CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
KAHYAOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 53007/99 ve 71347/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (53007/99 ve 71347/01) no’lu iki davanın  
nedeni dört T.C. vatandaı, Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu, Reit Kahyaoğlu ve Aziz  
Kahyaoğlu’nun (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Temmuz 1999 ve 29  
Eylül 1999 tarihlerinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde anlıurfa Barosu  
avukatlarından A. Elçi ve O. Kaysı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1954, 1943, 1953 ve 1963 doğumlu olup anlıurfa’da ikamet  
etmektedir.  
18 Mayıs 1970 tarihinde anlıurfa Cavsak’ta bulunan ve Savunma Bakanlığı tarafından  
kullanılan 733 parsel numaralı arazi tapuda Hazine adına tescil edilmitir. Bavuranların  
babası bu tescilin iptali için anlıurfa Kadastro Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
17 Kasım 1989 tarihinde Kadastro Mahkemesi bu talebi yerinde bulmuve taınmazın  
bavuranların babası adına kaydedilmesine karar vermitir. Yargıtay tarafından da onanan  
karar 2 Ocak 1991 tarihinde nihai hale gelmitir. Bununla birlikte, arazi Savunma Bakanlığı  
tarafından kullanılmaya devam edilmitir.  
3 ubat 1997 tarihinde mirasçı sıfatıyla tüm bavuranlar anlıurfa Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nde (Mahkeme) Savunma Bakanlığı’nın (Bakanlık) kamulatırmasız el attığı  
taınmaz için tazminat davası açmılardır. Bu tarihte sözkonusu 733 numaralı parselde  
Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlu’nun her biri 85/5760 (3.037 m2) ve  
Reit Kahyaoğlu 1037/5760 (37.055 m2) hisseye sahipti.  
19 Mart 1998 tarihinde Mahkeme, bilirkii incelemelerinin ardından Bakanlığı tazminat  
ödemeye mahkum etmi, bu bağlamda Aziz Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Mehmet  
Kahyaoğlu’na ayrı ayrı 20.500.000.000 TL (eski TL.) (o dönemde yaklaık 86.651 ABD  
Doları) ve Reit Kahyaoğlu’na 250.100.000.000 TL (o dönemde yaklaık 1.057.148 ABD  
Doları) tazminat ödenmesine karar vermitir. Mahkeme 3 ubat 1997 tarihinden sözkonusu  
ödemelerin yapılacağı tarihe dek geçecek süre için gecikme faizinin uygulanmasını  
kararlatırmıtır.  
Bakanlık tarafından yapılan temyiz bavurularını müteakip, Yargıtay ilk derece  
mahkemesinin kararını bozmutur. Yargıtay kamulatırmasız el atmanın 18 Mayıs 1970  
tarihine kadar uzandığını ve sonuç itibarıyla, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinde öngörülen  
yirmi yıllık zamanaımı kouluna uyulmadığına itibar etmitir. Bu hüküm gereğince bir  
taınmaza karı açılan zilyetlik davası, hak düürücü süre olan yirmi yılda zaman aımına  
uğramakta ve bu süre mezkur taınmazın kullanılmaya balandığı tarihten itibaren  
ilemektedir. Bavuranlar bu süre zarfında bavuruda bulunmadıklarından, talepleri  
reddedilmitir.  
2
Mahkeme 17 Kasım 1998 ve 6 Nisan 1999 tarihli iki hüküm ile Yargıtay’ın kararı ile aynı  
doğrultuda hareket etmive bavuranların taleplerini reddetmitir. Bavuranların bu  
hükümlere karı yaptıkları temyiz müracaatları sonuçsuz kalmıve ilk derece mahkemesinin  
kararları sırasıyla 8 Nisan ve 14 Temmuz 1999 tarihinde nihai hale gelmitir.  
9
ubat 2000 tarihinde, 2942 sayılı Kamulatırma Kanunu’nun 38. maddesinin  
uygulanmasına istinaden açılan baka bir dava kapsamında Yargıtay Hukuk Dairesi bu madde  
ile öngörülen zamanaımı süresinin taınmazın tapusunun edinildiği tarihten itibaren  
balaması gerektiğine itibar etmitir.  
