse Mehmet Nuri Yolur, ifadesinde,  
mezradaki Bolu Tugayı'na bağlı askerlerin varlığına değinmitir. Çeitli vesilelerle Bolu  
Tugayı'na bağlı askerlerin operasyona katılıp katılmadıklarıyla ilgili soru Delegeler tarafından  
Hükümet tanıklarına sorulmutur. Sorun davayla ilgili ve maddi olduğu için General Ertürk  
Bolu Tugayı'nın operasyondaki rolünü açıklığa kavuturmak için Tanık Dinleme  
Duruması'nda bulunmalıydı. Mahkeme bu bağlamda, Orhan davasındaki Tanık Dinleme  
Duruması sırasında General Ertürk'ün, olayların vuku bulduğu sırada Bolu Tugay Komutanı  
olduğunun Hükümet tarafından kabul edildiğini hatırlamaktadır.  
2. Bavuranın mülkünün yok edilmesi konusunda  
143. Mahkeme, bavuranın 18 Mayıs 1994 tarihinde mezrada bir askeri operasyon  
yürütülğü yönündeki iddiasına güçlü bir temel olarak değerlendirdiği ifadeleri tatmin edici  
bulmaktadır. Bavuran ve tanıkları tutarlı bir biçimde mezranın, mezrada yaayanlar okulda  
toplanırken atee verildiğini ve askerlerin bir sonraki gün tekrar gelerek köylülerin yangını  
söndürmelerini engellediklerini ifade etmilerdir. Đkinci baskının zamanıyla ilgili olarak  
çarpıcı bir tutarlılık bulunmaktadır. Hakim Đpek askerlerin saat 16 ya da 17 civarında  
döndüklerini söylemitir. Bavuran ve Sevgol Đpek askerlerin saat 18 civarında geri  
döndüklerini hatırlamıtır. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, sabahki operasyondan  
sonra götürüldükleri için ikinci baskının zamanı hakkında ifade vermemitir. Diğer taraftan,  
Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, verdikleri ifadede mezraya geri döndüklerinde  
mezradaki evleri yanarken bulduklarını söylemilerdir.  
144. Mahkeme, bavuran, Sevgol Đpek ve Hakim Đpek, mezrada yaayanların, ilk önce  
kendilerini öldürme emri alan askerler tarafından götürüldüklerini, daha sonra bu emrin geri  
alındığını teyit ettiklerine dikkat çeker. Mahkeme, tanıkların mülklerinin yok edilmesi  
hakkında yalan söylemek isteselerdi bu sonucu uydurmalarına gerek olmadığını  
ünmektedir. Bu bağlamdaki ifadelerin bavuranın dürüstlüğünü teyit ettiği sonucuna  
varılabilir. Ayrıca mahkeme, askerlere telsizden verilen ifadelerin bavuran tarafından  
duyulduğu iddiasının çapraz inceleme sırasında sınandığını gözlemlemektedir. Delegeler  
bavuranın Türkçe konumaları anlayabildiği ve ikinci baskından sonra diğer mezra  
sakinleriyle birlikte mezradan götürülürken telsiz muhaberesini duyabildikleri iddiasını  
inandırıcı bulmutur.  
145. Mahkeme, bavuranın mülkünün askerler tarafından yok edildiği iddiasının Hükümet  
tanıkları tarafından çürütülemediği sonucuna varmıtır. Bu bağlamda öncelikle, 18 Mayıs  
1994 tarihinde mezrada askeri bir operasyon yapıldığının Mahkeme tarafından tespit  
edildiğine dikkat çekilmelidir. Đkincisi, iç hukuk yetkilileri bavuranın ikayetlerini ilikin  
olarak anlamlı bir soruturma hiç yapmamılardır. Turgut Alpı'nın da kabul ettiği gibi,  
bölgedeki mezra ve köylerde yaayan olmadığı ve bavuranın mezrasına gitmenin yarar  
sağlamayacağı inancıyla, kendisi mezraya hiç gitmemitir. Delegeler tarafından dinlenen üç  
tanığın da, mezrada meydana gelen zararların muhtemelen PKK'nın ii olduğuna kendilerini  
inandırdıkları gözlemlenmitir. Bölgede terörist faaliyetler olmakla birlikte, Hükümet, 18  
Mayıs 1994 tarihinde PKK'nın mezraya gelerek evleri yaktığına ilikin bir kanıt sunamamıtır.  
3. Bavuranın oğullarının gözaltına alınması ve sonra da kaybolmalarına ilikin olarak  
146. Mahkeme, bavuranın oğullarının okuldan çıkarken askerler tarafından götürüldüklerine  
ilikin olay anlatımının Sevgol Đpek ve Hakim Đpek tarafından desteklendiği sonucuna  
varmıtır. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, bavuranın, mezra sakinlerinin, kadınlar  
ve erkekler olarak iki gruba ayrılarak askerler tarafından dıarıda toplandıkları, kimliklerinin  
toplanğı ve aralarından altı kiinin götürüldüklerine ilikin iddiasını da teyit etmitir.  
Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur'un Delegelere verdiği ifadede, sabah saat 9 veya 10 civarında  
askerlerle birlikte yola çıktığına ilikin ifadeye hiçbir önem vermemektedir. Bu ifade açık  
ekilde yanlıtır. Bavuran ve tanıklarının, bavuranın iki oğluyla birlikte dört mezra sakinini  
götürmek için güvenlik güçlerinin iddet kullandıklarından hiç söz etmemeleri Mahkeme  
açısından çok önemlidir. Tanıkların hepsi, altı kiinin rastgele seçildiklerini ve kendilerinden  
kamyonları itmek için askerlere yardım etmeleri istendiğini söylemilerdir.  
147. Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur, götürülen kiilerden ikisidir ve götürüldükten  
sonraki olayların sırasına ilikin doğrudan ifade vermilerdir. Mahkeme, tanıkların bu  
iddialarını tutarlı bulmutur. Her iki tanık da, Sait ve Seyithan Yolur ve bavuranın iki oğluyla  
birlikte askeri bir araçla Lice'ye götürüldüklerini söylemilerdir. Mehmet Nuri Yolur ve  
Abdülkerim Yolur, tutarlı cümlelerle, Lice'ye geldiklerinde bavuranın iki oğlu ve Seyithan  
Yolur'dan ayrıldıklarını söylemilerdir. Her iki tanığın da askeri araçtan indikten sonra yere  
yatırıldıklarını ve bavuranın iki oğluyla Seyithan Yolur'u burada son kez gördüklerini  
hatırlamaları ilgi çekicidir. Mahkeme, bu iki tanığın iddialarının güvenilirliğinin, Lice'de  
gözaltında tutulurken verdikleri ifadelerle de desteklendiğini düünmektedir. Tanıklar  
güvenlik güçleri aleyhinde iddialarda bulunmaya çalımamılardır.  
148. Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur ve Abdülkerim Yolur'un Delegelere verdikleri ifadelerin  
doğru olduğunu düünmektedir. Tanıkların okuldan alınmaları, Lice'ye götürülmeleri ve oraya  
ulatıklarında neler olup bittiğiyle ilgili hatırladıkları çapraz incelemeye tabi tutularak  
sınantır. Beyanlarında tutarlılık bulunmaktadır. Her iki tanık da, serbest bırakılmadan  
önceki geceyi geçirdikleri yer hakkında ayrıntılı bilgiler verememitir. Fakat, ifadelerinden  
anlaıldığı kadarıyla askerlerin denetimi ve gözetiminde tutulmulardır. Abdülkerim Yolur,  
askerlerin “misafiri” olarak tutulduklarından bahsetse de, Mahkeme, Delegeler tarafından  
kendisine, bulunduğu binadan ayrılma özgürlüğü olup olmadığı sorulduğunda, kendisi,  
kardei Mehmet Nuri ve Sait'le birlikte askerler tarafından korunan bir hücrede tutuldukları  
yanıtını vermilerdir. Mahkeme, Mehmet Nuri Yolur'un Delegeler tarafından gerçekletirilen  
sorgulaması sırasında, adı geçenlerin götürüldükleri binanın Lice'de askeri bir karakol  
olduğunu da gözlemlemektedir. Abdülkerim Yolur “Alay” ın içinde tutulduklarından  
bahsetmitir.  
149. Mahkeme, bir kez daha Hükümet tanıklarının, bavuran ile onun tanıkları tarafından  
verilen ifadeleri çürütmek üzere verdikleri ifadelere gönderme yapmaktadır. Buna göre,  
hükümet tanıklarının ifadeleri bavuranın oğullarının gözaltına alındığına dair hiçbir kayıt  
olmadığı iddiasına dayanmaktadır. Fakat, gözaltı kayıtlarında bavuranın iki oğlunun adına  
rastlanmamasının, onların gerçekten gözaltına alınmadıkları sonucunu doğuran bir kanıt  
olarak görülemeyeceğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, daha önceki davalarda  
jandarmalar tarafından, gözaltı kaydı tutulan gözaltı durumlarıyla gözlem altına alma ya da  
sorgulama gibi nedenlerle meydana gelen, gözaltı kaydı tutulmayan gözaltılar arasında “keyfi  
ve tatmin edici olmayan” bir ayrım yapmalarıyla ilgili kayıt eksiklikleri tespit etmiti (Çakıcı-  
Türkiye [GC], no.23657/94, § 105, ECHR 1999-IV, üstte bahsedilen Çiçek kararı, §§ 137-138,  
ve üstte bahsedilen Orhan davası, § 313). Bu uygulama, bu davada da ahap Yaralı'nın  
verdiği ifadeyle teyit edilmitir.  
