bulunduğu için sığınmacı statüsü verildiğini vurgulamaktadır.
35. Başvuran Mahkeme’nin yerleşmiş içtihatına dayanarak, İran hukukunda zina
suçunun cezası olarak öngörülen falaka, kırbaç ve taşlanarak öldürülme cezalarının
Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki yasaklanmış muamele tarzları içersinde
değerlendirilmesi gerektiğini de iddia etmektedir.
36. Hükümet cevaben, Türkiye’nin, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf
olduğunda sadece Avrupa ülkelerinden gelen sığınma arayanlara sığınmacı statüsü
vermeyi taahhüt ettiğini, yani sözleşmenin taraf devletlere tanıdığı coğrafi tercih
seçeneğinden yararlandığını söylemektedir (bkz.26. paragraf). Fakat insani
sebeplerle, başvuranın durumunda olduğu gibi, 3. bir ülkeye yerleştirilene kadar
kendilerine BMMYK tarafından sığınmacı statüsü tanınan Avrupa dışından sığınma
arayanlara, geçici ikamet izni verilmektedir. Başvuran, 1994 tarihli Sığınmacılara
ilişkin Yönetmelik tarafından öngörülen 5 günlük süre koşuluna uymadığı için
geçici ikamet imkanı kendisine tanınamamıştır.
37. Hükümet başvuranın korkularının nedenini sorgulamaktadır. Hükümete göre
başvuranın 1997’de Türkiye’ye geldiğinde yetkililere veya BMMYK’ne başvuruda
bulunmamış olması Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki iddialarıyla
çelişmektedir. Kendisi Paris Havaalanına inince de iltica talebinde bulunmamıştır.
Hükümet’e göre başvuran Kanada’ya girebilmeyi başarsaydı bile orada iltica
talebinde bulunup bulunmayacağı şüphelidir.
38. Mahkeme, Sözleşmeci tarafların, uluslararası andlaşmalarla yükümlendikleri
zorunluluklar saklı kalmak üzere, yabancıların ülkelerine giriş, ikamet ve sınırdışı
edilmelerini düzenleme hakları bulunduğunu teyit eder. Ayrıca, siyasi iltica hakkı ne
Sözleşme’nin ne de ona bağlı protokollerin kapsamına girmektedir (bkz. 30 Ekim
1991 tarihli Vilvarajah vd.- İngiltere kararı, A serisi no. 215, s.34, §.102).
Fakat, Mahkeme’nin yerleşmiş içtihadına göre, söz konusu kişinin, sınırdışı
edildiği takdirde kabul eden ülkede 3.maddeye aykırı bir muameleyle karşılaşma
tehlikesi bulunmaktaysa, sınırdışı etme işlemi 3. madde uyarınca bir soruna yol
açmakta ve dolayısıyla bu durum Sözleşme’ye göre devletin sorumluluğunu teşkil
etmektedir. Bu şartlar altında, 3. madde, söz konusu kişinin o ülkeye sınırdışı
edilmemesini zorunlu kılmaktadır (bkz. 7 Temmuz 1989 tarihli Soering-İngiltere
kararı, A Serisi no.161, s.35, §§ 90-91, 20 Mart 1991 tarihli Cruz Varas vd.-İsveç
kararı, A Serisi no.201, s.28, §§ 69-70, ve 15 Kasım 1996 tarihli Chahal-İngiltere
kararı, RD 1996-V, s.1853, §§ 73-74).