CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KAHRAMAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 60366/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
31 Ekim 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (60366/00) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan Nazan Kahraman (bavuran) adlı kiinin Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) 6 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin  
(AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan faydalanan bavuran AĐHM önünde, Ankara Barosu avukatlarından  
A. Erdoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I.  
OLAYIN KOULLARI  
Bavuran, 1974 yılında doğmutur ve Ankara’da ikamet etmektedir.  
1992 yılında, bavuran, Devlet memuru statüsünde hemire kariyerine balamıtır.  
1993 yılında, bavuran, ordunun hizmetinde çalıan memur statüsüyle Gülhane Askeri Tıp  
Akademisi’ne göreve verilmitir.  
14 Nisan 1999 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, yasadıı  
bir örgütün sempatizanı olma sıfatıyla ideolojik ve siyasi faaliyetler yürüterek kurumunun  
düzenini bozduğu gerekçesiyle, bavuranı memuriyetten çıkarma kararı vermitir.  
18 Haziran 1999 tarihinde, bavuran, zorunlu olarak konu hakkında yetkili olan Askeri  
Yüksek Đdare Mahkemesi (“Yüksek Mahkeme”) önünde bu kararın iptal edilmesi için dava  
açmıtır. Bavuran, kendi aleyhindeki suçlamalara itiraz etmekte, Hacı Bekta-ı Veli  
derneğinin üyesi olmadığını bildirmekte (bavuran bir belge sunmutu) ve yasadıı bir örgüt  
lehinde yasadıı faaliyetler sürdürmüolduğunu reddetmektedir. Bavuran suçlamaların hiçbir  
açık kanıtla desteklenmediklerini ileri sürmektedir. Bavuran, kamu hizmetinde çalıma  
hakkının kendisinin temel hakkı olduğunu ve mesleğini düzenli ve bilinçli ekilde icra  
ederken, hiçbir ekilde keyfi olarak görevden alınmasını gerektirecek bir tutumu olmadığını  
eklemektedir.  
2 Ağustos 1999 tarihli cevabi görülerinde, Savunma Bakanlığı, ilgilinin iten  
çıkarılmasının titiz bir soruturmaya dayandığını ve bununla ilgili belgelerin mahkemeye,  
Yüksek Mahkemeye ilikin 1602 sayılı Kanunun 52. maddesine uygun olarak gizlilik  
kaydıyla sunulduğunu ileri sürmektedir. Memuriyetten çıkarılma, mesleğinin icrasıyla ilgili  
olarak değil ama bavuran, ideolojik ve siyasi faaliyetler yürüterek kurumun düzenini  
bozduğu için dayatılmıtır. Öte yandan, temel bir hak oluturmasına rağmen, kamu  
hizmetinde çalıma hakkı yükümlülükleri içermektedir ki bunların kötüye kullanımı  
durumunda biri de memuriyetten çıkarma olan çeitli cezaları öngördüğü hatırlatılmıtır.  
6 Eylül 1999 tarihinde, bavuran yeni bir savunma sunmutur. Bavuran ilk önce,  
askeri olmayan statüsünü vurgulayarak ve bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olduğuna  
itiraz ederek, Yüksek Mahkemenin normal bir idari mahkeme lehine görevsiz kılınmasını  
talep etmitir. Bavuran daha sonra kamu düzenine zarar verecek bir tutum benimsemediğini  
ve bu durumun kurumu tarafından da kabul edildiğini belirtmitir. Bavuran, aynı ekilde,  
görüleri için cezalandırıldığını ileri sürmektedir ve AĐHS’nin garanti altına aldığı  
özgürlüklerin korunması hakkını vurgulamaktadır. Bavuran kendisine soruturma sırasında  
2
savunma hakkının tanınmadığını beyan etmektedir. Bavuran, AĐHS’nin 6, 7, 9, 10 ve 14  
maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
13 Eylül 1999 tarihinde, bavuran, memurların disiplin cezalarının affına ilikin 28  
Ağustos 1999 tarihli 4455 sayılı Kanunun düzenlemeleri uyarınca görevine iadesi için  
Savunma Bakanlığı’na talepte bulunmutur. 25 Ekim 1999 tarihinde, Genelkurmay  
Bakanlığı, bavuranın talebini Kanunun bavurana uygulanamayacağı gerekçesiyle  
reddetmitir.  
Bavuranın savunmalarına karı 17 Eylül 1999 tarihinde verdiği cevapta, Savunma  
Bakanğı, bavuranın memuriyetten çıkarılmasının mesleğinin icra edilmesiyle ilikisi  
olmadığı ve ilgiliye isnat edilen görüler nedeniyle müdahale edildiği tezine itiraz etmektedir.  
