gerekliliğinin varlığına taraf olan veya karşı çıkan bütün olayları incelemeli ve bunları serbest
kalma başvurularıyla ilgili kararlarında ortaya koymalıdırlar. AİHM, AİHS’nin 5 § 3.
maddesinin ihlal edilip edilmediğini, esas olarak, bu kararlarda gösterilen gerekçeler ve
temyiz başvurularında başvuran tarafından belirtilen saptanmış gerçekler temeline dayanarak
belirlemelidir (bkz. Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports
of Judgments and Decisions 1998-VIII, § 154).
30. Tutuklu kişinin suç işlediğine dair haklı şüphenin mevcudiyetinin devam etmesi,
tutukluluğun devamının geçerliliği için bir sine qua non durumudur, ancak belli bir süreden
sonra bu yeterli olmaz. AİHM, bu durumda, adli yargı makamları tarafından kaydedilen diğer
gerekçelerin özgürlükten mahrum bırakmayı haklı çıkarmayı sürdürüp sürdürmediğini tespit
etmelidir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” olduğu durumda, AİHM, yetkili ulusal
makamların işlemlerin yürütülmesinde “özel çaba” sergileyip sergilemediğini de tespit
etmelidir (bkz., diğer içtihatlar yanında, Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz
2001, ve Labita – İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AİHM 2000-IV).
31. Sözkonusu davada, göz önüne alınacak süreç 15 Mayıs 2001 tarihinde başlamış ve
28 Aralık 2001 tarihinde sona ermiştir. Sonuç olarak, bu süreç yaklaşık yedi buçuk ay
sürmüştür. Dava dosyasındaki belgelerden, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,
başvuranın tutuklu yargılanmasının devamına, “suçun niteliğine, delillerin durumuna ve
tutuklama tarihine ilişkin olarak” gibi benzer basmakalıp ifadeler kullanarak hüküm verdiği
ortaya çıkmaktadır.
32. Bu bağlamda, AİHM, başvurana yüklenen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın
katılığını göz önüne almaktadır. Ancak, AİHM, kaçma tehlikesinin, yalnızca maruz kalınan
cezanın katılığı temelinde değerlendirilemeyeceğini (bkz. Muller – Fransa, 17 Mart 1997
tarihli karar, Reports 1997 II, § 43), ancak, ya böyle bir tehlikenin varlığını doğrulayabilecek
ya da bu tehlikeyi tutuklu yargılanmayı haklı çıkarmayacak kadar önemsiz gösterebilecek,
diğer ilgili ek unsurlar açısından incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., diğer içtihatlar
yanında, Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, Seri A No. 207, s. 319-B, § 43). Bu
bağlamda, AİHM, yerel mahkemenin başvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatma
kararlarında, bu şekilde bir gerekçelemeden yoksun olduğunu kaydeder.
33. Son olarak, genelde, “delillerin durumu” ifadesi ciddi suç göstergelerinin
varlığı ve sürekliliğine dair önemli bir unsur olsa da, sözkonusu davada, başvuranın şikayetçi
olduğu tutukluluk süresini, tek başına haklı çıkarmaya yetmez (bkz., yukarıda anılan, Letellier;
Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, Seri A no. 241-A; Mansur – Türkiye, 8
Haziran 1995 tarihli karar, Seri A no. 319-B, § 55, ve yukarıda anılan, Demirel, § 59).
34. Dolayısıyla, mahkemenin yürüttüğü basmakalıp muhakemeyi de değerlendiren
AİHM, yedi buçuk aylık sürenin, özellikle de başvuranın önceden yaşamış olduğu sekiz
buçuk yıllık tutukluluğunun ışığında, haklılığının kanıtlanmadığı görüşündedir.
35. Dolayısıyla, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6 § 1.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI