CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KALEM - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 70145/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Aralık 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ( 70145/01) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı Bayram Kalem’in (bavuran) 16 Nisan 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından A. Uluk  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
1957 doğumlu olan bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
3 Haziran 1999 tarihinde bavuranla aynı cezaevinde bulunan bir tutuklu bavuran aleyhinde  
bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmutur. ikayet dilekçesinde  
ilgili, bavuranın 2 haziran 1999 tarihinde «PKK bir bakaldırı hareketidir» ; «PKK zalimlere  
karı kurulmubir partidir» ; «Apo [Abdullah Öcalan] bir Kürt önderidir» ; «Güneydoğu  
[Türkiye] Kürdistandır» ; «Tarih boyunca Türkler Kürtleri ezmilerdir» eklinde ifadelerde  
bulunduğunu ileri sürmütür. Aynı gün televizyonda yayınlanan haberlerde görevi baında  
öldürülen bir astsubayın eiyle yapılan bir röportajı izlediği sırada bavuran «Senaryoya bak,  
ne güzel hazırlamılar. Bu görüntüleri sırf Apo’yu idama mahkum ettirmek için  
gösteriyorlar.»  
11 Haziran 1999 tarihinde Keskin Savcılığı tarafından bavuranın ifadesi alınmıtır.  
Kendisine isnad edilen suçlamaları reddeden bavuran PKK’nın ne üyesi ne de sempatizanı  
olduğunu ifade ederek diğer hükümlülerle anlaamadığını belirtmitir. Tartımalı ifadeleri  
sarfettiğini inkar eden bavuran, ehit ailelerinden etkilendiğini ve bu yüzden gergin olduğunu  
ifade etmitir. Sürekli yinelenen bir senaryonun sözkonusu olduğunu söylediğini ve kanalın  
değitirilmesini istediğini beyan etmitir. Senaryoyla sürekli görüntüye getirilen sahneyi  
kastettiğini ifade etmitir. Tanık olarak Osman Akgün’ü göstermitir. Bavuran bir komplo  
kurbanı olduğunu iddia etmitir.  
Savcılık aynı gün Muzaffer Toprak adlı diğer bir mahkumu dinlemitir. Adıgeçen, bavuranın  
«Apo’nun da toprak hakkı vardır.» eklinde bir ifade sarfettiğini beyan etmitir. Adıgeçen  
ayrıca Apo’nun duruması sırasında televizyonda bir ehit ailesi gösterildiğini ve bunun  
üzerine bavuranın istihzayla, bunun Apo’yu astırmak için hazırlanmıbir senaryo olduğunu  
söylediğini beyan etmitir.  
Yine 11 Haziran tarihinde Erhan Veske Savcılığa ifade vermitir. Adıgeçen bavurn ile aynı  
hücrede kaldığını ve bavuranın sürekli PKK propagandası yaptığını beyan etmitir. Adıgeçen  
bavuranın Apo bir Kürt önderidir, Güneydoğu Kürdistandır gibi sözler sarfettiğini ifade  
etmitir. Adıgeçen televizyonda yayınlanan röportajla ilgili olarak bavuranın «u senaryoya  
bak, bununla Apo’yu astırmak istiyorlar» dediğini beyan etmitir.  
Yine 11 Haziran tarihinde Erhan Veske Savcılığa ifade vermitir. Bavuranla aynı hücreyi  
paylağını dile getiren adıgeçen, ifadesinde bavuranın devamlı surette PKK propagandası  
yaptığını beyan etmitir. Adıgeçen, bavuranın Apo bir Kürt önderidir ve Güneydoğu  
(Türkiye’nin Güneydoğusu) Kürdistandır dediğini ifade etmitir. Televizyonda yayınlanan  
röportajla ilgili olarak bavuranın «una bak, Apo’yu astırmak için yapmılar».  
Belirtilmeyen bir tarihte S. Ertan Tümen’in ifadesi Savcılık tarafından alınmıtır. Adıgeçen  
daha önceleri bavuranla aynı hücreyi paylağını ve bavuranın Apo’yu övücü sözler  
sarfettiğini beyan etmitir. ikayetinde dile getirdiği hususları yinelemitir. Televizyonda  
yayınlanan röportajla ilgili olarak bavuranın «una bak, Apo’yu idama mahkum ettirmek  
için ne güzel senaryo hazırlamılar.»  
