CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
K. - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:29298/95)  
NİHAİ KARARIN ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
13/10/2004  
K.-Türkiye davasında,  
Avrupa İman Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),  
Nicholas BRATZA, başkan  
M. PELLONPAA,  
J. CASADEVAL,  
S. PAVLOVSCffl,  
J. BORREGO BORREGO  
E. FURA-SANDSTROM,yargıç/or,  
F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,  
ve Bölüm Sekreteri M. O'BOYLE'in katilimi ile  
Avrupa insan Hakları Mahkemesi Heyeti olarak toplanmış,  
22 Haziran 2004 tarihinde yapılan özel görüşmeler sonucunda, yukarıda son  
anılan tarihte  
benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (29298/95) başvuru no'lu  
davanın nedeni, bu devletin vatandaşı olan M.K.'nın (başvuran) Avrupa İnsan  
Hakları Komisyonu'na (Komisyon) 23 Ekim 1995 tarihinde Avrupa insan  
Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur. Daire başkanı başvuranın başvurusunu yaptığı şurada kimliğinin  
ıklanmaması talebini kabul etmiştir (AİHM ç Tüzüğü'nün 47 § 3.maddesi).  
2. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul  
Barosu avukatlarından S. Okçuoğlu tarafından temsil edilmektedir. Türk  
Hükümeti (Hükümet) kendisini temsilen bir ajan tayin etmemiştir.  
3. Başvuran kardeşinin güvenlik güçleri tarafından yapılan yargısız infaz  
mağduru olduğunu iddia etmiş ve AİHS'nin 2,3,6, ve 14. maddelerine atıfta  
bulunmuştur.  
4. Başvuru, AİHS'nin 11 no'lu Ek Protokolü'nün (11 no'lu Ek Protokol’ün 5 § 2.  
maddesi) yürürlüğe girdiği tarih olan l Kasım 1998 tarihinde AİHM'ne iletilmiştir.  
5. Başvuru, AlHM'nin Birinci Dairesi'ne gönderilmiş (AİHM İç Tüzüğü'nün 52 §  
1. maddesi) ve İç Tüzüğün 26 § l. maddesi uyarınca bu daire bünyesinde  
davayı incelemekle yetkili bir daire (AİHS'nin 27 § 1. maddesi) oluşturulmuştur.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına seçilen hakim R. Türmen'in çekilmesinin  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ardından Hükümet F. Gölcüklü'yü ad hoc yargıç olarak tayin etmiştir (AİHS'nin  
27 § 2. maddesi ve iç Tüzüğün 29 § 1. maddesi).  
6. 8 Haziran 1999 tarihli kararla daire, cezai başvuru yollarına ilişkin iç hukuk  
yollarının tüketilmesine yönelik sorunun esasa bağlanmasına karar vermiş ve  
başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.  
7. Gerek başvuran gerekse Hükümet davanın esası hakkındaki yazılı  
görüşlerini sunmuştur (iç Tüzüğün 59 § 1. maddesi).  
8. 1 Kasım 2001 tarihinde AlHM dairelerinde yeniden yapılanmaya gidilmiş (İç  
Tüzüğün 25 §.. 1. maddesi) ve işbu başvuru, bu yolla deriştirilen Dördüncü  
Daire'ye havale edilmiştir (52 § 1. madde).  
OLAYLAR  
9. Başvuran 1958 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.  
I DAVANIN KOŞULLARI  
10. 31 Temmuz 1994 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü ("Emniyet  
Müdürlüğü") Terörle Mücadele Şubesi, PKK'ya karşı yürütülen operasyonlar  
çerçevesinde başvuranın kardeşi R.K.'nın evinde arama yapmış ve  
düzenlenen arama tutanağına göre R.K. evde bulunmadığı için polisler  
tarafından yakalanamamıştır.  
11. Bu aramanın ardından, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Başsavcılığı tarafından R.K. hakkında soruşturma başlatılmıştır.  
12. 10 Ağustos 1994 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi R.K.  
baklanda tutuklama müzekkeresi çıkartmıştır.  
