Esas ile ilgili olarak, Hükümet, özellikle atılı suçların niteliği, çarptırılan cezaların ağırlığı,
adalete engel olma tehlikesi, suçun tekrarı ve firar riski ile kamu düzeninin korunması
gerekliliği göz önüne alındığında, baꢀvuranların tutukluluk sürelerinin uzun olmadığını
savunmaktadır. Yargılama süresi ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaꢀıklığına,dosyanın
kapsamına, baꢀvuranlar hakkında yapılan suçlamaların niteliğine, iꢀlenen suçların, sanıkların,
tanıkların, davacıların ve mağdurların sayısına oranla ve organize suçlara iliꢀkin yargılamaya
özgü zorluklar göz önüne alındığında yargılama süresinin makul olmadığı
değerlendirilmesinde bulunulamayacağını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet’e göre, sözkonusu
yargılamanın seyrinde ulusal makamlar ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.
Baꢀvuranlar sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.
Tutukluluk süresi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranların
tutukluluk süresinin baꢀvuranların yakalandığı tarih olan 3 ꢁubat 2000 tarihinde baꢀladığını ve
baꢀvuranların halen tutuklu bulunduklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla iꢀbu kararın kabul
edildiği tarihte tutukluluk süresi dokuz yıl on bir aydan fazla sürmüꢀtür. AĐHM, benzer
davaları inceleme fırsatı bulduğunu ve müteaddit defalar AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal
edildiği sonucuna ulaꢀtığını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Dereci-Türkiye,
baꢀvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye, baꢀvuru no: 25324/02, 2 ꢁubat
2006). Sözkonusu dava ile ulusal makamlara yüklenen zorlukları kabul eden AĐHM, yerleꢀik
içtihadı ıꢀığında yine de mevcut davada aynı sonuca ulaꢀmıꢀtır. Bu itibarla AĐHS’nin 5/3
maddesi ihlal edilmiꢀtir.
Yargılama süresi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, AĐHM, ihtilaflı yargılamanın 3
ꢁubat 2000 tarihinde baꢀladığını ve ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu
gözlemlemektedir. Yargılama süresi dokuz yıl on bir aydan fazla sürmüꢀtür ve iꢀbu kararın
kabul edildiği davanın esasına iliꢀkin hiçbir hukuki karar verilmemiꢀtir. AĐHM, mevcut
davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları müteaddit defalar incelemiꢀ ve AĐHS’nin
6/1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiꢀtir (Pélissier ve Sassi-Fransa, baꢀvuru no:
25444/94). Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından, AĐHM,
Hükümet’in mevcut davada baꢀka bir sonuca ulaꢀmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman
sunmadığına kanaat getirmektedir. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut
davada yargılama süresinin uzun olduğuna ve “makul sürede yargılanma hakkı” gerekliliğini
karꢀılamadığına kanaat getirmektedir. Bu itibarla sözkonusu ꢀikayet ile ilgili olarak AĐHS’nin
6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranların her biri 50.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep
etmektedirler.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte
ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın AĐHM, baꢀvuranların her birine, Avrupa
Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artıꢀ
eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesi
gerektiği kanaatindedir.
3