E. Mahkeme'nin bulguları ve Sonuç  
150. Kendisine, tarafların sunduğu belgesel kanıtları (bkz. üstte 37-60. paragraflar) ve  
Mahkeme Delegelerine verilen tanık ifadelerini (bkz.61-91. paragraflar) gözönünde  
bulunduran Mahkeme'nin olgulara ilikin sonuçları aağıdaki gibi özetlenebilir.  
151. 18 Mayıs 1994 sabahında, askeri bir konvoy Dahlezeri mezrası engebeli bölgeye  
gelmitir. Muhtemelen Bolu Tugayı'na mensup silahlı askerler, araçlarından inerek yaya  
olarak mezraya girmilerdir. Bavuran ve diğer mezra sakinlerine evlerinden çıkarak  
mezranın dıındaki okulun bahçesinde toplanmaları emri verilmitir. Erkekler, kadınlardan ve  
çocuklardan ayrılmılardır. Askerler, yetikin erkeklerin hüviyetlerini toplamılardır.  
Kimlikleri toplananların arasında bavuran oğulları Đkram ve Servet Đpek de bulunuyordu.  
152. Bu zaman zarfında, mezrada kalan askerler mezradaki evleri atee vermilerdir. Evlerden  
çoğu yanmıya da ciddi hasar görmütür. Okulda toplanan mezra sakinleri, mezra üzerinde  
yükselen dumanları ve alevleri görebildikleri için mezrada neler olup bittiğini anlamılardır.  
Bu aamada evlerine geri dönmeleri engellenmitir.  
153. Öğleden önce, askerler okulda toplanan mezra sakinlerinden altısını seçmilerdir.  
Bunların hepsi de genç erkeklerdir: Đkram ve Servet Đpek; Seyithan, Mehmet Nuri, Sait ve  
Abdülkerim Yolur. Görünüe bakılırsa, adıgeçenler, askerlerin sırt çantalarının taınmasında  
ve mezra dıındaki engebeli arazideki buluma noktasına araçları itmekte yardımcı olmak  
üzere rastgele seçilmilerdir. Bu altı kiinin, ibitince geri dönecekleri hususunda güvence  
verilmitir. Askerler mezra sakinlerinin kimliklerini geri vermiler, fakat seçilen altı kiinin  
kimliklerini vermemilerdir. Seçilen altı kii askerlerle birlikte gözden kaybolmulardır.  
154. Mezra sakinleri, mezraya geri döndüklerinde evlerini harap olmuvaziyette bulmulardır.  
Bavuranın evi, eyaları ve sığırları yok olmutur. Mezra sakinlerinden bazıları eyalarını  
kurtarmaya ve çıkan yangınları söndürmeye çalılardır. 18 Mayıs 1994 tarihinde öğleden  
sonra askerler mezraya dönerek yangınları söndürdükleri takdirde iddet kullanma tehdidinde  
bulunmulardır. Askerler ayakta kalan evleri de atee vermilerdir. Askerler mezra sakinlerini  
mezra dıına çıkarmılardır. Bir süre sonra da serbest bırakılmaları emri verilmitir.  
155. Bu operasyon tek değildir. Bu süre zarfında diğer mezralar ve köyler de bölgeyi tarayan  
askeri helikopterlerin ve araçların desteğinde Bolu Tugay'ına bağlı askerlerin düzenledikleri  
operasyonlarla karılalardır.  
156. Köye yapılan ikinci baskın, bavuranın iki oğlu Đkram ve Servet, Türeli köyüne doğru  
ilerlerken meydana gelmitir. Köye, muhtemelen akam üzeri ulatıklarında üstü açık bir  
askeri araç gelene kadar köyün dıında beklemilerdir. Sonra da Lice'deki bir askeri tesise  
götürülmülerdir. Tesislere ulatıklarında hava kararmıtır. Götürülen altı kii de yere  
yatırılmıtır. Mahkeme Mehmet Nuri Yolur'un, o sırada askeri tesisin önüne askeri araçlarla  
baka sivillerin de getirildiği ve kendilerine yere yatmalarının söylendiği yönündeki ifadesinin  
yalan olduğunu düünmek için hiçbir neden görmemektedir.  
157. Mehmet Nuri Yolur, Sait Yolur ve Abdülkerim Yolur askeri tesiste bir gece gözaltında  
tutulmulardır. Kendilerine hiçbir zarar verilmeden erkesi sabah serbest bırakılmılar ve  
kimlikleri de kendilerine geri verilmitir.  
158. Bavuranın iki oğlu ve Seyithan Yolur'a, askeri tesise ulatıklarında Mehmet Nuri Yolur,  
Sait Yolur ve Abdülkerim Yolur'dan ayrıldıktan sonra ne olduğu spekülasyon konusudur. Bu  
üçünün niçin serbest bırakılmadıklarını tahmin etmek zordur.  
159. Üstteki bulgulara dayalı olarak, Mahkeme bavuranın ikayetlerini Sözleme'nin çeitli  
maddeleri uyarınca incelemeye devam edecektir.  
II. SÖZLEMENĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI  
160. Bavuran, iki oğlunun güvenlik güçlerince götürüldüğünü ve yetkililerin sorumlu olduğu  
koullarda ölmüolduklarının kabul edilmesi gerektiğini iddia etmitir. Bu kayıp ve  
sonrasında da iki oğlunun ölüm olayıyla ilgili olarak yetkililer tarafından anlamlı bir  
soruturma yürütülmediği ikayetiyle Sözleme'nin 2. maddesini öne sürmütür.  
“1. Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı  
bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç  
kimse kasten öldürülemez.  
2. Öldürme, aağıdaki durumlardan birinde kuvvete bavurmanın kesin zorunluluk haline  
gelmesi sonucunda meydana gelmise, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmısayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadıı iddete karı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir  
kiinin kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A. Tarafların görüleri  
1. Bavuran  
161. Bavuran, tanıklar, özellikle de Yolur kardeler tarafından verilen ifadelerin, aralarında  
bavuranın iki oğlunun da bulunduğu altı genç erkeğin askerlere yardımcı olmak üzere  
götürüldükleri ve güvenlik güçlerince herhangi bir bilgi verilmeden gözaltına alındıkları  
iddiasını teyit ettiğini öne sürmütür. Mahkeme ve eski Komisyon'un Çakıcı-Türkiye (üstte, §  
105) ve Aydın-Türkiye (25 Eylül 1997 tarihli karar, Reports 1997-VI, s.1897, § 106;  
Komisyon'un görüü 7 Mart 1996)) kararlarındaki daha önceki bulgulara atıfta bulunan  
bavuran Hükümet tarafından sunulan gözaltı kayıtlarının yetersiz olduğunu ve güvenilir  
olmadığını iddia etmitir. Bavuran, dokuz yıldan fazla bir süredir iki oğlunun nerede  
olabileceğini açığa çıkaracak bir bilgiye ulaılamaması karısında, iki oğlunun ölmükabul  
edilerek, ölümlerinden Hükümetin sorumlu tutulması gerektiğini de öne sürmütür. Bavuran  
bu bağlamda Mahkeme'nin Çiçek-Türkiye kararındaki (üstte, §147) mülahazalarına atıfta  
bulunmutur. Bavuran son olarak Mahkeme'yi, iki oğlunun öldürülmesini çevreleyen esrar  
perdesini kaldırmaya yönelik olarak Hükümet tarafından etkili bir soruturma  
yürütülmediğine karar vermeye çağırmıtır.  
2. Hükümet  
162. Hükümet bavuranın iddialarının olgusal temelini reddetmitir. Hükümet'e göre, bölgede  
güvenlik güçlerince icra edilen tüm faaliyetlerin Lice Jandarma Komutanlığı tarafından  
tutulan görev defterine kaydedildiğini iddia etmitir. Mahkeme'ye de sunulan, görev defterinin  
ilgili sayfalarının bir nüshası, güvenlik güçlerinin bavuranın mezrasında 18 Mayıs 1994  
tarihinde bir operasyon gerçekletirmediklerini ve ne bavuranın iki oğlu ne de baka  
köylülerin göz altına alınmadıklarını net bir biçimde kanıtlamıtır. Hükümet, yetkililer  
tarafından re'sen yürütülen soruturmanın yeterli ve etkili olduğunu belirtmitir.  
B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi  
1. Genel mülahazalar  
163. Yaam hakkını koruyan ve yaam hakkından mahrum bırakılmanın mazur görülebileceği  
halleri düzenleyen 2. madde Sözleme'nin en temel hükümlerinden biridir ve hiçbir  
sınırlamaya (derogation) tabi tutulamaz. 3. maddeyle birlikte anılan madde, Avrupa  
Konseyi'ni oluturan demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içermektedir.  
