CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KADRĐYE YILDIZ VE DĐĞERLERĐ- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 73016/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 Ekim 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (73016/01) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan Kadriye Yıldız, Süheyla Yıldız, Nevzat Yıldız, Seyithan Yıldız, Arslan  
Yıldız, Gültekin Yıldız, Aziz Yıldız ve Ferhan Yıldız’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) 6 Haziran 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin Temel  
Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu ve  
Mardin Barosu avukatlarından S. Demirkesen tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1929, 1948, 1952, 1950, 1933, 1954, 1939 ve 1916 doğumlu  
olup Mardin’de ikamet etmektedirler.  
2 Temmuz 1969 tarihinde A.Y., Mardin ili Alaku’ta bulunan 34 parsel no’lu 687.875  
m² yüzölçümlü gayr-ı menkulün, bavuranların ve .Y.’nin adlarına kayıtlı olduğuna ilikin  
verilen karara karı Mardin Tapulama Mahkemesi’ne itiraz etmitir. Hazine, müdahil taraf  
olarak davaya katılmıtır.  
Mardin Kadastro Mahkemesi 29 Haziran 1987 tarihinde, A.Y. ile Hazine’nin talebini  
reddetmitir. Parselin, bavuranlar adına tapu kayıtlarının yapılmasına karar verilmitir.  
Mahkeme kararını dosyada yer alan unsurlara dayandırmıtır. Mahkeme aynı zamanda,  
herhangi bir kamulatırma ya da satın alma ilemi yapılmaksızın yetkili makamlar tarafından  
araziye 1958 tarihinde mayın döenmiolmasına rağmen, bavuranların aralıksız olarak yirmi  
yıldan uzun bir dönem için mallarından yoksun bırakılmadıklarını da tespit etmitir.  
Bavurunlar, 3 Ocak 1991 tarihinde arazinin tapu kaydını yaptırmılardır.  
Bavuranlar (bu yargılama için Nevzat Yıldız hariç), 6 Ağustos 1991 tarihinde,  
tazminat davası açılabilmesi için arazinin değerinin tespit edilmesi talebiyle Mardin Asliye  
Hukuk Mahkemesi’ne bavurmulardır. Mahkeme bilirkiiler eliğinde sözkonusu arazide  
keif yapmıtır. Keif sonrasında Mahkeme tarafından, bilirkii raporundan hareketle  
taınmazın değeri 1.575.921.625 Türk Lirası (yaklaık 356.370 Amerikan Doları) olarak  
tespit edilmitir.  
Bavuranlar (bu yargılama için Nevzat yıldız hariç) 2 Eylül 1991 tarihinde,  
kamulatırmasız el atma gerekçesiyle Jandarma Genel Komutanlığı aleyhine Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne tazminat davası açmılardır. Bavuranlar aynı zamanda arazının tapu kaydının  
idare adına yapılmasını talep etmilerdir. Savunmacı tarafın iki defa itirazda bulunması  
üzerine bavuru 25 Kasım 1991 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı’na sevk edilmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 25 Mayıs ve 24 Haziran 1992 tarihlerinde, bilirkii  
eliğinde iki kez sözkonusu arazide keif yapılmıtır. Bu iki bilirkii kurulu, 25 Mayıs ve 1  
Temmuz tarihlerinde raporlarını sunmulardır.  
Asliye Hukuk Mahkemesi, 17 Temmuz 1992 tarihinde bavuranları haklı bularak,  
Đdare tarafından davanın baladığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere, gecikme faiziyle  
2
birlikte 1.575.921.625 Türk Lirası (228.090 ABD Doları) tutarında tazminat ödenmesine  
karar vermitir. Kararında, arazinin 1958 yılından beri igal edilmiolmasına rağmen, 1969  
yılında balayıp 1987 yılında sona eren bir dava sonucunda, 3 Ocak 1991 tarihinde  
bavuranlar adına kaydedildiğini tespit etmitir. Mahkeme ayrıca, Hazine’nin zamanaımı  
nedeniyle bavurunun kabuledilemez olduğunu ileri sürdüğünü de kayda geçmitir. Ama  
sonuç olarak bu kiilerin mahkeme kararıyla araziyi geri aldıklarını tespit etmitir.  
