ꢁikâyetin birinci bölümüyle ilgili olarak AĐHM, olayların tespitinin ve delillerin
değerlendirmesinin esas olarak yerel mahkemelerin iꢀi olduğunu ve AĐHM’nin denetleme
yetkisinin, baꢀvuranların AĐHS haklarının ihlal edilmediğini güvence altına almakla sınırlı
olduğunu hatırlatmaktadır. Diğer taraftan AĐHS, 6. maddesindeki hükümlerle adil yargılanma
hakkını garanti altına alıyor ise de, öncelikle iç hukukun ve ulusal yargı organlarının yetki
alanına giren kanıtların kabul edilebilirlikleri veya bunların değerlendirilmesiyle ilgili
konularda bir kural koymamaktadır (Đspanya aleyhine García Ruiz davası [GC], no 30544/96,
prg. 28, CEDH 1999-I).
Mevcut davada, Asliye Hukuk Mahkemesi, kazanın meydana gelmesinde baꢀvuranların
yakınlarının % 60 sorumluluğu olduğuna hükmetmiꢀtir. Mahkeme, bu kararını 3 Ağustos
1998 tarihli bilirkiꢀi raporuna dayanarak vermiꢀtir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM,
baꢀvuranların tüm yargılama boyunca avukat yardımı almalarına rağmen, bu rapora itiraz
etmediklerini ya da yeni bir bilirkiꢀi raporu talep etmediklerini not etmektedir. Aksine, 23
Mart 1999 tarihli duruꢀmada, baꢀvuranların avukatı bu raporun yeterli olduğunu ve yeni bir
bilirkiꢀi raporu gerekmediğini belirtmiꢀtir. Bunun sonucu olarak, baꢀvurunun bu bölümü
açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları
uyarınca reddedilmelidir.
Yargılama süresinin uzunluğuna dayalı ꢀikâyetle ilgili olarak ise AĐHM, AĐHS’nin 35.
maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, bu ꢀikâyetin
kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
Değerlendirilecek dönem Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davayla 22 Ekim 1997
tarihinde baꢀlamakta ve kararın tam olarak icra edilmesiyle 13 Haziran 2006 tarihinde sona
ermektedir (bakınız, aynı yönde, Fransa aleyhine Bouilly davası (no 1), no 38952/97, prg. 17,
7 Aralık 1999). Bu bağlamda, AĐHM yargı iꢀlemlerinin süresine iliꢀkin davalarda, herhangi
bir mahkeme tarafından verilen bir kararın icrasının yargı iꢀlemlerinin ikinci temel safhasını
oluꢀturduğunu ve istenilen hukukun ancak bu karar uygulandığı zaman gerçekleꢀmiꢀ kabul
edileceğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Đtalya aleyhine Di Pede davası, 26
Eylül 1996, prg. 24, Derleme 1996-IV). Dolayısıyla, mevcut davada değerlendirilmesi
gereken dönem iki dereceli yargı önünde sekiz yıl yedi aydan fazla sürmüꢀtür.
AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koꢀullarını takiben ve mahkeme yerleꢀik
içtihatları, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer
bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,
diğer birçoğu arasında, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC], no 30979/96, prg. 43, CEDH
2000-VII).
AĐHM, mevcut davanın özel bir karmaꢀıklık içermediğini ve baꢀvuranların yargılamanın
uzamasına katkıda bulunmadığını gözlemlemektedir. Ulusal makamların tutumuyla ilgili
olarak AĐHM, baꢀvuranların ancak beꢀ buçuk yıl kadar süren bir yargılama sonunda davayı
kazandığını not etmektedir. Üstelik ilgili ꢀahıslar cebri icra iꢀlemleri baꢀlatmak ve tazminatın
ödenmesi için yaklaꢀık üç yıl iki ay daha beklemek zorunda kalmıꢀtır. Sonuç olarak, ödeme
ancak ulusal mahkemeler önünde açılan dava üzerinden sekiz yıl yedi aydan fazla bir süre
geçtikten sonra gerçekleꢀmiꢀtir. Bu bağlamda AĐHM, insanların ölümüne neden olan bir olay
sonrasında açılan tazminat davasında ulusal mahkemelerin daha çabuk davranması gerektiği
kanaatindedir (Fransa aleyhine Leray ve diğerleri davası, no 44617/98, prg. 22, 20 Aralık
2001).
10