telkin ederek ꢀiddeti destekleyen bir niteliği bulunmamaktadır (Bkz, a contrario Sürek-
Türkiye (no:1), baꢀvuru no: 26682/95).
AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın, ꢀiddete teꢀvik ettiği gerekçesi ile değil de Kürtçe konuꢀma
yaparak, halkın bir kısmını “Kürtler” olarak nitelendirerek ve bölgedeki isyancı hareketleri
yücelterek bölücü propaganda yaptığı gerekçesi ile hakkında cezai kovuꢀturma açıldığını
tespit etmektedir (Karataꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 23168/94).
Öte yandan AĐHM, Hükümetin sahip olduğu baꢀat konumu itibariyle özellikle muhalif
kanadın yönelttiği haksız eleꢀtiri ve saldırılara yanıt verecek baꢀka çözüm yollarının olması
halinde, cezai yollara baꢀvurmaktan imtina etmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz,
özellikle, Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Yağmurdereli-Türkiye, baꢀvuru no:
29590/96, 4 Haziran 2002 ve Osman Özçelik ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 55391/00, 20
Ekim 2005).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuran hakkındaki cezai kovuꢀturmanın zorunlu bir sosyal ihtiyacı
karꢀılamadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla sözkonusu kovuꢀturma “demokratik bir
toplumda gerekli değildir.” Bu durumda AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 6 maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, birçok ꢀikayette bulunmaktadır. Baꢀvuran,
ilk olarak davasının makul bir sürede görülmemesinden ꢀikayetçidir. Bu bağlamda, kanıtların
durumunu, dolayısıyla yargılamanın hakkaniyetini etkileyebilecek bir süre olan beꢀ yıl
boyunca ceza davasının askıya alınmasından ꢀikayetçi olmaktadır.
Ayrıca baꢀvuran, tecilin, kendisini, yüklenen suçlardan beraat etme ꢀansından yoksun
bırakmasından da ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, erteleme kararına karꢀı hiçbir baꢀvuru yolundan
yararlanamadığını iddia etmekte ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
1. Yargılamanın hakkaniyeti
AĐHM, baꢀvuranın belirttiği davada, 4616 sayılı yasanın hükümlerinin uygulanması ile ulusal
mahkemelerin, davanın karara bağlanmasının ertelenmesine ardından da davanın
kapanmasına karar verdiklerini kaydetmektedir. Sonuç olarak AĐHM, hukuki bir kararla
baꢀvuran hakkında hiçbir mahkumiyet kararı verilmediğini gözlemlemektedir.
AĐHM, ceza davasının kapanmasının, ulusal hukuk uyarınca, erteleme süresinin sona
ermesinin ve baꢀvuran tarafından yeni bir suç iꢀlenmemesinin sonucu olarak
değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Böylece, mevcut dava koꢀullarında, hakkında
nihai bir mahkumiyet kararı bulunmayan baꢀvuran, baꢀvurunun bu kısmının incelenmesi için
ne ileri sürülen olaylardan zarar gördüğünü ne AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatı
taꢀıdığını iddia edebilir (bkz, mutatis, mutandis, Yaꢀar Kaplan-Türkiye, baꢀvuru no:
56566/00, 28 Eylül 2004 ve Koç ve Tambaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 46947/99, 24 ꢁubat 2005).
Sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi
gerekmektedir.
4