Bakanğın bavurusu üzerine Yargıtay, 2 ubat 1993 tarihinde 2942 sayılı  
Kamulatırma Kanunu’un 38. maddesine göre, bir dava açılmıolmasının bu süreyi kesintiye  
uğratan bir olay gibi değerlendirilmemesi gerektiğinden, yirmi yıllık hak düürücü sürenin  
1991 yılında zaten geçmis olması nedeniyle temyiz edilen kararı bozmutur.  
Bavuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebi 14 Nisan 1994 tarihinde  
reddedilmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay kararı uyarınca 16 Kasım 1994 tarihinde  
bavuranların talebini reddetmitir. Mahkeme, arazinin 1969 tarihinden beri mayınlanmıꢀ  
olduğunu ve davanın açıldığı 1991 tarihinde, yirmi yıllık hak düürücü sürenin zaten geçmiꢀ  
olduğuna karar vermitir.  
Milli Savunma Bakanlığı 22 ubat 2000 tarihinde arazinin bavuranlar adına kayıtlı  
bulunan tapu kaydının iptal edilmesi ve Hazine adına kaydedilmesi amacıyla Mahkeme’ye  
bavurmutur.  
Mahkeme, 17 Mayıs 2000 tarihinde, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesi uyarınca  
Bakanğın talebini yerinde bulmutur.  
16 Kasım 2000 tarihinde Yargıtay, temyiz edilen kararı onamıtır.  
19 Ocak 2001 tarihinde, bavuranlar tarafından yapılan düzeltme talebi reddedilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AĐHM bavurunun AĐHS’nin 35 § 3.maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptatır. Bu nedenle  
bavurunun kabuledilebilir bulunması uygundur.  
B. Esas hakkında  
Bavuranlar, herhangi bir tazminat ödenmeksizin dava konusu arazinin mülkiyet  
hakkından yoksun bırakılmıolmalarının, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde  
yer alan ilkelere aykırı bir ekilde gerçekletirildiğini iddia etmektedirler.  
3
Bavuranlar, herhangi bir kamulatırma ilemi yapılmaksızın arazilerinin igal  
edildiğini belirtmektedirler. Bavuranlar, hiçbir dönemde kendilerine para ödenmediğini ve  
Hükümet’in bu konuda herhangi bir açıklamada bulunmadığını iddia etmektedirler.  
Bavuranlar arazinin, Mardin Kadastro Mahkemesi’nin, A.Y.’nin ve Hazine’nin  
talebini reddettiği ve arazinin bavuranlar adına kaydının yapılmasına karar verdiği 29  
Haziran 1987 tarihli kararından sonra kendilerine verildiğini ifade etmektedirler. Bavuranlar  
ayrıca kayıt ileminin 3 Ocak 1991 tarihinde gerçekletiğini, kamulatırmasız el atma  
gerekçesiyle Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tazminat davası açtıklarını ve Mahkemenin  
lehlerinde karar verdiğini eklemektedirler.  
Bavuranlar, 2942 sayılı Kanun’un hatalı bir ekilde uygulanması nedeniyle  
Yargıtay’ın sözkonusu kararı bozduğunu ileri sürmektedirler. Bavuranlara göre, tapu  
kayıtlarının iptal edilmiolması bu maddeye aykırı olarak yapılmıtır. Her ne olursa olsun,  
tazminat ödenmeksizin mülkiyet haklarından mahrum bırakıldıkları için bavuranlar, bu  
maddenin AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde ifade edilen ilkelere aykırılık tekil  
ettiğini iddia etmektedirler.  
Hükümet, öncelikle olayların 50’li yıllarda meydana geldiğini ve Hazine’nin 1957 ile  
1960 tarihleri arasında, bavuranların arazisi de dahil olmak üzere 39.497.000 m² yüzölçümlü  
araziye karılık olarak 8.758.869 Türk Lirası (yaklaık 3.105.982 Amerikan Doları) tutarında  
ödeme yaptığını belirtmektedir. Bununla birlikte, mülk sahiplerinin almıoldukları  
miktarların saptanmasının zor olduğunu da eklemektedir.  
