IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Karkın,
§39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no .27528/95, §43,2 Ekim 2003).
AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin,
söz konusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil
sunduğuna itibar etmiştir. AİHM, siyasi konuşmada kullanılan ifadelere ve
konuşmanın yapıldığı ortama önem vererek bu bağlamda göreceği davanın
bulunduğu koşullan özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde
bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve Incal, s. 1568, §58).
Dava konusu konuşma, ayrımcılık faaliyetlerine karşı güvenlik güçlerinin
yürüttüğü mücadele şeklinin sert eleştirisini yapmaktadır.
AİHM, DGM'nin söz konusu konuşmada Türk topraklarının bütünlüğünü
bölmeyi amaçlayan ifadelerin yer aldığına kanaat getirdiğini ortaya koymuştur.
AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı
gösterecek kendi içinde yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda
yer alan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4),
no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, konuşmanın özellikle sert üslup içeren
bazı bölümlerinin, Hükümetin terörle mücadele konusunda güttüğü politika
hakkında negatif bir tablo çizmiş olsa da ve metinde muhalif bir anlam
oluşmuş olsa da, yine de bu bölümler, şiddet kullanmaya, silahlı mücadeleye,
ne de ayaklanmaya teşvik etmiş ve AİHM'nin gözünde, göz önünde
bulundurulması gereken başlıca unsurun konuşmanın kin güden bir konuşma
olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. A contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no:
26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz
1999).
AİHM, aynı şekilde müdahalenin oranını belirlerken verilen cezanın
niteliği ve ağırlığı göz önünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu
belirtmitir.
Davada başvuranın mahkumiyeti amaçlanan hedeflerle orantılı olmayıp
bu nedenle "demokratik toplumda gerekli" değildir ve AİHS'nin 10. maddesi
ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,
A. Tazminat
Başvuran maddi manevi tazminat adı altında 60 000 euros (EUR) talep
etmiştir.
Hükümet görüş belirtmemiştir.
AİHM, Fransa'da bulunduğu günlerde iddia edilen gelirlerdeki kayıp
konusunda sunulan delillerin başvuranın AİHS'nin 10. maddesinin ihlalinden
doğan zararının net bir şekilde belirlenmesini sağlamadığı kanaatindedir (Bkz.
Karakoç ve diğerleri- Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15
Ekim 2002).
AİHM, istenilen tazmin hakkında başvuranın bu tutarın ödenmesini
gerektirecek hiç bir belge sunmadığını ortaya koymuştur. Buradan yola
çıkarak AİHM, bu talebi reddetmiştir.
AİHM, manevi tazminat hakkında ilgilinin bir takım karışıklar yaşamış
olacağına kanaat getirerek hakkaniyete uygun olarak başvurana 4 000
EUR'nun tahsis edilmesine karar vermiştir.