17 Haziran 1999 tarihli bir kararla Keskin Savcılığı ratione materiae yetersizlik kararı alarak  
dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (bundan sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi)  
Savcılığı’na göndermitir.  
Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Abdullah Öcalan davası ile ilgili televizyon röportajının  
yayınlandığı sırada «Apo bir Kürt önderidir»; «Güneydoğu Kürdistandır»; «Tarih boyunca  
Türkler Kürtleri ezmilerdir» gibi ifadeler sarfetmek suretiyle bölücülük propagandası yaptığı  
gerekçesiyle 25 haziran 1999 tarihinde hazırlanan bir iddianameyle 3713 sayılı Terörle  
Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. maddesi uyarınca bavuran hakkında bir soruturma açmıtır.  
DGM istinabesi üzerine Keskin Ceza Mahkemesi 6 Eylül 1999 tarihinde Osman Akgün’ün  
ifadesine bavurmutur. Adıgeçen bavuranla 1998 yılının Mart ayına kadar üç ay boyunca  
aynı hücreyi paylağını ve bu süre içinde bavuranın kendisine isnad edilen «Apo bir Kürt  
önderidir», yahut «Güneydoğu Kürdistandır» gibi herhangi bir ifade sarfetmediğini beyan  
etmitir.  
Ceza Mahkemesi aynı durumada bavuranla 1998 yılı Mart ayına kadar iki buçuk ay  
boyunca aynı hücreyi paylağını beyan etmiolan Hüseyin Karacalı’nın da ifadesine  
bavurmutur. Adıgeçen, bu süre içinde bavuranın kendisine isnad edilen «Apo bir Kürt  
önderidir», yahut «Güneydoğu (Türkiye) Kürdistandır» gibi herhangi bir ifadede  
bulunmadığını beyan etmitir. Adıgeçen ayrıca bavuranın PKK’yı övücü herhangi bir  
beyanda bulunmadığını belirtmitir.  
DGM’nin 28 Haziran 1999 tarihli istinabesi üzerine Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 1999  
tarihli durumaya bavuran, teki S. Ertan Tümen ve tanıklar Muzaffer Aktoprak ve Erhan  
Veske’yi çağırmıtır.  
Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 1999 tarihinde kendi savunmasını kendisi yapmak isteyen  
bavuranı dinlemitir. Kendisine karı yöneltilen suçlamalara itiraz ederek terörün her türüne  
ve bölücülüğe karı olduğunu öne süren bavuran kendisine karı hazırlanmıbir komplo  
olduğunu belirtmitir. Sözkonusu ifadeleri sarf etmediğini beyan eden bavuran Osman  
Akgün ve Hüseyin Karacalı’yı tanık olarak göstermitir. Bavuran 11 Haziran 1999 tarihli  
ifadesini tekrar etmitir.  
Ceza Mahkemesi aynı gün S. Ertan Sümen’i dinlemitir. Adıgeçen Abdullah Öcalan davası  
görülğü dönemde hayatını kaybeden bir astsubayın eiyle yapılan röportajla ilgili olarak  
bavuranın «Nasıl da senaryo hazırlamılar Öcalan’ı astırmak için! Bu kadın da bu iin bir  
parçası olmalı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar amaçlarına ulaamayacaklar» eklinde beyanda  
bulunduğunu ifade etmitir. Adıgeçen bunun üzerine bavurana düüncesini kendisine  
saklamasını ve bunu ifade etmesine gerek olmadığını söyleyerek karı çıktığını beyan  
etmitir. Ayrıca adıgeçen bavuranın daha önce «Güneydoğu toprakları Kürdistandır» ve  
«Apo bir Kürt önderidir» gibi ifadelerde bulunduğunu beyan etmitir.  
Yine aynı gün Ceza Mahkemesi Muzaffer Aktoprak’ı dinlemitir. Adıgeçen sözkonusu  
televizyon röportajının yayınlandığı esnada bavuranın bunun Apo’yu mahkum ederek  
astırmak için hazırlanmıbir senaryo olduğunu ve bu amaçla bir komplo düzenlendiğini  
söylediğini beyan etmitir. Adıgeçen 11 Haziran 1999 tarihli ifadesini olduğu gibi tekrar  
etmitir.  
