Baꢀvuranlar, herhangi bir kamulaꢀtırma iꢀlemi yapılmaksızın arazilerinin iꢀgal
edildiğini belirtmektedirler. Baꢀvuranlar, hiçbir dönemde kendilerine para ödenmediğini ve
Hükümet’in bu konuda herhangi bir açıklamada bulunmadığını iddia etmektedirler.
Baꢀvuranlar arazinin, Mardin Kadastro Mahkemesi’nin, A.Y.’nin ve Hazine’nin
talebini reddettiği ve arazinin baꢀvuranlar adına kaydının yapılmasına karar verdiği 29
Haziran 1987 tarihli kararından sonra kendilerine verildiğini ifade etmektedirler. Baꢀvuranlar
ayrıca kayıt iꢀleminin 3 Ocak 1991 tarihinde gerçekleꢀtiğini, kamulaꢀtırmasız el atma
gerekçesiyle Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tazminat davası açtıklarını ve Mahkemenin
lehlerinde karar verdiğini eklemektedirler.
Baꢀvuranlar, 2942 sayılı Kanun’un hatalı bir ꢀekilde uygulanması nedeniyle
Yargıtay’ın sözkonusu kararı bozduğunu ileri sürmektedirler. Baꢀvuranlara göre, tapu
kayıtlarının iptal edilmiꢀ olması bu maddeye aykırı olarak yapılmıꢀtır. Her ne olursa olsun,
tazminat ödenmeksizin mülkiyet haklarından mahrum bırakıldıkları için baꢀvuranlar, bu
maddenin AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde ifade edilen ilkelere aykırılık teꢀkil
ettiğini iddia etmektedirler.
Hükümet, öncelikle olayların 50’li yıllarda meydana geldiğini ve Hazine’nin 1957 ile
1960 tarihleri arasında, baꢀvuranların arazisi de dahil olmak üzere 39.497.000 m² yüzölçümlü
araziye karꢀılık olarak 8.758.869 Türk Lirası (yaklaꢀık 3.105.982 Amerikan Doları) tutarında
ödeme yaptığını belirtmektedir. Bununla birlikte, mülk sahiplerinin almıꢀ oldukları
miktarların saptanmasının zor olduğunu da eklemektedir.
Hükümet, ilgili dönemdeki iç hukuka, yani 221 sayılı Kanun’la ve 2942 sayılı
Kanun’un 38. maddesine atıfta bulunarak, arazinin Đdare’ye tahsis edilmiꢀ olması ve araziden
hiç faydalanmamıꢀ olmaları nedeniyle baꢀvuranların gerçek ve kiꢀisel haklarını kaybettiklerini
ifade etmektedir. Ayrıca Hükümet’e göre ilgili kiꢀiler, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tazminat
davası açtıkları sırada Kamulaꢀtırma Kanunu’nun hükümlerinin uygulanmasını talep
etmemiꢀlerdir.
AĐHM, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde üç önemli kural bulunduğunu
hatırlatmaktadır: “birinci bendin birinci cümlesinde yer alan ve genel bir kural niteliği
kazanan birinci ilkede mülkiyet hakkı ifade edilmektedir; aynı bendin ikinci cümlesinde yer
alan ikinci ilkede mal ve mülkten yoksun bırakılma ifade edilmekte ve bir takım koꢀullara
bağlanmaktadır; ikinci bentte yer alan üçüncü ilkede ise Devletlere mülkiyetin kamu yararına
uygun olarak kullanılmasını düzenleme hakkı tanınmaktadır (…) Bununla birlikte burada
birbirinden bağımsız kurallar bütünü sözkonusu değildir. Đkinci ve üçüncü ilke, mülkiyet
hakkına müdahale edilmesinde özel koꢀulları tanımlamaktadır; bu nedenle, bu ilkeler birinci
ilke ile tanınan ilke ıꢀığında yorumlanmalıdır” (Bkz. diğerleri arasında, James ve diğerleri-
Birleꢀik Krallık, 21 ꢁubat 1986, ve Iatridis-Yunanistan, no: 31107/96).
AĐHM, Mardin Kadastro Mahkemesi’nin 29 Haziran 1987 tarihli kararından önceki
dönemle ilgili olarak taraflar arasında farklı görüꢀler bulunmasına rağmen, sözkonusu
karardan sonra arazinin kaydının baꢀvuranlar adına yapıldığı konusu tartıꢀma
götürmemektedir. Bu açıdan, mevcut davada 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini
uygulamaya koyan yerel mahkemelerin baꢀvuranların tapudaki kayıtlarını iptal ettiklerini ve
Savunma Bakanlığı adına kaydedilmesine karar verdikleri dikkate alındığında farklılıklara
iliꢀkin olarak ortaya çıkan soruları çözüme kavuꢀturmak Mahkemeye düꢀmemektedir. Bu
koꢀullar altında, AĐHM yerel mahkeme kararlarının, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin
4