CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
IPSD VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:35832/97)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
25 Ekim 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (35832/97) bavuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaları Fettah Ayhan Erkan, Tacettin Çolak, Đbrahim Halil Arabulan,  
Meral Küçükosmanoğlu, Ramazan Kap, Nihat Güldemir ve Ahmet Pektopal’ın (bavuranlar)  
25 Mart 1997 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi  
uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar AĐHM önünde Konya Barosu avukatlarından Orhan Özer tarafından  
temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Đꢀsizlik ve Pahalılıkla SavaDerneği (ĐPSD) 13 Temmuz 1992 tarihinde 2908 sayılı  
Dernekler Kanunu uyarınca kurulmutur. Đstanbul Valiliği’ne verilen dernek tüzüğüne göre  
derneğin kuruluamacı siyasal görülerine bakılmaksızın yoksulluk çeken kiileri bir araya  
getirmektir.  
10 Ağustos 1992 tarihinde Đstanbul Valiliği dernek tüzüğünü Đçileri Bakanlığı’na  
iletmitir. Đçileri Bakanlığı Đstanbul Valiliği’ne hitaben yazdığı 15 Eylül 1992 tarihli  
yazısında, dernek tüzüğünde kullanılan “Türkiye’nin halkları” ve “Türkiye’yi bir pazara ve  
ham madde kaynağına dönütürerek egemenlikleri altına almak isteyen emperyalistlere karı  
mücadele etmeyi gerekli görür” gibi ifadelerin, Türk Devleti’ni küçük düürücü nitelikte ve  
Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı olduğunu belirtmitir.  
5 Ekim 1992 tarihinde Đçileri Bakanlığı’nın emri üzerine dernek binası  
mühürlenmitir.  
9 Ekim 1992 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı, dernek tüzüğündeki usulsüzlükler  
nedeniyle 2908 sayılı Kanun’un 50§1. maddesi uyarınca derneğin kapatılmasını talep etmitir.  
Bavuranların avukatı, 13 Ekim ve 16 Aralık 1992 tarihlerinde Fatih Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne sözkonusu adli ileme karı itiraz bavuru yapmıve dernek binasının yeniden  
açılması için yürütmeyi durdurma kararı talep etmitir. Bavuranların avukatı 2908 sayılı  
Kanun’un 10. ve 50§1. maddelerine uyulmadığını belirtmitir. Avukat diğer yandan AĐHS’nin  
11. maddesine dikkat çekmitir.  
Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi 17 Eylül 1993 tarihli kararla bavuranların talebini  
kabul etmive sözkonusu adli ilemi dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle iptal etmitir.  
Bavuranlar 28 Eylül ve 16 Kasım 1993 tarihlerinde Đstanbul Valiliği’ne dernek  
binasındaki mührün kaldırılması için bavurmulardır.  
Adalet Bakanlığı 17 Eylül 1993 tarihli karara karı “kanun yararına” bir hukuki yola  
bavurabilmek amacıyla Fatih Cumhuriyet Savcılığı’ndan dosyanın tamamının kendilerine  
gönderilmesini talep etmitir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 427§6.  
maddesinde öngörülen bu istisnai hukuk yolu, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ve  
temyiz edilmediği için kesinleen bir karara Cumhuriyet Savcısı’nın itiraz edebilmesini  
sağlamaktadır. “Kanun yararına” yapılan bu bavurunun ardından Yargıtay’ın vereceği  
kararın, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kesinlemihüküm üzerinde herhangi bir  
etkisi yoktur.  
2
Adalet Bakanlığı Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı 2 Eylül 1994 tarihli bir  
yazıyla, 17 Eylül 1993 tarihli kararın tebliğinde Tebligat Kanunu’nun 43. maddesine göre  
usul hatası olduğunu, dolayısıyla da bu kararın kesinlemediğini belirtmitir. Adalet Bakanlığı  
“kanun yararına” kullanılacak hukuki yolun ancak kesinlemikararlara karı mümkün  
olduğunu vurgulamıtır. Ardından belirtilmeyen bir tarihte 17 Eylül 1993 tarihli karar,  
Tebligat Kanunu’nun 43. maddesine uygun olarak taraflara tebliğ edilmi, 15 Eylül 1994  
tarihinde ise Fatih Cumhuriyet Savcısı 17 Aralık 1993 tarihli kararı temyize götürmütür.  
Đddianame ĐPSD’nin politik faaliyetlerde bulunduğu belirtilerek feshedilmesi talep edilmitir.  
Bavuranlar 14 Ekim 1994 tarihli görülerinde kararın Cumhuriyet Savcısı tarafından  
temyiz edilmesinin gerek esas gerekse usul açısından yasaya aykırı olduğunu belirtmilerdir.  