Ceza Mahkemesi son olarak Erhan Veske’yi dinlemitir. Adıgeçen tartımalı olayın yaandığı  
tarihten bu yana çok zaman geçtiğini söyleyerek Savcılık önünde verdiği ifadeyi tekrar  
etmitir.  
DGM 16 Eylül 1999 tarihinde 3713 sayılı kanunun 8 § 1. maddesi uyarınca verdiği bir kararla  
bavuranı sözlü olarak bölücülük propagandası yapmak suçundan bir yıl hapis ve  
7 600 000 000 TL (16 013 Euro (EUR) ) para cezasına çarptırmıtır. Mahkeme, savcılığın  
inandırıcı delil yetersizliğinden bavuranın beraatini talep ettiğini belirtmitir. Mahkeme lehte  
tanıkların ifadelerininin dava konusu olayların gerçekletiği esnada olay yerinde  
bulunmadıkları ve bu nedenle bavuranın dava konusu sözleri sarfettiğini duymadıkları  
gerekçesiyle sözkonusu ifadelerin dikkate alınmamasına karar vermitir.  
Yargıçlardan biri, istinabe yoluyla alınan ifadelerde, lehte tanıkların bavuranın anılan türde  
sözler sarfettiğini duymadıklarını beyan ettikleri gerekçesiyle bu karara ilikin olarak ayrık  
oygörüü bildirmitir. Aleyhte tanık olan Muzaffer Aktoprak da aynı beyanda bulunmutu.  
Yargıç ayrıca, bu türden sözlerin bavuran tarafından sarfedilmesi halinde bile bu sözlerin ses  
ya da görüntü kaydının olmaması ve çağırılan tanıkların ifadesi gözönüne alındığında  
bavuranın dava konusu eylemi ilediği noktasında üphenin devam ettiğini belirtmitir.  
Yargıç, bu sözlerin bavuran tarafından bir öfke anında söylendiği kabul edilse dahi suç kastı  
unsurunun olumadığını kaydetmitir. Yargıç bavuranın beraat etmesi gerektiği sonucuna  
varmıtır.  
Temyiz bavurusunda bulunan bavuran 20 Ekim 1999 tarihinde Yargıtay’a görünürde avukat  
yardımı almadan bir mütemmim layiha iletmitir. Bavuran layihasında ifade ettiği sözlerden  
baka sözler kendisine isnad edilerek iftira edilecek biçimde sözlerinin çarpıtıldığını  
belirtmitir. Bavuran bölücülük propagandası yapmadığını savunmutur. Bavuran  
televizyonun Abdullah Öcalan davası konusunda gösterdiği duygusal yaklaımdan ve ehit  
ailelerinin yaadıklarından dolayı büyük üzüntü duyduğunu belirtmitir. Bavuran kendi  
ailesini düündüğünü ve duyduğu üzüntüyü hafifletmek amacıyla arkadalarından kanal  
değitirmelerini istediğini ifade etmitir. Bavuran ayrıca, tutukluluk koulları nedneiyle bazı  
tutukluların diğerleri üzerinde otoritelerini kurmak istediklerini belirterek kendisinin bir  
komplo kurbanı olduğunu ifade etmitir. Bavuran etkin bir ön soruturma yokluğundan  
bahisle bazı tanıkların ifade vermekten korktuklarını dile getirmitir.  
Yargıtay 13 Aralık 1999 tarihinde aldığı bir kararla tüm tanıkların dinlenmediği gerekçesiyle  
itiraz edilen kararı bozmutur.  
Bozma kararı uyarınca DGM 7 ubat 2000 tarihinde istinabe yoluyla Keskin Savcılığından  
bavuranla aynı cezaevinde kalan tutukluların ifadelerine bavurulması isteminde  
bulunmutur.  
Ceza Mahkemesi 8 ubat 2000 tarihinde bavuranı dinlemitir. Bavuran kendisine yöneltilen  
suçlamaları reddetmitir. Daha önceki beyanlarını tekrar ederek beraatini talep etmitir.  
Ceza Mahkemesi yine istinabe yoluyla 4 Nisan 2000 tarihinde tanık Sinan ahin’i dinlemitir.  
Adıgeçen bavuranla aynı cezaevinde tutuklu olarak kaldığını ancak bavuranın tarafında  
durduğundan birinci elden tanık olmadığını ve dava konusu olayları diğer tutuklulardan  
duyduğunu beyan etmitir.  
