CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ĐSAK TEPE -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 17129/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17129/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Đsak Tepe’nin (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Haziran 2001  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına  
alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından D. Bayır ve M. Avcı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
24 Ocak 1999 tarihinde, HADEP üyesi olan bavuran, Bursa’da partisinin bir binasının açılıı  
sırasında bir konuma yapmıtır.  
10 Ağustos 1999 tarihinde, Đstanbul savcılığı tarafından bölücü propaganda yapmak suçundan  
istinabe yoluyla ifadesi alınan bavuran, konumasının içeriğini teyid etmive tüm  
suçlamaları reddetmitir.  
25 Ekim 1999 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, bavuran  
hakkında bölücü propaganda yapmaktan dava açmıve 3713 Terörle Mücadele Yasasının 8.  
maddesinin uygulanmasını talep etmitir. Savcı iddianamesinde bavuranın 24 Ocak 1999  
tarihinde yaptığı konumayı temel almıtır.  
5 Nisan 2001 tarihinde, 23 Nisan 1999 tarihinden önce ilenen suçlara ilikin karar ve  
cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı Yasa uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemesi, davayı  
ertelemitir.  
6 Ekim 2006 tarihinde, bavuranın tekerrüren suç ilemediğini tespit etmesinin ardından  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bavuran hakkında açılan davayı yok saymıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, hakkında açılan ceza davasının ve bu davanın ertelenmesinin AĐHS’nin 10.  
maddesi ile tanınan hakkına yönelik bir ihlal tekil ettiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4616 sayılı Yasa’nın  
yürürğe girmesinin ardından 6 Ekim 2006’da mahkemenin verdiği yargılamaya yer  
olmadığına dair karara dikkat çekmektedir.  
Bavuran, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM, nihai bir mahkumiyet kararı verilmeden hakkında hükme varılması ertelenen bir  
bavuranın mağdur sıfatı üzerinde daha önce de görübildirdiğini ve AĐHS’nin 10. maddesi  
bakımından hakkında hükme varılmasının ertelenmesinin, bavuranın mağdur sıfatını ortadan  
2
kaldırmadığına kanaat getirdiğini hatırlatır (bu bağlamda bkz. Erdoğdu-Türkiye, bavuru no:  
25723/94; Veysel Turhan-Türkiye, bavuru no: 53648/00, 17 Haziran 2004, Yaar Kaplan-  
Türkiye, bavuru no: 56566/00, 24 Ocak 2006 ve Güzel-Türkiye (no: 3), bavuru no: 6586/05,  
24 Temmuz 2007).  
Mevcut davada AĐHM, önceden ulağı sonuçlardan farklı bir sonuca ulamak için hiçbir  
gerekçe görememekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. ESAS  
AĐHM, bavuranın mağdur sıfatına dair yukarıda geçen tespitlerini yinelemektedir. Nihai bir  
mahkumiyet kararı bulunmamasına rağmen bavuran hakkında yürütülen kovuturmaların  
bavuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale olarak  
değerlendirilebileceği kanaatindedir.  
AĐHM, müdahalenin yasa ile öngörüldüğünün ihtilaf konusu olmadığını kaydetmektedir.  
AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca meru amacın mevcudiyetine ilikin olarak ise Hükümet,  
müdahalenin, kamu düzeninin, ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması gibi  
birçok amaç izlediği kanaatindedir.  
Bavuran, konuması nedeniyle suçlanmasının, kendisinin ve ailesinin muhalefet grubu bir  
partiye üye olması dolayısıyla baskı yapmak için keyfi bir amaç izlediğini iddia etmektedir.  
AĐHM, asıl uyumazlığın müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı”  
sorusuna ilikin olmasından dolayı, meru amaç tartıması üzerinde durmanın gerekli  
olmadığı kanaatindedir.  