Savunma Bakanlığı, memuriyetten çıkarılmanın kaynağının bu görüler nedeniyle  
gerçekletirdiği pozitif eylemler olduğunu ileri sürmektedir. Savunma Bakanlığı, suç sayılan  
olayın askeri idarenin yetki alanına girdiğini ve bavuranın sivil statüsüne ilikin bir  
argümana atıfta bulunmanın haklı olmadığını eklemektedir.  
12 Ekim 1999 tarihinde, Basavcının, 1602 sayılı Kanunun 79. maddesi uyarınca,  
Yüksek Mahkeme nezdinde yaptığı talep üzerine, Yüksek Mahkeme, Savunma  
Bakanğı’ndan bavuranın kiisel dosyasını kendisine ulatırmasını talep etmitir. 26 Ekim  
1999 tarihinde, Genelkurmay yetkilisi, Bakanlığın 18 Ekim 1999 tarihli talebi üzerine  
sözkonusu dosyayı iletmitir.  
8 ubat 2000 tarihinde, Yüksek Mahkeme, çoğunluk kararıyla bavuranın  
memuriyetten çıkarılma kararının iptal edilmesi talebini reddetmitir. Yüksek Mahkeme  
kararında, görev uyumazlığı ile ilgili ön itirazın dava dilekçesinde veya ilk savunmalarda  
ileri sürülmesi ve ilgilinin 6 Eylül 1999 tarihli savunmasında yaptığı gibi daha sonradan  
yapılmaması gerektiğine karar vermitir. Bunun dıında, Yüksek Mahkeme, bavuranın  
baarılı mesleki geçmiine rağmen, tanıklıklardan, üzerine “gizli” damgası vurulmubir  
zarfın içine konmubelgelerden ve de Yüksek Mahkemenin talep ettiği belgelerden  
bavuranın görevini yerine getirdiği sırada siyasi ve ideolojik faaliyetler yürüttüğünün ve aırı  
sol bir grubun üyesi olduğunun ortaya çıktığına kanaat getirmitir. Bu yüzden, memuriyetten  
çıkarılma kararı Kanuna uygundu. Muhalefet erhinde, azınlık durumundaki iki hakim,  
ilgiliye ve onun mesleki geçmiine ilikin getirilen suçlamaları destekleyecek durumda olan  
kanıt yokluğunun altını çizmekteydiler.  
10 Mayıs 2006 tarihinde, Hükümet, bavuran hakkında yürütülen soruturma  
dosyasını AĐHM’ye iletmitir. Dosya, “komutanın görüü”, “olayların raporu”, ve altı “ifade  
tutanağı” gibi belgeler içermektedir. “Olayların raporu”na göre, Alanya’da (Antalya) PKK’ya  
karı yürütülen operasyon sırasında, bavuranla aynı görevde çalıan bir hemirenin [ismi  
silinmiolan] tutuklanmasının akabinde bir soruturma yürütülmesine karar verilmitir.  
Özellikle, soruturma kapsamında dinlenen altı hemire [isimleri silinmiolan], bavuranın  
alevi ve aırı solcu olduğunu; bu ideolojiyi genç hemireler arasında yaydığını; dini  
inançlarının zayıf olduğunu çünkü Allah kavramına ilikin olarak eletirel düünceler ileri  
sürdüğünü; klasik kitaplar ve Aziz Nesin’in kitaplarını okuduğunu; Hacı Bekta-ı Veli  
Derneğinin faaliyetlerine katıldığını ve orada saz dersleri aldığını; Sivas olaylarını anma  
amacıyla gerçekletirilen 2 Mayıs gösterilerine katıldığını beyan etmilerdir. Bavuran,  
kendisine karı ileri sürülen olayları reddetmitir. Bavuran, “ifade tutanağında” ne alevi ne  
de aırı solcu olduğunu, okumayı sevmediğini, sözkonusu Derneğin üyesi olmadığını beyan  
3
etmitir. Aynı ekilde, bir belgede, bavuranın kiisel dosyasında daha önce ceza aldığına dair  
hiçbir ibare olmadığı belirtilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I.  
AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, dosyada bulunan ve Askeri Yüksek Đdare Mahkemesinin kararının temelini  
oluturan belgelerin kendisine iletilmemesinin taraflar arsındaki dengeyi bozduğunu ileri  
sürmektedir. Bavurana göre, silahların eitliği ilkesi ihlal edilmitir. Bavuran, burada,  
AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
Hükümet görübildirmemektedir.  