Aynı durumada Ceza Mahkemesi televizyonda yayınlanan sözkonusu röportaj sırasında  
bavuranın, bu Apo’yu astırmak için hazırlanmıbir senaryodur, Güneydoğu toprakları  
Kürdistandır gibi sözler sarfettiğini beyan etmiolan Taner Celayir’i dinlemiitir. Adıgeçen  
bu sözleri duymadığını zira bavurandan uzakta olduğunu söylemitir.  
Ceza Mahkemesi aynı durumada Bayram Ezel’i dinlemitir. Adıgeçen dava konusu olayların  
yaandığı gün bavuranın yanında oturduğunu beyan etmitir. Adıgeçen bavurana isnad  
edilen fiileri teyit ederek sözkonusu ifadeleri açıkça duyduğunu ve bu sözlerin ardından  
bavuranla diğer mahkumlar arasında bir tartıma yaandığını beyan etmitir.  
Ceza Mahkemesi ayrıca bavuranla aynı hücrede kaldığını beyan eden Mucip Türkyılmaz’ı  
dinlemitir. Adıgeçen bavuranın televizyon röportajının yayınlandığı sırada ayağa kalkarak  
«u senaryoya bak, Apo’yu astırmak için nasıl senaryo hazırlamılar» eklinde bir ifadede  
bulunduğunu bildirmitir.  
Tanıklar arasında yer alan Metin Bekar, Hüseyin Tuncer, Hasan Özdoğan ve Rasim Çalıkan  
dava konusu sözleri duymadıklarını beyan etmilerdir.  
Yine aynı durumada tanık Cevdet Lezgi röportajın yayınlandığı sırada bavuranın ayağa  
kalakarak bu Apo’yu astırmak için hazırlanmıbir senaryodur, Türkiye’nin Güneydoğusu  
Kürdistandır, PKK ve Apo her açıdan haklıdır diye bağırdığını beyan etmitir. Bunun üzerine  
diğer tutukluların Apo ve PKK’nın hangi konuda haklı olduğunu sorduğunu ve bavuranınsa  
onların bunu anlayamayacağını söylediğini beyan etmitir. Bavurana isnad edilen diğer  
sözleri ise duymadığını beyan etmitir.  
Aynı durumada Ceza Mahkemesi yine DGM’nin istinabesi yoluyla bavuranla aynı hücrede  
kalan Celal Ezel’i dinlemitir. Adıgeçen sözkonusu olayların yaandığı dönemde mutfakta  
bulunduğunu ve bu nedenle bavuranın ne dediğini duymadığını belirtmitir. Ancak adıgeçen  
bu sözlerle ilgili yaanan tartımayı duymutu.  
Ceza Mahkemesi ayrıca Doğan Atakul’un 17 ubat 2000 tarihinde cezaevinden salıverildiğini  
ve Mehmet Aktoprak’ın AyaCezaevi’ne nakledildiğini kaydetmitir.  
DGM’nin istinabesi üzerine AyaCeza Mahkemesi Mehmet Aktoprak’ı dinlemitir. Adıgeçen  
dava konusu olayların gerçeklemesi esnasında hücresinde olmadığını beyan etmitir.  
Bavurana isnad edilen sözleri daha sonra duymuolduğundan; doğruluğunu bilmediğini  
beyan etmitir.  
DGM’nin istinabesi üzerine Ceza Mahkemesi 4 Temmuz 2000 tarihinde Doğan Atakul’u  
dinlemitir. Adıgeçen bavuranla aynı cezaevinde kaldığını ancak bavuran tarafından  
sarfedilen sözleri duymadığını beyan etmitir. Adıgeçen dava konusu olaydan idareye  
bildirildikten sonra haberdar olduğunu beyan etmitir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 25 Temmuz 2000 tarihinde 3713 sayılı kanunun 8 § 1.  
maddesi uyarınca bavuranı bölücülük propagandası yapmak suçundan bir yıl hapse ve  
800 000 000 para cezasına çarptırmıtır. DGM kararın gerekçesinde Yargıtay kararından  
sonra dinlenilen tanıklar aksi beyanda bulunduklarından Osman Akgün ve Hüseyin  
Kırcalı’nın tanıklıklarını, bavuranın bölücülük propagandası tekil edici sözler sarfetmediğini  
beyan etmiolsalardı dahi dikkate almayacağını bildirmitir.  
