gözlemciyi ikna edebilecek delil veya bilgilerin mevcut olması anlamına gelmektedir (bkz.,
Fox, Campbell ve Hartley – Đngiltere, 30 Ağustos 1990). AĐHM, bu bağlamda, geçerli
şüphenin mevcut olmadığı durumda, kişinin yakalanması veya gözaltına alınmasının, onun
itirafta bulunması, başkaları aleyhine ifade vermesi veya ondan geçerli şüpheye dayanak
oluşturabilecek delil veya bilgi temin etmek amacıyla uygulanmaması gerektiğini
vurgulamıştır (bkz., Cebotari – Moldovya, no. 35615/06, 13 Kasım 2007).
AĐHM, bu bağlamda, ikinci başvuranın, üyesi olduğundan ve adına faaliyet yürütmek
için şehre gittiğinden şüphelenildiği yasadışı silahlı bir örgüte yönelik yürütülen soruşturma
zarfında yakalandığını kaydetmiştir. Bu şartlarda, hakkındaki şüphe, 5/1 (c) maddesinin
gerektirdiği düzeye ulaşmış olarak değerlendirilebilir, zira, özgürlükten mahrum bırakmanın
amacı söz konusu yasadışı örgütle olan ilişkisine dair şüpheleri doğrulamak veya ortadan
kaldırmaktır. Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, Özpamuk’a ilişkin olarak AĐHS’nin
5/1 maddesinin ihlal edilmediği kararını vermiştir (bkz., Saraçoğlu ve Diğerleri – Türkiye, no.
4489/02, 29 Kasım 2007).
Ancak, diğer başvuranların, sadece, arama sırasında ikinci başvuranın evinde
bulundukları için yakalandıkları anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında ve aksini gösteren bir
bilgi veya belge olmadığına göre, AĐHM, yakalanmaları sırasında bu başvuranların, AĐHS’nin
5/1 (c) maddesi anlamı dahilinde, suç işlemiş olabileceklerine dair geçerli bir şüphe üzerine
veya suç işlemelerini engellemek için yakalanmadıklarını değerlendirmiştir (bkz., Tuncer ve
Durmuş – Türkiye, no. 30494/96, 2 Kasım 2004). Dolayısıyla, Đpek ve Demirel’e ilişkin
olarak söz konusu hüküm ihlal edilmiştir.
2. 5/3 madde
Başvuranlar, gözaltı sürelerinin makul süre şartını aştığı konusunda şikayetçi
olmuşlardır.
Hükümet, başvuranların, yaklaşık üç gün dokuz saatlik gözaltı sürelerinin ilgili
zamanda yürürlükte olan mevzuatla ve ayrıca AĐHS içtihadıyla uyumlu olduğunu ileri
sürmüştür. Bilhassa, davanın karmaşıklığının, başvuranların bir terör örgütüyle ilişkilerinin ve
delillerin durumunun başvuranların gözaltı süresinin devam etmesine neden olduğunu ve
somut davada gerekli titizliğin gösterildiğini belirtmiştir.
AĐHM, 5/3 maddenin, herhangi bir kötü muamelenin tespit edilmesi ve kişisel
özgürlüğe yapılan herhangi bir haksız müdahaleyi asgari düzeyde tutmak amacıyla yakalanan
veya tutulu durumda bulunan herkesin hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla
yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmasını gerektirdiğini gözlemlemiştir. Bu konuya
ilişkin çabukluğun her davanın koşullarına göre ayrı olarak değerlendirilmesi gerekli olmakla
birlikte (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Aquilina – Malta [BD], no. 25642/94), 5/3 maddenin
bu şartı tarafından öne sürülen sıkı zaman kısıtlaması yorumda çok az esnekliğe yer
bırakmaktadır. Aksi halde, usule ilişkin güvence kişinin zararına olarak önemli ölçüde zayıflar
ve bu hüküm tarafından koruma altına alınan hakkın esasının zarar görmesi tehlikesi mevcut
olur (bkz., örneğin, McKay – Đngiltere [BD], no. 543/03).
AĐHM, muhtelif seferlerde, terör suçlarına yönelik soruşturmaların yetkililer için
şüphesiz özel sorunlar ortaya koyduğunu ifade etmiştir (bkz., yukarıda anılan, Brogan ve
Diğerleri; yukarıda anılan Murray; Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996; Demir ve Diğerleri –
Türkiye, 23 Eylül 1998; Dikme – Türkiye, no. 20869/92). Ancak, bu, soruşturma
4