Uzun’a ait velerde hasar tespiti yapmışlardır. Bu hususta düzenlenen tutanakta şarapnel
parçalarının yol açtığı etkilerden söz edilmiş ancak toplanan mermi parçaları hakkında
herhangi bir bilgi verilmemiştir.
Bu arada Đlçe Jandarma Komutanlığı’nda görev yapan Fındık soyadlı bir subay ‘Kaynağı
bilinmeyen bir patlama konusunda araştırmalar başlatılmıştır’ şeklinde bir yazı geçmiştir.
Fındık ayrıca Yayladere Đlçesi’nde konuşlu komando ve topçu garnizonlarına birer yazı
yazarak, bu birliklerden 16 Eylül gecesi havan atışı yapılıp yapılmadığı konusunda bilgi
istemiştir. Fındık son olarak, Kiğı Savcılığı’na gönderilmek üzere bir mesaj hazırlamış ve bu
mesajda savcıdan, medfun Pakize Uzun’un cesedine otopsi yapılması yönünde bir talebi olup
olmadığını sormuştur. Ancak daha sonradan mu mesajların hiç gönderilmediği ortaya
çıkmıştır. Sözkonusu iki garnizonun komutanları yazdıkları cevabi yazıda, kendi
garnizonlarından 21 ve 24 saatleri arasında hiçbir havan topu atışı yapılmadığını beyan
etmişlerdir.
Başvuran 20 Aralık 1994 tarihinde Đnsan Hakları derneği Đstanbul Şubesi’ne başvurmuştur.
Başvuran yaptığı başvuruda annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu askerlerden şikayetçi
olmuştur. Adıgeçen dernek bu iddiaları TBMM Đnsan Hakları Komisyonu’na iletmiş,
Komisyon ise bu şikayetleri Bingöl Cumhuriyet Savcılığı’na bildirmiştir. Ancak Bingöl
Savcılığı 18 ocak 1995 tarihinde ratione loci yetkisizlik kararı vererek Yayladere’de adli
teşkilat bulunmadığından dosyayı Kiğı Cumhuriyet Savcılığı’na havale etmiştir.
Kiğı Cumhuriyet Savcılığı konuyla ilgili soruşturma başlatmıştır. Savcı, Yayladere Đlçe
Jandarma Komutanlığı yetkililerinden öncelikle, aylar önce meydana gelen bu olay hakkında
kendisine bilgi verilmemesinin gerekçelerini sormuştur.
Bunun üzerine adıgeçen jandarma komutanlığında görevli olan bir başka subay Dilbaz Bingöl
Đl Jandarma Komutanlığı’na izahat vermek durumunda kalmıştır. Adıgeçen Pakize Uzun’un
ölümü ve defni ile ilgili olarak 17 Eylül 1994 tarihinde Kiğı Savcılığı’na bilgi verildiğini
savunmuştur. Ayrıca, kendi komutanlıklarınca yürütülen soruşturma sonucunda bölgedeki
birlikler tarafından hiç bir havan atışı yapılmadığının anlaşıldığını beyan etmiştir. Adıgeçen
ayrıca, Yayladere Đlçe Jandarma Komutanlığı’nda iki adet havan topu mevcut olduğunu ancak
bunlardan bir tanesinin ateşleme mekanizmasının uzun süredir arızalı olduğunu, diğerinin ise
26 Ağustos 1994 tarihinde yapılan bir atıştan sonra seviye ayarının kırıldığını ve bunun tamiri
için resmi talepte bulunduklarını ifade etmiştir. Adıgeçen özetle, iddia edilenin aksine
jandarma birliklerinin sözkonusu ölümden sorumlu tutulamayacağını, ölümün ‘bilinmeyen
tipte’ bir patlayıcı kullanılması sonucu meydana geldiğini ileri sürmüştür.
Subay Dilbaz 24 Şubat 1995 tarihinde Kiğı Savcılığı’nın sorularına cevap vermiştir. Dilbaz
savcıya, Fındık tarafından kendisine olayla ilgili bilgi verilmesi maksadıyla gönderilen
mesajdan söz etmiştir. Savcı ise hiç bir zaman böyle bir mesaj almadığını belirtmiştir.
16 Eylül 1994 tarihli olaydan hiçbir adli makamın haberdar edilmediği 29 Nisan 1995
tarihinde ortaya çıkmıştır.
Kiğı Savcısı 22 Mayıs 1995 tarihinde A.E.’nin ifadesine başvurmuştur.
10 Ağustos 1995 tarihinde Yayladere Đlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı bir başka
soruşturucu grubu olay yerini incelemek maksadıyla Hasköy’e gitmiştir. Elde edilen sonuçlar
dosyada yer almamaktadır.
3