Bavuran verilen bu kararın temyiz edilmesi için bavuruda bulunarak 11 Ağustos 2000  
tarihinde bir mütemmim layiha sunmutur.  
Yargıtay 16 Ekim 2000 tarihinde itiraz edilen kararı onamıtır. Yargıtay Basavcısı 13 Kasım  
2000 tarihinde bavuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini geri çevirmitir.  
Bavuran 22 Nisan 2002 tarihinde cezasını çekmeye balamıtır.  
20 ubat 2003 tarihinde Edirne Ağır Ceza Mahkemesi cezasının infazının dokuzuncu ayında  
bavuranın aynı günden itibaren artlı salıverilmesi kararı vermitir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 10 Eylül 2003 tarihinde bavuranın cezasının ve bu  
cezayla ilgili tüm hukuki sonuçların kaldırılmasına karar vermitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet AĐHS’nin 35. maddesince öngörülen altı ay süresi kuralına uyulmadığı için  
AĐHM’yi bavuruyu reddetmeye davet etmektedir. Hükümet 23 Nisan 2001 tarihinde  
AĐHM’ye gönderilen bavuru dilekçesinin sonuç olarak kesin içhukuk kararının alındığı tarih  
olan 16 Ekim 2000 tarihinden itibaren altı ay içinde sunulmadığını savunmaktadır.  
Bavuran bavurusunu 16 Nisan 2001 tarihinde, kesin içhukuk kararından itibaren altı ay  
içinde sunduğunu ifade etmektedir.  
AĐHM bavuru tarihi konusunda taraflar arasında bir ihtilaf olduğunu gözlemlemektedir.  
AĐHM bavuranın bavurusunu 16 ve 20 Nisan tarihlerinde olmak üzere faks yoluyla iki defa  
gönderdiğini kaydetmektedir. Orjinal bavuru dilekçesi 16 Nisan 2001 tarihinde postayla  
gönderilmiti. Postahanenin damgası bu tarihi göstermekteydi. Dilekçe AĐHM’ye 23 Nisan  
2001 tarihinde ulatır. AĐHM ilk mektubunda 20 Nisan 2001 tarihini bavurunun yapıldığı  
tarih olarak belirtmitir. Bavuranın 14 Temmuz 2001 tarihli mektubunu müteakip AĐHM  
faksların ve postayla gönderilen belgelerin tarihlerini kontrol ederek davanın balangıç  
tarihini 16 Nisan 2001 olarak düzeltmitir. Bu nedenle AĐHM bavurunun kesin içhukuk  
kararından itibaren altı ay içinde yapıldığını tespit etmektedir.  
Bu nedenle Hükümet’in itirazının reddedilmesi gerekmektedir.  
Elinde bulunan unsurların tamamını dikkate alan AĐHM bavurunun bir esas incelemesine  
tabi tutulmasının lazım geldiğini takdir etmektedir. Ayrıca AĐHM mevcut bavurunun  
herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karılamadığını tespit etmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının b), c), ve d) bentlerine atıfta  
bulunan bavuran Ankara Devlet Güvenlik Mahekemesi’nde kendisi ile ilgili olarak yapılan  
görümelere katılamamaktan ve tanıkları sorgulama imkanına sahip olamamaktan ikayetçi  
olmaktadır. AĐHM ikayeti AĐHS’nin 6 §§ 1. maddesinin 3 c) ve d) fıkraları bakımından  
incelemeye karar vermitir.  
Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 223. maddesi uyarınca mahkemeye  
gelmemiolan sanık hakkında duruma yapılamayacağını ifade etmektedir. Hükümet  
adıgeçen kanunun 226 § 4. maddesi uyarınca bavuranın istinabe yoluyla Keskin Ceza  
Mahkemesi’nde iki defa durumaya çıktığını savunmaktadır. Aynı kanunun 138. maddesinde  
bir sanığın müdafi seçebilecek durumda olmadığında kendisine bir müdafi tayin edileceği  
belirtilmiancak bavuran bir müdafi olmadan kendini savunacağını beyan etmitir.  
Kendisine isnad edilen olayları inkar etmekle yetinmive bir komplo kurbanı olduğunu iddia  
etmitir.  