13. 23 Eylül 1994 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cumhuriyet  
Savcılığı başvuranı, yasadışı örgüte üye olmakla itham etmiş ve R.K. gıyap  
durumunda sanık olarak ilan edilmiştir.  
14. Başvurana göre R.K., yakalanma korkusuyla evini terk etmiş, 1995 yılının  
Şubat ayı ortasına kadar ailesiyle telefonla iletişim kurmayı sürdürmüş, bu  
tarihten sonra ise kendisinden bir daha haber alınamamıştır.  
15. 1995 yılının Şubat ayı sonuna doğru başvuranın ailesinin avukatı İstanbul  
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na,  
R.K.'nın gözaltına alınıp alınmadığını sormuşlar ve olumsuz yanıt almışlardır.  
16. 1995 yılı  
Mart ayı başında R.K.'nın ailesinin iddiasına göre  
Küçükköy Polis Karakolu'ndan aradığını söyleyen bir kişi telefonda, "Bizde bir  
emanetiniz var, gelip alın" demiştir.  
17. 2 Mart 1995 tarihinde R.K.'nın cesedinin İstanbul-Beykoz'da bulunması  
üzerine Beykoz Cumhuriyet Başsavcısı derhal olay yerine gelmiştir.  
Hazırlanan tutanağa göre, jandarmalar tarafından yürütülen araştırmalarda  
hiçbir delil unsuruna rastlanamamıştır. Tutanağa, cesedin konumu ve yakın  
çevresine ilişkin açıklamaların yer aldığı bir kroki eklenmiştir. Jandarmalar  
parmak izi almışlar ve cesedin fotoğrafını çekmişlerdir.  
18. Beykoz Devlet Hastanesi'ne götürülen ceset, burada Cumhuriyet Savcısı  
ve bir doktor tarafından incelenmiştir. Doktor ölüm nedeninin belirlenmesi  
amacıyla klasik otopsi yapılmasını istemiştir.  
19. Cumhuriyet Savcısı cesedi bulan Şinasi Onay adlı kişinin ifadesini almıştır.  
20. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re'sen soruşturma başlatılmıştır.  
21. 3 Mart 1995 tarihinde Cerrahpaşa f ip Fakültesi Hastanesi'nden dört adlİ  
tabip, ceset üzerinde yaptıkları otopsi sonucunda maktulün bedeninde ve  
ayak tabanlarında çizik, ekimoz ve sıyrıkların yanısıra bileklerinden bağlanmış  
olduğuna dair izler ile her iki bileğinde ekimoz ve lezyonlar saptanmıştır. 29  
Mart 1995 tarihinde düzenlenen rapora göre R.K.'nın ölümü iple boğulmaya  
bağlı mekanik asfıksi sonucu meydana gelmiştir.  
22. 17 Mart 1995 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı, cesedin kimliğinin tespiti  
amacıyla Beykoz Jandarma Bölük Komutanlığından harekete geçilmesini  
istemiş ve bu yönde araştırma yapılmasını isteyen bir yazı çıkartılarak bunun  
birçok il ve ilçe savcılığına dağıtımı yapılmıştır.  
23. 26 Mart 1995 tarihinde R.K.'nın cesedi İstanbul-İkitelli Mezarlığına  
defnedilmiştir.  
24. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin 24 Mayıs 1995  
tarihinde Beykoz ilçe Jandarma Komutanlığına gönderdiği yazıda, cesetten  
alman parmak izlerinin incelenmesi ve karşılaştırılması sonucu, bu parmak  
izlerinin daha önceden üç kez tutuklanmış olan R.K.'ya ait olduğunun  
saptandığı belirtilmiştir. Aynı yazıya göre R.K.'nın nüfus kaydı Ağrı'nın Tutak  
ilçesine bağlı Atabindi köyünde bulunmaktadır.  
25. 25 Mayıs 1995 tarihinde Beykoz ilçe Jandarma Komutanlığı 24 Mayıs  
1995 tarihli yazıda yer alan bilgileri Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına  
iletmiştir.  