Dolayısıyla yaam hakkında mahrum bırakılmanın mazur görüleceği haller katı bir biçimde  
yorumlanmalıdır. Bireysel insan haklarını koruma aracı olarak Sözleme'nin kapsam ve amacı  
2. maddenin, güvencelerin pratik ve etkili olmasını sağlayacak ekilde yorumlanmasını ve  
uygulanmasını gerekli kılmaktadır (bkz 27 Eylül 1995 tarihli McCann vd-Birleik Krallık,  
Series A. No.324, ss.45-46, §§ 146-147).  
164. 2. maddede öngörülen korumanın önemi ıığında Mahkeme, yaam hakkından mahrum  
bırakma olaylarını, sadece Devlet görevlilerinin fiillerini değil, olayı çevreleyen tüm koulları  
da gözönünde bulundurarak en titiz incelemeye tabi tutmalıdır. Gözaltındaki kiiler zayıf bir  
konumdadır ve yetkililer onları korumak yükümlülüğü altındadır. Sonuç olarak, sağlık  
durumu iyi olarak gözaltına alınan bir birey serbest bırakıldığında zarar görmübir  
durumdaysa, bunun nasıl meydana geldiğine ilikin makul bir açıklama getirmek Devlet'in  
üzerine düen bir görevdir (bkz. Avar, bkz. üstte, § 391). Gözaltına alınmıbireylere yönelik  
davralardan ötürü yetkililerin hesap verme sorumluluğu, gözaltındaki bireylerin daha sonra  
ölmesi ya da kaybolması durumlarında özellikle önemlidir (Orhan, üstte, § 326).  
165. Dava konusu olaylar, gözaltındaki kiilerin durumunda olduğu gibi, tamamen ya da  
çoğunlukla yetkililerin münhasır bilgisi dahilindeyse, bu gözaltı sırasında meydana gelen  
ölüm ve yaralanmalar açısından güçlü karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim makul ve ikna  
edici bir açıklama getirme yükümü yetkililere aittir (Salman-Türkiye [GC], no.21986/93, §  
100, ECHR 2000-VII; Çakıcı, üstte, § 85; Ertak-Türkiye, no.20764/92, § 32, ECHR 2000-V,  
ve Timurta-Türkiye, no.23531/94, § 82, ECHR 2000-VI, ve Orhan, üstte, § 327).  
2. Đkram ve Servet Đpek'in ölmüsayılıp sayılamayacağı  
166. Mahkeme, üstte anılan Timurtakararındaki düüncelerini tekrarlar (§§ 82-83)  
(...) 5. madde, Devlet'e gözaltına alınan kiinin nerede olabileceği ve yetkililerin denetimi  
altına kimin konulduğuna ilikin hesap verme sorumluluğu yükler (...). Gözaltına alınan  
kiinin cesedinin bulunamaması durumunda, ilgilinin kaderine ilikin olarak yetkililerin  
makul bir açıklama getirememesinin, Sözleme'nin 2. maddesi uyarınca kimi sorunlar ortaya  
çıkarıp çıkarmayacağı davanın tüm koullarına özellikle de gözaltına alınan ahsın gözaltında  
ölmüolduğunun varsayılması için gerekli kanıt standardına ulaılabilecek somut unsurlara  
dayalı yeterli olgusal kanıtların varlığına bağlı olacaktır.  
Bu bağlamda, kiinin gözaltına alınmasından itibaren geçen süre, tek baına belirleyici olmasa  
da, dikkate alınması gereken ilgili bir faktördür. Gözaltına alınan ahıstan haber alınmaksızın  
geçen süre ne kadar fazla olursa, o kiinin ölme olasılığının da o kadar yüksek olacağı kabul  
edilmelidir. Geçen süre, ilgili kiinin ölmüvarsayılması gerektiği sonucuna varılmadan önce  
olgusal kanıtların diğer unsurlarına verilmesi gereken ağırlığı bir ölçüde etkiler. Bu bağlamda  
Mahkeme, bu durumun Sözleme'nin bu durumun, sadece Sözleme'nin 5. maddesine aykırı  
usulsüz gözaltının ötesine varan sonuçlar yaratacağını düünmektedir. Bu tür bir yorum,  
Sözleme'nin en temel hükümlerinden biri olan 2. maddeyle öngörülen yaam hakkının etkili  
korunması bağlamında değerlendirilmelidir (...).  
167. Mahkeme, bu davayı, bavuranın oğlunun gözaltındayken ölmesiyle ilgili yetersiz  
inandırıcı emarelerin olduğu sonucuna vardığı Kurt-Türkiye davası gibi davalardan ayıran çok  
sayıda unsurun mevcut olduğunu düünmektedir. Mahkeme, üstte bahsedilen Kurt davasında,  
bavuranın oğlu Üzeyir Kurt'un, en son, kendi köyünde askerler ve köy korucuları tarafından  
çevrelenmibir vaziyette görüldüğüne dikkat çeker. Fakat bu davada bavuranın iki oğlu ve  
diğer dört köylü ise askerler tarafından götürülmütür (bkz. üstte 153). Ayrıca Đpek kardeler  
en son, bilinmeyen bir askeri tesiste güvenlik güçlerinin elinde görülmülerdir. Mahkeme  
bavuranın iki oğlunun kaderini belirleyemese de, 1994 yılında Türkiye'nin  
güneydoğusundaki durum gözönünde bulundurulduğunda, habersiz gözaltıların, yaamı tehdit  
edici olduğuna inanmak için güçlü nedenler bulunmaktadır (Orhan, üstte bahsedilen, § 330;  
Timurta, üstte bahsedilen, § 85 ve Çiçek, üstte bahsedilen, § 146). Bu bağlamda Mahkeme,  
sözkonusu dönemde güneydoğu Türkiye'deki ceza hukuku korumasının etkinliğini zedeleyen  
eksikliklerin, güvenlik güçlerinin eylemlerinden dolayı sorumlu tutulamamalarını sağladığı ya  
da güçlendirdiği yönünde daha önce verdiği kararları hatırlatır (Cemil Kılıç-Türkiye,  
no.22492/93, § 75, ECHR 2000, ve Mahmut Kaya-Türkiye, No.22535/93, § 98, ECHR 2000).  
168. Üstteki nedenlerle ve bavuranın oğullarının nerede olabileceğine ilikin olarak  
neredeyse dokuz buçuk yıldır bir bilgiye ulaılamamasını gözönünde bulunduran Mahkeme  
Servet ve Đkram Đpek'in güvenlik güçlerince habersiz gözaltına alınmalarının sonrasında  
ölmükabul edilmeleri gerektiğini düünmektedir. Sonuç olarak, adıgeçenlerin ölümünden  
dolayı davalı Devlet sorumludur. Yetkililerin, Đpek kardelerin gözaltına alınmalarının  
sonrasında balarına ne geldiği hususunda hiçbir açıklama getirmemesine ve Devlet  
görevlileri tarafından ölümcül güç kullanımı hususunda haklı bir gerekçeye dayanmamasına  
dikkat çeken Mahkeme, adıgeçenlerin ölümlerinden dolayı Devlet'in sorumluğu olduğu  
sonucuna varmıtır (Timurta, § 86, ve Çiçek, § 147, Orhan, § 331). Dolayısıyla Sözleme'nin  
2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmitir.  
3. Yetersiz soruturma iddiası  
169. Mahkeme, 1. maddedeki Devlet'in ‘yetki alanı içindeki herkese Sözleme'de tanımlanan  
hak ve özgürlükleri tanıma' genel yükümlülüğü ile birlikte 2. maddedeki yaam hakkını  
koruma yükümlülüğünün güç kullanımı sonucunda öldürülen bir kimse olduğunda etkili bir  
resmi soruturmanın yürütülmesini zımnen gerekli kıldığını tekrarlar (bkz, aağı yukarı,  
McCann vd., y.a.g.k., s.49, § 161; Kaya-Türkiye kararı 19 ubat 1998, Reports 1998-I, § 105).  
Bu tür bir soruturmanın temel amacı yaam hakkını koruma altına alan iç hukuk kurallarının  
etkin bir biçimde uygulanmasını, Devlet görevlilerinin ya da organlarının ie karığı  
davalarda, sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerden dolayı hesap vermelerini  
sağlamaktır. Bu amaçlara ulamak için ne tür bir soruturma yürütüleceği farklı koullara göre  
farklılık gösterebilir. Fakat, bir sorun dikkatlerine sunulduğunda yetkililer kendi balarına  
harekete geçmelidirler. Soruturmaya balamak için en yakın akrabanın resmi bir ikayette  
bulunması ya da sorumluluk alması beklenemez (bkz. örn., Đlhan-Türkiye [GC], no.22277/93,  
§ 63, ECHR 2000-VII).  