Bavuranlar Adalet Bakanlığı’nın davaya taraf olmadığını ve Bakanlığın davaya karımasının  
yürütme tarafından yargı alanına yapılmıbir müdahale tekil ettiğini eklemilerdir. Sonuç  
olarak bavuranlar ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın onanmasını talep  
etmilerdir.  
Yargıtay 12 Aralık 1994 tarihinde verdiği bir kararla ilk derece mahkemesinin verdiği  
kararı bozmutur. Yargıtay gerekçe olarak dernek tüzüğünde kullanılan ifadelerin, derneklerin  
siyasi faaliyet yürütmelerini ve Türk Devleti’ni küçük düürmelerini yasaklayan 2908 sayılı  
Dernekler Kanunu’nun 5. maddesinin 11. ve 12. fıkralarına aykırı olduğunu belirmitir.  
25 Ekim 1995 tarihinde Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi Đkinci Dairesi Yargıtay’ın  
kararını onamıve oy çokluğuyla derneğin feshedilmesine karar vermitir.  
Bavuranlar 24 Kasım 1995 tarihinde bu kararı temyize götürmülerdir.  
5 Mart 1996 tarihinde Yargıtay 25 Ekim 1995 tarihli kararı onamıtır.  
Bavuranlar 22 Nisan 1996 tarihinde Yargıtay’a kararın düzeltilmesi talebinde  
bavurmulardır. Yargıtay’ın bu talebi reddetmesi üzerine karar kesinlemive 28 Ekim  
1996’da taraflara tebliğ edilmitir.  
13 Kasım 1996 tarihinde Đstanbul Valiliği derneğin kapatılmasını onaylamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, ilk derece mahkemesi tarafından verilip kesinleen bir kararın, istisnai bir  
hukuki yola bavurulması suretiyle bozulmasından ve olaylara ilikin yapılan nitelemenin  
dava sürecinde değitirilmesinden ötürü, hukuk mahkemelerindeki yargılamanın adaletsiz  
olduğundan ikayet etmektedirler.  
AĐHM bu ikayetleri AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının a) ve b)  
bentleri açısından inceleyecektir.  
3
A. Đlk derece mahkemesi tarafından verilen karar  
Bavuranlar öncelikle derneğin, HUMK’un 427§6. maddesine göre “kanun yararına”  
yapılan bir temyizin ardından feshedildiğini, oysa sözkonusu istisnai hukuk yolunun  
lehlerinde verilen kesinlemikarar üzerinde hiçbir etkisinin olmaması gerektiğini ileri  
sürmektedirler.  
Hükümet olayların bavuranlar tarafından sunulduğu ekline karı çıkmaktadır.  
Hükümet Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17 Eylül 1993 tarihinde verdiği kararın  
kesinlemediğini, zira sözkonusu kararın yasaya uygun bir ekilde tebliğ edilmediğini, 15  
Eylül 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’nın kararı temyize götürdüğünü ve bunun “kanun  
yararına” yapılmıbir temyiz olmadığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla burada, bavuranların  
talebini karılayan kesinlemibir karara karı istisnai bir hukuk yolu sözkonusu değildir ve  
usule uygun olarak tebligat yapılmasının ardından yargılama olağan seyrini takip etmitir.  
AĐHM olayların, bavuranların iddialarını desteklemediği kanaatindedir. AĐHM de  
Hükümet gibi Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 17 Eylül 1993 tarihinde verilen  
kararın yasaya uygun bir ekilde tebliğ edilmeden önce iç hukuk uyarınca kesin hüküm eklini  
almağını tespit etmitir. Bu hükme karı temyize gitme süresi ancak sözkonusu hükmün  
yasaya uygun bir ekilde taraflara tebligatından sonra balamıtır. Bu süre içinde Cumhuriyet  
Savcısı kararı Yargıtay’da temyize götürmüolup (olağan hukuki yol), karar kanun yararına  
temyiz edilmemitir (istisnai hukuki yol). AĐHM ayrıca bavuranların iddialarının aksine,  
dava konusu yargılama sürecinde kesin hüküm eklini alan herhangi bir yargı kararının  
sözkonusu olmadığını kaydeder. Sonuç olarak mevcut davada hukuk ilikilerinin güvenliği  
ilkesi ihlal edilmemitir (bkz., a contrario, Brumarescu-Romanya [GC], no: 28342/95, §62,  
CEDH 1999-VII).  
Dolayısıyla ikayetlerin bu kısmına ilikin olarak AĐHS’nin 6. maddesi ihlal  
edilmemitir.  