26. 28 Mayıs 1995 tarihinde başvuran, Atabindi köyü muhtarı ve aynı  
zamanda amcası olan kişiden edindiği bilgiyle kardeşinin cesedinin  
bulunduğunu Öğrenmiştir.  
27. 30 Mayıs 1995 tarihinde başvuran, cesedin fotoğraflarından yola çıkarak  
bunun kardeşi olduğunu tespit etmiştir.  
28. 30 Mayıs 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenen başvuran,  
kardeşinin daimi bir ismin olmadığını, dört ay önce kendisini aradığını ve  
öldürülmesinin nedenleri ve koşullarına dair herhangi bir bilgiye sahip  
olmadığı için hiç kimseden şüphelenmediğini beyan etmiştir. Başvuran  
kardeşinin öldürülmesinden sorumlu olanlar hakkında şikayetçi olmuştur.  
29. Cumhuriyet  
Savcısı,  
Beykoz  
ve  
Bozhane  
ilçe  
Jandarma  
Komutanlıklarından, fail veya faillerin yakalanması amacıyla cinayet üzerine  
araştırma yapılarak, soruşturmadaki gelişmeler hakkında düzenli olarak bilgi  
verilmesini istemiştir.  
30. Başvuran, R.K.'nın öldürülmesi ile 26 Mart 1995 tarihinde aynı yerde  
bulunmuş olan ve benzer izleri taşıyan H.O. adlı bir başka kişinin öldürülmesi  
arasındaki benzerlikten bahseden gazete kupürleri sunmuştur.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK YOLLARI VE UYGULAMALAR  
31. ilgili iç hukuk yollan ve uygulamalar Sabuktekin-Türkiye (no: 27243/95,  
CEDH 2002-11 ve Ekinci-Türkiye (no: 25625/94,18 Temmuz 2000).  
HUKUK AÇISINDAN  
.
L HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZI HIKINDA  
32. Hükümet 2 Kasım 1999 tarihli ek görüşlerinde AİHM'den başvuruyu, iç  
hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini istemektedir. Bu  
itibarla Hükümet, R.K.'nın cesedinin bulunduğu gün cinayet hakkında  
resmi soruşturma başlatıldığını ve bu soruşturmanın halen ilgili merciler  
tarafından sürdürüldüğünü vurgulamaktadır.  
33. AlHM bu itirazın, yürütülen soruşturmaların niteliği üzerine yapılacak olan  
incelemeye aynen tabi olması gerektiğini hatırlatır.  
34. Dolayısıyla AlHM, şikayetin dayanağının AİHS'nin 2. maddesine  
uygunluğu hususunda ulaştığı sonuçlan göz önünde bulundurarak,  
Hükümet'in itirazının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına kanaat  
getirmiştir.  
İL AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
35. Başvuran kardeşinin güvenlik güçlerince işlenen yargısız infaz mağduru  
olduğunu iddia etmekte ve bu itibarla AlHS'nin 2. maddesine gönderme  
yapmaktadır;  
"1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile  
cezalandırdığı bir suçtan dolayı, hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine  
getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.  
2. öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk  
haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış  
sayılamaz:  
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir  
kişinin kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için."  
A. Tarafların Argümanları  
1.Başvuran  
36. Başvuran PKK'ya üye olduğu iddiasıyla aranan kardeşinin, güvenlik  
güçlerinin işkencesi altında öldüğünü ileri sürmektedir. Başvuran, biri  
milletvekili, biri dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı, diğeri ise Türk  
Polisi ve Interpol tarafından aranan bir kişi olmak üzere üç kişinin dahil olduğu  
Susurluk olayının ardından Türkiye'de yaşanan son gelişmelerin, Devletin  
muhalifleri ortadan kaldırmak için bazı grupları kullandığını gözler önüne  
serdiğini ifade etmekte ve dönemin içişleri Bakanı'nın polis tarafından "bin  
adet gizli operasyon" yürütüldüğü yönündeki sözlerini eklemektedir.  