170. Devlet görevlilerinin sebebiyet verdiği hukuk dıı öldürme iddialarıyla ilgili bir  
soruturmanın etkili olabilmesi için, bu soruturma sorumlu ahıslar için gerekli olarak  
görülmeli ve olaylara karıanlardan bağımsız olarak yürütülmelidir (Güleç-Türkiye kararı, 27  
Temmuz 1998, Raporlar 1998-IV, §§ 81-82, ve Oğur-Türkiye [GC], no.21954/93, §§ 91-92,  
ECHR 1999-III). Soruturma ayrıca kuvvet kullanımının o koullarda gerekli olup  
olmadığının belirlenmesini (örneğin, Kaya, yukarıda bahsedilen, § 87) ve sorumluların  
belirlenerek cezalandırılmasını (Oğur, yukarıda bahsedilen § 88) sağlaması bakımından da  
etkili olmalıdır. Yetkililer, görgü tanıklarının ifadeleri de dahil olmak üzere, olayla ilgili  
kanıtlara ulamak için gerekli adımları atmalıdır (tanıklarla ilgili olarak bkz. Tanrıkulu,  
yukarıda bahsedilen, § 109). Soruturmanın ölüm nedenini ve sorumlu kiiyi belirleme  
yeteneğini zedeleyen herhangi bir eksiklik bu standarda uyulmaması riskini ortaya  
çıkaracaktır.  
171. Bu soruturmanın derhal balatılması ve hızla bitirilmesi de bu bağlamdaki  
gerekliliklerdir (Yaa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, Reports 1998-IV, § 102-104; Çakıcı,  
yukarıda bahsedilen, §§ 80, 87, 106; Tanrıkulu, yukarıda bahsedilen, § 109, Mahmut Kaya,  
yukarıda bahsedilen, §§ 106-107).  
Bazı özel durumlarda soruturmada ilerlemeyi önleyen zorluklarla ve engellerle  
karılaılabileceği kabul edilmelidir. Ancak kaybolma veya silahlı kuvvet kullanımı gibi  
olaylar hakkında açılan soruturmalarda atılacak hızlı adımlar hukukun üstünlüğünün  
korunması ve yasadıı eylemlere göz yumulmasının engellenmesi gibi konularda kamuoyunun  
devlet otoritelerine olan güveninin sağlanması açısından büyük öneme sahiptir. (bkz.  
McKerr/Đngiltere Kararı, no 28883/95, prg. 108-115, ECHR 2001-III ve Avar, prg. 390-395).  
Gözaltında bir kaybolma sözkonusu ise soruturmadaki aciliyet, daha da önem kazanmaktadır.  
(Orhan, prg. 336).  
172. Mahkeme, davanın özel artlarına dönerek, Đkram ve Servet'in güvenlik güçlerince  
yakalandıktan sonra kaybolmalarının ardından bavuran iki oğlunun yerinin tespit edilmesi  
için adli ve idari makamlara dilekçe vermitir. (bkz. prg. 26-30). Ancak bavuranın detaylı ve  
ve ciddi iddialarına rağmen, makamlar o bölgede operasyon yapılmadığını ve sözkonusu  
kiilerin gözaltına alınmadığını ileri sürmülerdir. (bkz. prg. 27 ve 31). Diyarbakır ve Lice  
Savcıları ve daha sonra da Yarbay Turgut Alpı tarafından yürütülen soruturmalar sonucunda  
yine bahsekonu kiilerin isimlerinin gözaltı kayıtlarında yeralmadığı eklindeki bilginin  
ötesine gidilememi, Diyarbakır DGM, Diyarbakır AsayiKomutanlığı, Lice Đlçe Jandarma  
Komutanlığı ve bölgedeki diğer güvenlik güçlerinden liste istenmemitir. (bkz. prg. 32 ve 52).  
173. Mahkeme bavuru hakkında 27 ubat 1995 tarihinde sorumlu Devlete bilgi verilmesinin  
ardından makamların bavuranın iddiaları hakkında soruturma balattığını belirtmitir.  
Ancak soruturmada büyük noksanlar ve hatalar mevcuttur. Bu bağlamda Mahkeme  
bavuranın ikayetlerle ilgili olarak sorgulanması için yargı makamlarının ciddi bir giriimde  
bulunmadığını gözlemlemitir. (bkz. prg. 36). Đlk giriim Diyarbakır Basavcısı'nın bavuru  
formu üzerindeki adresi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memurlarına  
vermesi ve Savcılığa çağrılmasını istemesiyle olmutur. Ancak Savcı bavuranın yaadığı  
bloğun ismini yanlıgönderdiği için bavuran ilgili adreste bulunamamıtır. (bkz. prg. 39 ve  
40). 8 Mart 1996 tarihli baka bir giriimle ismi bavuranla benzer bir kii Yarbay Alpı  
tarafından sorgulanmıtır. Ancak bu ahıs bavurandan 17 yıl daha gençti ve çocukları yoktu.  
Mahkeme, Yarbay Alpı'nın soruturmanın durdurulması kararını alırken kısmen bu kimsenin  
ifadelerine dayanmasını tatmin edici bulmamıtır. (bkz. prg. 54). Lice Kaymakamı'nın  
makamların bavuranı yerinde bulamaması nedeniyle soruturmanın sona erdirilmesi  
eklindeki 16 Aralık 1996 tarihli kararının gazetede yayınlanmasını emretmesi dikkate  
alınmalıdır. (bkz. prg. 34). Ancak bu Hükümet'in 8 Mart 1996 tarihinde, iki ay önce  
bavuranın ifadesini aldığı iddiası ile çelimektedir. Mahkeme'nin görüüne göre, bu olaylar  
soruturmada titiz ve hassas davranılmadığını, gayret gösterilmediğini ortaya koymaktadır.  
Son olarak 26 Aralık 1999 tarihinde bavuran Kulp Jandarma Karakolu'na çağırılmıve  
iddiaları ile ilgili olarak ifadesi alınmıtır. ( bkz. prg. 36). Ancak bu sorgunun devamında  
herhangi bir giriimde bulunulmamıtır.  
174. Mahkeme, Lice Savcısının görevsizlik kararını takiben, güvenlik güçlerinin olaydaki  
rolünün tespit edilmesi için Lice Đlçe Đdare Kurulu tarafından bir soruturma balatıldığına  
dikkat çekmektedir. Ancak Mahkeme Türkiye aleyhine açılan daha önceki davalarda kurulun  
hiyerarik olarak Vali'ye bağlı devlet memurlarından ve soruturmaya konu olan güvenlik  
güçlerine bağlı bir memurdan olutuğunu tespit etmiti. (bkz. Orhan Kararı, prg. 342, , Güleç  
Kararı, prg. 77-82 ve Oğur Kararı, prg. 855-93). Mahkeme sözkonusu dava artlarında  
Kurul'un soruturmayla ilgili olarak Yarbay Turgut Alpı'yı atamasının, kendisi de  
soruturmanın konusu olan güvenlik güçlerinin bir üyesi olduğu için uygun olmadığını  
ünmektedir. Bu hususta Yarbay Alpı'nın güvenlik güçlerinin sunmuolduğu bilgilere  
itimat etmekte istekli ve hazır olması Mahkeme'nin yukarıdaki saptamalarının doğru olduğunu  
göstermektedir. (bkz. prg. 139).  
175. Mahkeme ayrıca, yetkililerinin bavuranın vermiolduğu ipuçlarından faydalanmak  
suretiyle soruturmayı geniletmediğini belirtmitir. Bavuran, oğullarının askerlerce  
götürülğünü söylemesine rağmen, soruturma devam ederken güvenlik güçleri üyelerinin  
ifadelerini almak için giriimde bulunulmamıtır.  
176. Bavuran Abdülkerim, Sait ve Nuri Yolur isimli köylülerin oğulları ile birlikte  
gözaltında tutulduklarını belirttiği halde, görgü tanıklarının; aile bireyleri ve Yolur ailesinden  
üç kardein ifadelerinin alınması için hiçbir giriimde bulunulmamasını anlamak mümkün  
değildir. (bkz. prg. 36). Daha da önemlisi yetkililer bavuranın iddialarını teyit etmek veya  
delil toplamak için mezraya gitmeyi gerekli görmemilerdir. (bkz. prg. 83). Mahkeme  
soruturmadaki bu eksikliğin tek baına soruturmanın ciddi bir ekilde noksan olduğu  
sonucuna varmak için yeterli olduğu kanısındadır.  
177. Yukarıda sunulan bilgilerin ıığında Mahkeme, bavuranın iki oğlunun kaybolmasına  
ilikin yürütülen soruturmanın yetersiz ve eksik olduğu kanısındadır. Bu nedenle  
Sözleme'nin prosedürle ilgili kısmı bağlamında da 2. maddenin ihlali sözkonusudur.  
III. BAVURAN HUSUSUNDA SÖZLEME'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
178. Bavuran, iki oğlunun kaybolmasının kendisini insanlık dıı muamele ile karı karıya  
bırakğından ikayetçi olmutur. Bavuran, aağıda verilen 3. maddenin ihlal edildiğini iddia  
etmitir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz”.  
179. Bavuran oğullarının akıbetini öğrenemediği için ve yetkililerinin soruları karısındaki  
tavır ve davranılarından dolayı sıkıntı ve üzüntü yaadığını ileri sürmütür.  
