27 Aralık 2004 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın davanın
durumuna ilişkin ifadesini dinlemiş ve tutuklama emrini amaca hizmet ettiği gerekçesiyle
iptal etmiştir. Daha sonra, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi on üç duruşma daha düzenlemiştir.
3 Ekim 2006 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi on dördüncü duruşmasında
kararını vermiş ve başvuranı, Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca, müebbet hapis
cezasına çarptırmıştır.
Söz konusu tarihe kadar taraflarca AİHM’ye sunulan belgelere göre, dava halen
Yargıtay’da derdesttir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, yargılama süresinin, AİHS’nin 6/1 maddesinde yer alan makul süre şartına
uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu madde şöyledir:
“Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
Dikkate alınması gereken süreç, AİHM’nin 28291/95 sayılı davaya ilişkin karar tarihi
olan 30 Ekim 2001 tarihinde başlamış ve henüz sona ermemiştir. Dolayısıyla, bu süre, iki
aşamalı bir yargıda altı yıl on aydan fazla sürmüştür.
A. Kabuledilebilirliğe İlişkin
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, şikayetin başka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
B. Esas
AİHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, davanın koşullarına,
bilhassa da davanın karmaşıklığına ve başvuranın ve yetkili makamların tutumuna bakılarak
değerlendirildiğini hatırlatır (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve Sassi - Fransa
[BD], no. 25444/94).
AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla
AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz. yukarıda anılan Pélissier ve Sassi)
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AİHM, Hükümet tarafından, bu davada
farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir delil veya savunmanın ortaya konmadığını
değerlendirmiştir. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, bu davada kovuşturma
süresinin aşırı olduğu ve “makul süre” şartına uymadığı kararını vermiştir.
2