CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KARA - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 22766/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
30 Haziran 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22766/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Đsmail Kara’nın (bavuran) 2 Haziran 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
S. Yılmaz tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1953 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, « Anadolu TAYAD » derneğinin (« Anadolu Tutuklu ve Hükümlü Aileleri  
Yardımlama Derneği, bundan böyle « dernek» olarak tanımlanacak) bakanıdır.  
29 Kasım 2000 tarihinde, F tipi cezaevlerine nakledilmelerini protesto etmek üzere o  
dönemde açlık grevi balatan tutukluları desteklemek amacıyla derneğin yönetim kurulu, 1  
Aralık 2000 tarihinden itibaren üyelerinin de belirli olmayan bir süre için açlık grevine  
balamalarına karar vermitir.  
2 Aralık 2000 tarihinde dernek bir broür dağıtmıtır.  
4 Aralık 2000 tarihinde polis, derneğin almıolduğu bu kararı yerinde tespit etmek üzere  
dernek binasına geldiğini bildiren bir tutanak düzenlemitir.  
Üsküdar Savcılığı 8 Aralık 2000 tarihli yazısında, bavuranı ifade vermeye çağırmıtır.  
8 ubat 2001 tarihinde hazırlanan iddianamede savcılık, bavuranın da içerisinde  
bulunduğu bazı kiiler hakkında 2908 sayılı dernekler kanunu temelinde bir cezai kovuturma  
balatmıtır. Savcılık, iddianamesinde özellikle derneğin F tipi cezaevlerinin açılmasını  
protesto eden tutuklulara destek vermek üzere açlık grevi balatma kararını ve üyelerinin  
broür dağıtmasını ön plana çıkarmıtır.  
Üsküdar Ceza Mahkemesi (bundan böyle « mahkeme » olarak tanımlanacak), 27 Nisan  
2001 tarihli durumada bir avukat tarafından temsil edilmeyen bavuranı dinlemitir.  
Bavuran, iddianamenin, derneğin 29 Kasım 2000 tarihinde aldığı kararın ve 4 Aralık 2000  
tarihli tutanağın okunmasından sonra kendisine yöneltilen iddiaları kabul etmitir.  
Mahkeme, bavuranın gıyabında 21 Eylül ve 7 Aralık 2001 ve yine 5 Nisan, 14 Haziran,  
7 Ağustos ve 8 Kasım 2002 tarihlerinde bir duruma gerçekletirmitir.  
Bavuranın gıyabında görülen 27 Aralık 2002 tarihli durumada, savcılık esas üzerinden  
taleplerini bildirmive iddianamesini tekrarlamıtır.  
2
2908 sayılı kanunun 37. maddesinin 1. fıkrası temelinde 27 Aralık 2002 tarihinde verdiği  
kararda mahkeme, bavuranı 29 Kasım 2000 tarihinde açlık grevi organize etmek ve broür  
dağıtmak suçlarından altı ay hapis cezasına mahkûm etmive daha sonra bu cezayı  
547 560 000 Türk Lirası (TRL) para cezasına çevirmitir.  
7 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtay’a sunduğu adil yargılama ve dernekler kanunuyla ilgili  
ek layihasına atıfta bulunan bavuran bu kararın bozulmasını talep etmitir. Bavuran  
itirazında böyle bir broürün herhangi bir ahıs tarafından yayınlanmıolabileceğini ileri  
sürmütür.  
Yargıtay, 18 Kasım 2003 tarihli kararında temyiz edilen kararı onamıve bu kararını 19  
Aralık 2003 tarihinde Üsküdar Ceza Mahkemesi kalemine göndermitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 7, 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, açlık grevi balatma kararı alması ve broür dağıtması yüzünden ceza  
mahkemesi tarafından mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü ve dernek kurma hakkına  
müdahale tekil ettiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda AĐHS’nin 7, 10 ve 11. maddelerine  
atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın atıfta bulunduğu olayların daha ziyade AĐHS’nin 10. maddesinin  
uygulama alanına girdiği kanaatindedir (Türkiye aleyhine Karademirci ve diğerleri, no  
37096/97 ve 37101/97, prg. 25-26, CEDH 2005-I). Bu nedenle AĐHM, bavuranın  
ikâyetlerini yalnızca 10. madde bakımından inceleyecektir:  
Hükümet, bavuranın savına karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmekte ve bavurunun kabuledilemez  
olduğunu savunmaktadır. Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 10. maddesiyle ilgili ikâyetini  
ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini ileri sürmektedir.  