Öte taraftan Hükümet bavuranın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yapılan altı  
durumadan hiçbirine katılmadığını ve bu amaçla bir müdafi tayin etmediğini ifade  
etmektedir. Hükümet’e göre DGM’de yapılan durumalara katılmama konusunda tek sorumlu  
durumalara katılmak için cezaevi yönetimine herhangi bir bavuruda bulunmayarak aleyhte  
tanıkları sorgulama imkanınını ortadan kaldıran bavurandır. Üstelik bavuran aleyhte  
tanıkları sorgulama talebinde bulunmamıtır.  
Bavuran DGM’de kendisi hakkında yapılan durumalara katılmadığını iddia etmektedir.  
Zaten Ceza Mahkemesi DGM’nin istinabesi suretiyle kendisinin ifadesini almakla  
görevlendirilmitir. Bavuran savunma layihasını sunamadan DGM’nin hükme vardığını iddia  
etmektedir. Bavuran cezaevinde bulunması sebebiyle durumalara serbestçe katılamadığını  
dile getirmektedir. Öte taraftan bavuran aleyhte tanıkların dinlendiği durumalara  
katılamaması sebebiyle aleyhte tanıkları sorgulayamadığının altını çizmektedir.  
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasıyla sağlanan güvenceler 1. fıkrada zikredilen adil dava  
hakkının özel unsurlarını tekil ettiğinden, AĐHM bavuranın ikayetlerinin iki fıkrası  
açısından da incelenmesinin uygun olacağı hükmüne varmaktadır (bkz. diğerleri arasında,  
Van Geyseghem – Belçika, no: 26103/95, § 27).  
AĐHM sanığa tanınan durumaya katılma yetkisinin AĐHS’nin 6. maddesinin tamamının konu  
ve amacından neet ettiğini hatırlatmaktadır. Öte yandan 3. fıkranın c) ve d) bentleri «her  
sanığa» «kendi kendini savunma» ve «tanıkları sorguya çekme veya çektirme» hakkını verir  
ki bu sanığın durumada hazır bulunmaması halinde tasavvur edilemez (Colozza - Đtalya, 12  
ubat 1985 tarihli karar, Monnell ve Morris – Birleik Krallık, 2 Mart 1987 tarihli karar, ve  
Zana – Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, § 68).  
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının d) bendine ilikin olarak AĐHM delillerin  
kabuledilebilirliğinin ilk elde içhukuk kuralları ile ilgili olduğunu ve ilke olarak ulusal  
mahkemelerce elde edilen unsurların yine ulusal mahkemeler tarafından değerlendirilmesi  
gerektiğini anımsatır. AĐHS tarafından AĐHM’ye yüklenen görev yalnızca tanıkların  
ifadelerinin hukuka uygun bir biçimde delil olarak kabul edilip edilmediği noktasında görüꢀ  
belirtmek olmayıp yargılamayı, kanıt imkanlarının sunulubiçimi de dahil olmak üzere  
bütünlüğü içerisinde değerlendirerek yapılan yargılamanın adil nitelikte olup olmadığını da  
aratırmaktır (bkz. diğerleri arasında Doorson – Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, § 67,  
Van Mechelen ve diğerleri – Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar, ve Sadak ve diğerleri –  
Türkiye, no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, § 63). Oysa kanıt unsurları ilke  
olarak, vicahi duruma yapılabilmesi amacıyla sanığın hazır bulunduğu bir açık oturumda  
sunulmalıdır. Bununla birlikte bu ilke bazı isnisnalar da içermektedir. Ancak bu istisnalar  
yalnızca savunma hakları korunarak Kabul edilebilirler. Genel olarak 6. maddenin 1. fıkrası  
ile 6. maddenin 3. fıkrasının d) bendi sanığa, aleyhte bir tanıklığa itiraz ederek bu tanıklığın  
sahibini ifade verdiği sırada yahut daha sonra sorgulayabilmesi edebilmesi için uygun ve  
yeterli bir fırsat tanınmasını emreder (Lüdi – Đsviçre, 15 Haziran 1992 tarihli karar, no:238, §  
49, Van Mechelen ve diğerleri, adıgeçen, § 51, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 64, ve Lucà –  
Đtalya, no: 33354/96, §§ 38-39)  
Sonuç olarak AĐHM’nin daha evvel bir çok kez belirttiği üzre (bkz. diğerleri arasında, Isgrò –  
Đtalya, 19 ubat 1991 tarihli karar, ve Lüdi, adıgeçen, § 47) bazı durumlarda hazırlık  
soruturması aamasında elde edilmiifadelere bavurmak adli makamlar için elzem hale  
gelebilir. ayet sanık bu türden ifadelere, ifadelerin verildiği dönemde yahut daha sonrasında  
itiraz etmek için yeterli ve uygun bir fırsat elde etmise bu ifadelere bavurulması özünde 6.  
maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının d) bendine aykırı bir durum tekil etmez.  
Bununla beraber, yalnızca veya sonucu belirleyici surette, sanığın ne soruturma safhasında  
ne de durumalar esnasında sorgulayamadığı ya da sorgulattıramadığı bir kimsenin ifadelerine  
dayanılarak sanık hakkında mahkumiyete hükmedilmise savunma hakkı 6. maddeyle tanınan  
güvencelere aykırı bir ekilde kısıtlanmıolur (Unterpertinger - Avusturya, 24 Kasım 1986  
tarihli karar, Saïdi – Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Van Mechelen ve diğerleri, adıgeçen,  
§ 55, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 65 ve Lucà Đtalya, adıgeçen, § 40).  
AĐHM mevcut davada bavuranın, aynı cezaevinde kalan diğer tutukluların ifadelerine  
dayanarak kendisini bir yıl hapse ve 800.000.000 TL para cezasına mahkum eden Ankara  
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yapılan durumaya davet edilmediğini tespit  
etmektedir. Keskin Ceza Mahkemesi DGM’nin istinabesi yoluyla Ceza Muhakamemeleri  
Usulü Kanunu’nun 226 § 4. maddesi uyarınca bavuranın savunma ifadesiyle birlikte  
tanıkların da ifadesini almıtır.  
Hükümet’in, DGM’de yapılan durumalara katılmama konusunda tek sorumlu durumalara  
katılmak için cezaevi yönetimine herhangi bir bavuruda bulunmayarak aleyhte tanıkları  
sorgulama imkanınını ortadan kaldıran bavuran olduğu yönündeki savının aksine bavuranın  
istinabe komisyonu tarafından görevlendirilen ceza mahkemesi önünde savunmasını avukat  
yardımı almadan kendisinin yapmak istemesi olgusu ya da DGM önünde durumaya çıkmak  
amacıyla cezaevi yönetimine açık talepte bulunmamıolması hiç bir biçimde bavuranın  
kendini savunmaktan ya da DGM önündeki durumaya katılmaktan zımnen vazgeçtiği  
anlamına gelmez. Neticede AĐHM tarafından güvence altına alınmıbir hakkın kullanımından  
vazgeçihiç bir karııklığa meydan vermeyecek surette ortaya konulmuolmalıdır (bkz.,  
diğerleri arasında, Colloza, adıgeçen, § 28, Zana, adıgeçen, § 70, ve Sejdovic – Đtalya, no:  
56581/00, § 86).  
Diğer tutukluların ifadelerine dayanılarak bir yıl hapse ve 800.000.000 TL para cezasına  
mahkum edilen bavuran açısından davanın önemi dikkate alındığında DGM davanın adil  
niteliğine halel getirmeden bavuranın tanıklığını doğrudan bir değerlendirmeye tabi  
tutmaksızın hükme varması mümkün değildi (bkz. Zana, adıgeçen, § 71, ve Lüdi, adıgeçen, §  
47). Öte yandan 6. maddenin 1. ve 3. fıkraları Sözlemeci Devletleri her hal ü karda özellikle  
sanığın aleyhte tanıkları sorgulaması ya da sorgulattırmasına müsade etmekten ibaret olan  
pozitif önlemleri almaya icbar eder (Barbe, Mesegué ve Jabardo – Đspanya, 6 Aralık 1988  
tarihli karar, § 78). Bu türden önlemler aslında, Sözlemeci Devletlerin 6. maddeyle güvence  
altına alınan haklardan etkili bir biçimde yararlanılmasını sağlamak amacıyla göstermeleri  
gereken «özenle» ilintilidir (Colozza, adıgeçen, § 28, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 67 ve  
Balšàn – Çek Cumhuriyeti, no: 1993/02, § 34, 18 Temmuz 2006). Oysa bavuran istinabe  
yoluyla görev yapan Ceza Mahkemesi’nde yapılan durumalara katılamamıtır.  