1. Đlgili ilkeler  
Her hukuk ve ceza davasının, usule ilikin yönleri de dahil olmak üzere çekimeli bir  
nitelik taıması ve de taraflar arasında silahların eitliğini garanti altına alması gerekmektedir:  
bu, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir.  
Çekimelilik ilkesi uyarınca yargılanma hakkı, taraflar için, diğer tarafın oluturduğu  
görülerden veya sunduğu kanıtlardan haberdar olma ve bunlar hakkında tartıabilme  
olanağını içermektedir (bkz, diğerleri arasında, hukuki usüle ilikin olarak : Vermeulen-  
Belçika, 20 ubat 1996 tarihli karar, Lobo Machado-Portekiz, 20 ubat 1996 tarihli karar,  
Nideröst-Huber-Đsviçre, 18 ubat 1997 tarihli karar, Kress-Fransa, 39594/98 no’lu karar,  
Yvon-Fransa, 44962/98 no’lu karar ve Prikyan ve Angelova-Bulgaristan, 44624/98 no’lu, 16  
ubat 2006 tarihli karar; cezai usüle ilikin olarak : Brandstetter-Avusturya, 28 Ağustos 1991  
tarihli, A serisi 211 no’lu karar, Fitt-Đngiltere, 29777/96 no’lu karar, ve Jasper-Đngiltere,  
27052/95 no’lu, 16 ubat 2000 tarihli karar).  
Bu prensip, tarafların sunduğu görüler ve belgeler için geçerlidir, ama bir de  
Hükümet komiseri gibi bağımsız bir memur (Kress, ve, APBP-Fransa, 38436/97 no’lu, 21  
Mart 2002 tarihli karar), bir idare (Krčř ve diğerleri-Çek Cumhuriyeti, 35376/97 no’lu 3  
Mart 2000 tarihli karar) veya sözkonusu kararı veren mahkeme tarafından sunulan görüler ve  
belgeler için de geçerlidir (Nideröst-Huber).  
Aynı ekilde, AĐHS’nin, her eyden önce tarafların çıkarlarını ve adaletin iyi ekilde  
idare edilmesini korumayı amaçlayan 6 § 1 maddesinin altını çizmek gerekir (bkz, mutatis  
mutandis, Acquaviva-Fransa, 21 Kasım 1995 tarihli, A serisi 333-A no’lu karar), bunların, bir  
belgenin kendilerinin yorumunu gerektirdiği kanaatinde olup olmadıklarını belirtme imkanları  
olmalıdır. Özellikle, kiilerin adaletin ileyiine güvenmesi buna bağlıdır: sözkonusu güven,  
diğerleri arasında, dosyadaki her belge hakkında görübildirebilme güvencesine  
dayanmaktadır (bkz Nideröst-Huber, ve F.R.-Đsviçre, 37392/97, 28 Haziran 2001 tarihli  
karar).  
Öte yandan, hakim kendisi de, özellikle bir itirazı reddettiği veya re’sen ele alınan bir  
gerekçeye dayanarak bir uyumazlığı çözdüğü zaman çekimelilik ilkesine uymak zorundadır  
(Skondrianos-Yunanistan, 63000/00, 74291/01 ve 74292/01 no’lu, 18 Aralık 2003 tarihli  
4
kararlar, ve Clinique des Acacias ve diğerleri-Fransa, 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve  
65407/01 no’lu, 13 Ekim 2005 tarihli kararlar).  
2. Bu ilkelerin uygulanması  
Davada, bir disiplin soruturmasının akabinde, askeri hastanede çalıan bavuran, sivil  
hemire olarak yürüttüğü görevinden alınmıtır. Đlgili tarafından yapılan iptal bavurusu  
Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
Aslında, 2 Ağustos 1999 tarihinde, cevaben verdiği savunmalar sırasında, Savunma  
Bakanğı, 1602 sayılı Kanunun 52. maddesi uyarınca idari soruturma dosyasını Yüksek  
Mahkemeye gizlilik kaydıyla iletmitir. Öte yandan, 26 Ekim 1999 tarihinde, 1602 sayılı  
Kanunun 79. maddesi uyarınca, bavuranın kiisel dosyası, Bakanın talebi üzerine,  
Basavcının talebini takip ettiren Yüksek Mahkemeye iletilmitir. Yüksek Mahkemenin  
kararından, bavuranın talebinin, Savunma Bakanlığı tarafından üzerinde “gizli” damgası  
taıyan bir zarfın içine konmubilgi ve belgelere ve de idari soruturma kapsamında elde  
edilen ifadelere dayanarak reddedildiği ortaya çıkmaktadır.  
