CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ĐPEK VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE  
(Başvuru no. 17019/02 VE 30070/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Şubat 2009  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşları Çetin Đpek, Murat Özpamuk ve Seyithan Demirel (“başvuranlar”)  
tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, sırasıyla 9 Şubat 2002 ve 30 Nisan 2002  
tarihlerinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 17019/02 ve  
30070/02 numaralı başvurular sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil  
edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar, 1985 doğumludurlar ve Diyarbakır’da ikamet etmektedirler. Olayların  
gerçekleştiği sırada on altı yaşındaydılar.  
Resmi belgelere göre, polis, PKK hakkında sürmekte olan bir soruşturmayla bağlantılı  
olarak, söz konusu örgüte üyelikten şüpheli ikinci başvuranın, kırsal bölgeden, örgüt adına  
şehirlerde faaliyet yürütmek amacıyla geldiği hususunda bilgi almıştır. Đkinci başvuranın  
Diyarbakır’daki adresini tespit eden polis, 1 Aralık 2001 tarihinde saat 01:20’de binada arama  
yapmış ve ikinci başvuranı yakalamıştır. Arama sırasında evde bulunan diğer başvuranlar da,  
örgütle muhtemel herhangi bir bağlarını tespit etmek amacıyla aynı şekilde yakalanmış ve  
gözaltına alına alınmışlardır. Polis, arama sırasında, yasadışı veya suçlayıcı bir unsura  
rastlamamıştır.  
Aynı gece, saat 02:15 civarında, başvuranlar, sağlık muayenesi için Diyarbakır Devlet  
Hastanesi’ne götürülmüştür.  
Gözaltı tutanaklarına göre, polis, birinci ve üçüncü başvuranların babalarına ve ikinci  
başvuranın annesine başvuranların yakalandıklarını ve gözaltına alındıklarını bildirmiştir.  
2 Aralık 2001 tarihinde, polis, birinci başvuranın evini aramış, ancak, yasadışı veya  
suçlayıcı herhangi bir şey bulmamıştır.  
Polisin talebi üzerine, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı (bundan sonra savcı olarak  
anılacaktır), 3 Aralık 2001 tarihinde başvuranların gözaltı süresini iki gün süreyle uzatmıştır.  
Aynı tarihte, başvuranlar polis tarafından sorgulanmıştır. Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri’nin yetki alanına giren suçlarla suçlandıkları için yaşlarına rağmen avukat  
yardımından faydalanamamışlardır.  
Gözaltı tutanaklarında, başvuranların gözaltı sürelerinin bitimi, 4 Aralık 2001 tarihi  
saat 10:40 olarak kaydedilmiştir.  
Aynı gün daha sonra, başvuranlar, sağlık muayenesi için Bağlar Sağlık Kliniği’ne  
götürülmüşlerdir.  
1
Daha sonra, başvuranlar ilk önce savcının daha sonra da Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin (bundan sonra DGM olarak anılacaktır) huzuruna çıkarılmışlardır. DGM,  
başvuranların ifadelerini dinledikten sonra tutuklanmaları kararını vermiştir.  
5 Aralık 2001 tarihinde, Savcı, esas olarak başvuranların ön soruşturma sırasında elde  
edilen ifadelerine dayanarak, DGM’ye, ikinci başvuranı yasadışı örgüte üyelikle ve diğer  
başvuranları örgüte yardım ve yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.  
Suçlamalar, sırasıyla, Türk Ceza Kanunu’nun 168 ve 169. maddeleri uyarınca yapılmıştır.  
5 Şubat 2002 tarihinde DGM’de düzenlenen ilk duruşmada, başvuranlar serbest  
bırakılştır.  
DGM önünde görülen bu davaya ilişkin olarak taraflarca ek bir belge sunulmamıştır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 3., 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiği  
konusunda şikayetçi olmuşlardır. Söz konusu maddenin ilgili kısımları şöyledir:  
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen  
yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.  