2.Hükümet  
37. Hükümet R.K.'nın kimliği belirsiz kişilerce öldürüldüğüne itiraz etmemekle  
birlikte, bu olaylardan Sözleşme'nin 2. maddesine bağlı sonuçların çıkarılması  
konusunda mutabık değildir. Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan  
yoksun olduğunu ve dosyanın, kardeşinin ölümünden güvenlik güçlerinin  
sorumlu tutulabileceğine dair hiçbir unsur içermediğini.ileri^sürmektedir.  
38. Hükümet, Susurluk Raporu'nun ispat değerinin kuşkulu olduğunu ve  
mevcut dava ile aralarında doğrudan hiçbir bağlantı olmadığını dikkate  
getirmektedir.  
39. Başvuranın kardeşinin ölümü üzerine yürütülen soruşturma hususunda ise  
Hükümet, halen sonuçlanmamış olan soruşturmayı yetkili mercilerin bu güne  
kadar titizlikle ve doğru bir şekilde yürüttüklerini ileri sürmektedir. Tüm  
tedbirler hızlı ve etkin bur şekilde alınmıştır; ceset bulunur bulunmaz  
Cumhuriyet Savcısı olay yerine gitmiş, Jandarmalar araştırma yaparak  
cesetten parmak izi almış ve fotoğraf çekmiş, otopsi yapılarak cesedin kimliği  
tespit edilmiş ve tanıklar ile başvuranın beyanları alınmıştır.  
40. Hükümet, ilgili merciler tarafından yürütülen soruşturmaların, güvenlik  
güçlerinin belli derecede olaya karıştıklarına dair kesin bir kanıya  
ulaşılamayacağı ve mevcut davada hiçbir ihlalin meydana gelmediği yönünde  
sonuçlandığını hatırlatmaktadır.  
B. AİHM'nin Takdiri  
L Başvuranın kardeşinin ölümü hakkında  
41. AİHM, AlHS'nin 2. maddesinin Sözleşme'nin temel maddeleri arasında yer  
aldığını ve 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik  
toplumların temel değerlerinden birisi olarak benimsendiğini hatırlatır (Bkz.,  
Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94, § 86 ve Finucane - Britanya, no: 29178/95, §§  
67-71, l Temmuz 2003). Mahkeme ayrıca, 2. madde ile tanınan güvencenin  
önemim teslim ederek, yaşam hakkına ilişkin şikayetler sözkonusu olduğunda  
bunlara büyük bir titizlik gösterilerek bir görüş oluşturulması gerektiğim belirtir  
(Bkz., adı geçen Ekinci kararı, § 70).  
42. AtHM, iki tarafın yorumlarının, AlHS'nin 2. maddesi açısından davanın  
olaylarından çıkarılacak sonuçlara gelindiğinde farklılık gösterdiğine dikkat  
çeker.  
43. AlHM dava dosyasına eklenen belgeler ışığında ortaya çıkan sorulan,  
özellikle de yürütülen adli soruşturma hakkında Hükümet'in sunduğu belgeler  
ile tarafların sunduğu görüşleri inceleyecektir. Bu kanıtlan değerlendirebilmek  
için AlHM, kanıtlara ilişkin "her türlü makul şüpheciliğin ötesinde" ölçütünden  
yararlanacaktır (Bkz., muİadis mutandis, Irlanda-Britanya, 18 Ocak 1978 tarihli  
karar, no: 25, ss. 64-65, §§ 160-161). Fakat bu türden bir kanıt yeterince ciddi,  
sarih ve uygun bir dizi göstergeden veya yanlışlığı kanıtlanmamış  
karinelerden kaynaklanabilir (Bkz., Abdurrahman Orak-Türkiye, no: 31889/96,  
§ 69,14 Şubat 2002). öte yandan kanıtların araştırılması esnasında tarafların  
tutumları göz önünde bulundurulabilir (Bkz., Sabuktekin, adı geçen § 93).  
44. AlHM mevcut davanın olaylarının, o dönemde ülkenin bazı bölgelerinde  
yürürlükte olan olağanüstü halden etkilenmeyen İstanbul ilinde meydana  
geldiğini hatırlatır.  
45. AlHM, başvuranın, kardeşinin yasadışı örgüte sözde üyeliği nedeniyle  
Devletin güvenlik güçlerince işlenen yargısız infazın kurbanı olduğunu  
şündüğünü hatırlatır. Başvuran iddialarını desteklemek için R.K.'nın  
öldürülmesi ile 26 Mart 1995 tarihinde ayna yerde bulunmuş olan ve benzer  
izleri taşıyan H.O. adlı bir başka kişinin öldürülmesi arasındaki benzerlikten  
sözeden gazete kupürlerini sunmuştur.  
46. AJHM» başvuranın^iddialarının somut ve kanıtlanabilir olgulara  
dayanmadığını ve bir tanığın beyanatıyla ya da diğer kanıt unsurlarıyla kesin  
bir yargıya ulaştıracak şekilde desteklenmediğini  
hatırlatır.  
Dahası,  
Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesinde başvuran, kardeşinin  
öldürülmesinin sebepleri ve koşullan hakkında hiçbir bilgisinin olmadığım ve  
hiç kimseden şüphelenmediğini belirtmiştir.  
47. Ayrıca AlHM, Yasa-Türkiye davasında (2 Eylül 1998 tarihli karar, Derleme  
Hükümler ve Kararlar, 1998-VI, ss. 2437-2438, §§ 95-96), Devlet  
görevlilerinin özel bir olaya karıştıklarının ispatı için gereken kanıt düzeyinin  
sağlanması amacıyla Susurluk Raporu'nun dayanak alınamayacağı hükmüne  
varmıştır. Mahkeme, Başbakan'ın isteği üzerine hazırlanan ve kendi inisiyatifi  
ile kamuya açıklanan bu raporun, terörizme karşı savaş hakkında bilgi  
sağlamak ve bununla ilgili problemlerin genel bir incelemesini sunmak  
amacını güden, bunun yanı sıra önleme ve soruşturmaya yönelik tedbirler için  
tavsiyelerde bulunan ciddi bir girişim olarak değerlendirilebileceği sonucuna  
varmıştır.  
Mevcut davaya ilişkin olarak ise, AlHM, sözkonusu raporun,  
başvuranın kardeşinin öldürülmesinden sorumlu fail veya faillerin kimliklerinin  
tespitini sağlayacak unsurları içermediğine dikkat çekerek, ne gazete  
kupürlerinin ne de içişleri Bakanı'nın açıklamalarının, güvenlik güçlerinin  
sorumlu tutulabileceğini doğrudan sözkonusu etmeye olanak tanımadığını  
hatırlatır.  
48. Bu koşullar altında AlHM, başvuranın kardeşinin devlet görevlileri veya  
bunların işbirlikçileri tarafından öldürüldüğü yönünde bir sonucun, güvenilir  
emarelerden çok varsayım ve spekülasyonlara dayandığı kanısındadır.  
Mahkeme, elinde bulunan delil unsurlarının, bu türden bir sonucu  
destekleyecek nitelikte emareler sağlamadığı görüşündedir.  
49. AlHM, mevcut hali ile dosyadaki unsurların makul şüpheciliğin ötesinde,  
R.K.'nın güvenlik güçlerince veya bunların göz yummasıyla öldürüldüğü  
sonucunu çıkartmaya elvermediğine kanaat getirmiştir.  
50. Dolayısıyla, AlHS'nin 2. maddesinin ihlali söz konusu değildir.  
2. Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında  
51. AlHM, AlHS'nin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması  
yükümlülüğünün, 1. madde uyarınca "kendi yetki alanı içinde bulunan herkese  
bu Sözleşme'nin (...)de belirtilen hak ve özgürlükleri tanı[ması]" şeklinde  
Devlete düşen genel görevle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın bir  
kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin bir soruşturma yürütülmesi  
anlamına geldiğini ve bunu şart koştuğunu hatırlatır (Bkz., mutadis mutandis,  
McCann ve diğerleri-Britanya, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A serisi no: 324, s.  