AĐHM, benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemive bu davalarda AĐHS’nin 10.  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulatır (Bkz, Ceylan-Türkiye, bavuru no: 23556/94;  
Öztürk-Türkiye, bavuru no: 22479/93; Đbrahim Aksoy-Türkiye, bavuru no: 28635/95,  
30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 ve Kızılyaprak-Türkiye, bavuru no: 27528/95, 2 Ekim  
2003).  
Mevcut davada AĐHM, ihtilaflı kovuturmaya konu olan konumada bavuranın kullandığı  
ifadelere özellikle dikkat etmektedir. Bu bağlamda AĐHM, incelemekte olduğu davayı  
çevreleyen koulları özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önüne almaktadır.  
AĐHM, konumanın, ulusal mahkemeler tarafından aktarılan ve “dağların kahramanları” ve  
“[bir] halkın özgürlüğü” ifadesi geçen kısmının silahlı direnii düündürecek bir anlam  
karııklığını içerdiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte, ihtilaflı konumanın tamamını  
inceleyen AĐHM, politikacı kimliği ile bavuran tarafından yapılan konumanın, iddet  
kullanımına, silahlı direnie ve bakaldırıya tevik etmediğini gözlemlemektedir; bu  
AĐHM’ye göre dikkate alınacak temel unsurdur (Gerger-Türkiye, bavuru no: 24919/94, 8  
Temmuz 1999). Mevcut davada, konumanın belirli kiilere karı derin ve mantık dıı kin  
3
telkin ederek iddeti destekleyen bir niteliği bulunmamaktadır (Bkz, a contrario Sürek-  
Türkiye (no:1), bavuru no: 26682/95).  
AĐHM, ayrıca, bavuranın, iddete tevik ettiği gerekçesi ile değil de Kürtçe konuma  
yaparak, halkın bir kısmını “Kürtler” olarak nitelendirerek ve bölgedeki isyancı hareketleri  
yücelterek bölücü propaganda yaptığı gerekçesi ile hakkında cezai kovuturma açıldığını  
tespit etmektedir (Karata-Türkiye, bavuru no: 23168/94).  
Öte yandan AĐHM, Hükümetin sahip olduğu baat konumu itibariyle özellikle muhalif  
kanadın yönelttiği haksız eletiri ve saldırılara yanıt verecek baka çözüm yollarının olması  
halinde, cezai yollara bavurmaktan imtina etmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz,  
özellikle, Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Yağmurdereli-Türkiye, bavuru no:  
29590/96, 4 Haziran 2002 ve Osman Özçelik ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 55391/00, 20  
Ekim 2005).  
Mevcut davada AĐHM, bavuran hakkındaki cezai kovuturmanın zorunlu bir sosyal ihtiyacı  
karılamadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla sözkonusu kovuturma “demokratik bir  
toplumda gerekli değildir.” Bu durumda AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6 maddesine atıfta bulunarak, bavuran, birçok ikayette bulunmaktadır. Bavuran,  
ilk olarak davasının makul bir sürede görülmemesinden ikayetçidir. Bu bağlamda, kanıtların  
durumunu, dolayısıyla yargılamanın hakkaniyetini etkileyebilecek bir süre olan beyıl  
boyunca ceza davasının askıya alınmasından ikayetçi olmaktadır.  