...  
(c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra  
kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin  
yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;  
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes  
hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;  
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı  
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.  
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük  
kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi  
halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.  
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan  
herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, AĐHM’den, başvuruyu, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk  
yollarının tüketilmesi şartına uyulmaması gerekçesiyle reddetmesi talebinde bulunmuştur. Bu  
bağlamda, ilk olarak, başvuranların, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128. maddesi ile  
bağlantılı olarak Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca tutukluluklarının kanuna uygunluğu  
konusunda itirazda bulunabileceklerini ileri sürmüştür. Đkinci olarak, Hükümet, başvuranların,  
kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkında 466 sayılı  
2
Kanun uyarınca tazminat talebinde bulunabileceklerini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca,  
başvuranların altı ay kuralına uymadığını öne sürmüştür.  
Başvuranlar, Hükümet’in iddialarını reddetmişlerdir.  
Hükümet’in itirazlarının ilk kısmına ilişkin olarak, AĐHM, benzer davalarda bu tür  
itirazları incelemiş ve reddetmiş olduğunu hatırlatır (bkz., örneğin, Öcalan – Türkiye [BD],  
no. 46221/99; Ayaz ve Diğerleri – Türkiye, no. 11804/02, 22 Haziran 2006; Hacı Özen –  
Türkiye, no. 46286/99, 12 Nisan 2007). AĐHM, bu davada, söz konusu başvurulardaki  
kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Yukarıda belirtilenler  
karşısında, AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmiştir.  
Hükümet’in itirazlarının ikinci kısmı hususunda AĐHM, AĐHS kurumlarının yerleşik  
içtihadına göre, iç hukuk yolunun mevcut olmaması halinde altı ay süresinin, AĐHS ihlali  
oluşturduğu iddia edilen eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başladığını, ancak,  
devam eden bir duruma ilişkin olduğu takdirde altı ay süresinin söz konusu durumun sona  
erdiği tarihten itibaren işlemeye başladığını yinelemiştir (bkz., örneğin, Cengiz Polat –  
Türkiye, no. 40593/04, 11 Aralık 2007). Somut davada, başvuranlar 4 Aralık 2001 tarihinde  
tutuklanşlar ve sırasıyla 9 Şubat 2002 ve 30 Nisan 2002 tarihlerinde AĐHM’ye  
başvurmuşlardır. Buna göre, başvuru, şikayet konusu eylemin sona erdiği tarihten itibaren altı  
ay içinde yapılmıştır. Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, Hükümet’in bu konudaki  
itirazını da reddetmiştir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvurunun bu kısmı  
kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. 5/1 madde  
Başvuranlar, yakalanmalarını haklı gösteren geçerli bir şüphenin mevcut olmadığını  
ileri sürmüşlerdir.  
Hükümet buna karşı çıkmıştır. Başvuranların bir terör örgütüne üye olmak ve kentsel  
alanlarda örgüt adına faaliyet yürütmek şüphesiyle gözaltına alındıklarını belirtmiştir.  
AĐHM, 5/1 (c) maddesi uyarınca geçerli bir şüphe üzerine yakalamanın haklı  
çıkarılması için, polisin suçlama yapmak için yakalama anında veya başvuran gözaltındayken  
yeterli delil elde etmiş olmasının gerekli olmadığını yinelemiştir (bkz., Brogan ve Diğerleri –  
Đngiltere, 29 Kasım 1988). Ayrıca, yakalanan kişinin sonuçta suçlanması veya mahkeme  
önüne çıkarılması da gerekli değildir. Sorgulama için gözaltına almanın amacı, tutuklamanın  
dayanağını oluşturan şüpheleri doğrulamak veya ortadan kaldırmak suretiyle cezai  
soruşturmayı ilerletmektir (bkz., Murray – Đngiltere, 28 Ekim 1994).  