Yargıtay’ın bu hükmünü dayanak alan baka bir mirasçı 733 numaralı parsel için mahkemeye  
bavurmutur. Mahkeme yapılan bu talebi dikkate almıve 15 Mart 2002 tarihinde  
gerçekletirilen bilirkii incelemesine uygun olarak bu kiiye taınmazın m2 piyasa değerini  
dikkate alarak 197.000.000 TL (o tarihte 113 Euro’ya karılık gelmektedir) tazminat  
ödenmesine karar vermitir.  
Anayasa Mahkemesi 10 Nisan 2003 tarihinde oybirliğiyle almıolduğu bir karar ile 2942  
sayılı Kanun’un 38. maddesini Anayasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptal etmitir.  
25 Nisan 2003 tarihinde 733 numaralı parselin diğer ortak hissedarları da aynı ekilde  
tazminat talebinde bulunmuve Mahkeme taınmazın m2 değerini 143.048.948 TL (o tarihte  
82 Euro’ya denk gelmektedir) olarak tespit etmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar mülkiyet haklarının ihlal edildiğinden yakınmakta ve bu bağlamda Ek 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ve AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
AĐHM bu ikayeti yalnızca Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde inceleyeceğini  
ifade etmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bavuruların kabuledilemez olduğu  
itirazında bulunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, Yargıtay Hukuk Dairesi’nin 16 Mayıs 1956  
tarihinde almıolduğu prensip kararına atıfta bulunmakta ve idare tarafından yapılan  
kamulatırmasız el atma hallerinde, bavuranların iç hukukta zilyetlik davası ve tazminat  
davası olmak üzere bavuruda bulunabilecekleri iki ayrı bavuru yolunun mevcut olduğunu,  
oysa adı geçenlerin bu bavuru yollarını kullanmadıklarını savunmaktadır.  
AĐHM, hukuki süreç ile öngörülen bavuru yollarının yalnızca, tapu tescilinde yasadıı bir  
düzenleme olduğunda ya da maliklikle ilgili bir sorunun meydana gelmesi durumunda dava  
açılmasına imkân tanıdığı değerlendirmesinde bulunarak, geçmite, benzer davalar  
çerçevesinde kendisine yapılan sözkonusu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (I.R.S ve  
diğerleri-Türkiye kararı, no: 26338/95, 20 Temmuz 2004). Oysa mevcut davada böyle bir  
durum sözkonusu değildir. AĐHM, önceden ulağı sonucu teyit etmekte ve Hükümet’in  
itirazını reddetmektedir. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da  
3
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Bavuranlar hiçbir kamulatırma ilemi yapılmaksızın arazilerine kamulatırmasız el atma  
yoluyla el konulduğunu ileri sürmekte, u ana dek kendilerine herhangi bir tazminat  
ödenmediğini iddia etmektedir. Bavuranlar Yargıtay’ın 9 ubat 2000 tarihli kararına atıfta  
bulunmakta ve Kamulatırma Kanunu’nun 38. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını, zira  
yirmi yılda zamanaımının uygulanmasının yasaya aykırı bir durumu tekil ettiğini ileri  
sürmektedir.  
Hükümet, sözkonusu arazinin askeri makamlar tarafından tamamen iyi niyetle kullanıldığını,  
zira arazinin tapu sicilinde Hazine adına kayıtlı olduğunu kaydetmektedir. Tapu sicilindeki  
kaydın iptal edilmesinin ardından da bavuranlar arazinin yasal malikleri olmulardır. Netice  
itibarıyla, bu durum hakkında bilgi sahibi olan bavuranların ya kamulatırma talebinde  
bulunmaları ya da yirmi yıllık zamanaımı süresinden önce yetkili mahkemeler nezdinde  
tazminat davası açmaları gerekirdi. O dönemde iç hukuktaki ilgili 221 sayılı Kanun’a ve 2942  
sayılı Kanun’un 38. maddesine atıfta bulunan Hükümet, taınmazın idareye tahsis edilmesi ve  
bavuranların bu araziyi hiçbir zaman kullanmamaları nedeniyle adı geçenlerin ahsi ve ayni  
haklarını yitirdiklerini savunmaktadır.  
AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları  
incelediğini ve 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin uygulanması nedeniyle mülkiyetten  
yoksun bırakmadan dolayı Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinde  
bulunduğunu hatırlatmaktadır (I.R.S. ve diğerleri, Kadriye Yıldız ve diğerleri-Türkiye, bavuru  
no: 73016/01, 10 Ekim 2006, Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, bavuru no:  
58650/00, 19 Ekim 2006). AĐHM, sözkonusu hükmün uygulanması ile ilgili olarak,  
Hükümet’in ibu kararda farklı bir sonuca ulamak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman  
sunmadığını tespit etmektedir.  