Hükümet, ilgili dönemdeki iç hukuka, yani 221 sayılı Kanun’la ve 2942 sayılı  
Kanun’un 38. maddesine atıfta bulunarak, arazinin Đdare’ye tahsis edilmiolması ve araziden  
hiç faydalanmamıolmaları nedeniyle bavuranların gerçek ve kiisel haklarını kaybettiklerini  
ifade etmektedir. Ayrıca Hükümet’e göre ilgili kiiler, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tazminat  
davası açtıkları sırada Kamulatırma Kanunu’nun hükümlerinin uygulanmasını talep  
etmemilerdir.  
AĐHM, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde üç önemli kural bulunduğunu  
hatırlatmaktadır: “birinci bendin birinci cümlesinde yer alan ve genel bir kural niteliği  
kazanan birinci ilkede mülkiyet hakkı ifade edilmektedir; aynı bendin ikinci cümlesinde yer  
alan ikinci ilkede mal ve mülkten yoksun bırakılma ifade edilmekte ve bir takım koullara  
bağlanmaktadır; ikinci bentte yer alan üçüncü ilkede ise Devletlere mülkiyetin kamu yararına  
uygun olarak kullanılmasını düzenleme hakkı tanınmaktadır (…) Bununla birlikte burada  
birbirinden bağımsız kurallar bütünü sözkonusu değildir. Đkinci ve üçüncü ilke, mülkiyet  
hakkına müdahale edilmesinde özel koulları tanımlamaktadır; bu nedenle, bu ilkeler birinci  
ilke ile tanınan ilke ıığında yorumlanmalıdır” (Bkz. diğerleri arasında, James ve diğerleri-  
Birleik Krallık, 21 ubat 1986, ve Iatridis-Yunanistan, no: 31107/96).  
AĐHM, Mardin Kadastro Mahkemesi’nin 29 Haziran 1987 tarihli kararından önceki  
dönemle ilgili olarak taraflar arasında farklı görüler bulunmasına rağmen, sözkonusu  
karardan sonra arazinin kaydının bavuranlar adına yapıldığı konusu tartıma  
götürmemektedir. Bu açıdan, mevcut davada 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini  
uygulamaya koyan yerel mahkemelerin bavuranların tapudaki kayıtlarını iptal ettiklerini ve  
Savunma Bakanlığı adına kaydedilmesine karar verdikleri dikkate alındığında farklılıklara  
ilikin olarak ortaya çıkan soruları çözüme kavuturmak Mahkemeye dümemektedir. Bu  
koullar altında, AĐHM yerel mahkeme kararlarının, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin  
4
birinci bendinin ikinci cümlesi uyarınca bavuranları mülkiyet haklarından yoksun bıraktığına  
kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Brumarescu-Romanya, no: 28342/95).  
Ayrıca AĐHM, daha önce buna benzer soruların gündeme geldiği bir dava incelediğini  
ve 2942 sayılı Kanun’un uygulanması neticesinde, mülkiyet hakkı ihlal edildiğinden Ek 1  
No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (I.R.S. ve  
diğerleri-Türkiye). AĐHM, bu maddenin uygulanması hususunda Hükümet’in mevcut davayı  
farklı ekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıtır.  
AĐHM, 38. maddenin mevcut duruma uygulanması sonucu itibariyle bavuranları  
malik sıfatlarının iptali ile elde edebilecekleri her türlü tazminattan yoksun bıraktığına karar  
vermitir. Toplumun genel menfaatleri ve bireyin haklarının korunmasında üstlenilen  
zorunluluklar arasında hüküm süren hassas dengeyi sağlayıcı hiçbir tazminat sürecinin  
olmaması doğrultusunda, böylesi bir müdahale yalnızca keyfi olarak nitelendirilebilir.  
Sonuç olarak, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AĐHM bavurunun AĐHS’nin 35 § 3.maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptatır. Bu nedenle  
bavurunun kabuledilebilir bulunması uygundur.  