180. Hükümet, Sözleme'nin 3. maddesi bağlamındaki ikayetlere itiraz etmitir.  
181. Mahkeme, aile bireylerinden birinin “kaybolmasının” Sözleme'nin 3. maddesine aykırı  
olması konusunun, aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı mağdur olduğunda  
çekilen üzüntüden farklı olarak baka bir boyut ve nitelik kazandıracak özel unsurların  
varlığına dayandığını tekrarlamıtır. Sözkonusu unsurlar aile bağlarının yakınlığı –bu  
bağlamda ebeveyn-çocuk bağına ağırlık verilecek– bu bağın kendine özel artları, aile  
bireyinin sözkonusu olaylara ahit olması, kayıp kii hakkında bilgi toplama çabalarına  
katılım ve bu çabalar karısında yetkililerin tavır ve davranılarıdır. (Orhan Kararı, prg. 358,  
Çakıcı prg. 98, Timurtaprg. 95). Mahkeme, ayrıca sözkonusu ihlal bulgusunun kayıp  
olayından değil, daha çok yetkililerin olay karısında takındıkları tavır ve davranılardan  
kaynaklandığını vurgulamıtır. Bu nedenle bir akraba, yetkililerin fiilleri sonucunda mağdur  
olduğunu ileri sürebilir. (bkz. Çakıcı Kararı, prg. 98).  
182. Bu davada Mahkeme, bavuranın kayıp Đpek kardelerin babası olduğuna dikkat  
çekmitir. Bavuran, sözkonusu olaylara ve oğullarının dokuz yıl önce askerlerce  
götürülmesine tanık olmuve o tarihten sonra oğullarını bir daha görmemitir. (bkz. prg. 153).  
Bavuran tarafından sunulan belgelerden de bellidir ki çocuklarının akibetini öğrenmek için  
sonuçsuz da olsa birçok giriimde bulunmutur. (bkz. prg. 26-29). Çocuklarının askerlerce  
götürülmesinden sonra akibetleri hakkında bilgi almak için çok çaba göstermesine karılık,  
yetkililerden hiçbir açıklama veya bilgi alamamıtır. Aksine, yetkililer bavuranın ciddi  
endieleri karısında, Đpek kardelerin güvenlik güçlerince gözaltına alındığını reddetmitir.  
(bkz. prg. 38 ve 45). Üstelik bavurana soruturma sonucu hakkında bilgi verilmemitir.  
Ayrıca, Mahkeme, bavuranın çocuklarının akıbeti hakkında duyduğu endienin aile hayatının  
bozulmasıyla daha da arttığını düünmektedir.  
183. Yukarıdaki bilgilerin ıığında Mahkeme, bavuranın çocuklarının kaybolması ve bilgi  
edinememesi sonucunda endie ve üzüntü duyduğunu tespit etmitir. Bavuranın ikayetleri  
karısında yetkililerin tutumu 3. maddeye aykırı insanlık dıı bir muamele ortaya komutur.  
Mahkeme bu nedenle bavuranla ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
IV. SÖZLEME'NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
184. Bavuran çocuklarının kaybolmasının aağıda verilen 5. maddenin birden fazla sebepten  
dolayı ihlal edildiğini ileri sürmütür.  
“ Madde 5  
Özgürlük ve güvenlik hakkı  
1. Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve yasada  
belirlenen yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.  
a) Kiinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak  
hapsedilmesi;  
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı  
veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun  
olarak yakalanması veya tutulması;  
c) Bir suç ilediği hakkında geçerli üphe bulunan veya suç ilemesine ya da suçu iledikten  
sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması  
dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;  
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmibir karar gereği  
tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne  
uygun olarak tutulması;  
e) Bulaıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuturucu  
madde bağımlısı bir kiinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;  
f) Bir kiinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında  
sınır dıı etme ya da geriverme ileminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun  
olarak yakalanması veya tutulması;  
2. Yakalanan her kiiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa  
zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.  
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda  
bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir  
görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma  
sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını  
sağlayacak bir teminata bağlanabilir.  
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,  
özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve  
yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye bavurma  
hakkına sahiptir.  
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmıbir yakalama veya tutulu kalma ileminin  
mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır”.  
185. Bavuran çocuklarının yasadıı olarak gözaltına alınması, gözaltı nedenleri hakkında  
bilgi verilmemesi, makul süre içinde hakim önüne çıkarılmamaları ve gözaltının yasallığını  
sorgulamak üzere dava açamaması gibi nedenlerle bu maddenin ihlal edildiğini öne sürmütür.  
186. Hükümet, bavuranın çocuklarının gözaltına alındığının ispatlanmadığını, dolayısıyla 5.  
maddenin ihlal edildiği sonucuna varmanın imkansız olduğunu ileri sürmütür.  
187. Mahkeme, demokratik toplumlarda bireylerin otoritelerce keyfi olarak gözaltına  
alınmasını engellemek için 5. madde ile sağlanan güvencelerin önemini vurgulamıtır. Bu  
bağlamda özgürlükten yoksun bırakma ulusal hukukun usül ve esası ile uyumlu olmalı ve aynı  
zamanda 5. maddenin amacını- bireyin keyfi gözaltına alınması – karılamalıdır. Sözleme'nin  
5. maddesi keyfi gözaltı risklerini en aza indirgemek için, özgürlükten yoksun bırakma  
durumunun adli incelemeye tabi olmasını ve yetkililerin bu husustaki güvenirliğini güvence  
altına almayı amaçlar. Bireyin onaysız olarak gözaltına alınması sözkonusu güvencelerin yok  
sayılması, dolayısıyla 5. maddenin ihlali anlamını taır. Yetkililer, kendi kontrolü altındaki  
kimselerden sorumlu olduğu için 5. madde kaybolma riskine etkili tedbirler almayı ve  
gözaltına alınan kimsenin o tarihten sonra görülmediği iddiası karısında etkili bir soruturma  
yapmayı gerekli kılar. (Kurt, prg. 122-125, Çakıcı prg. 104, Akdeniz ve Diğerleri prg. 106,  
Çiçek prg. 164, Orhan prg. 367-369).  
188. Mahkeme, bavuranın iki oğlunun 18 Mayıs 1994 tarihinde güvenlik güçlerince  
yakalanğı, Dahlezeri mezrasından götürüldüğü ve en son Lice'de güvenlik güçleri ile  
birlikte görüldüğü tespitinde bulunmutur. (bkz. prg. 156). Gözaltı durumları, ilgili kayıtlara  
geçirilmemive akıbetleri ile ilgili resmi kayıt yoktur. Mahkeme'nin görüüne göre, bu durum  
kendi içinde çok ciddi bir eksiklik olarak nitelendirilmektedir; çünkü suça karıanların  
kimliklerini gizlemelerini ve gözaltına alınan kimsenin akibeti hakkında sorumluluktan  
kaçmalarını sağlamaktadır. Ayrıca, gözaltının tarihi, zamanı, yeri ve ilgili kiinin ismine  
ilikin bilgilerin kayıtlara alınmaması 5. maddeye aykırıdır. (bkz. Kurt Kararı, prg. 125,  
Timurta, prg. 105, Çakıcı Kararı, prg. 105, Çiçek prg. 165 ve Orhan prg. 371).  
189. Mahkeme, ayrıca, bavuranın oğullarının hayati tehlike taıyan koullar altında  
götürülmeleri ve gözaltına alınmaları ile ilgili ikayetleri hakkında yetkililerin daha detaylı ve  
çabuk soruturma yapması gerektiğini düünmektedir. Ancak, 2. madde ile ilgili saptamalar  
ve yorumlar, yetkililerin Đpek kardelerin kaybolmalarına karı etkili tedbirler almadıkları  
konusunda üpheye yer bırakmamaktadır. (bkz. prg. 177).  
190. Mahkeme, bu düüncelerin ıığında yetkililerin Đpek kardelerin Dahlezeri'nden  
götürüldükten sonraki akıbetleri hakkında makul bir açıklama yapmadıkları ve yapılan  
soruturmanın etkili olmadığı ve kısa sürede tamamlanmadığı sonucuna varmıtır. Adli  
yetkililer güvenlik güçlerinin ve görgü tanıklarının ifadelerini almamılar ve askeri  
yetkililerin Đpek kardelerin tutuklanıp gözaltına alınmadığı iddialarını aratırma konusunda  
isteksiz davranmılardır. Gözaltı kayıtlarının güvenilirliği ve doğruluğu da bu bağlamda  
değerlendirilmelidir. (bkz. prg. 172,, 175-176 ve 149).  
191. Bu nedenle Mahkeme Đpek kardelerin Sözleme'nin 5. maddesindeki güvencelerden  
yoksun, onaysız olarak gözaltına alındığı ve bu madde ile güvence altına alınan özgürlük ve  
güvenlik hakkının ihlal edildiğini tespit etmitir.  
V. SÖZLEME'YE EK 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
192. Bavuran, evinin ve eyalarının yok edilmesi nedeniyle aağıda verilen 1 no'lu  
Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmitir.  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı  
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve  
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını  
düzenlemek veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak  
için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez”.  
193. Hükümet, bavuranın iddialarını reddetmive bavuranın evinin mezradaki diğer evlerle  
birlikte bakımsızlık ve bölgedeki sert kıkoulları nedeniyle hasar gördüğünü ileri sürmütür.  
