CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KAÇMAZ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:43648/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
2 ubat 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43648/05) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Abdulcelil Kaçmaz’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 10 Kasım 2005  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F.KarakaDoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1967 doğumludur ve halen Kocaeli Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.  
27 Haziran 1996 tarihinde, Đstanbul’da yasadıı silahlı bir örgüte yönelik olarak düzenlenen  
bir operasyon çerçevesinde bavuran yakalanmıve gözaltına alınmıtır. 8 Temmuz 1996  
tarihinde, bavuran, bir doktor tarafından muayene edilmitir. Doktor, patolojik hiçbir bulgu  
tespit edilmediğini ve ilgilinin sol kolundaki kiisel ağrılarından ikayetçi olduğunu gösteren  
bir sağlık raporu düzenlemitir. Aynı gün yetkili hakim tarafından, bavuranın tutuklanmasına  
karar verilmitir. 11 Temmuz 1996 tarihinde, yasadıı silahlı örgüt üyesi olmaktan ve ulusal  
toprağı bölmeye yönelik kıkırtma amacı taıyan eylemlere katılmaktan bavuran hakkında  
kamu davası açılmıtır.  
26 ubat 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesi, bavuranı ağırlatırılmımüebbet hapis  
cezasına mahkum etmitir. Buna karın, 15 Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay, yargılama  
hatasından ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. 25 Nisan 2007 tarihinde, iade edilen  
kararı inceleyen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranı yeniden aynı cezaya mahkum  
etmitir. 9 Nisan 2008 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
Yakalanmasından itibaren adli makamlar, bavuranın yinelenen serbest bırakılma taleplerini  
sürekli reddetmiler ve “atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi”, “kanıtların durumu” ve  
“dosyanın içeriği” gibi her zaman neredeyse aynı gerekçelere dayanarak her seferinde  
bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Dosyada bulunan unsurlara göre, bavuran, yetkili mahkeme önünde, iki sefer tutukluluk  
halinin devamı kararlarına itiraz etmitir. Buna karın, Đstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi,  
duruma gerçekletirmeden, “atılı suçun, Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 100.  
maddesinde [tutuklama nedenleri ve koulları ile ilgili] sıralanan suçlardan bir olması, “atılı  
suçun niteliği ve değerlendirilmesini” “kanıtların durumunu” ve/veya “dosyanın içeriğini”  
temel alarak sırasıyla 15 Temmuz 2005 ve 12 Nisan 2006 tarihlerinde sözkonusu itirazları  
reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3, 5/4 ve 5/5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 ile 6/2, 13. ve 14. maddelerine atıfta bulunarak, bavuran, tutukluluk  
süresinden ve bir yandan tutukluluk süresine itiraz etmek için diğer yandan kanuna aykırı  
2
olduğuna kanaat getirdiği tutukluluk nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili bavuru  
yolunun bulunmayıından ikayetiçidir. Ayrıca bavuran, tutukluluk halinin devamına  
hükmetmek için ulusal makamlar tarafından sürekli neredeyse aynı gerekçelerin temel  
alınmasının masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
Dava konusu olayların hukuki değerlendirmesini yapmakta yetkili olan AĐHM (Guerra ve  
diğerleri-Đtalya, 19 ubat 1998), sözkonusu ikayetlerin AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddesi  
kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Tutukluluk süresi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, bavuranın tutukluluğunun ilk  
döneminin 26 ubat 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sona  
erdiğini hatırlatmasının ardından, Hükümet, sözkonusu ikayetin tutukluluğun ilk dönemi ile  
ilgili olarak altı ay süresi içerisinde AĐHM’ye sunulmadığını savunmaktadır. Ayrıca  
Hükümet, bavuranın, iç hukuk yollarının etkisiz olduğuna hükmettiği andan itibaren  
sözkonusu ikayetini sunmuolması gerektiğini aksi takdirde altı ay kuralı nedeniyle  
ikayetin kabuledilemezlik unsuru içerdiğini belirtmektedir.  