ayet bavuran DGM önünde yapılan durumaya katılmıolsaydı ve tanıkları sorgulayabilse  
ya da sorgulattırabilseydi hem olayların meydana gelii ile ilgili olarak görülerini beyan etme  
hem de mahkumiyetine dayanak tekil eden aleyhte tanıklıkların güvenilirliğine itiraz etme  
imkanına kavumuolacaktı (bkz. Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 67).  
AĐHS açısından demokratik bir toplumda adil dava hakkının tuttuğu önemli yeri göz önüne  
alan AĐHM savunma hakkına yönelik böylesi bir ihlalin meru addedilemeyeceğini takdir  
etmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının c) ve d) bentleri  
ihlal edilmitir.  
AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran mahkum edilmek suretiyle düünce ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinden  
yakınmaktadır. Bavuran kendisine isnad edilen ifadeleri sarfetmiolsa dahi bununla ancak  
AĐHS ile güvence altına alınmıhakkını kullanmıolacağını iddia etmektedir. Bu cihetle  
bavuran AĐHS’nin 9 ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu ikayetlerin  
AĐHS’nin 10. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
Hükümet ulusal mahkemelerin bavuranı bölücülük propagandası yapmak suçundan mahkum  
ettiklerini hatırlatmaktadır. Hükümet’e göre bu mahkumiyet kararı ulusal güvenliğin, toprak  
bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması konularında bu türden önlemleri almaya  
müsade eden AĐHS’nin 10. maddesine uygundu.  
AĐHM mevcut bavuruda ortaya konulan temel sorunun, bavurana yöneltilen suçlamaların  
haklılığının AĐHS’nin 6. maddesi anlamında adil bir dava sonucunda kanıtlanıp  
kanıtlanmadığı hususu olduğunu takdir etmektedir. Yukarıda adıgeçen maddenin ihlal edildiği  
sonucuna varılmıolduğundan AĐHM bu ikayeti ayrıca incelemeye yer olmadığını takdir  
etmektedir (bkz., mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri, adıgeçen, § 73).  
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 26.712 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bu meblağ  
bavuranın hapiste kaldığı dokuz aylık dönemde eline geçmesi gereken maaa ve hakkında  
verilen mahkumiyet kararı neticesinde isiz kalmıolması sebebiyle uğradığı maddi kayba  
denk dümektedir. Bavuran ayrıca 80.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM mevcut davada adil tatmin yoluna gidilmesi için göz önünde tutulacak yegane unsurun  
bavuranın 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının c) ve d) bentleriyle tanınan  
güvencelerden yararlanamamıolması olduğunu takdir etmektedir. AĐHM aksi bir durumda  
davanın ne ekilde sonlanacağı hususunda varsayımda bulunmayacaktır. Buna karın AĐHM  
bavuranın manevi bir zarara uğramıolduğunu ve mevcut kararda yapılan ihlal tespitinin bu  
zararı bertaraf etmeye yetmeyeceğini takdir etmektedir. 41. madde uyarınca AĐHM bavurana  
6.000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağını takdir etmektedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaları için 4.000 Euro talep  
etmektedir. Belge olarak bavuran avukatlık ücretlerini gösterir bir tarife sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir. Elindeki mevcut unsurlar temelinde AĐHM  
hakkaniyete uygun olarak ilgiliye tüm masrafları için 2.000 Euro ödenmesine  
hükmetmektedir. Bu meblağın 701 Euro tutarındaki kısmı Avrupa Konseyi tarafından  
sağlanan adli yardım için düülecektir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 6. maddenin 3. fıkrasının c) ve d) bentlerinin ihlal  
edildiğine;  
3.AĐHS’nin 10. maddesi yönünden yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana,  
i. manevi tazminat olarak 6.000 Euro (altı bin) ödenmesine;  
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro’dan (iki bin) Avrupa Konseyi tarafından  
sağlanan 701 Euro tutarındaki adli yardım düülerek kalan miktarın ödenmesine;  
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin oybirliğiyle reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
fıkralarına uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.