CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ĐSMAĐL VE EYHMUS KĐNAY -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:34683/07 ve 34685/07)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
2 ubat 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (34683/07 ve 34685/07) no’lu davanın nedeni,  
T.C. vatandaları Đsmail Kinay ve eyhmus Kinay’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 30 Temmuz 2007 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1949 ve 1955 doğumlu olup halen Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu  
bulunmaktadır. 3 ubat 2000 tarihinde, yasadıı silahlı bir örgüte yönelik olarak düzenlenen  
operasyonlar çerçevesinde bavuranlar yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Birkaç gün sonra  
yetkili hakim, bavuranların tutuklanmasına karar vermitir. Bilahare bavuranlar hakkında,  
Anayasal düzeni cebren yıkmaya teebbüsten kamu davası açılmıtır. Dosyada bulunan  
unsurlara göre bavuranlar halen tutuklu bulunmaktadır ve ibu kararın kabul edildiği tarihte  
bavuranlar hakkında yürütülen dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde derdesttir.  
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
Olaylar ve esasa ilikin ortaya koydukları sorun bakımından, bavuruların benzerliğini dikkate  
alan AĐHM, bavuruların birletirilmesine ve tek bir davada ortaklaa olarak incelenmesine  
karar vermektedir.  
II. AĐHS’NĐN 5/3 VE 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLĐDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3 ve 6/1 maddesine atıfta bulunarak, bavuranlar, tutukluluk ve haklarında açılan  
cezai yargılama süresinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet, bavuranların, ikayetlerini en azından özü itibariyle ulusal mahkemeler önünde  
sunmamaları nedeniyle iç hukuk yolunun tüketilmediğini savunmaktadır.  
Tutuklama süresi ile ilgili itiraza ilikin olarak, AĐHM, benzer bir itirazı incelediğini ve  
reddettiğini hatırlatmaktadır (Koti ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 74321/01, 3 Mayıs  
2007). Yargılama süresi ile ilgili Hükümet’in yapmıolduğu itiraza ilikin olarak AĐHM,  
Türk hukuk düzeninin yargılanabilirlere cezai yargılama süresinin çok uzun olmasından  
ikayetçi olma imkanı sağlayan etkili bir iç hukuk yolu sunmadığı tespitinde bulunarak daha  
önce benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, Tendik ve diğerleri-Türkiye, bavuru  
no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Tunce ve diğerleri-Türkiye, bavuru numaraları: 2422/06,  
3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08,  
3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08,  
13 Ekim 2009). Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.  
Hiçbir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eden AĐHM, bavuruları kabuledilebilir  
ilan etmektedir.  
2
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, özellikle atılı suçların niteliği, çarptırılan cezaların ağırlığı,  
adalete engel olma tehlikesi, suçun tekrarı ve firar riski ile kamu düzeninin korunması  
gerekliliği göz önüne alındığında, bavuranların tutukluluk sürelerinin uzun olmadığını  
savunmaktadır. Yargılama süresi ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaıklığına,dosyanın  
kapsamına, bavuranlar hakkında yapılan suçlamaların niteliğine, ilenen suçların, sanıkların,  
tanıkların, davacıların ve mağdurların sayısına oranla ve organize suçlara ilikin yargılamaya  
özgü zorluklar göz önüne alındığında yargılama süresinin makul olmadığı  
değerlendirilmesinde bulunulamayacağını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet’e göre, sözkonusu  
yargılamanın seyrinde ulusal makamlar ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.  
Bavuranlar sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.  
Tutukluluk süresi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, AĐHM, bavuranların  
tutukluluk süresinin bavuranların yakalandığı tarih olan 3 ubat 2000 tarihinde baladığını ve  
bavuranların halen tutuklu bulunduklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla ibu kararın kabul  
edildiği tarihte tutukluluk süresi dokuz yıl on bir aydan fazla sürmütür. AĐHM, benzer  
davaları inceleme fırsatı bulduğunu ve müteaddit defalar AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna ulağını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Dereci-Türkiye,  
bavuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye, bavuru no: 25324/02, 2 ubat  
2006). Sözkonusu dava ile ulusal makamlara yüklenen zorlukları kabul eden AĐHM, yerleik  
içtihadı ıığında yine de mevcut davada aynı sonuca ulatır. Bu itibarla AĐHS’nin 5/3  
maddesi ihlal edilmitir.  
Yargılama süresi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, AĐHM, ihtilaflı yargılamanın 3  
ubat 2000 tarihinde baladığını ve ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu  
gözlemlemektedir. Yargılama süresi dokuz yıl on bir aydan fazla sürmütür ve ibu kararın  
kabul edildiği davanın esasına ilikin hiçbir hukuki karar verilmemitir. AĐHM, mevcut  
davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları müteaddit defalar incelemive AĐHS’nin  
6/1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermitir (Pélissier ve Sassi-Fransa, bavuru no:  
25444/94). Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından, AĐHM,  
Hükümet’in mevcut davada baka bir sonuca ulamak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman  
sunmağına kanaat getirmektedir. Konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut  
davada yargılama süresinin uzun olduğuna ve “makul sürede yargılanma hakkı” gerekliliğini  
karılamadığına kanaat getirmektedir. Bu itibarla sözkonusu ikayet ile ilgili olarak AĐHS’nin  
6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranların her biri 50.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep  
etmektedirler.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın AĐHM, bavuranların her birine, Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artıꢀ  
eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
3
Ayrıca, dokuz yıl on bir aydan fazla bir süredir davanın ulusal mahkemeler önünde halen  
derdest olmasından ve bavuranların tutuklu bulunmalarından dolayı AĐHM, mevcut davada,  
tespit edilen ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliklerini  
gözeterek sözkonusu yargılamanın ivedilikle sonuçlanması veya AĐHS’nin 5/3 maddesinin  
öngörğü ekli ile yargılama sırasında bavuranın serbest bırakılması olacağı kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. Bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavuranların her birine 12.000 Euro (on iki bin  
Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 2 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
4