AĐHM, 38. maddenin mevcut davaya uygulanmasının, tapularının iptal edilmesi nedeniyle  
bavuranların tazminat elde etme imkânından yoksun kalmasına yol açtığı kanaatindedir.  
Kamu yararının gerektirdikleri ile kiisel hakların korunması yükümlülüğü arasında hüküm  
sürmesi gereken adil dengeyi koruma imkânı sağlayan hiçbir tazminat ilemi  
gerçekletirilmediğinden böylesi bir müdahale ancak keyfi olarak nitelendirilebilir.  
Bu itibarla Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Maddi tazminat  
Bavuranlar 6 Ekim 2005 tarihli bir yazı ile 733 numaralı parselin baka bir ortak malikinin  
açtığı dava kapsamında düzenlenen 15 Mart 2002 tarihli bilirkii incelemesine göndermede  
bulunarak kamulatırma tazminatının saptanmasında taınmazın m2 değerinin 197.000.000 TL  
olduğunun ve buna gecikme faizinin eklenmesi gerektiğinin dikkate alınmasını talep  
etmektedir. Bavuranlar Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlu için ayrı ayrı  
288.706 Euro maddi tazminat ve Reit Kahyaoğlu için 3.522.557 Euro maddi tazminat  
talebinde bulunmaktadır.  
4
Bavuranlar daha sonra 13 ubat ve 12 Mart 2008 tarihlerinde maddi tazminat taleplerini  
düzeltmiler ve Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlu’nun her birinin  
güncel maddi kaybının 343.830 Euro ve Reit Kahyaoğlu’nun maddi kaybının ise 4.195.000  
Euro olduğunu iddia etmilerdir. Bavuranlar talepleri doğrultusunda anlıurfa Emlakçılar  
Odası tarafından 11 Mart 2008 tarihinde hazırlanan ekspertiz incelemesine göre arazinin m2  
değerinin 500 ila 600 Yeni Türk Lirası (YTL)1 (yaklaık 265 ve 315 Euro) olduğunu ifade  
etmilerdir. Buna dayalı olarak Mehmet Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Aziz Kahyaoğlu  
arazilerinin mevcut satıdeğerinin 1.670.000 YTL (869.791 Euro’ya karılık gelmektedir) ve  
Reit Kahyaoğlu ise taınmazının satıdeğerinin 20.652.500 YTL (yaklaık 10.756.510 Euro)  
olduğunu öne sürmütür.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmaktadır.  
Öncelikle, bavuranların nakdi kaybını değerlendirmede AĐHM açısından ciddi bir güçlüğün  
bulunduğunu tespit etmek gerekmektedir. Bilahare, AĐHM, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.  
maddesi ile güvence altına alındığı ekli ile bavuranların hakkına yönelik olarak yapılan  
ihlalin, ulusal mahkemeler tarafından daha önce kabul edilen ve telafi edilen bir sorundan  
kaynaklanğını gözlemlemektedir. Bu hususta AĐHM, yükümlülüğün ötesinde, AĐHS’nin 13.  
maddesi uyarınca savunulabilir ikayeti olan her kiiye ulusal bir mahkeme önünde etkili  
bavuru yolu sunulmasını ve Devletlerin, tespit edilen ihlallerden doğan sorunları çözme  
genel yükümlülüğünü hatırlatan ulusal bavuru yollarının iyiletirilmesine ilikin 12 Mayıs  
2004 tarihli Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararına atıfta bulunmaktadır (Broniowski-Polonya,  
31443/96). Bu bağlamda AĐHM, durumuna en uygun ekilde bavuranların nakdi kaybını  
değerlendirmek için ulusal mahkemelerin en uygun mercileri oluturduğu kanaatindedir.  