Ancak, şüphenin geçerli nedenlere dayanması gereği, keyfi yakalama ve tutuklamaya  
karşı korumanın temel bir bölümünü oluşturmaktadır. Đyi niyetle şüphe duyulması yeterli  
değildir. “Geçerli şüphe” sözleri, ilgili kişinin suç işlemiş olabileceğine dair tarafsız bir  
3
gözlemciyi ikna edebilecek delil veya bilgilerin mevcut olması anlamına gelmektedir (bkz.,  
Fox, Campbell ve Hartley – Đngiltere, 30 Ağustos 1990). AĐHM, bu bağlamda, geçerli  
şüphenin mevcut olmadığı durumda, kişinin yakalanması veya gözaltına alınmasının, onun  
itirafta bulunması, başkaları aleyhine ifade vermesi veya ondan geçerli şüpheye dayanak  
oluşturabilecek delil veya bilgi temin etmek amacıyla uygulanmaması gerektiğini  
vurgulamıştır (bkz., Cebotari – Moldovya, no. 35615/06, 13 Kasım 2007).  
AĐHM, bu bağlamda, ikinci başvuranın, üyesi olduğundan ve adına faaliyet yürütmek  
için şehre gittiğinden şüphelenildiği yasadışı silahlı bir örgüte yönelik yürütülen soruşturma  
zarfında yakalandığını kaydetmiştir. Bu şartlarda, hakkındaki şüphe, 5/1 (c) maddesinin  
gerektirdiği düzeye ulaşş olarak değerlendirilebilir, zira, özgürlükten mahrum bırakmanın  
amacı söz konusu yasadışı örgütle olan ilişkisine dair şüpheleri doğrulamak veya ortadan  
kaldırmaktır. Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, Özpamuk’a ilişkin olarak AĐHS’nin  
5/1 maddesinin ihlal edilmediği kararını vermiştir (bkz., Saraçoğlu ve Diğerleri – Türkiye, no.  
4489/02, 29 Kasım 2007).  
Ancak, diğer başvuranların, sadece, arama sırasında ikinci başvuranın evinde  
bulundukları için yakalandıkları anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında ve aksini gösteren bir  
bilgi veya belge olmadığına göre, AĐHM, yakalanmaları sırasında bu başvuranların, AĐHS’nin  
5/1 (c) maddesi anlamı dahilinde, suç işlemiş olabileceklerine dair geçerli bir şüphe üzerine  
veya suç işlemelerini engellemek için yakalanmadıklarını değerlendirmiştir (bkz., Tuncer ve  
Durmuş – Türkiye, no. 30494/96, 2 Kasım 2004). Dolayısıyla, Đpek ve Demirel’e ilişkin  
olarak söz konusu hüküm ihlal edilmiştir.  
2. 5/3 madde  
Başvuranlar, gözaltı sürelerinin makul süre şartını aşğı konusunda şikayetçi  
olmuşlardır.  
Hükümet, başvuranların, yaklaşık üç gün dokuz saatlik gözaltı sürelerinin ilgili  
zamanda yürürlükte olan mevzuatla ve ayrıca AĐHS içtihadıyla uyumlu olduğunu ileri  
sürmüştür. Bilhassa, davanın karmaşıklığının, başvuranların bir terör örgütüyle ilişkilerinin ve  
delillerin durumunun başvuranların gözaltı süresinin devam etmesine neden olduğunu ve  
somut davada gerekli titizliğin gösterildiğini belirtmiştir.  
AĐHM, 5/3 maddenin, herhangi bir kötü muamelenin tespit edilmesi ve kişisel  
özgürğe yapılan herhangi bir haksız müdahaleyi asgari düzeyde tutmak amacıyla yakalanan  
veya tutulu durumda bulunan herkesin hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla  
yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmasını gerektirdiğini gözlemlemiştir. Bu konuya  
ilişkin çabukluğun her davanın koşullarına göre ayrı olarak değerlendirilmesi gerekli olmakla  
birlikte (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Aquilina – Malta [BD], no. 25642/94), 5/3 maddenin  
bu şartı tarafından öne sürülen sıkı zaman kısıtlaması yorumda çok az esnekliğe yer  
bırakmaktadır. Aksi halde, usule ilişkin güvence kişinin zararına olarak önemli ölçüde zayıflar  
ve bu hüküm tarafından koruma altına alınan hakkın esasının zarar görmesi tehlikesi mevcut  
olur (bkz., örneğin, McKay – Đngiltere [BD], no. 543/03).  
AĐHM, muhtelif seferlerde, terör suçlarına yönelik soruşturmaların yetkililer için  
şüphesiz özel sorunlar ortaya koyduğunu ifade etmiştir (bkz., yukarıda anılan, Brogan ve  
Diğerleri; yukarıda anılan Murray; Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996; Demir ve Diğerleri –  
Türkiye, 23 Eylül 1998; Dikme – Türkiye, no. 20869/92). Ancak, bu, soruşturma  
4
makamlarının, yerel mahkemelerin etkili denetiminden ve AĐHS’nin denetleyici  
organlarından bağımsız olarak terörle ilgili bir konu olduğunu ileri sürdükleri her zaman  
şüphelileri sorgulamak için yakalamak konusunda 5. madde uyarınca açık çekleri (carte  
blanche) olduğu anlamına gelmemektedir (bkz., yukarıda anılan Murray).  
AĐHM, yargı denetimi olmadan gözaltında tutma için öngörülen sıkı zaman  
kısıtlamasının azami dört gün olduğunu yinelemiştir (bkz., yukarıda anılan McKay). Somut  
davada, başvuranlar, yakalandıktan yaklaşık üç gün dokuz saat sonra hakim önüne  
çıkarılşlardır. Buna göre, başvuranların gözaltı süresi, ilk bakışta (prima facie), 5/3  
maddenin gerekleri ile uyumludur. Ancak, aşağıda belirtilen hususi gerekçeler nedeniyle,  
AĐHM, başvuranların hakimin önüne gecikmeli olarak çıkmalarının, söz konusu hüküm  
kapsamında, yeterince ivedi olmadığını değerlendirmiştir. Đlk olarak, AĐHM, başvuranların  
yakalandıkları sırada reşit olmadıkları hususuna büyük önem vermektedir. Ancak, bu hususun  
soruşturma makamları ve bilhassa başvuranların gözaltı süresini iki gün süreyle uzatan Savcı  
tarafından dikkate alınmadığı gözükmektedir. Đkinci olarak, reşit olmamış bu kişiler, Devlet  
yetkilileri tarafından gerçekleştirilebilecek muhtemel keyfi eylemler karşısında avukat erişimi  
gibi herhangi bir koruma olmaksızın üç günden uzun bir süre hapsedilmişlerdir. Son olarak,  
bu süre zarfında, polis tarafından başvuranlara ilişkin olarak yerine getirilen tek soruşturma  
işlemi, başvuranların 3 Aralık 2001 tarihinde – yani yakalanmalarından yaklaşık iki gün sonra  
ve hakim önüne çıkarılmadan bir gün önce – sorgulanmaları ile sınırlı gözükmektedir. Başka  
soruşturma tedbirleri alınmış olsa dahi Hükümet bunları AĐHM’ye sunamamıştır. Bu  
şartlarda, AĐHM, özellikle başvuranların yaşlarının genç olması karşısında, Hükümet  
tarafından genel hatlarıyla öne sürülen iddialardan hiçbirinin, terör soruşturmaları kapsamında  
olsa dahi, gözaltında üç günden fazla tutulmalarını haklı çıkarmaya yeterli olmadığı  
görüşündedir.  
Bu koşullarda, AĐHM, yetkililerin başvuranları hakim önüne daha erken çıkarmalarını  
engelleyecek hususi zorluklar veya istisnai koşulların mevcut olmadığını tespit etmiştir (bkz.,  
üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Kandzhov – Bulgaristan, no. 68294/01, 6  
Kasım 20081; Koster – Hollanda, 28 Kasım 1991; Rigopoulos – Đspanya, no. 37388/97).  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.  
3. 5/4 madde  
Başvuranlar, 5/4 madde uyarınca, iç hukukta, yakalanmalarının ve gözaltına  
alınmalarının kanuna uygunluğuna karşı itirazda bulunmalarını sağlayacak etkili iç hukuk  
yollarının mevcut olmadığını iddia etmişlerdir.  
Hükümet, ilgili zamanda yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128.  
maddesinin, tutukluluklarının kanuna uygunluğuna ilişkin itirazda bulunmalarını sağlayacak  
etkili hukuk yolu sunduğunu ileri sürmüştür.  
AĐHM, somut davadaki konularla benzer konular ortaya koyan bazı davalarda,  
Hükümet’in yukarıda belirtilen iddiasını reddetmiş olduğunu ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin  
ihlalini tespit etmiş olduğunu belirtmiştir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, yukarıda anılan  
Öcalan; Özçelik – Türkiye, no. 56497/00, 20 Şubat 2007; yukarıda anılan Saraçoğlu ve  
1 Karar henüz kesinleşmemiştir.  
5
Diğerleri). AĐHM, bu davada, eski karalarından sapmasını gerektirecek özel bir durum  
görmemiştir.  
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği kararını vermiştir.  
4. 5/5 maddesi  
Başvuranlar, 5/5 madde uyarınca, yakalanmalarının ve tutuklanmalarının  
kanunsuzluğuna ilişkin olarak tazminat haklarının olmadığı konusunda şikayetçi olmuşlardır.  
Hükümet, yasadışı tutukluluklar durumunda, tazminat talebinin, kanun dışı yakalanan  
veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkında 466 sayılı Kanun uyarınca, ilk derece  
mahkemesinin nihai kararından itibaren üç ay içinde yapılabileceğini yinelemiştir.  
AĐHM, 466 sayılı Kanun uyarınca, diğer hususların yanı sıra, kanuna aykırı olarak  
özgürlükten mahrum bırakma veya kişinin kanuna uygun olarak yakalanıp hakkında  
kovuşturma yapılmaması veya kovuşturma sonucu beraatine veya ceza verilmesine mahal  
olmadığına karar verilmesi gibi hususlar sonucu görülen zarar karşılığı tazminat davasının  
açılabileceğini kaydetmiştir.  
AĐHM, başlangıç olarak, başvuranların tutukluluklarının iç hukukla uyumlu olduğunu  
gözlemlemiştir. Dolayısıyla, 466 sayılı Kanun’un 1/1 maddesince öngörülen hukuk yolunu  
kullanarak kanuna aykırı olarak özgürlükten mahrum bırakılmaya karşılık tazminat talebinde  
bulunamazlardı (bkz., Çetinkaya ve Çağlayan – Türkiye, no. 3921/02, no. 35003/02 ve no.  
17261/03, 23 Ocak 2007). Haklarındaki cezai kovuşturmanın sonucuna ilişkin bir belgenin  
mevcut olmaması karşısında, AĐHM, başvuranların 466 sayılı Kanun’un 1/6 maddesine  
dayanarak tazminat davası açma imkanlarının olup olmadığına ilişkin fikir yürütemez. Ancak,  
hali hazırda, ulusal mahkemelerin, 1/6 madde uyarınca tazminat ödenmesine karar verirken  
değerlendirmelerini, özgürlükten mahrum bırakmanın 5. maddenin ilk dört paragrafına aykırı  
olup olmadığına değil, sadece söz konusu Kanun’un gerektirdiği şartlara dayandırdığını tespit  
eden AĐHM (bkz., Sinan Tanrıkulu ve Diğerleri – Türkiye, no. 50086/99, 3 Mayıs 2007;  
Medeni Kavak – Türkiye, no. 13723/02, 3 Mayıs 2007; yukarıda anılan Saraçoğlu ve  
Diğerleri), başvuranların, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. paragraflarına aykırı olarak  
özgürlükten yoksun bırakılmaları karşılığında, AĐHS’nin 5/5 maddesinin gerektirdiği gibi 466  
sayılı Kanun’un 1/6 maddesi hükümleri uyarınca uygulanabilir bir tazminat haklarının  
olmadığını tespit etmiştir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ  
Birinci ve ikinci başvuran, ek görüşlerinde, AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca,  
kovuşturmanın ilk aşamalarında avukat yardımından mahrum bırakıldıkları konusunda  
şikayetçi olmuşlardır.  
