Başvuran makul bir süre içerisinde yargılanmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca,
Cumhuriyet Savcısı’nın, mahkeme heyetinin karar görüşmelerine katılmasının silahların
eşitliği ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu çerçevede AİHS’nin 6/1
maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Cumhuriyet Savcısı’nın Ağır Ceza Mahkemesi’nin görüşmelerine katılması hakkında
Hükümet başvuranın bu şikayetini ulusal mahkemeler önünde, bilhassa da Yargıtay’daki
temyiz aşamasında dile getirmediği cihetle iç hukuktaki başvuru yollarını tüketmediğini
savunmaktadır.
Başvuran, iç hukukta bu şikayetini etkili bir biçimde dile getirebileceği herhangi bir başvuru
yolu bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, bu konuya bakan ulusal mahkemelerin
başka davalarda benzer şikayetleri reddettiğini savunmaktadır.
AİHM, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu haliyle CMUK’un 381. ve 382.
maddeleri uyarınca sadece Ağır Ceza Mahkemesi heyetini oluşturan üç hakimin karar
verebileceğini gözlemlemektedir. Şayet Cumhuriyet Savcısı ihtilaf konusu yargılama
sırasında karar sürecine müdahil olmuş ise yasaya aykırı hareket etmiş demektir. Dolayısıyla
şayet başvuranın konuyla ilgili şüpheleri var idiyse bu şikayetini ulusal mahkemelere iletmesi
gerekirdi. Ancak dosya unsurlarından başvuranın bu yönde bir şikayette bulunmadığı
anlaşılmaktadır (Teslim Töre – Türkiye, no: 50744/99, 10 Haziran 2004). Dolayısıyla bu
şikayet iç hukuktaki başvuru yolları tüketilmemiş olduğundan AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve
4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Yargılama süresi hakkında
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını
ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla bu şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Dikkate alınması gereken dönem Temmuz 1993’te başlamış olup 17 Kasım 2003’te sona
ermiştir. Dolayısıyla sözkonusu dönem iki dereceden ceza mahkemesi önünde yaklaşık on yıl
beş ay sürmüştür.
AİHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının AİHM içtihadınca belirlenen
kıstaslara, bilhassa da başvuranın ve yetkili makamların tutumlarına bakılarak
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., diğer birçokları arasında, Pélissier ve Sassi –
Fransa, no: 25444/94, prg. 67).
Mevcut davadakine benzer meseleleri gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiş
olan AİHM sözkonusu davalarda AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir
(Pélissier ve Sassi, adıgeçen).
3