49, § 161, ve Kaya- Türkiye, 19 Şubat 198 tarihli karar, Derleme 1998-1, s.  
329, § 105).  
52. AlHM, yukarıda bahsedilen yükümlülüğün, yalnızca, ölüme bir Devlet  
görevlisinin neden olduğunun tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığını  
vurgular. Zira yetkili mercilerin ölüm olayından haberdar edilmeleri, ölümün  
meydana geldiği koşullar hakkında Sözleşme'nin 2. maddesinden  
kaynaklanan etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü ipso facto doğurur  
(Bkz., mutadis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Derleme  
1998-IV, s. 1778, § 82, Yasa-Türkiye, 2 Eylül 1998, Derleme 1998-IV, s. 2438,  
§ 100, Hugh Jordan - Britanya, no: 24746/94, §§ 107-109, CEDH 2001-IH, ve  
Sabuktekin, adıgeçen, § 98).  
53. AİHM ayrıca, soruşturmada etkinlik asgari kriterini karşılayan incelemenin  
niteliği ve derecesinin dayanın koşullarına bağlı olduğunu dikkate almaktadır.  
Bunlar, ilgili olayların tümü temelinde ve soruşturma çalışmalarının pratik  
gerçekleri göz Önünde bulundurularak değerlendirilir. Olayların çeşitliliğini,  
yalnızca soruşturmada yürütülen işlemler listesine veya basitleştirilmiş diğer  
kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz., mutadis mutandis, Veükova-  
Bulgaristan, no: 41488/98. § 80, CEDH 2000-VI).  
54. Mevcut davada, olay sonrasında hazırlık soruşturmasını yürütmekle  
görevli mercilerin ve yetkili Savcılığın bulunduğu girişimler ihtilafa neden  
olmamaktadır.  
55. Dosyadaki unsurlardan çıkan sonuca göre cesedin bulunmasından  
hemen sonra jandarmalar olay yerinde araştırma yapmış, ve bu  
araştırmalarda hiçbir kanıt unsuru bulunamamıştır. Aynı zamanda cesede ait  
parmak izi alınmış ve fotoğraflar çekilmiş, cesedin konumu ve yakın çevresine  
ilişkin açıklamaların yer aldığı bir kroki çizilmiş ve cesedi bulan kişinin  
beyanları alınmıştır.  
56. RJC-'nın öldürülmesi konusunda yürütülen hazırlık soruşturması ise  
cesedin bulunduğu gün başlatılmıştır. 3 Mart 1995 tarihinde doktor tavsiyesi  
üzerine bir otopsi yapılmış ve düzenlenen raporda R.K.'nın boğazı sıkılarak  
öldüğü saptanmıştır. Cumhuriyet Savcısı zaman kaybetmeden cesedin  
kimliğinin tespit edilmesi amacıyla girişimde bulunmuş ve araştırma yapılması  
yönünde bir yazı çıkartarak ilgili bir çok kuruma bu yazının dağıtımı yapılmıştır.  
24 Mayıs 1995 tarihinde, yani cesedin bulunmasından 3 aydan daha az bir  
süre sonra, Emniyet Müdürlüğü parmak izlerini karşılaştırarak kimlik tespitini  
gerçekleştirmiştir. 30 Mayıs 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, kardeşinin  
öldürülmesinin nedenlerini ve koşullarını bilmediğini ve hiç kimseden  
şüphelenmediğini belirten başvuranın ifadesini almıştır.  
57. Diğer yandan AİHM, ne başvuranın ne de maktulün yakınlarının,  
soruşturma yürütmekle yetkili mercilerin dikkatini, kendi düşüncelerine göre  
sözkonusu kişinin güvenlik güçlerince ya da bunların teşvikiyle öldürüldüğünü  
gösteren veya muhtemel kılan olaylar üzerine çekmediklerini hatırlatır.  
