CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
İSMAİL KAYA - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 22929/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı  
şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22929/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı  
İsmail Kaya’nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 25 Mayıs 2004  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (AİHS)  
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından H.Y. Kayar tarafından temsil  
edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
1956 doğumlu olan başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.  
İstanbul Valiliği İl İdare Kurulu başvuranla birlikte diğer beş kişinin resmi evrakta sahtecilik  
yaptıkları gerekçesiyle ceza mahkemelerine sevk edilmelerini kararlaştırmıştır. Lise müdürü  
olan başvuran öğrencilere sahte diploma düzenlemekle suçlanmaktaydı.  
Gaziosmanpaşa İlçe İdare Kurulu, sahtecilik yaptıkları gerekçesiyle başvuranla birlikte diğer  
üç kişinin 5 Mayıs ve 14 Mayıs 1994 tarihlerinde ceza mahkemelerine sevk edilmelerini  
kararlaştırmıştır.  
Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesi konuyla ilgili yetkisizlik kararı vererek davayı Eyüp  
Ağır Ceza Mahkemesi’ne havale etmiştir.  
Danıştay 19 Nisan 1995 tarihinde İstanbul İl İdare Kurulu’nun 1 Temmuz 1993 tarihli kararını  
onayarak dosyayı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.  
Resmi evrakta sahtecilik iddiasıyla açılan dava 10 Temmuz 1995 tarihinde İstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde görülmeye başlanmıştır.  
Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17 Haziran 1996 tarihinde aldığı karar uyarınca sahtecilik  
iddiasıyla açılan iki dava birleştirilmiş ve bu dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi  
görülmüştür.  
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı suçlu bularak TCK’nın 339/1 maddesi uyarınca  
resmi evrakta sahtecilik yapma suçundan iki yıl on bir ay hapse mahkum etmiştir.  
Başvuran 7 Kasım 2002 tarihinde temyize gitmiştir. Başvuran bilahare verdiği temyiz  
layihasında ilk derece mahkemesinin kararının gerekçelendirilmemiş olmasına ve Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin kanıtları değerlendirme tarzına itiraz etmiştir.  
Yargıtay 17 Aralık 2003 tarihinde sözkonusu mahkumiyet kararını onamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
2
Başvuran makul bir süre içerisinde yargılanmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca,  
Cumhuriyet Savcısı’nın, mahkeme heyetinin karar görüşmelerine katılmasının silahların  
eşitliği ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu çerçevede AİHS’nin 6/1  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
1. Cumhuriyet Savcısı’nın Ağır Ceza Mahkemesi’nin görüşmelerine katılması hakkında  
Hükümet başvuranın bu şikayetini ulusal mahkemeler önünde, bilhassa da Yargıtay’daki  
temyiz aşamasında dile getirmediği cihetle iç hukuktaki başvuru yollarını tüketmediğini  
savunmaktadır.  
Başvuran, iç hukukta bu şikayetini etkili bir biçimde dile getirebileceği herhangi bir başvuru  
yolu bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, bu konuya bakan ulusal mahkemelerin  
başka davalarda benzer şikayetleri reddettiğini savunmaktadır.  
AİHM, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu haliyle CMUK’un 381. ve 382.  
maddeleri uyarınca sadece Ağır Ceza Mahkemesi heyetini oluşturan üç hakimin karar  
verebileceğini gözlemlemektedir. Şayet Cumhuriyet Savcısı ihtilaf konusu yargılama  
sırasında karar sürecine müdahil olmuş ise yasaya aykırı hareket etmiş demektir. Dolayısıyla  
şayet başvuranın konuyla ilgili şüpheleri var idiyse bu şikayetini ulusal mahkemelere iletmesi  
gerekirdi. Ancak dosya unsurlarından başvuranın bu yönde bir şikayette bulunmadığı  
anlaşılmaktadır (Teslim Töre – Türkiye, no: 50744/99, 10 Haziran 2004). Dolayısıyla bu  
şikayet iç hukuktaki başvuru yolları tüketilmemiş olduğundan AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve  
4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
2. Yargılama süresi hakkında  
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla bu şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilişkin  
Dikkate alınması gereken dönem Temmuz 1993’te başlamış olup 17 Kasım 2003’te sona  
ermiştir. Dolayısıyla sözkonusu dönem iki dereceden ceza mahkemesi önünde yaklaşık on yıl  
beş ay sürmüştür.  
AİHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının AİHM içtihadınca belirlenen  
kıstaslara, bilhassa da başvuranın ve yetkili makamların tutumlarına bakılarak  
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., diğer birçokları arasında, Pélissier ve Sassi –  
Fransa, no: 25444/94, prg. 67).  
Mevcut davadakine benzer meseleleri gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiş  
olan AİHM sözkonusu davalarda AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir  
(Pélissier ve Sassi, adıgeçen).  
3
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AİHM, Hükümetin, mevcut davada farklı bir  
sonuca varmasına imkan sağlayacak nitelikte herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığını  
değerlendirmektedir. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AİHM, mevcut  
davadaki yargılama süresinin uzun olduğu ve ‘makul’ süre koşulunu karşılamadığı hükmüne  
varmaktadır.  
Bu itibarla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran 50.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Tespit edilen ihlal ile maddi zarar iddiası arasında bir illiyet bağı bulunmadığı kanaatine varan  
AİHM bu talebi reddeder. Buna karşın AİHM başvurana 6.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesinin yerinde olacağına hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için  
20.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu talebini desteklemek üzere herhangi bir belge  
sunmamıştır.  
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.  
AİHM’nin içtihadı uyarınca bir başvurana yargılama masraf ve giderlerinin iadesi ancak bu  
masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve de makul oranda olduğu ortaya konulduğu  
müddetçe mümkündür. Yukarıda anılan kıstasları ve mevcut unsurları göz önünde bulunduran  
AİHM yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi AİHM önündeki dava yönünden  
reddeder.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvurunun yargılama süresi yönünden yapılan şikayete ilişkin olarak kabuledilebilir,  
geriye kalan şikayetler bakımından ise kabuledilemez olduğuna ;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 6.000 Euro (altı  
bin Euro) manevi tazminat ödenmesine ;  
4
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına ;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine ;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5