194. Mahkeme, güvenlik güçlerinin bavuranın evini ve eyalarını bilerek yok ettiğinin ve  
aileyi köyü terk etmeye zorladığının tespit edildiğini tekrarlamıtır. (bkz. prg. 152 ve 154). Bu  
fiillerin bavuranın eyalarından ve mülkünden faydalanma hakkına haksız müdahale  
oluturduğu üphesizdir. (bkz Akdivar ve Diğerleri prg. 88), Menteve Diğerleri, prg. 73),  
Selçuk ve Asker, prg. 86). Bilgin, prg. 108, Dulaprg. 13, Yöyler prg. 79).  
195. Bu nedenle Mahkeme, 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmıtır.  
VI. BAVURAN VE ĐPEK KARDELER HUSUSUNDA SÖZLEME'NĐN 2,3,5 VE 1  
NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 13. MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
196. Bavuran, sözkonusu kimselerin kaybolması hakkında etkili bir soruturma yapılmaması  
ve mülküne zarar verilmesine bağlı olarak 13. maddenin ihlal edilmesine yolaçtığını ileri  
sürmütür. 13. madde öyledir:  
“Bu Sözleme'de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili  
bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir”.  
• Genel Đlkeler  
197. Mahkeme, 13. maddenin Sözleme hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde korunmasını  
sağlamak için bir iç hukuk yolunun varlığını gerekli kıldığını hatırlatmıtır. Sözlemeci  
Devletler'in Sözleme'den kaynaklanan sorumluluklarına ne ekilde uyacakları konusunda  
takdir yetkisine sahip olmasına rağmen, 13. madde Sözlemeye dayalı ikayet konusu ile  
ilgilenmek ve uygun çözüme kavuturmak amacını taıyan ulusal bir iç hukuk yolunun  
varlığını gerekli kılar. 13. madde bağlamındaki sorumluluğun boyutu, bavuranın ikayetinin  
niteliğine göre değiir. 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu, uygulamada ve teorik olarak  
etkili olmalı, en önemlisi de uygulanması devlet görevlilerinin haksız fiilleri veya eksik  
uygulamaları sebebiyle engellenmemelidir. (bkz. 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/Türkiye Kararı,  
Raporlar 1996-VI, prg. 95 ve Aydın Kararı, prg. 103, Kaya Kararı, prg. 89).  
198. Buna ek olarak, bir kimsenin akrabaları, o kiinin yetkililerin sorumluluğunda  
kaybolduğu iddiası ile gelmilerse, 13. maddenin gerektirdiği iç hukuk yolu uygun  
durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak sorumluların kimliğinin tespit edilmesine ve  
cezalandırılmalarına imkan sağlayacak etkili bir soruturmanın yapılmasını ve akrabaların da  
soruturma prosedürüne etkin katılımını gerektirir. ( mutatis mutandis , Aksoy, Aydın ve  
Kaya Kararları, prg. 98, 103, ve 106-107). Mahkeme ayrıca 13. maddenin gerektirdiklerinin, 2.  
maddenin gerektirdiği yetkililerin sorumluluğunda kaybolan bir kimsenin akibeti hakkında  
soruturma yapma yükümlülüğünden daha kapsamlı ve geniolduğunu hatırlatmıtır.  
( Kılıç/Türkiye Kararı, no. 22492/93, prg. 93, prg. 93). ECHR 2000-III).  
199. Yukarıda anlatılanlar bir bireyin evine ve eyalarına devlet görevlileri tarafından kasıtlı  
olarak hasar verildiği veya bunların yok edildiği durumlar için de geçerlidir. (bkz. Orhan  
Kararı, prg. 385).  
B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi  
1. Bavuranın Oğullarının Gözaltına Alınmaları ve Kaybolmalarına Đlikin  
200. Mahkeme, bavuranın çocuklarının mezradan götürüldüklerini ve Lice'de askeri bir  
kurumda güvenlik güçlerince kayıtdıı olarak gözaltında tutulduklarını, yetkililer tarafından  
gözaltı kaydı sunulmadığını ve ölü kabul edildiklerini tespit etmitir. (bkz. 167-168).  
Oğullarının kaybolması sebebiyle bavuranın maruz kaldığı üzüntü ve yetkililerin bavuranın  
ikayeti karısında verdikleri tepki insanlık dıı bir uygulamayı ortaya koymaktadır. (bkz. prg.  
183). 2,3 ve 5. madde bağlamındaki ikayetler Sözleme'nin 13. maddesinin amacı  
doğrultusunda tartıılabilir. (bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice/Đngiltere Kararı, Dizi A,  
no. 131, prg. 52, Kaya Kararı prg. 107 ve Yaa Kararı, prg 113).  
201. Bu sebepten ötürü yetkililerin Đpek kardelerin kaybolması hakkında etkili bir soruturma  
yapma sorumluluğu vardı. 2. madde bağlamındaki bulguları ile ilgili olarak, (bkz. prg. 177),  
Mahkeme, 13. madde uyarınca etkili bir soruturma yapılmadığı sonucuna varmıtır.  
2. Bavuranın Mülkünün Yokedilmesine Đlikin  
202. Mahkeme, bavuranın Dahlezeri'deki evinin ve eyalarının 1 No'lu Protokol'ün 1.  
maddesinin ihlal edilmesine yolaçtığını tekrarlamıtır. ( bkz. prg. 195). Bavuranın bu  
husustaki ikayetleri 13. maddenin amacı doğrultusunda tartıılabilir nitelik taımaktadır. (bkz.  
Boyle ve Rice, prg 52; Dulaprg. 67; ve Yöyler, prg 89).  
203. Mahkeme daha önceki davalarda güvenlik güçlerinin karığı iddia edilen olaylar  
hakkında ceza hukuku uygulanmasının 1990ların ilk yarısında güneydoğu anadolu  
bölgesindeki durumu ve bu dönemdeki soruturma sistemindeki eksikliklerin ceza hukukunun  
etkinliğine zarar verdiğine karar vermitir. Bu uygulama Sözleme ile güvence altına alınan  
hak ve özgürlüklere saygılı demokratik toplumlarda güvenlik güçlerinin hukukun üstünlüğü  
ilkesi ile uyumlu olmayan fiilleri nedeniyle kendilerine duyulan güveni sarsabilir. (bkz. Bilgin  
Kararı, no 23819/94, prg. 119, 16 Kasım 2000 ).  
204. Mahkeme, davanın özel artlarına bağlı olarak, bavuranın Dahlezeri'deki evinin ve  
eyalarının yokedilmesinden kısa bir süre sonra farklı makamlara dilekçe sunmutur.  
Dilekçelerdeki balıca ikayet oğullarının kaybolması olmasına rağmen, bavuran detaylı  
olarak yetkililere mezrasının 18 Mayıs 1994 tarihinde düzenlenen askeri bir operasyonla  
yakıldığını belirtmitir. (bkz. prg. 36).  
205. Ancak, bavurana verilen yanıtlara göre, güvenlik güçleri ilgili tarihte o bölgede  
operasyon yürütmemitir. (bkz. prg. 38 ve 59). Güvenlik güçlerinin mezranın yakılmasının  
faili olmasına rağmen, yetkililerin bavurana acilen yanıt vermeden önce, soruturma  
esnasında güvenlik güçleri üyelerini sorguya çekmemelerini çarpıcı bulmulardır. Ayrıca,  
bavurandan alınan ifadelerin dıında, sözkonusu olaylara tanık olan diğer köylülerin  
ifadelerinin alınması için giriimde bulunulmamıtır. Dahası yetkililer bavuranın iddialarının  
doğruluğunu teyit etmek için olay yerini ziyaret etmeyi düünmemilerdir. Aksine karar  
vermek için güvenlik güçlerinin verdiği bilgiyi yeterli görmülerdir. (bkz. prg. 32,43 ve 54).  
206. Bu bağlamda Mahkeme, güvenlik güçlerinin bu türdeki uygulamalarını kabul etmekte  
yetkililerin genel bir isteksizlik sergilediklerini tespit etmitir. (bkz. Selçuk ve Asker Kararı,  
prg. 68, Orhan prg. 394; Yöyler, prg. 92). Jandarma Komutanları tarafından sunulan kanıtlar  
Mahkeme'nin daha önceki bulgularını onaylamaktadır. (bkz. prg. 138).  
207. Son olarak soruturma yetkisi 21 Haziran 1995 tarihinde güvenlik güçleri hakkında men-  
i muhakeme kararı veren Lice Đdare Kurulu'na geçmitir. (bkz. prg 55). Ancak Mahkeme,  
daha önceki birçok davada soruturmayı yürüten bu kurulların bağımsız olmadığı; hiyerarik  
olarak Vali'ye bağlı bir memurun ve soruturmaya konu olan güvenlik güçlerine bağlı bir  
memurdan olutuğu sonucuna varmıtır. (bkz. Güleç/Türkiye Kararı, no, 21593/93, prg. 80,  
ECHR, Raporlar 1998-IV, Yöyler Kararı prg. 93). Soruturmada sorumlu olarak Yarbay  
Turgut Alpı'nın atanması ve yaptığı soruturmada ciddi eksikliklerin bulunması Mahkeme'nin  
farklı bir sonuca varmasına izin vermemitir. ( bkz. prg. 174).  