AĐHM, AĐHS muamelelerinde tecrübeli bir avukat tarafından temsil edilen bu  
başvuranların, AĐHS’nin 34. ve 35. maddeleri şartlarının bu şikayete ilişkin olarak  
karşılandığını ortaya koyan bir belge sunmadıklarını gözlemlemiştir.  
6
AĐHM, başvurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35. maddesinin 1., 3. ve 4. paragrafları  
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği  
kararını vermiştir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuranlar Đpek ve Özpamuk, ayrı ayrı, 50.000 Euro manevi tazminat talebinde  
bulunmuşlardır. Demirel 35.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.  
Hükümet, talep edilen miktarlara karşı çıkmıştır.  
AĐHM, dava olayları nedeniyle şüphesiz önemli ölçüde üzüntü yaşamış olmaları  
nedeniyle başvuranlara manevi tazminat ödenmesi gerektiğini değerlendirmiştir. AĐHM,  
hakkaniyet temelinde karar vererek Đpek ve Demirel’e ayrı ayrı 1.500 Euro ve Özpamuk’a  
1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar Đpek ve Özpamuk, yerel mahkemelerdekiler de dahil olmak üzere  
avukatlık ücreti karşılığı 4.788 Euro talep etmişlerdir. Demirel, avukatlık ücreti karşılığı 2.565  
Euro talep etmiştir. Başvuranlar, ayrıca, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak,  
Avrupa Konseyi tarafından sunulan adli yardıma tekabül eden bir miktarın ödenmesini talep  
etmişlerdir. Başvuranlar, avukatlarıyla yaptıkları avukatlık ücreti anlaşmasını, Diyabakır  
Barosu ücretler tarifesini ve avukatları tarafından hazırlanan zaman çizelgesini sunmuşlardır.  
Hükümet, söz konusu miktarlara itiraz etmiştir.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, elindeki belgeleri  
ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulunduran AĐHM, yerel yargılamadaki masraf ve  
giderlere ilişkin talebi reddetmiş ve AĐHM’deki mahkeme masraflarına karşılık başvuranlara  
ortak olarak 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
7
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Başvuranların AĐHS’nin 5. maddesinin 1(c), 3, 4 ve 5. paragrafları uyarınca olan  
şikayetlerinin kabuledilebilir; başvurunun kalanının kabuledilemez olduğuna;  
2. Başvuran Özpamuk’a ilişkin olarak AĐHS’nin 5/1 (c) maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Başvuranlar Đpek ve Demirel’e ilişkin olarak AĐHS’nin 5/1 (c) maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  
6. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
7. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara aşağıdaki miktarların ödenmesine;  
(i) Manevi tazminat olarak Đpek ve Demirel’e ayrı ayrı 1.500 Euro (bin beş yüz  
Euro) ve Özpamuk’a 1.000 Euro (bin Euro) ile birlikte bu miktara tabi olabilecek  
her türlü vergi;  
(ii) Yargılama masraf ve giderleri olarak başvuranlara ortaklaşa 2.000 Euro (iki bin  
Euro) ile birlikte bu miktara tabi olabilecek her türlü vergi;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
8. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 3 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Başkan  
8