AİHM, 5§3 maddesinde belirtilen sürenin bitiş tarihinin “ilk derece mahkemelerinde
suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün” olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Wemhoff-
Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, Labita-İtalya, no: 26772/95).
Böylece AİHM, değerlendirmeye alınacak tutuklu yargılanma döneminin başvuranın
yakalandığı 27 Temmuz 1995 tarihinde başladığını ve 12 Mart 2003 tarihli DGM kararı ile
sona erdiğini tespit etmektedir. Aynı tarihte başvuran serbest bırakılmıştır. Bu dönem yedi yıl
yedi aydan fazla sürmüştür.
AİHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre
sınırını geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düşen
bir görev olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi gözönünde
bulundurularak, kişisel özgürlüğe saygı kuralı istisnasını ve serbest bırakılma taleplerini itiraz
ettikleri kararlarında gözönünde bulundurmayı haklı gösterecek gerçek bir kamu menfaati
gerekliliğini ortaya koyacak ve ortadan kaldıracak nitelikteki bütün koşulları incelemeleri
gerekir. Esas itibariyle sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve başvurularında ilgililerin
belirttiği reddedilmeyen olaylara dayanarak, AİHM, AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edilip
edilmediğini belirlemelidir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli
karar).
Bu bağlamda, yakalanan kişiyi bir suçu işlemekle itham etmenin geçerli nedenlerinin
var olmaya devam etmesi, tutukluluk halinin devamının uygun olma sine qua non (olmazsa
olmaz) koşuludur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli değildir. Dolayısıyla AİHM, adli
makamlar tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı
göstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli”
olduğu takdirde, AİHM bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına
özel bir ihtimam gösterip göstermediğini araştırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında Ali Hıdır
Polat-Türkiye, no: 61446/00).
Dosya unsurlarından DGM’nin başvuranın sürekli olarak yinelediği serbest bırakılma
taleplerini reddettiği ve “suçun niteliği”, “delillerin durumu” yada “tutuklu yargılanma süresi”
gibi benzer hatta aynı tip yöntemlere dayanarak tutuklu yargılanmaya devam edilmesine karar
verdiği ortaya çıkmaktadır.
Oysa AİHM’nin gözünde, “delillerin durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var
olduğunu ve var olmaya devam ettiğini belirttiği düşünülse ve genel olarak bu koşullar uygun
etkenleri oluşturabilse de, bu davada sözkonusu koşullar, bu kadar uzun bir süre başvuranın
tutuklu kalmaya devam etmesini tek başına haklı gösteremez (Ali Hıdır Polat).
Son olarak Hükümet’in başvuranın kaçması riski ve kamu düzeninin korunması
gerekliliğine ilişkin argümanları ulusal adli makamlar tarafından gözönünde
bulundurulmamıştır (Bkz. Acunbay-Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00).
AİHM, bu koşullarda ve bu durumda başvuranın tutuklu yargılanma süresinin uzun
olmasını gözönünde bulundurarak, AİHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır.
II. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
4