Sonuç olarak AĐHM, bir tazminat davasının ya da tazminat ödenmesi ile sonuçlanacak  
kamulatırılan taınmazların değer tespit davasının, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin  
ihlalinde en uygun telafi yolunu oluturduğu kanaatine varmaktadır (mutatis, mutandis,  
Gençel-Türkiye, bavuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
Anayasa Mahkemesi’nin kararından önceki dönemi kapsayan böyle bir dava sözkonusu  
olmadığından, AĐHM, daha önce, I.R.S. ve diğerleri-Türkiye (adil tatmin) (bavuru no:  
26338/95, 31 Mayıs 2005) kararında, tespit edilen ihlalin kaynağı taınmazın bavuranın  
elinden alınmasının hukuki değerlendirilmesi değil de tazminat ödenmemesi olduğundan,  
idarenin taınmazların değerini tam olarak yansıtma zorunluluğu olmadığını beyan ettiğini  
hatırlatmaktadır. Mevcut davada iç hukuktaki mahkemeler 2942 sayılı Kanun’un 38.  
maddesinin uygulanmasına istinaden bavuranların tazminat taleplerini reddetmive hiçbir  
karılık vermeksizin AĐHM’nin ulağı Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği  
tespitinin dayanağını oluturmulardır. Sonuç itibarıyla, AĐHM mümkün olabildiğince götürü  
bir meblağa hükmetmenin yerinde bir karar olacağını kaydetmekte ve bu meblağın prensip  
olarak tazminat edinme meru beklentilerine yönelik mülk kıymetine karılık geleceğine itibar  
etmektedir (Bkz. Gani Özcan-Türkiye kararı, no: 11189/04, 4 Kasım 2008). AĐHM bu  
bağlamda, dosyada bulunan ve taraflarca sunulan kanıt unsurlarının tamamını dikkate  
alacaktır.  
Dava dosyasında yer alan verilerden 19 Mart 1998 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi’nin  
bilirkii incelemelerinin ardından Savunma Bakanlığı’nı tazminat ödemeye mahkum ettiği  
anlaılmaktadır. Sonuç itibarıyla AĐHM, sunulan deliller ıığında ve hakkaniyete uygun  
1
1 Ocak 2005 tarihinde Eski Türk Lirası’nın yerini (TL) Yeni Türk Lirası (YTL) alarak yürürlüğe girmitir. 1  
YTL 1 milyon TL’ye karılık gelmektedir.  
5
olarak Aziz Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Mehmet Kahyaoğlu’nun her birine 90.000 Euro ve  
Reit Kahyaoğlu’na 1.060.000 Euro tazminat ödenmesini uygun görmektedir.  
B. Manevi tazminat  
Bavuranlar, diğer aile fertlerinin içtihadın yön değitirmesinden ve yasal değiiklikten  
yararlandıkları halde kendilerinin uzun yıllar boyunca herhangi bir tazminat elde etmelerinin  
olanaksız olması dolayısıyla yaadıkları umutsuzluk ve haksızlığa uğramıhissiyatının telafi  
edilmesi bakımından manevi tazminat talebinde bulunmaktadır. Bu yönde bavuranların her  
biri 20.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, sözü edilen hükümlerin iptaliyle birlikte bavuranlara haklarının tanınmamasının  
yarattığı tatminsizlik nedeniyle bavuranların belirli bir ölçüde manevi zarara uğradıklarını  
kabul etmektedir. AĐHM hakkaniyete uygun olarak bavuranlara ayrı ayrı 1.500 Euro manevi  
tazminat ödenmesini kararlatırmaktadır.  
C. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar yargılama masraf ve giderleri için rakam telaffuz etmeksizin bu konuyu  
AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet ispat edici belgelerin yokluğunda yargılama giderleri için herhangi bir meblağ  
ödenmesine gerek olmadığını belirtmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu bavuruda bavuranların öne sürmüoldukları  
taleplerini destekleyici bir belgenin yokluğunda ve sözü edilen kıstaslar ıığında AĐHM,  
yargılama masraf ve giderlerine ilikin bu talebi reddetmektedir (Bkz. Nacaryan ve Deryan-  
Türkiye (adil tatmin) kararı no: 19558/02 ve 27904/02, 24 ubat 2009).  
D. Gecikme faizi  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine ve bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından;  
i. Aziz Kahyaoğlu, Ali Kahyaoğlu ve Mehmet Kahyaoğlu’nun her birine 90.000 (doksan bin)  
Euro ödenmesine;  
6
ii. Reit Kahyaoğlu’na 1.060.000 (bir milyon altmıbin) Euro ödenmesine;  
iii. bavuranların her birine 1.500 (bin beyüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
iv. belirtilen bu miktarların yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 27 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7