208. Bu artlar altında makamların bavuranın Dahlezeri'deki mülkünün imha edildiği  
iddiaları hakkındaki soruturmanın etkili ve yeterli olduğu iddia edilemez.  
209. Sonuç olarak Mahkeme, bavuranın oğullarının kaybolması, ölümleri ve Dahlezeri'deki  
mülkün yokedilmesi hakkında etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı sonucuna varmıtır. Bu  
sonuca bağlı olarak, 2,3,5 ve 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte 13. maddenin ihlal  
edildiğine karar verilmitir.  
VII. SÖZLEME'NĐN 2,3,5 VE 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 14.  
MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
210. Bavuran, kendisinin ve oğullarının Kürt kökenli olmaları nedeniyle ayırımcılık  
yapıldığından ve aağıda kaydedilen14. maddenin ihlal edildiğinden ikayetçi olmutur.  
“Bu Sözleme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,  
siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,  
doğum veya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır”.  
211. Bavuran bütün bu konularla ilgili olarak, ırk ve etnik köken temelinde ayırımcılığa dair  
idari bir uygulamanın varolduğunu ileri sürmütür.  
212. Hükümet, ikayetleri reddetmenin ötesine geçmemitir.  
213. Mahkeme, bavuranın iddiasını incelemitir. Ancak, önündeki kanıtlara dayanarak ilgili  
maddenin ihlal edildiğine karar vermek mümkün değildir.  
VIII. SÖZLEME'NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
214. Bavuran kendisinin ve oğullarının Sözleme'den kaynaklanan haklarına yapılan  
müdahalenin Sözleme tarafından öngörülen amaçlar doğrultusunda olmadığını ileri  
sürmütür.  
“Bu Sözleme'nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar  
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir”.  
215. Hükümet bu ikayet hakkında yorum yapmamıtır.  
216. Mahkeme, önündeki kanıtlarla ilgili maddenin ihlal edildiğine karar vermenin mümkün  
olmadığını belirtmitir.  
IX. SÖZLEME'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
217. Sözleme'nin 41. maddesi aağıdaki gibidir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Taraf'ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder”.  
218. Bavuran, oğullarının ölümü ve mülkünün yokedilmesi ile ilgili olarak uğradığı maddi  
zarar nedeniyle 141,529.01 Đngiliz Sterlini talep etmitir. Ayrıca manevi zarar için de 50,000  
Đngiliz Sterlini talep etmitir. Son olarak yasal masraf ve harcamaların geri ödemesi için  
27,635.08 Đngiliz Sterlini talep edilmitir.  
219. Hükümet, Sözleme ihlal edilmediği için adil tatmin ödenmemesi gerektiğini ileri  
sürmütür. Bunun alternatifi olarak ise Sözleme'nin herhangi bir maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varılsa bile bavuranın taleplerinin spekülatif olduğu ve bölgenin ekonomik  
gerçeklerini yansıtmadığı iddia edilmitir.  
A. Maddi Zarar  
220. Bavuran, oğullarının ölümü ve Dahlezeri'deki mülkünün yokedilmesi sebebiyle uğradığı  
maddi zarar için tazminat talebinde bulunmutur.  
1. Bavuranın Oğullarının Kaybolması ve Ölümlerinden Kaynaklanan Maddi Zarar  
221. Bavuran, Hükümet'in sorumluluğu dahilinde Đkram ve Servet Đpek isimli oğullarının  
ölümlerinden dolayı uğradığı gelir kaybı için toplam 106,393.08 Đngiliz Sterlini talep etmitir.  
Olay sırasında 19 ve 15 yalarında olan oğullarının inaatlarda çalığını ve her birinin yıllık  
2,343.46 Đngiliz Sterlini kazanğını belirtmitir. Bavuran ayrıca, Türk erkeklerinin ortalama  
yasınırının 65.1 yıl olduğunu, oğullarının emeklilik yaının ise 65 kabul edilebileceğini  
belirtmitir. Ayrıca Đkram Đpek'in evli olduğunu, fakat çocuğu olmadığını belirtmitir.  
Yukarıda belirtilen meblağ hesaplanırken bavuran Đngiltere'de ölümcül kazalar ve kiisel  
mağduriyet durumlarında kullanılan Ogden Tablosu'ndan (Ogden Actuarial Tables)  
faydalanmıtır. Türkiye'de karılığı bulunmadığı için ve Türkiye'deki yüksek enflasyon  
oranının yolaçtığı karııklığı önlemek amacıyla bu tablolara profesyonel anlamda hesap  
yapmak için güvenilebilir.  
222. Hükümet, bavuranın talep ettiği tazminatla Sözleme'nin ihlali iddiası arasında bağlantı  
olmadığını iddia etmitir. Bu nedenle, bavurana iddiaları hususunda tazminat verilmemelidir.  
223. Mahkeme, bavuranın iddia ettiği zarar ve Sözleme'nin ihlali arasında nedensel bir bağ  
olması gerektiğini ve bunun da uygun durumda gelir kaybı durumunda tazminat içereceğini  
tekrarlamıtır. (bkz. 13 Haziran Haziran 1994 tarihli 1994 tarihli, Barbera, Messegue ve  
Jabardo/Đspanya Kararı, ( 50. madde Dizi A no 285-C, S. 57-58, prg. 16-20; Çakıcı/ Türkiye  
Kararı, prg. 127). Mahkeme, bavuranın oğullarının kayıtdıı gözaltının ardından  
kaybolduklarını ve Sözleme'nin 2. ve 5. maddeleri bağlamında Devlet'in sorumluluğu  
bulunduğunu tespit etmitir. (bkz. prg. 168 ve 191). Bu koullar altında, Sözleme'nin 2. ve 5.  
maddelerinin ihlali ile Đpek kardelerin mirasçılarının uğradığı kayıp arasında, kendileri için  
sağlanan maddi yardımın durması bağlamında doğrudan nedensel bir bağlantı vardır.  
224. Bavuranın detaylı ifadelerini ve oğullarının geçmiteki ve gelecekteki gelirleri  
hakkındaki hesaplarını gözönünde bulundurarak (bkz. Çiçek ve Orhan Kararları, 201. ve 434.  
paragraflar) Mahkeme, oğullarının her biri için mirasçılara verilmek üzere bavurana 7000'er  
Euro (EUR) ödenmesine karar vermitir.  
2. Bavuranın evinin ve eyalarının yokedilmesinden kaynaklanan maddi kayıplar  
225. Bavuran, evinin ve eyalarının yokedilmesi ve hayvanlarının öldürülmesi ile ilgili  
olarak tazminat talebinde bulunmutur. Gelir kaybının ve baka bir konut bulmak için yapılan  
harcamaların geri ödenmesi talebinde bulunmutur.  
226. Hükümet, iddialarını kanıtlayamadığı için bavurana tazminat ödenmemesi gerektiğini  
ileri sürmütür.  
227. Mahkeme, bavuranın ailesinin, evinin ve eyalarının güvenlik güçlerince kasten  
yokedildiğini tespit etmitir. Bu nedenle bavuranın uğradığı maddi zarar için tazminat  
ödenmesi gereklidir. Ancak bavuranın kaybettiği mülkünün miktarı ve değeri hakkındaki  
iddialarını kanıtlayamadığı için, büyükbahayvanların sayısı ve bavuranın bunlardan elde  
ettiği gelir hakkında bağımsız kanıt olmaması sebebiyle Mahkeme, hakkaniyete uygun bir  
değerlendirme yapmayı gerekli görmütür. (bkz. Bilgin prg. 140; Dulaprg. 86; Selçuk ve  
Asker Kararı, prg. 106; Yöyler Kararı, prg. 106).  
a) Bavuranın Evi ve Diğer Mülkler  
228. Bavuran, değerini 23.000.000.000 TL olarak belirlediği evi, 25.810.000.000 TL değer  
biçtiği 135 hayvan ( 30 koyun, 80 keçi, 15 sığır ve 20 tavuk), 10,250,000,000 TL değerindeki  
ev araç gereçleri ( mutfak eyaları, 12 ilte, 100 kilo tereyağı, 100 kilo süt) ve 150.000.000 TL  
değerindeki bir kamyon odun için tazminat talebinde bulunmutur.  
229. Mahkeme, bağımsız ve belirleyici kanıtların yokluğunda hakkaniyete uygun bir  
değerlendirme yaparak yokedilen ev ve diğer mülklerle ilgili olarak 15.000 Euro tazminata  
hükmetmitir.  
b) Gelir Kaybı  
230. Bavuran, 1994'ten bu yana çiftçilikten elde edeceği gelirlerin kaybı ile ilgili olarak  
5.272,74 Đngiliz Sterlini tazminat talebinde bulunmutur.  
231. Bavuranın arazilerinin büyüklüğü ve bu arazilerden elde edilecek gelir hakkında  
bağımsız kanıt olmadığı için Mahkeme, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak bu  
balık altında 9.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
c) Alternatif Konut  
232. Bavuran, 9 yıllık kira, su, elektrik ve telefon harcamaları için 6.735,11 Đngiliz Sterlini  
ödeme yapılmasını talep etmitir.  