B. Olaylara ilikin yapılan nitelemenin dava sürecinde değitirilmesi  
Bavuranlar ayrıca ulusal mahkemelerin, olaylara ilikin yapılan nitelemeyi dava  
sürecinde değitirerek savunma haklarını ihlal ettiklerini ileri sürmektedirler. Bu itibarla  
bavuranlar, dernek tüzüğünde 2908 sayılı Dernek Kanunu’nun 50. maddesine göre  
usulsüzlük bulunduğundan, dava konusu yargılamanın sözkonusu derneğin kapatılmasına  
ilikin olduğunu belirtmektedirler. Nitekim ulusal mahkemeler 2908 sayılı Dernek  
Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca, tüzüğündeki amaçların Anayasa’ya aykırı olmasından ötürü  
derneği feshetmilerdir.  
Hükümet bu iddianın dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın 9 Ekim 1992 tarihli iddianamesinde, tüzüğünde 2908  
sayılı Dernek Kanunu’nun 50. maddesine göre usulsüzlük bulunduğundan, sözkonusu  
derneğin feshedilmesini talep ettiğini ortaya koyar. Yargıtay ise ilk derece mahkemesinin  
verdiği kararı bozduğu 12 Aralık 1994 tarihli kararında, kendisine temyiz edilen davaya  
ilikin olayları yeniden nitelendirme hakkını kullanarak derneğin amaçlarının sözkonusu  
Kanun’un 5. maddesine ifade edilen ilkelere aykırı olduğuna hükmetmitir.  
4
Ardından yararlandıkları yargılama usulüne göre bavuranlar, Yargıtay tarafından  
olayların yeniden nitelendirilmesinden sonra, gerek Asliye Hukuk Mahkemesi’nde gerekse  
Yargıtay’da savunmaları için gerekli gördükleri argümanları ortaya koyabilirlerdi. Dolayısıyla  
mevcut davada ulusal mahkemeler tarafından olayların yeniden nitelendirilmesi dikkate  
alındığında bavuranların, savunma araçlarını somut ve etkin bir ekilde kullanma olanakları  
bulunmaktaydı (bkz., a contrario, Sadak ve diğerleri - Türkiye, no: 29900/96, 29901/96,  
29902/96 ve 29903/96, § CEDH 2001-VIII).  
Sonuç olarak AĐHM, bütünüyle ele alındığında dava konusu yargılamanın, AĐHS’nin  
6. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına göre adil olduğu kanaatine varmıtır. Dolayısıyla  
ikayetlerin bu kısmı açısından AĐHS’nin 6. maddesi ihlal edilmemitir.  
II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar AĐHS’nin 11. maddesine gönderme yaparak, ĐPSD’nin feshedilmesinin  
dernek kurma özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.  
AĐHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleme’nin 11. maddesi ile güvence altına  
alınan dernek kurma özgürlüğüne yönelik bir müdahale tekil ettiği hususunun taraflar  
arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AĐHS’nin 11§2. maddesi uyarınca müdahalenin  
yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meru bir amaç güttüğüne  
yönelik bir itirazda da bulunulmamıtır. Bu durumda anlamazlık, müdahalenin “demokratik  
bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
Hükümet’e göre ĐPSD’nin tüzüğü Anayasa’nın ve Dernekler Kanunu’nun hükümlerine  
uygun değildir. Dolayısıyla derneğin feshedilmesi, yürürlükteki kurallara uyulması açısından  
ve milletin bölünmez bütünlüğünün yanı sıra Devletin haksız saldırılara karı korunması için  
gereklidir.  
AĐHM öncelikle 13 Temmuz 1992 tarihinde kurulan ve 5 Ekim 1992 tarihinde Đçileri  
Bakanğı’nın emriyle binası mühürlenen ĐPSD’nin, henüz faaliyetlerine bile balamadan  
kapatılğını kaydeder. Bu tedbir yalnızca ĐPSD’nin tüzüğüne dayanılarak alınmıtır. AĐHM  
de ulusal mahkemeler gibi, sözkonusu müdahalenin gerekli olup olmadığını değerlendirirken  
dernek tüzüğünü dikkate alacaktır.  
AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinde benimsenen dernek kurma hakkının, vatandalara  
ortak çıkarlarının bulunduğu bir alanda kolektif olarak hareket etme amacıyla tüzel kiilik  
oluturma olanağına yer verdiğini belirtir (Sidiropoulos ve diğerleri-Yunanistan, 10 Temmuz  
1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-IV, § 40). AĐHM diğer yandan, demokrasi,  
çoğulculuk ve dernek kurma özgürlüğü arasındaki ilikiyi benimsediğini bir çok defa dile  
getirmive bu özgürlüğe getirilen kısıtlamaları, yalnızca ikna edici ve zorunlu sebeplerin  
haklı kılabileceği ilkesini ortaya koymutur (bkz., örneğin, Türkiye Birleik Komünist Partisi-  
Türkiye, 30 Ocak 1998, Derleme 1998-I).  
