COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
KABASAKAL VE ATAR – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 70084/01 ve 70085/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 Eylül 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup, ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaları Selim Kabasakal ve Hasan Atar’ın (“bavuranlar”),  
Đnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) 34.  
Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 13  
Aralık 2000 tarihinde yapmıolduğu 70084/01 ve 70085/01 no’lu bavurulardır.  
Bavuranları Ankara’da yaayan H. Erdoğan ve L. Kanat temsil etmektedir.  
Bavuranlar, kendilerini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir  
hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde  
yargılanmadıklarını ve Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine  
bildirilmediğini iddia etmilerdir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
Sırasıyla 1979 ve 1977 doğumlu bavuranlar Selim Kabasakal ve Hasan Atar, AĐHM’ye  
bavuru yaptıkları tarihte Ordu cezaevinde bulunmaktaydılar.  
Bavuranlar, 11 Kasım 1998 tarihinde, Sivas Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı terörle  
mücadele ubesi tarafından, yasadıı TDP1 örgütüne üye oldukları gerekçesiyle gözaltına  
alınmılardır.  
18 Kasım 1998 tarihinde hakim huzuruna çıkarılmılar ve tutuklu yargılanmalarına karar  
verilmitir.  
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 31 Aralık 1998 tarihinde bir  
iddianame hazırlamıve bavuranları, Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca  
yasaı örgüt üyeliğiyle suçlamıtır.  
Mahkeme, 5 ubat 1999 tarihinde, bavuranları dinlemitir. Kabasakal kendisine  
yöneltilen suçlamaları kısmen kabul ettiğini ifade etmitir. Bu bağlamda, diğer hususlar  
meyanında, TDP’nin silahlı güçlerine katılmak istediğini ve kırsal kesime doğru  
gitmekteyken, diğer sanıkla beraber gözaltına alındığını söylemitir. Diğer bavuran Atar da,  
diğer hususlar meyanında, sanık Kabasakal ile birlikte örgütün kırsal kadrosuna katılamadan  
gözaltına alındığını ifade etmitir. Atar örgütün üyesi değil sempatizanı olduğunu eklemitir.  
Bavuranlar, polise verdikleri ifadeleri baskı altında verdiklerini öne sürerek reddetmilerdir.  
20 Nisan 1999 tarihinde, Kabasakal, sözkonusu örgütün üyesi olmadığını ve örgütün  
hiçbir eylemine katılmadığını, ayrıca örgüt üyeleriyle yapılacak bir toplantıya katılamadan  
gözaltına alındığını belirtmitir.  
13 Temmuz 1999 tarihinde yapılan durumada, askeri hakimin yerine getirilen sivil  
hakim, ilk kez, davayı gören mahkemenin üyesi olarak bulunmutur. Bu durumada ve 10  
1 Devrimci Halk Partisi.  
2
Ağustos 1999 tarihinde yapılan bir sonraki durumada, mahkeme, usule ilikin bazı kararlar  
almıve sanıkları dinlemitir.  
12 Ekim 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bavuranların, Türk Ceza Kanunu’nun 168 §  
2. Maddesi ile 3713 Sayılı Kanunun 5. Maddesi uyarınca suçlu bulunup, mahkum edilmelerini  
talep etmitir.  
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Ekim 1999 tarihinde, bavuranları suçlu bulmuꢀ  
ve on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuranlar, 6 Aralık 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararının temyizi  
için Yargıtay’a bavurmulardır. Bavuranlar, dilekçelerinde, iç hukuku dayanak alan  
argümanlar sunmular ve özellikle polise verdikleri ifadelerin gerçek olmadığını ileri  
sürmülerdir.  
5 Haziran 2000 tarihinde yapılan durumanın ardından, Yargıtay, bavuranların temyiz  
talebini reddetmive ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır. Yargıtay’ın bu kararı,  
bavuranların vekili gıyabında, 14 Haziran 2000 tarihinde ilan edilmitir.  
Bavuranlar, belirlenemeyen bir tarihte cezaevinden salıverilmilerdir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, davalarını gören Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri  
hakim bulunması nedeniyle adil biçimde yargılanmadıklarından ikayetçi olmulardır. Ayrıca,  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine bildirilmediğini, dolayısıyla  
karı iddialarını sunma olanağından yoksun bırakıldıklarını belirtmilerdir. Bavuranlar,  
AĐHS’nin 6. Maddesi’nin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının (b) bendine dayanmılardır.  
AĐHM, bu ikayetlerin yalnız 6 § 1. Madde bakımından incelenmesi gerektiğini  
kaydetmektedir. Bu maddeye göre:  
“Herkes, … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmubağımsız  
ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek hakkına  
sahiptir.”  
A. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızğı ve tarafsızlığı  
Hükümet, 18 Haziran 1999 tarih ve 4388 Sayılı Kanun uyarınca, AĐHS’nin koullarını  
yerine getirmek amacıyla, Devlet Güvenlik Mahkemeleri heyetlerinden askeri hakimlerin  
çıkarılmaları için düzenlemeler yapıldığını belirtmitir. Bununla bağlantılı olarak, Hükümet,  
bu davada, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunan askeri yargıcın,  
bavuranların avukatı davanın esaslarına ilikin savunmalarını sunmadan önce zaten sivil bir  
hakimle değitirildiğine ve bavuranların üç sivil hakimden oluan Devlet Güvenlik  
Mahkemesi tarafından suçlu bulunduğuna iaret etmitir.  
3
Bavuranlar Hükümet’in argümanlarını kabul etmemilerdir. Özellikle, Erzurum Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin, askeri hakimin itirak ettiği ilemleri, askeri hakimin yerine sivil  
hakim getirildikten sonra yinelemediğini belirtmitir.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde görev yapan askeri hakimlerin statüleriyle  
ilgili belirli bazı yönlerin, bu hakimlerin yürütmeden bağımsızlıklarını üpheli kıldığı  
kanısındadır (bkz. Incal – Türkiye, § 68 ve Çıraklar – Türkiye, § 39). AĐHM, ayrıca, Öcalan –  
Türkiye davasında da, askeri hakim, ilgili cezai yargılamalarda yürürlükte olmaya devam eden  
ara kararlara itirak ettiğinde, bu yargılamalar sırasında, karar verilmeden önce, askeri  
hakimin sivil hakimle değitirilmesinin, bavuranın davayı gören mahkemenin bağımsızlığı  
ve tarafsızlığıyla ilgili haklı olarak sahip olduğu endieleri, Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri’nde sonradan izlenen usullerin bu endieleri yeterince bertaraf ettiği  
belirlenmediği sürece, ortadan kaldırmayı sağlamadığı sonucuna varmıtır.  
Bu davada, AĐHM, askeri hakimin, 13 Temmuz 1999 tarihinde mahkeme heyetinden  
çıkarılmadan önce, bir hazırlık duruması ile esas hakkında altı durumada yer aldığını  
kaydeder. Bu durumalarda, ulusal mahkeme, hem bavuranlar da dahil sanıkları hem de  
ahitliği bavuranların davasıyla bağlantısı olmayan bir tanığı pek çok kez dinlemitir. Ayrıca,  
ulusal mahkeme, usule ilikin ikinci derece tedbirler de almıtır. Öte yandan, ulusal mahkeme,  
bu durumalar sırasında, önem taıyan, özellikle de bavuranların savunma hakları yararına  
hiçbir ara karar almamıtır. Bu bağlamda, AĐHM, askeri hakimin yerini sivil hakim aldıktan  
sonra, ulusal mahkemenin, esas hakkında beduruma daha yaptığını ve bu durumalar  
sırasında bavuran da dahil sanıkları birkaç kez dinlediğini kaydeder. Ayrıca, hem  
Cumhuriyet Savcısı’nın hem de bavuranların nihai görüve savunmaları, üç sivil hakimden  
oluan mahkeme heyeti huzurunda okunmutur. Bu nedenle, özellikle askeri yargıcın sivil  
hakimle değitirilmesinin öncesi ve sonrasında yapılan adli ilemlerin her birinin önemini  
gözönüne alarak, AĐHM, bu davada askeri yargıcın itirak ettiği ilemlerin hiçbirisinin, askeri  
yargıcın gitmesinin ardından acilen yenilenmeyi gerektirmediği sonucuna varmıtır (bkz.  
Ceylan – Türkiye, 68953/01).  
Dava bütün olarak yorumlandığında, AĐHM, davanın özel koullarında, dava sona  
ermeden askeri yargıcın sivil hakimle değitirilmesinin, bavuranların davayı gören  
mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili haklı olarak sahip olduğu endieleri ortadan  
kaldırğı sonucuna varmıtır (Yılmaz – Türkiye, 62230/00).  
Dolayısıyla, bu balık altında, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmemitir.  
B. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu  
Hükümet, Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnemesinin bağlayıcı nitelik taımadığını ve  
bunun, genellikle, ilk derece mahkemesinin kararının onanması mı yoksa bozulması mı  
gerektiğini kısaca ifade eden bir sayfalık bir belge olduğunu öne sürmütür. Hükümet,  
Yargıtay Kanunu’nun 99. Maddesi uyarınca, Yargıtay’a sunulmutüm belgelerin taraflarca  
incelenebilmesi nedeniyle, bavuranların, Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görülerini telefon  
veya faks yoluyla ya da bizzat kendilerinin öğrenebileceğine iaret etmitir.  
Bavuranlar Hükümet’in argümanlarını reddetmitir. Özellikle, Cumhuriyet  
Basavcısı’nın tebliğnamesinin içeriğini ilk kez Yargıtay’da yapılan duruma sırasında  
4
öğrendiklerinden ötürü, savunmalarını hazırlamak için yeterli süreye sahip olmadıklarını iddia  
etmilerdir.  
AĐHM, aynı ikayeti geçmite de incelediğini ve AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal  
edildiği sonucuna vardığını kaydeder (bkz. Abdullah Aydın – Türkiye (no.2) 63739/00 ve  
Ayçoban ve Diğerleri – Türkiye, 42208/02, 43491/02 ve 43495/02).  
AĐHM bu davayı incelemive yukarıda bahsedilen davalarda tespit ettiklerinden  
sapmasını gerektirecek özel koullar tespit etmemitir.  
Buna göre, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görülerinin bavuranlara  
bildirilmemesi nedeniyle, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, toplam olarak, maddi zararları için 30.000 Euro, manevi zararları için ise  
20.000 Euro talep etmilerdir.  
Hükümet görübelirtmemitir.  
Bavuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zararla ilgili olarak ise, AĐHM,  
bavuranların bu taleplerini destekleyici hiçbir makbuz veya belge ibraz edemediklerini  
kaydeder. Buna göre, AĐHM, bu talebi reddeder.  
AĐHM, ayrıca, ortada bir ihlal olduğunun tespit edilmesinin, bavuranların maruz kaldığı  
her türlü manevi zarar için balı baına yeterli tazmin tekil ettiği kanısındadır (bkz. Parsil –  
Türkiye, 39465/98 ve yukarıda kaydedilen, Ayçoban ve Diğerleri § 32).  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, avukatlık masrafları için 10.000 Euro, hem ulusal mahkemelerde hem de  
AĐHM’de meydana gelen mahkeme masrafları için ise 1000 Euro talep etmilerdir.  
Bavuranlar, taleplerini, Ankara Barolar Birliği’nin tavsiye ettiği asgari ücret tarifesine  
dayandırmılardır. Öte yandan, taleplerini desteklemek için herhangi bir makbuz veya belge  
sunmalardır.  
Hükümet görübildirmemilerdir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM,  
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda bahsedilen ölçütler ıığında, iç hukuktaki süreçte oluan  
5
mahkeme masraflarının karılanması talebini reddetmive bavurana, AĐHM’de açılan dava  
için 1000 Euro tutarında tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıtır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranlara karı açılan davanın bir bölümünde Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde  
askeri hakim bulunması nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
2. Cumhuriyet Basavcısı’nın Yargıtay’a sunduğu tebliğnamenin bavuranlara  
bildirilmemesiyle ilgili olarak AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masrafları için 1000 Euro (bin euro) yargılama  
masraflarının, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Sorumlu Devlet’in ulusal para birimine  
çevirip, ek olarak bu miktarlara tabi olacak her türlü vergiyi bavuranlara ödemesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Bavuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine  
KARAR VERĐR.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 19 Eylül 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
T.L. EARLY  
Zabıt Katibi  
Nicolas BRATZA  
Bakan