CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İprahim Ülger - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:57250/00)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
İŞLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:57250/00) başvuru no'lu  
davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu İprahim Ülger'in ("Başvuran"), 27  
Nisan 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözleşmesinin "AİHS" ("Sözleşme") 34. maddesi gereğince Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesi'ne "AİHM" yaptığı başvurudur.  
Başvuran İzmir'de avukat olan Sn. Mustafa İşeri tarafından temsil  
edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
1963 doğumlu başvuran olaylar sırasında İzmir'de ikamet etmekteydi  
ancak şu anda siyasi sığınmacı statüsünde Fransa'da ikamet etmektedir.  
Olaylar sırasında Halkın Demokrasi Partisinin "HADEP" yönetim kurulu  
üyesi olan başvuran, 24 mayıs 1998 tarihinde partinin kongresi sırasında  
yönetim kurulu üyesi olarak konuşma yapmıştır.  
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi "DGM" Cumhuriyet Başsavcısı 24  
Temmuz 1998 tarihli iddianameyle başvuranı 3713 Sayılı Terörle Mücadele  
Kanunun 8§1 maddesinde suç olarak öngörülen devletin ve milletin bölünmez  
bütünğüne karşı propaganda yapmakla suçlamıştır.  
Savcı ayrıca başvuranın yaptığı konuşmada ayrımcılık amacıyla kurt  
devletini kurmak için Türk topraklarını bölmeyi amaçlayan terör örgütü  
PKK'nın propagandasını yaptığını belirtmiştir.  
Başvuran DGM önünde, söz konusu konuşmayı yaptığına itiraz etmemiş  
ancak suçlamaları reddetmiştir. Konuşmasının kardeşlik, özgürlük ve  
demokrasi üzerine olduğunu ayrımcı olarak nitelendirilemeyeceğini öne  
sürmüştür.  
DGM, 10 Aralık 1998 tarihli kararla itham edilen olaylardan başvuranı  
suçlu bulmuş ve yaptığı konuşmanın bazı bölümlerine dayanarak on ay hapis  
ve 5 083 333 333 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır.  
Başvuran, 24 Aralık 1998 tarihinde 10 Aralık 1998 tarihli kararın  
temyizine gitmiştir. Başvuran Anayasa, yerel kanunlar ve AİHS'nin garanti  
altına aldığı ifade özgürlüğü hakkını öne sürerek konu hakkındaki AİHM'nin  
içtihadına atıfta bulunmuştur. Başvuran üyesi olduğu partinin kongresinde  
yaptığı  
konuşmanın  
ayrımcılık  
içeren  
bir  
konuşma  
olarak  
nitelendirilemeyeceğini ve konuşmasının genel olarak değerlendirilmediğini  
öne sürmüştür. Başvuran "şehit" kelimesini PKK militanları için değil ölen  
HADEP'liler için kullandığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca kendisinin ve  
yönetim üyesi olduğu partinin politik görüşlerini açıklamanın suç teşkil  
etmemesi gerektiğini savunmuştur.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Ayrıca başvuran, 3713 sayılı kanunun uygun maddesinin, suçun tekerrür  
etmediği durumda mahkemenin cezanın ifasının tecil edilmesi karan almasını  
sağladığını belirtmiştir. Oysa DGM daha önce benzeri bir suçtan mahkumiyet  
almamasına rağmen, bundan faydalanmasına izin vermemiş ve bu noktada  
kararını değiştirmemiştir. Başvuran davanın Yargıtay'da görülmesini talep  
etmiştir.  
Yargıtay tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.  
Yargıtay 22 Kasım 1999 tarihli kararla başvuranın taleplerini reddederek  
ilk derece mahkeme kararını onamıştır.  
Başvuran Fransa'ya giderek siyasi ilticada bulunmuştur.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM'nin, bünyesinde bir askeri  
hakim bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı  
garanti eden "tarafsız ve bağımsız bir mahkeme" olamayacağını iddia etmiştir  
Başvuran ayrıca, Yargıtay önündeki muhakeme usulünde Yargıtay'ın  
tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden savunma haklarının  
tanınmadığını savunarak AİHS'nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini öne  
sürmüştür.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet iki itirazda bulunmuştur.  