B. Esas hakkında  
AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi alanında varılan sonuç dikkate  
alındığında, AĐHS’nin 13. maddesi bakımından dile getirilen sorunun ayrıca incelenmesinin  
gerekli olmadığına karar vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar öncelikle, zararın tazmini konusunda Hükümet’in izlemesi gereken en  
uygun yolun, dava konusu arazinin tamamını kendilerine iade etmesi ve mayın temizleme  
masraflarını ödemesi olacağını belirtmektedirler. AĐHM’nin arazinin iade edilmesi konusunda  
bir karar vermemesi durumunda bavuranlar, kendilerine tazminat ödenmesini kabul etmeye  
hazır olduklarını belirtmekte ve bunun için 1.624.000.77 Euro yani arazinin mevcut değeri  
olan 736.691.77 Euro talep etmektedirler. Bavuranlar ayrıca, 1987 tarihinden beri mülkiyet  
haklarından yoksun bırakılmıolmaları nedeniyle ortaya çıkan zarar ve mayın temizleme  
masrafları için 887.309 Euro talep etmektedirler.  
Bavuranlar bu iddialarını desteklemek için, talepleri üzerine Mardin Asliye Hukuk  
Mahkemesi tarafından belirlenen bilirkiilerce, 21 Haziran 2005 tarihinde gerçekletirilen  
bilirkii incelemesine dayanmaktadırlar.  
Ayrıca bavuranlardan her biri, manevi tazminat olarak 5.000 Euro talep etmektedirler.  
5
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, I.R.S. ve diğerleri-Türkiye davasında (adil tazmin) (no: 26338/95, 31 Mayıs  
2005) tespit edilen ihlal nedeni mülkiyet hakkından yoksun bırakılmanın hukuki nitelenmesi  
değil de tazminat ödenmemesi olduğu durumunda, tazminatın malların toplam değerini  
yansıtması gerekli değildir. AĐHM, mevcut davada, Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6  
Ağustos 1991 ve 17 Temmuz 1992 tarihli kararlarında, bavuranların alabilecekleri tazminat  
bedelini saptamıtır. Bununla birlikte, 2940 sayılı Kanun’un 38. maddesi uyarınca tazminat  
davasının zamanaımına uğradığı gerekçesiyle bu karar Yargıtay tarafından bozulmuve bu  
maddenin uygulanması için Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geri gönderilmitir. Bu durum,  
AĐHM’nin Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinin dayanağını  
oluturmaktadır. Sonuç olarak, mahkemenin bu konudaki içtihadı ve elindeki mevcut unsurlar  
doğrultusunda AĐHM, hakkaniyete uygun olarak bavuranlara toplu olarak 250.000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
Manevi tazminat talepleri ile ilgili olarak AĐHM, mevcut davada manevi tazminat  
konusunda herhangi özel bir sorunun bulunmadığına kanaat getirmitir (I.R.S. ve diğerleri  
(adil tazmin)).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuranlar, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için  
8.750 Euro talep etmektedirler. Bavuranlar yerel mahkemelerde ve AĐHM önünde temsil  
edilebilmeleri için saati 125 Euro’dan 70 saatlik bir çalıma yapıldığını ifade etmektedirler.  
Bavuranlar ayrıca rakam belirtmeksizin telefon, fotokopi ve posta ücretleri gibi çeitli  
masrafların da ödenmesini talep etmektedirler.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadı uyarınca, masraf ve harcamalar konusunda, AĐHS’nin 41.  
maddesi alanında, gerçekliği, zorunluluğu ortaya konulan ve makul miktarlarda olan masraf  
ve harcamalar geri ödenebilmektedir (Iatridis). Ayrıca, mahkeme masrafları yalnızca tespit  
edilen ihlalle ilgili oldukları sürece geri ödenebilir (Beyeler-Đtalya (adil tazmin), no:  
33202/96, 28 Mayıs 2002).  
AĐHM, bavuranların ne yerel mahkemeler ne de AĐHM önünde yaptıkları masraf ve  
harcamalarla ilgili olarak fatura sunduklarını not etmektedir. Bununla birlikte bir avukat  
tarafından temsil edilen bavuranların bir takım masraflar yapmıolabilecekleri  
kanaatindedir. Mevcut dava koulları dikkate alındığında, tüm masraflarla birlikte  
bavuranlara toplu olarak 4.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
6
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesine dayanan ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara;  
i. maddi tazminat olarak 250.000 Euro (iki yüz elli bin) ödenmesine;  
ii.masraf ve harcamalar için 4.000 Euro (dört bin) ödenmesine;  
iii.yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§2 ve 3  
maddesine uygun olarak 10 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7