Ayrıca bavuran, tecilin, kendisini, yüklenen suçlardan beraat etme ansından yoksun  
bırakmasından da ikayetçidir. Bavuran, erteleme kararına karı hiçbir bavuru yolundan  
yararlanamadığını iddia etmekte ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. Yargılamanın hakkaniyeti  
AĐHM, bavuranın belirttiği davada, 4616 sayılı yasanın hükümlerinin uygulanması ile ulusal  
mahkemelerin, davanın karara bağlanmasının ertelenmesine ardından da davanın  
kapanmasına karar verdiklerini kaydetmektedir. Sonuç olarak AĐHM, hukuki bir kararla  
bavuran hakkında hiçbir mahkumiyet kararı verilmediğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, ceza davasının kapanmasının, ulusal hukuk uyarınca, erteleme süresinin sona  
ermesinin ve bavuran tarafından yeni bir suç ilenmemesinin sonucu olarak  
değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Böylece, mevcut dava koullarında, hakkında  
nihai bir mahkumiyet kararı bulunmayan bavuran, bavurunun bu kısmının incelenmesi için  
ne ileri sürülen olaylardan zarar gördüğünü ne AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatı  
taıdığını iddia edebilir (bkz, mutatis, mutandis, Yaar Kaplan-Türkiye, bavuru no:  
56566/00, 28 Eylül 2004 ve Koç ve Tamba-Türkiye, bavuru no: 46947/99, 24 ubat 2005).  
Sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi  
gerekmektedir.  
4
2. Yargılama süresi  
Yargılama süresine ilikin olarak, AĐHM, mevcut dava koullarında, bavuranın iddianamesi  
ile erteleme kararı arasında geçen yaklaık bir yıl altı aylık sürenin çok önem taımadığını  
gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, sözkonusu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu  
kanaatindedir (dikkate alınacak sürenin hesaplanması için bkz, Koç ve Tamba).  
3. Masumiyet karinesi ve bavuru yolunun bulunmayıı  
AĐHS’nin 6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesine ilikin olarak yapılan ikayetle ve  
AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ikayetle ilgili olarak AĐHM, öncelikle sözkonusu  
ikayetlerin içeriğinin aynı olduğunu gözlemlemektedir.  
AĐHM, bilahare, ulusal mevzuata göre, mahkemenin suçlamaların yerindeliği hakkında karar  
vermesi amacıyla bavuranın, 4616 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesini müteakip üç ay  
içinde davanın yenilenmesi talebinde bulunma imkanına sahip olduğunu gözlemlemektedir;  
oysa dosyadan, sözkonusu bavuru yolunun kullanılmadığı sonucuna ulaılmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu bavuru yolunun kullanılabilir ve etkili olduğuna karı çıkmaktadır.  
AĐHM, sözkonusu ikayetin incelenmesi amacıyla unları tespit etmenin yeterli olmasından  
dolayı ulusal hukuk tekniğinden kaynaklanan bir tartımaya girmemektedir: AĐHS’nin 6.  
maddesi, ceza davasından kesin bir sonuç elde etme ya da yöneltilen suçlamalardan  
mahkumiyet ya da beraat kararı çıkmasına ilikin bir hakkı garanti etmemektedir. O halde  
bavuran hakkında yürütülen ceza davasının kesin bir kararla sonuçlanmaması masumiyet  
karinesine yönelik bir ihlal oluturmamaktadır (Karakave Bayır –Türkiye, bavuru no:  
74798/01, 9 Kasım 2004 ve Withey-Birleik Krallık, bavuru no: 59493/00). AĐHM, ayrıca  
AĐHS’nin 6/1 kapsamında bavuranın mağdur sıfatına ilikin değerlendirmesini de  
hatırlatmaktadır.  
Dolayısıyla, ikayetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur.  
Sonuç olarak, AĐHM, bavuran tarafından AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan  
ikayetleri AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olduğu gerekçesi ile reddetmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULNMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak bavurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
5
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve  
giderlerinin tamamı için 12.330 TL (yaklaık 7.000 Euro) talep etmektedir. Bavuran,  
AĐHM’ye iletiim ve fotokopi masrafları ve avukatları tarafından düzenlenen çalıma saati  
ücretlerine ve yapılan harcamalara ilikin hesapları hakkında ayrıntılı bir liste sunmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve miktarlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada AĐHM, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne  
alarak bavurana tüm masraflar için 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun AĐHS’nin 10. maddesi kapsamında yapılan ikayete ilikin kısmının  
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine:  
(i) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro manevi tazminat ve  
(ii) her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6