İlk olarak, Hükümet AİHM'yi, AİHS'nin 35. maddesi gereğince iç  
müracaat yollarının tüketilmemesinden dolayı başvuruyu reddetmesini talep  
etmiştir. Hükümet, bu bağlamda başvuranın yerel mahkemeler önünde  
muhakeme usulünün hiç bir aşamasında AİHS'nin 6§1 maddesi uyarınca  
itirazda bulunmadığını savunmuştur.  
AİHM, Özel-Türkiye davasında (bahsi geçen karar, §25) benzer bir itirazı  
reddettiğini hatırlatmıştır. AİHM, daha önce aldığı karara aykırı bir karar almak  
için hiç bir gerekçe görmemiş ve Hükümetin itirazını reddetmiştir.  
İkinci olarak, Hükümet, AİHM'den, AİHS'nin 35. maddesine uygun olarak  
altı ay kuralına uyulmadığından DGM'nin oluşumuna ilişkin şikayeti  
reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, DGM'lerin tarafsız ve bağımsızlıktan  
yoksun olmasına ilişkin şikayet hakkında verilen iç nihai kararın aynı  
mahkeme tarafından verilen karar olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda,  
Hükümet, olayların geçtiği sırada DGM'nin oluşumunun iç mevzuata göre  
gerçekleştiğinden, ne DGM'nin ne de Yargıtay'ın şikayet hakkında karar  
verme yetkisine sahip olduğunu öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın, iç  
başvuruların etkisizliğini gözlemlediği andan itibaren yani DGM'nin aldığı 10  
Aralık 1998 tarihli karardan sonra başvurusunu altı ay içinde yapmasının  
gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa başvurunun 27 Nisan 2000 tarihinde  
yapıldığını dile getirmiştir. Hükümet öne sürdüğü kanıtlara dayanarak  
AİHM'nin içtihat kararlarına atıfta bulunmuştur (Kalan-Türkiye (karar), no:  
73561/01, 2 Ekim 2001).  
AİHM, Özdemir-Türkiye davasında benzer bir itirazı reddettiğini  
hatırlatmıştır (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003). Daha önce aldığı bu karara  
karşı bir karar almak için hiçbir gerekçe görmemiş ve Hükümetin itirazını  
reddetmiştir.  
AİHM, Hükümetin itirazlarını reddetmiştir. AİHM, içtihat kararlarından  
çıkan kriterler ışığında (Bkz. Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar,  
1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümü göz önünde bulundurulduğunda,  
başvurunun esasının da incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Ayrıca  
başvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe bulunmadığını  
eklemiştir.  
B. Esasa ilişkin  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında  
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan  
buna benzer sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği  
kanaatine varmıştır (Bkz. Özel, sözü edilen, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin, söz konusu durumu farklı  
bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna itibar etmiştir.  
"Milli güvenliğe" ilişkin suçlar hakkında DGM'ye çıkarılan başvuranın,  
aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan  
çekinmesinin anlayışla karşılanacağını belirtmiştir. Bu nedenden dolayı,  
başvuran, DGM'nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız  
yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmiştir. Böylece, bu  
mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından  
duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmıştır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998  
tarihli karar, 1998- IV, S. 1573, §72 in fine).  
Sonuç olarak başvuranı yargılayan İstanbul DGM'nin AİHS'nin 6§1  
maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanaatine  
varmıştır.  
2.. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında  
Hükümet bir ihlalin bulunmadığını iddia etmiştir.  
AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu  
ortaya konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere  
hakkaniyetli bir yargı sağlayamayacağı hükmüne varıldığım hatırlatmıştır.  
AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından  
dinlenme hakkının ihlal edilmesi sonucu göz önünde bulundurulursa, işbu  
şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (bkz. özellikle,sözü  
edilen, Çıraklar, s.3074, §§ 44-45).  
II. 10. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran verilen cezai mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal  
ettiğinden şikayetçi olarak AİHS'nin 10. maddesini öne sürmüştür.  
AİHM,dava konusu mahkumiyetin AİHS’nin 10§1.maddesinin güvence  
altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale oluşturduğu taraflar  
arasında tartışma konusu olmamaktadır. Müdahalenin yasa tarafından  
öngörüldüğü ve 10§2 maddesi bağlamında ülkenin bütünlüğünün korunması  
gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye,  
no: 29590/96, §40, 4 Haziran 2002). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir  
ancak bir tek ihtilaf söz konusudur o da müdahalenin "demokratik toplumda  
gerekli olup olmadığı"dır.  
AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan  
buna benzer sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği  
kanaatine varmıştır (Bkz. Özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-  
IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Karkın,  
§39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no .27528/95, §43,2 Ekim 2003).  
AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin,  
söz konusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil  
sunduğuna itibar etmiştir. AİHM, siyasi konuşmada kullanılan ifadelere ve  
konuşmanın yapıldığı ortama önem vererek bu bağlamda göreceği davanın  
bulunduğu koşullan özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde  
bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve Incal, s. 1568, §58).  
Dava konusu konuşma, ayrımcılık faaliyetlerine karşı güvenlik güçlerinin  
yürüttüğü mücadele şeklinin sert eleştirisini yapmaktadır.  
AİHM, DGM'nin söz konusu konuşmada Türk topraklarının bütünlüğünü  
bölmeyi amaçlayan ifadelerin yer aldığına kanaat getirdiğini ortaya koymuştur.  
AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı  
gösterecek kendi içinde yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda  
yer alan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4),  
no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, konuşmanın özellikle sert üslup içeren  
bazı bölümlerinin, Hükümetin terörle mücadele konusunda güttüğü politika  
hakkında negatif bir tablo çizmiş olsa da ve metinde muhalif bir anlam  
oluşmuş olsa da, yine de bu bölümler, şiddet kullanmaya, silahlı mücadeleye,  
ne de ayaklanmaya teşvik etmiş ve AİHM'nin gözünde, göz önünde  
bulundurulması gereken başlıca unsurun konuşmanın kin güden bir konuşma  
olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. A contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no:  
26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz  
1999).  
AİHM, aynı şekilde müdahalenin oranını belirlerken verilen cezanın  
niteliği ve ağırlığı göz önünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu  
belirtmitir.  
Davada başvuranın mahkumiyeti amaçlanan hedeflerle orantılı olmayıp  
bu nedenle "demokratik toplumda gerekli" değildir ve AİHS'nin 10. maddesi  
ihlal edilmiştir.  
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,  
A. Tazminat  
Başvuran maddi manevi tazminat adı altında 60 000 euros (EUR) talep  
etmiştir.  
Hükümet görüş belirtmemiştir.  
AİHM, Fransa'da bulunduğu günlerde iddia edilen gelirlerdeki kayıp  
konusunda sunulan delillerin başvuranın AİHS'nin 10. maddesinin ihlalinden  
doğan zararının net bir şekilde belirlenmesini sağlamadığı kanaatindedir (Bkz.  
Karakoç ve diğerleri- Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15  
Ekim 2002).  
AİHM, istenilen tazmin hakkında başvuranın bu tutarın ödenmesini  
gerektirecek hiç bir belge sunmadığını ortaya koymuştur. Buradan yola  
çıkarak AİHM, bu talebi reddetmiştir.  
AİHM, manevi tazminat hakkında ilgilinin bir takım karışıklar yaşamış  
olacağına kanaat getirerek hakkaniyete uygun olarak başvurana 4 000  
EUR'nun tahsis edilmesine karar vermiştir.  
AİHM, 6§1 maddesi bağlamında başvuran hakkındaki mahkumiyet  
kararının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından verilmediği sonucuna  
vardığında prensip olarak en uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız  
ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılamak olacağı  
kanaatindedir (Gencel, §27).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran hiçbir gerekçe göstermeksizin yerel makamlar ve AİHM'deki  
işlemlere ilişkin masraf ve harcamalar için 3 000 EUR talep etmiştir.  
Hükümet görüş bildirmemiştir.  
AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurlar ve içtihatlar göz önünde  
bulundurarak, yapılan masraflar için 1 500 EUR tutarının başvurana tahsis  
edilmesinin uygun olacağı kanaatine varmıştır.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı basit faize dayalı olarak % 3’lük bir faiz oranı uygulanacağını  
belirtmektedir.  
BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE  
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,  
10.maddenin ihlal edildiğine;  
İzmir DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle  
Sözleşmenin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
AİHS’nin 6.maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine  
gerek olmadığına;  
a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek  
üzere Savunmacı Hükümetin başvurana:  
i. manevi tazminat için 4 000 EUR (dört bin euros)  
ii. masraf ve harcamalar için l 500 EUR (bin beş yüz euros)  
iii. miktara yansıtabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte  
ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre  
için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına  
yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
karar vermiştir.  
Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar  
vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 29 Temmuz 2004 tarihinde,  
İçtüzüğün 77.maddesinin 2. ve 3.fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ  
edilmiştir.