Başvuran, yetkili organları bu hipotezi doğrulayacak özel koşullar, özellikle de  
AİHM önünde dile getirdiği Polis Karakolundan gelen telefon gibi belli olaylar  
hakkında bilgilendirmemiştir.  
58. AİHM soruşturma dosyasındaki unsurlardan ve Hükümet tarafından  
sağlanan bilgilerden, cinayeti işleyen fail veya faillerin kimliğinin tespiti ile  
sonuçlanamamış olsa da soruşturmanın etkinlikten yoksun olmadığını ve  
yetkili mercilerin, başvuranın kardeşinin öldürüldüğü koşullar karşısında pasif  
kaldığının ileri sürülemeyeceğini tespit etmiştir.  
59. AİHM yukarıda sözü edilen tespitleri göz önünde bulundurarak ve alman  
çeşitli tedbirleri inceleyerek, başvuranın kardeşinin öldüğü koşullar hakkında  
yürütülen soruşturmanın Sözleşme'nin 2. maddesinde öngörülen koşullan  
yerine getirmiş olarak kabul edilebileceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla  
Sözleşme'nin 2. maddesinin hiçbir şekilde ihlal edilmediği tespit edilmiştir.  
III. AlHS'NlN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
60. Başvuran kardeşinin polisler tarafından uygulanan işkenceler sonucunda  
öldüğünü iddia etmekte ve AİHS'nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır:  
61.  
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kinci ceza veya işlemlere tabi  
tutulamaz."  
AİHM yukarıda.başvuranın kardeşinin öldürülmesine Devlet görevlilerinin  
karıştığının tespit edilemediği sonucuna varmıştır. Böylelikle başvuranın  
şikayetinin olgusal dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getirmiştir.  
Sonuç olarak AİHS'nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.  
IV. AlHS'NlN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
62. Başvuran kardeşinin davasının mahkeme önünde hakkaniyete uygun  
olarak görülmediği ve kardeşinin yargısız infaz edildiği iddiasında bulunarak,  
AlHS'nin 6 § 1. maddesine gönderme yapmaktadır:  
63.  
"Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda  
kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,  
hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. (...)•"  
62 AİHM 2. madde zemininde ulaştığı sonuçlan göz önünde bulundurarak  
başvuranın bu madde açısından dile getirdiği iddiaların ayrı olarak  
incelenmesine lüzum görmemiştir.  
V. AlHS'NlN 14.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
64. Başvuran, aleyhine yöneltilen suçlamalar nedeniyle kardeşinin yargısız  
infaz mağduru olduğunu iddia etmekte ve bu itibarla ayrımcılık yapıldığı  
şikayetinde bulunarak AlHS'nin 14. maddesine gönderme yapmaktadır:  
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,  
siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensuptuk,  
servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık  
yapılmadan sağlanır."  
64. AİHM başvuran tarafından şikayetin desteklenmesi için gösterilen  
unsurların, kardeşinin yasadışı örgüt üyesi olmasından dolayı aleyhine  
yöneltilen suçlamalar nedeniyle kasten öldürüldüğü yönündeki iddiasını  
desteklemediğini hatırlatır. Sonuç olarak bu bakımdan AİHS'nin ihlali  
sözkonusu değildir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AlHM OYBİRLİĞİ İLE,  
1. Hükümetin ön itirazının reddedilmesine;  
2. Başvuranın kardeşinin güvenlik güçlerince ya da onların katılımıyla  
öldürüldüğü iddiası hususunda AlHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Başvuranın kardeşinin ölümünün gerçekleştiği koşullar hakkında ulusal  
makamlar tarafından yürütülen soruşturma hususunda AtHS'nin 2.  
maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
5. Başvuranın AlHS'nin 6 § 1. maddesine dayanan şikayetin incelenmesine  
lüzum görülmediğine;  
6. AlHS'nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine',  
KARAR VERMİŞTİR  
işbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AlHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve  
3. maddelerine uygun olarak 4 Kasım 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.