Bavuran, boyere, soruturma sırasında savunma hakkına saygı gösterilmemesine  
itiraz etmitir.  
AĐHM, bir ceza yargılama usulü kapsamında, ilgili kanıtların açığa vurulması hakkının  
mutlak olmadığını söylediğini hatırlatmaktadır. Bir ceza davasında, sanığın haklarıyla  
dengelenmesi gereken, milli güvenlik veya misilleme riski altında olan ahitleri koruma veya  
soruturma metotlarını gizli tutma gerekliliği gibi karılıklı çıkarlar olabilir. Bazı durumlarda,  
baka bir bireyin temel haklarını korumak için veya önemli bir kamu yararını korumak için  
bazı kanıtları savunmanın bilgisine sunmamak gerekebilir. Bununla birlikte, AĐHS’nin 6 § 1  
maddesi uyarınca, yalnızca, savunma haklarını sınırlayıcı kesinlikle gerekli olan önlemler  
merudur (Van Mechelen ve diğerleri-Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar). Üstelik, sanığa  
adil bir yargılanma garanti edilmek isteniyorsa, haklarının sınırlanmasıyla savunmaya  
çıkarılan her zorluk hukuki makamların önünde izlenen yargılama usulüyle yeterince telafi  
edilmelidir (Doorson-Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, Van Mechelen ve diğerleri, Fitt,  
ve Jasper). AĐHM’e göre, bu ekil ilkelerin olaya, bavuran için, - ağır disiplin suçları  
kayıtlarına dayalı memuriyetten çıkarılma olayı- uygulanmaları gerekir (bkz, mutatis  
mutandis, Fitt).  
Hükümetin, bavuranın memuriyetten çıkarılmasına ilikin idari yargılama usulü  
sırasında soruturma dosyasının açığa çıkarılmamasını haklı gösterecek hiçbir argüman  
sunmağını belirtmek gerekmektedir. Zaten, bu dosya, milli güvenliğe veya misilleme riski  
altındaki tanıkları koruma veya soruturma metotlarını gizli tutma gerekliliğine bağlı  
zorunluluklarla bu ekil bir uygulamayı haklı gösterebilecek hiçbir unsur içermemektedir. Öte  
yandan, bu uygulamada, çekimelilik ilkesinin ve silahların eitliği ilkesinin gereklerini yerine  
getirmek için bavuranın çıkarlarını korumaya uygun garantiler bulunmamaktadır (bkz,  
mutatis mutandis, Fitt, ve Jasper). Aslında, uyumazlık konusu karar sadece “gizli” olarak  
sınıflanolan soruturma dosyasına dayanılarak alınmıtır.  
Savunma Bakanlığı tarafından iletilen belge ve bilgilerin uyumazlık sonucu hakkında  
temel bir önemi olduğunu üphesizdir. Ama ilgilinin yargılama usulünde kazanmayı umduğu  
ey ve soruturma dosyasındaki belge ve bilgilerin niteliği göz önüne alınınca, bavuranın  
5
Yüksek Mahkemenin kararını vermesinden önce bunlara cevap vermesinin imkansızlığı onun  
adil yargılanma hakkını hiçe saymıtır (J.J.-Hollanda, 27 Mart 1998 kararı).  
Sonuç olarak, çekimelilik ilkesi ve taraflar arasındaki silahların eitliği garantisine  
uymak -AĐHS’nin 6 § 1 maddesi bakımından adil yargılanma hakkının temel yönlerinden biri-  
bavuranın, Savunma bakanlığının sunduğu bilgiler hakkında yorum yapma olanağını  
gerektirmekteydi. Oysa ki, bu imkan bavurana, 1602 sayılı Kanunun 52. maddesi uyarınca  
dosyanın açığa çıkmasını reddetmek için verilmemitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 10. MADESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, memuriyetten çıkarılmasının, kiisel ve siyasi inançlarına ve bazı yasal  
eylemlere dayandığı gerekçesiyle, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini tekil ettiğinden  
yakınmaktadır.  
Hükümet, askeri bir kurumu seçmekle bavuranın en baından böyle bir yapıyı  
yöneten kurallara uymayı kabul ettiğini belirtmektedir. AĐHM’in konuyla ilgili içtihadına  
dayanarak, Hükümet, memur statüsünde olmasından dolayı, ilgilinin Devlete özel bir güven  
ve dürüstlük bağıyla bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Bavuran, kurumun bünyesinde ve  
arısında sözkonusu faaliyetleri yürüterek bu bağı koparmıtır. Hükümet, olayın durumunun  
özel koullarına vurgu yapmaktadır ve en yüksek askeri hiyerari üyeleriyle sıkı iliki içinde  
olan ve onların gizli sağlık dosyalarına ulaabilen bavuranın eylemlerine ilikin olarak,  
makamların dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizmektedir. Öte yandan, Grigoriades-  
Yunanistan (25 Kasım 1997 tarihli karar) kararındaki bavurandan farklı olarak, bavurana  
cezai müeyyide uygulanmamıtır.  
Bavuran, sözde inançları ve yasal, kültürel ve sosyal bazı aktivitelere katıldığı için  
cezalandırıldığını ileri sürmektedir. Bavuran, PKK gibi yasadıı örgütlerin eylemlerine  
katılım veya yardım veya bu örgüte sempati duyma eklindeki kendisine isnat edilen olayların  
Türk Ceza Kanununa göre suç tekil ettiğini, oysaki kendisine karı hiçbir kovuturma  
balatılmağını belirtmektedir. Bavuran, bu askeri hastanede, meslek ahlakına değin  
kurallara uyarak on yıla yakın bir süre boyunca çalığının ve üstlerinin güvenini sarsmaya  
elverili ve doğruluk gereğiyle uyumsuz hiçbir tutumu olmadığının altını çizmektedir.  
Bavurana göre, iç hukuktaki yargılama usulü sırasında kendisine iletilmeyen ve Yüksek  
Mahkemenin karar verirken dayanak aldığı idari soruturma dosyası sadece dayanaktan  
yoksun suçlamalar içermektedir.  
AĐHM, mevcut bavuruyla ortaya konan temel hukuki sorunun, memuriyetten  
çıkarılma kararının iptal edilmesi talebinin AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca adil bir  
yargılanmanın sonunda reddedilip reddedilmediğinin bilinmesine ilikin olduğu  
kanaatindedir. Yukarıda AĐHM’nin sonuç olarak vardığı, bu maddenin ihlal edildiği tespiti  
göz önüne alınınca, AĐHM, bu ikayeti ayrı olarak incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir  
(bkz, mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri-Türkiye, 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve  
29903/96 no’lu kararlar).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
6
A. Zarar  
Bavuran, miktarı 50 688 Euro olarak belirlediği maddi bir zarara maruz kaldığını  
iddia etmektedir. Bu miktar, bavuranın isiz olduğu 14 Mayıs tarihinden 10 Kasım 1999  
tarihine kadar olan dönemdeki gelir kaybına ve takip eden dönemdeki gelir farkına denk  
gelecekti. Bunun dıında, bavuran, aynı ekilde miktarını 30 000 Euro olarak belirlediği  
manevi zararının tazmini talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM, adil tazmini desteklemenin tek dayanağının davada, bavuranın AĐHS’nin 6 §  
1 maddesinin öngördüğü garantilerden yararlanamaması hususunda bulunduğunu ortaya  
çıkarmaktadır. Kukusuz, AĐHM, tersi durumda davanın sonucunun ne olabileceği hakkında  
yorum yapamaz. Buna karılık, AĐHM, bavuranın mevcut kararda belirtilen ihlal tespitinin  
yeterli olmadığı bir miktar manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41.  
maddesinin öngördüğü gibi hakkaniyetle karar vererek, manevi tazminat adı altında 6 500  
Euro ödenmesine karar vermektedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran, temsil edilmesine ilikin masraf ve harcamalar adı altında toplam 7 600  
Euro talep etmektedir. Bavuran, temsilcisiyle imzaladığı, dava kazanılması halinde, 5 000  
Euro tutarındaki miktarın ödenmesini öngören ücret sözlemesini sunmutur.  
Hükümet, bu talebe karı çıkmaktadır.  
Elindeki unsurlara dayanarak karar veren AĐHM, bütün masraflar için, Avrupa  
Konseyi tarafından sağlanan adli yardım adı altında ele geçen 715 Euro miktardan düülmek  
üzere ilgiliye 4 000 Euro ödenmesine karar vermektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 10. maddesine ilikin ikayetin incelenmesine gerek olmadığına;  
1. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet tarafından bavurana:  
i. Manevi zarar için 6 500 Euro (altı bin beyüz Euro);  
ii. Masraf ve harcamalar için, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak verilen  
715 Euro (yedi yüz on beEuro) düülerek 4 000 Euro (dört bin Euro) ödenmesine;  
7
iii. Sözkonusu miktarların, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
8