Đlk itiraz ile ilgili olarak, AĐHM, çok sayıda ve aralıksız tutukluluğun toplam süresini  
belirlemeye ilikin yerleik içtihadı göz önüne alındığında sözkonusu itirazı reddetmektedir  
(bkz, Baltacı-Türkiye, bavuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Solmaz-Türkiye, bavuru no:  
27561/02). Đkinci itiraz ile ilgili olarak, AĐHM, bavurunun yapıldığı tarihte bavuranın halen  
tutuklu olduğunu ve dolayısıyla ikayetin mesnetten yoksun olmadığını gözlemlemektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir.  
Bavurunun sözkonusu kısmı ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit edemeyen  
AĐHM, bavuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.  
B. Esas  
Yargılama süresi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, Hükümet, davanın  
karmaıklığının, kanıtların durumunun, iddet içeren eylemlerde bulunan bir terör örgütü ile  
bavuranın bağlantısının, suçun tekrarı ve firar riskinin bavuranın tutukluluğunu haklı  
kıldığını savunmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir.  
Yargılama süresi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, AĐHM, dikkate alınacak çok  
sayıda ve aralıksız tutukluluk süresinin belirlenmesine ilikin yerleik içtihadı göz önüne  
alındığında, bavuranın yaklaık on yıllık bir süreyi tutuklu geçirdiğini tespit etmektedir (bkz,  
Baltacı ve Solmaz). AĐHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar AĐHS’nin 5/3  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını hatırlatmaktadır (bkz, Dereci-Türkiye, bavuru  
no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye, bavuru no: 25324/02, 2 ubat 2006).  
Sözkonusu dava ile ulusal makamlara yüklenen zorlukları kabul eden AĐHM, yine de, yerleik  
içtihadı ıığında, mevcut davada aynı sonuca ulamaktadır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3  
maddesi ihlal edilmitir.  
Bir yandan tutukluluk süresine itiraz etmek için diğer yandan kanuna aykırı olduğu iddia  
edilen tutukluluk nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili bavuru yolu bulunmadığı  
3
kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak AĐHM, müteaddit defalar benzer sorunları ortaya  
koyan davaları inceleme imkanı bulduğunu ve AĐHS’nin 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna ulağını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Bağrıyanık-Türkiye, bavuru  
no: 43256/04, 5 Haziran 2007, Cahit Solmaz-Türkiye, bavuru no: 34623/03, 14 Haziran  
2007, Abdulkadir Akta-Türkiye, bavuru no: 38851/02, 31 Ocak 2008, Tunce ve diğerleri-  
Türkiye, bavuru numaraları: 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08,  
3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08,  
3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009 ve Sağnak-Türkiye, bavuru no:  
45465/04, 13 Ekim 2009). Hükümet’in mevcut davada sözkonusu koullardan sapma imkanı  
sağlayan hiçbir tespit ve argüman sunmaması nedeniyle, sözü edilen kararlarda belirtilen aynı  
gerekçelerle AĐHS’nin 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulatır.  
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, davasının makul bir sürede görülmemesinden ve hakkında açılan ceza davasının  
süresine itiraz etmek için etkili iç hukuk yolunun bulunmamasından ikayetçidir. Bavuran,  
AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuru yapıldığında, yargılama süresi kapsamında yapılan ikayetin zamanından  
önce yapıldığı gerekçesi ile iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.  
Bu bağlamda AĐHM, süresinin çok uzun olmasından ikayet edilen bir yargılamanın önce  
sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu itirazın ceza davasının  
sürensinin uzunluğuna ilikin ikayetin niteliği ile bağdamadığı kanaatindedir (bkz, Erhun-  
Türkiye, bavuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). Bu itibarla AĐHM,  
Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.  
Sözkonusu ikayetlerin baka hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit eden AĐHM,  
bavuruları kabuledilebilir ilan etmektedir.  
B. Esas  
Bavuranın yargılama süresi kapsamında yaptığı ikayeti ile ilgili olarak, Hükümet, davanın  
karmaıklığına ve bavurana yüklenen suçların niteliğine oranla ihtilaflı sürenin uzun olarak  
değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet’e göre, sözkonusu yargılamanın  
seyrinde ulusal makamlar ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.  
Bavuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin bavuranın yakalandığı tarih olan 27 Haziran 1996 tarihinde  
baladığını ve Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesinin kararının onandığı tarih olan 9  
Nisan 2008 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Tek bir davayı dört kere inceleyen iki  
dereceli yargıda yargılama on bir yıl dokuz aydan fazla sürmütür.  
AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları  
incelemive AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (Pélissier ve Sassi-  
4
Fransa, bavuru no: 25444/94). Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından, AĐHM,  
Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonuca ulamak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman  
sunmağı kanaatindedir. Konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, yargılama  
süresinin uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karılamağı değerlendirmesinde  
bulunmaktadır.  
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ikayete ilikin olarak, AĐHM, Türk Hukuk  
düzeninin davalı ve davacılara, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca ceza davalarının süresinin  
uzun olduğu hakkında ikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir bavuru yolu sunmadığını  
daha önce tespit etme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (bkz, özellikle, Tendik vd- Türkiye,  
bavuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve sözü edilen Tunce vd-Türkiye). AĐHM, mevcut  
davada farklı bir sonuca ulamak için hiçbir neden görememektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada, bavuranın davasının AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca  
makul sürede görülmesi hakkını elde etmek için iç hukukta bavuru yolunun bulunmaması  
nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
III. ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA  
AĐHS’nin 3 ve 13. maddelerine atıfta bulunarak, bavuran, gözaltında kötü muameleye  
uğradığını ve AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki ikayetini sunmak için etkili bavuru  
yoluna sahip olmadığını iddia etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurları ile  
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Güzel-Türkiye, bavuru no: 71908/01, 5 Aralık  
2006, Hüsniye Tekin-Türkiye, bavuru no: 50971/99, 25 Ekim 2005 ve Martinez Sala vd-  
Đspanya, bavuru no: 58438/00, 2 Kasım 2004). Buna karın AĐHM, bavuran tarafından,  
hiçbir darp ve cebir izine rastlanmadığı tespitinde bulunan bir sağlık raporunun sunulduğu  
tespitinde bulunmaktadır. AĐHM, takdirine sunulan unsurları dikkatle incelemive kötü  
muamele iddialarına ilikin sahip olduğu unsurların böyle bir sonuca ulatıracak nitelikte  
emareler sunmadığına kanaat getirmitir.  
AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu  
hükmün sadece AĐHS açısından savunulabilir ikayetlere uygulanabileceğini hatırlatmaktadır  
(Boyle ve Rice-Birleik Krallık, 27 Nisan 1988). Bununla birlikte AĐHM, kötü muamele  
iddiası hakkında ulağı sonuç ıığında, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca bavuranın  
ikayetinin “savunulabilir” olmadığını gözlemlemektedir (Hüsniye Tekin-Türkiye, bavuru no:  
50971/99, 25 Ekim 2005 ve Muzaffer Sünük-Türkiye, bavuru no: 9610/03, 27 Kasım 2007).  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran, 6.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Bavuran,  
ayrıca 7.000 Euro yargılama masraf ve gideri istemektedir. Bavuran, faturaları ve avukatına  
5
5.000 Euro ödeme yapılmasını öngören avukatlık ücret sözlemesini belge olarak  
sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın, AĐHS’nin 5/3, 5/5 ve 5/5 maddesi ile 6/1. ve  
13. maddelerinin ihlal edildiği tespitini göz önüne alarak AĐHM, bavurana, 12.000 Euro  
manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak,  
sahip olduğu unsurları göz önüne alan AĐHM, bavurana tüm masraflar için 1.040 Euro  
ödenmesine hükmetmektedir.  
AĐHM, sözkonusu miktarlara marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir  
artıeklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, AĐHS’nin 5/3, 5/4, 5/5, 6/1 maddeleri (süre) ve 13. maddesi kapsamında  
yapılan ikayetlere ilikin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez  
olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargılama süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine;  
i) her türlü vergiden muaf tutularak 12.000 Euro (on iki bin Euro) manevi tazminat  
ii) her türlü vergiden muaf tutularak tüm masraflar için 1.040 Euro (bin kırk Euro)  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 02 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6