233. Bavuranın iddiasının bu bölümü kanıtlanmadığı için Mahkeme, adil bir değerlendirme  
yapmıve alternatif konut için 5.400 EUR tazminat talebinde bulunmutur.  
3. Özet  
234. Sonuç olarak, bavuranın mülkünün yokedilmesi ile ilgili olarak Mahkeme, maddi zarar  
için toplam 29.400 EUR ödenmesine hükmetmitir. Mahkeme, ayrıca bavurana oğullarının  
ölümü sebebiyle Sözleme'nin ihlal edilmesi neticesinde, uğradığı maddi zarar için tazminat  
ödemek suretiyle oğullarının mirasçılarına verilmek üzere toplam 14.000 Euro ödenmesine  
karar vermitir. Toplam 43.400 Euro'ya varan bu meblağ ödeme günündeki kur üzerinden  
Türk Lirasına çevrilecektir.  
B. Manevi Zarar  
235. Bavuran manevi zarar ile ilgili olarak 50.000 Đngiliz Sterlini talep etmitir. Bavuran bu  
hususta Sözleme'nin birçok sefer ihlal edilmesine yolaçan olayların kendisinde yarattığı  
üzüntüye ve sıkıntıya gönderme yapmıtır.  
236. Hükümet, bu iddialara itiraz etmive talep edilen tazminat miktarı ile Sözleme ihlalleri  
arasında nedensel bir bağ bulunmadığını iddia etmitir. Mahkeme'nin bavuranın iddialarını  
kabul etmemesini talep etmitir.  
237. Mahkeme, kayıtdıı gözaltı ve bavuranın çocuklarının güvenlik güçleri sorumluluğu  
altındayken ölmeleri hususunda 2/5 ve 13. maddelerin ihlal edildiğini tespit etmitir. (bkz.  
168,191 ve 201. paragraflar). Bu nedenle sözkonusu ihlallerin ciddiyeti gözönüne alındığında  
Đpek kardelerle ilgili tazminat ödenmesinin gerekli olduğu görüündedir. Bu sebeple  
Mahkeme, Đkram ve Servet Đpek için, mirasçılara verilmek üzere, ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek toplam 10.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
238. Ayrıca, oğullarının kaybolması ve yetkililerin ikayetleri karısındaki tutumları gibi  
nedenlerle bavuranın maruz kaldığı sıkıntı bavuranla ilgili olarak 3. ve 13. maddelerin  
ihlaline yolaçmıtır. (bkz. prg. 183 ve 201). Bu bağlamda Mahkeme bavuranın kendisi için  
de ayrıca tazminat ödenmesi gerektiği görüündedir. (bkz. Çiçek Kararı, prg. 205 ve Orhan  
Kararı, prg. 443). Bu nedenle Mahkeme, 8.000 Euro'nun ödeme günündeki kur üzerinden  
Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine karar vermitir.  
239. Mahkeme, bavuranın evinin ve eyalarının yokedilmesinin 13. maddenin ve 1 No'lu  
Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmutur. (bkz. prg. 195 ve 209).  
Dolayısıyla, bavurana ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek 7.000 Euro  
ödenmesine karar verilmitir.  
C. Masraf ve Harcamalar  
240. Bavuran, davasının Sözleme organlarına sunulması için yaptığı masraflara karılık  
toplam 27,635,.08 Đngiliz Sterlini talep etmitir. Bu meblağa, Aralık 1999 ve Aralık 2002  
tarihleri arasında 1) Đngiliz Avukat Profesör William Bowring (5 saatlik çalıma için 500  
Đngiliz Sterlini), 2) Londra'daki Kürdistan Đnsan Hakları Projesi'ne bağlı Kerim Yıldız, Philip  
Leach, Anke Stock ve diğerleri (61 saatlik avukatlık ücreti için 6,149.99 Đngiliz Sterlini,  
Đngilizce'den Türkçe'ye ve Türkçe'den Đngilizce'ye tercüme ve özetler için 858,33 Đngiliz  
Sterlini) tarafından yapılan idari masraflar ile 3) telefon, posta, fotokopi, ve kırtasiye  
masrafları (285 Đngiliz Sterlini) dahildir. Bavuran, ayrıca Aralık 1994 ve 1999 arasında 60  
saatlik avukatlık ücreti için 6,000 Đngiliz Sterlini talep etmitir. Bu masraflar davanın  
hazırlanması, kanıtların açıklığa kavuması, bavuranla ilgili diğer konuların analizi ile  
davaya ilikin Türk kanunları üzerinde yapılan incelemeler ve tercümeler için girilen  
masrafları kapsamaktadır.  
241. Hükümet, harcamalar için yapılan talebin aırı ve dayanaksız olduğu görüündedir.  
Hükümet bavuranın taleplerini desteklemek için hiçbir makbuz veya belge sunulmadığını  
ileri sürmütür.  
242. Mahkeme, Sözleme'nin 41. maddesi uyarınca sadece çok gerekli olarak yapılan  
harcamalar ve yasal giderler için geri ödeme yapılacağını tekrarlamıtır. Ayrıca, talep edilen  
meblağ makul olmalıdır. Mahkeme bu bağlamda mevcut davanın Ankara'da yapılacak tanık  
dinleme duruması dahil olaylarla ve yasalarla ilgili detaylı inceleme gerektiren karmaık  
konuları gündeme getirdiğini belirtmitir. Buna karın Mahkeme mevcut dava ile ilgili olarak  
yapılan harcamaların çok gerekli harcamalar olduğu konusunda tatmin olmamıtır. Aralık  
1994 ile Aralık 1999 tarihleri arasında yapılan harcamalara ilikin detaylı bilgi verilmemitir.  
Ayrıca, Aralık 1999'dan Aralık 2002 tarihine kadar yapılan ilerle ilgili olarak toplam çalıma  
süresinin (126 saat) çok fazla olduğu görüündedir. Avukatlık ücretlerinin makul olduğu  
görüünde değildir. Son olarak Mahkeme, çeviri, özet ve idari masraflarla ilgili olarak talep  
edilen meblağın makul olduğunu düünmektedir.  
243. Yukarıda anlatılanların ıığında Mahkeme, uygulanabilecek her türlü katma değer vergisi  
hariç olmak üzere, 13,130 Eurodan Avrupa Konseyi'nden adli yardım olarak alınan 1,050  
Euronun düülerek elde edilecek meblağın Đngiliz Sterlinine çevrilerek adil tatmin talebinde  
belirtildiği ekilde bavuranın yasal temsilcisinin Đngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına  
karar vermitir.  
D. Gecikme Faizi  
244. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olacağını düünmektedir.  
YUKARIDAKĐ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuranın iki oğlunun ölümü ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edildiğine;  
2. Bavuranın iki oğlunun kaybolması ve ölümleri hakkında ulusal makamların etkili ve  
yeterli bir soruturma yapmaması nedeniyle 2. maddenin ihlal edildiğine;  
3. Bavuran ile ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiğine;  
4. Bavuranın iki oğlu ile ilgili olarak 5. maddenin ihlal edildiğine;  
5. Bavuran ile ilgili olarak 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. Bavuran ve iki oğlu ile ilgili olarak, 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte,  
Sözleme'nin 2,3 ve 5. maddeleriyle bağlantılı olarak 13. maddenin ihlal edildiğine;  
7. Bavuran ve iki oğlu ile ilgili olarak 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte  
Sözleme'nin 2,3 ve 5. maddeleri ile bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edilmediğine;  
8. Sözleme'nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;  
9. Hükümet'in Sözleme'nin 38 prg. 1 (a) ile belirtilen sorumluluğunu yerine getirmediğine;  
10. a) Sorumlu Devletin, Sözleme'nin 44/2 maddesi uyarınca davanın kesinlik kazanmasını  
takiben üç ay içinde, aağıda belirtilen miktarların ödeme günündeki kur üzerinden sorumlu  
devletin ulusal para birimine çevrilerek bavuranın Türkiye'deki banka hesabına yatırılmasına;  
i) Maddi zararla ilgili olarak iki oğlunun mirasçılarına verilmek üzere her iki oğul için  
bavurana 7.000'er (yedibin euro) Euro ödenmesine;  
ii) Maddi zararla ilgili olarak bavurana 29.400 Euro ödenmesine (yirmidokuzbindörtyüz  
euro);  
iii) Manevi zarar için bavurana 15.000 Euro ödenmesine;  
b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için,  
ilgili miktara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın uygulanmasına;  
11. a) Masraf ve harcamalarla ilgili olarak, sorumlu Devletin, Sözleme'nin 44/2 maddesi  
gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her türlü katma  
değer vergisi hariç, adli yardım için alınan 1.050 Euro (binelli euro) 13.130 Euro'dan  
çıkartılarak elde edilecek meblağın ödeme günündeki kur üzerinden Đngiliz Sterlinine  
çevrilerek bavuranın yasal temsilcisinin Đngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına;  
b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için,  
yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluan basit faiz oranının uygulanmasına;  
12. Bavuranın adil tatmin taleplerinin geri kalanının reddedilmesine;  
Karar verilmitir.  
Karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup, Mahkeme Đç Tüzüğü'nün 77/2 ve 3. paragrafları  
uyarınca 17 ubat 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.