AĐHM 11. madde bağlamında çoğulculuk ve demokrasinin korunmasında siyasi  
partilerin oynadığı rolden sıkça bahsetmitir (bkz., örneğin, Refah Partisi ve diğerleri-Türkiye  
([GC], no: 41340/98, 41342/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98, CEDH 2003-II). Bu aynı  
zamanda, özellikle çeitli toplumsal veya ekonomik amaçlar güden ya da etnik kimlik  
arayıında olan, baka amaçlarla kurulmudernekler için de geçerlidir ki bunlar da  
5
demokrasinin düzgün ileyii için önem taımaktadır (Gorzelik ve diğerleri-Polonya [GC], no:  
44158/98, §92, CEDH 2004-...).  
ĐPSD’nin demokrasinin ilkelerine aykırı amaçlar güdüp gütmediği konusunda ulusal  
mahkemeler dernek tüzüğünde yer alan “Türkiye’nin halkları” ve “Türkiye’yi bir pazara ve  
ham madde kaynağına dönütürerek egemenlikleri altına almak isteyen emperyalistlere karı  
mücadele etmeyi gerekli görür” gibi ifadelerin, Türk Devleti’ni küçük düürücü nitelikte ve  
milletin bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı olduğunu belirtmitir.  
Bununla birlikte AĐHM, ĐPSD tüzüğünün sözkonusu bölümlerinde, ülkenin ekonomik  
ve sosyal durumunun analiz edildiğini ve bu açıdan hükümetin yürüttüğü politikanın  
eletirisinin yapıldığını tespit etmitir. AĐHM, ĐPSD tarafından savunulan ilkelerin bu haliyle  
demokrasinin temel ilkelerine aykırı olmadığını kabul etmitir.  
AĐHM ayrıca ĐPSD’nin tüzüğünde belirttiği amaçlara ulamak yalnızca yasal ve  
demokratik yolların kullanılmasını savunduğunu gözlemlemitir. Daha özel olarak belirtmek  
gerekirse, tüzükte iddet kullanmaya tevik eden ya da kin yüklü bir söylemi andıran hiçbir  
ifadeye yer verilmemitir ve AĐHM’ye göre gözönünde bulundurulması gereken asıl unsur da  
budur (bkz., a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) [GC], no: 26682/95, §62, CEDH 1999-IV, ve  
Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).  
Sonuç olarak ĐPSD’nin, ülkedeki demokratik rejimi tehlikeye atacak nitelikte bir siyasi  
projesi bulunmadığından ve siyasi amaçlar için ne zora bavurmayı tevik ettiği ne de zora  
bavurmayı haklı gösterdiğinden, derneğin feshedilmesinin “zorunlu bir toplumsal ihtiyaca”  
cevap verdiği ve “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu makul olarak düünülemez.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar derneklerinin kapatılmasının kendilerine 16.400 Mark (DEM) tutarında  
maddi zarara mal olduğunu ileri sürmektedirler.  
Bavuranlar ayrıca 40.250 Euro değerindeki manevi zararın tazmin edilmesini talep  
etmektedirler.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
Đddia edilen maddi tazminata istinaden AĐHM, sunulan delillerin, bavuranlar  
açısından Sözleme’nin 11. maddesinin ihlalinden doğan kaybın tam olarak belirlenmesine  
yeterli olmadığı sonucuna varmıtır (bkz., aynı yönde, Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no:  
27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Dolayısıyla AĐHM sözkonusu talebi  
reddetmitir.  
Manevi tazminat konusunda ise AĐHM, ĐPSD’nin henüz faaliyetlerine bile balamadan  
feshedilmesine rağmen, bunun bavuranlar ile derneğin kurucu ve üyelerinde derin bir  
yoksunluk duygusu yaratmıolması gerektiği düüncesindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41.  
maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat için bavuranların  
6
tamamına 7.000 Euro ödenmesine karar vermitir (bkz., mutatis mutandis, Stankov ve Ilinden  
Birleik Makedonya Örgütü-Bulgaristan, no:29221/95 ve 29225/95, §121, CEDH 2001-IX).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuranlar, AĐHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar  
için 11.710 (on bir bin yedi yüz on) Euro tazminat talebinde bulunarak kanıtlayıcı belge  
niteliğinde, bavuranlar ve avukatları arasında belirlenen avukatlık ücret sözlemesini  
göstermilerdir.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmıtır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AĐHM tüm  
masraflarla birlikte bavuranların tamamına 1.500 (bin beyüz) Euro ödenmesinin makul  
olduğuna karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;  
2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet tarafından bavurana,  
i. manevi tazminat için 7.000 (yedi bin) Euro ödenmesine,  
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beyüz) Euro ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7