Bavuran, bu konuda görübildirmemitir.  
AĐHM, 7 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtay’a sunduğu ve adil yargılama, dernekler kanunu  
ve özetle ifade özgürlüğüne atıfta bulunduğu ek layihasında bavuranın verilen kararın  
bozulmasını talep ettiğini kaydetmektedir. Bu itibarla, bavuran AĐHM önünde dile getirdiği  
bu ikâyeti ulusal mahkemeler önünde de dile getirmitir. Bunun nedenle, Hükümetin  
iddiasını reddetmek uygun olacaktır.  
AĐHM, bu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla, ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
3
B. Esasa ilikin  
1. Bir müdahale olup olmadığı hakkında  
Bavuran, bakanı olduğu dernek tarafından alınan bir karar nedeniyle kendisinin ceza  
mahkemesince mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale tekil ettiğini ileri  
sürmektedir. Hükümet, durumun böyle olmadığını savunmaktadır. Bavuran gibi AĐHM de  
ihtilaflı müdahalenin ilgili ahsın ifade özgürlüğüne müdahale tekil ettiği kanaatini  
taımaktadır.  
2. Müdahalenin meruiyeti hakkında  
Böyle bir müdahalenin 10. maddeyle uyumlu olması için, “yasayla öngörülmesi”,  
maddenin 2. paragrafında yer alan meru amaçların birine veya birkaçına hizmet etmesi ve bu  
amaçlara ulamak için “demokratik bir toplumda gerekli ” görülmesi arttır.  
a) « Yasayla öngörülme »  
AĐHM, ceza mahkûmiyetinin 2908 sayılı kanunun 37. maddesinin 1. fıkrasına  
dayandırılmasına bavuranın karı çıkmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla AĐHM, ihtilaflı  
mahkûmiyetin yasal temele dayandığını not etmektedir.  
b) Meru amaç  
Hükümet, müdahalenin kamu düzenini korumayı ve bakalarının sağğını korumayı  
amaçlağını savunmaktadır. Bavuran, bu konuda görübildirmemektedir. AĐHM,  
Hükümetin kamu düzenini koruma görüüne katılmaktadır.  
c) « Demokratik bir toplumda gereklilik »  
Hükümet, bavuranın derneğinin tutuklu ve hükümlülerin aileleri arasında karıklıklı  
yardımlama ve dayanıma kurulmasını amaçladığını açıklamaktadır. Dernek, bu insanlara  
ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki destek vermeyi ve sağlık ihtiyaçlarını karılamayı  
önermektedir. Hükümet, bavuranın dernek adına açlık grevi balatma kararı alarak ve bunu  
uygulamaya koyarak tutukluların açlık grevi yapmasını tevik ettiğini ve onların hayatlarını  
tehlikeye attığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili ahısın dernekler kanununa aykırı  
hareket ettiğini ileri sürmekte ve bavurana verilen cezanın izlenen amaçla orantılı olduğunu ve  
ceza mahkûmiyetinin daha sonra para cezasına dönütürülğünü kaydetmektedir.  
Bavuran, iddialarını tekrarlamaktadır.  
Bu durumda, bavuranın mahkûmiyetinin « demokratik bir toplumda gerekli » olup  
olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu konuda AĐHM, özellikle Türkiye aleyhine Yalçın  
Küçük (no 28493/95, prg. 37, 5 Aralık 2002), Birleik Krallık aleyhine Sunday Times (no 1)  
(26 Nisan 1979, prg. 62, seri A no 30), Türkiye aleyhine Öztürk ([GC], no 22479/93, prg. 64,  
CEDH 1999-VI) ve Norveç aleyhine Nilsen ve Johnsen ([GC], no 23118/93, prg. 43, CEDH  
1999-VIII) kararlarında 10. maddeyle ilgili açıkladığı içtihadından doğan temel ilkeleri  
hatırlatmaktadır.  
AĐHM, böylece ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun asli temellerinden olup  
toplumun ilerlemesinin ve her bireyin gelimesinin balıca koullarından birini oluturduğunu  
hatırlatmaktadır. AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafına tabi olmak kaydıyla bu özgürlük,  
yalnızca olumlu karılanan ya da zararsız veya önemsiz olarak algılanan ‘bilgi’ ve ‘fikirler’  
için değil; ok edici, zedeleyici yahut kaygı verici bilgi ve fikirler için de geçerlidir. Bunlar,  
4
‘demokratik toplumun’ vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun, hogörünün ve açık fikirliliğin  
gerekleridir.  
AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı anlamında ‘gerekli’ sıfatı ile ‘acil bir toplumsal  
ihtiyacın’ varlığı kastedilmektedir. Genel anlamda ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik  
bir müdahalenin ‘gerekliliği’ ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kukusuz, müdahaleyi  
haklı kılacak nitelikte bir ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal  
mercilerin görevidir ve ulusal merciler bu konuda belli bir takdir payına sahiptir. Ancak bu  
takdir hakkı, AĐHM’nin mevzuat ve mevzuatı uygulayan mercilerin kararları üzerinde  
uygulağı denetimiyle birlikte değerlendirilir.  
Denetim yetkisini kullanırken AĐHM’nin görevi ulusal mahkemelerin yerini almak değil,  
bu mahkemelerin müdahaleyi tekil eden ‘kısıtlama’ ya da ‘cezalandırma’ kararlarının  
AĐHS’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğüyle bağdaıp bağdamadığına ilikin nihai  
kararı vermektir. Bu maksatla AĐHM, sözkonusu müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde  
değerlendirmelidir (bakınız, diğerleri arasından, Avusturya aleyhine Lingens kararı, 8  
Temmuz 1986, prg. 46, seri A no 103 ; Yunanistan aleyhine Rizos ve Daskas kararı, no  
65545/01, prg. 44, 27 Mayıs 2004).  
Mevcut davada AĐHM, 10. maddenin ‘herkese’ ifade özgürlüğü güvencesi sunduğunu ve  
yine 10. maddenin bu özgürlüğün kullanılması noktasında güdülen amacın niteliğine göre ya  
da gerçek veya tüzel kiilerin oynadıkları role göre bir ayrım yapmadığını hatırlatmanın  
faydalı olacağı kanaatindedir (Türkiye aleyhine Tapkan ve diğerleri kararı, no 66400/01, prg.  
68, 20 Eylül 2007).  
AĐHM, bavuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının ihtilaflı açlık grevi balatma ve  
broür dağıtma eylemleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu bağlamda,  
bavuranın tutuklu ve hükümlü aileleri yardımlama derneği « Anadolu TAYAD » üyesi  
olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur. Olayın meydana geldiği dönemde, yeni cezaevi  
rejiminde koğuyerine bir ila üç kiilik yaam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin  
kurulmasını protesto etmek amacıyla tutukluların açlık grevleri balattığı bilinmektedir  
(Türkiye aleyhine Balyemez kararı, no 32495/03, prg. 24, 22 Aralık 2005 ; Türkiye aleyhine  
Tekin Yıldız kararı, no 22913/04, prg. 16, 10 Kasım 2005). AĐHM, o dönemde kamuoyunun bu  
olaylardan kitlesel medya organları yoluyla haberdar olduğunu not etmektedir. Bavuran ve  
diğer « Anadolu TAYAD » dernek üyeleri bu iki tip eylemi uygulamaya koyarak sadece  
cezaevlerinde balatılan açlık grevleri ve F tipi cezaevlerinin kendi deyimleriyle içler acısı  
durumdaki tutukluk koulları hakkında kamuoyunun duyarlılığını artırmayı amaçlamılardır.  
Oysa burada, bavuran bakalarını açlık grevi yapmaya veya iddet uygulamaya ya da silahlı  
direnie ve ayaklanmaya tevik etmemitir. Sadece aralarında yakın akrabasının da bulunduğu  
tutuklularla dayanıma içerisinde yapılan bu eylemler vasıtasıyla Türk toplumunun  
gündeminde olan bir konu üzerinde kamuoyunun duyarlılığını artırmak istemitir.  
AĐHM, bavuranın daha sonra para cezasına çevrilen hapis cezası mahkûmiyetini  
dosyadaki tüm unsurlar ıığında incelemive demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün  
çok önemli bir yeri olması dolayısıyla bu mahkûmiyetin « demokratik bir toplumda » gerekli  
olmadığı kanaatine varmıtır. Özellikle, kullanılan yöntemler izlenen amaca göre orantısızdır.  
Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
5
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisine yöneltilen iddialar hakkında bilgilendirilmediğinden ikâyetçi  
olmaktadır. Bavuran, yasal haklarının kendisine hatırlatılmadığını ve özellikle mali  
durumunun yetersiz olması dolayısıyla kendisine resen bir avukat tayin edilmediğini ve bu  
yüzden avukat yardımı alamadığını ileri sürmektedir. Bavuran ayrıca, ulusal mahkemelerin  
gerekçesiz karar verdiklerini savunmaktadır. Son olarak bavuran, ceza mahkemesinin  
bağımsız ve tarafsız olmadığını, zira iddia makamı ve hakim heyetinin aynı platform üzerinde  
oturmalarına karın kendisinin sanık olarak ayrı bir yerde ve ayakta bekletildiğini böylece  
iddia makamının hakim heyetine dahilmigibi gösterildiğini oysa ki o makamın savcılığı  
temsil ettiğini ve ayrı oturması gerektiğini ileri sürmektedir. Bu gerekçeyle bavuran  
AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. Gerekçenin olmaı  
Bavuran, ulusal mahkemelerin gerekçesiz karar verdiklerini iddia etmekte ve AĐHS’nin 6.  
maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, ceza mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararında, bavuranın bakan olma  
sıfatıyla açlık grevi organize etme ve broür dağıtma eylemlerinden dolayı mahkûm  
edildiğinin açık bir ekilde görüldüğünü not etmektedir. Ayrıca Yargıtay, kanuni hüküm  
verirken bavuranın dile getirdiği her argümana detaylı olarak cevap vermek durumunda  
değildir.  
Bunun sonucu olarak, bu ikâyet, desteklenmediği ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4.  
maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmelidir.  
2. Bağımsız ve tarafsız mahkeme  
Bavuran, iddia makamının hakim heyetiyle aynı platformda oturması dolayısıyla ceza  
mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmekte ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın bu ikâyeti ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini ve ilk olarak  
burada açıkladığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla bu ikâyet AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları bağlamında iç hukuk  
yolları tüketilmediği için reddedilmelidir.  
3. AĐHS’nin 6. maddesine dayandırılan diğer ikâyetler  
Bavuran, ilk önce yasal haklarının kendisine hatırlatılmadığını ve özellikle maddi  
durumunun yetersiz olması dolayısıyla resen tayin edilmesi gereken bir avukat yardımından  
yararlanamadığını ileri sürmektedir. Bavuran, kendisine yöneltilen iddialar hakkında  
bilgilendirilmediğinden ikâyetçi olmakta ve ceza mahkemesi önünde savunma yazısını sunma  
imkânı bulamadığını kaydetmektedir. Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3. paragraflarına  
atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, derneğin almıolduğu kararı yerinde tespit etmek ve bir tutanak düzenlemek  
üzere polisin dernek binasına geldiğini kaydetmektedir.  
6
Bavuran, ifadesi alınmak üzere savcılığa çağırılmıve daha sonra hakkında bir iddianame  
hazırlanmıtır. Üsküdar Ceza mahkemesi önünde 27 Nisan 2001 tarihinde görülen ilk  
durumada iddianame okunmutur. Bu iddianamede ihtilaflı olayların yer ve tarihleri  
açıklanmı, uygulanacak kanun maddeleri belirtilmitir. Üstelik, Hükümet aynı durumada  
bavuranın kendisine isnad edilen suçları kabul ettiğini bildirmektedir. Hükümet ayrıca ilgili  
ahsın kendisine resen hukuki yardım sağlanması için gerekli koulları haiz olduğunu, ancak  
bavuranın hiçbir zaman böyle bir talepte bulunmadığını kaydetmektedir. Hükümet, ceza  
mahkemesi önünde görülen ilk durumalar sırasında bir avukat tarafından temsil edilmeyen  
bavuranın kendisini tek baına avukat yardımı olmaksızın savunacağını bildirdiğini, ancak  
daha sonraki durumalara katılmadığını belirtmektedir.  
Bavuran bu konuda görübildirmemitir.  
AĐHM, bavuran aleyhine Üsküdar Ceza Mahkemesi önünde bir cezai kovuturma  
balatıldığını ve bavuranın 27 Nisan 2001 tarihli durumada dinlendiğini tespit etmektedir.  
Bu konuyla ilgili olarak ve Hükümetin görüleri ıığında AĐHM, 28 Ekim 2008 tarihinde  
gönderdiği mektupta bavurana özellikle kendisi aleyhine yürütülen yargılama sırasında hangi  
nedenlerle avukat yardımı istemediğini ve hangi gerekçelerle hukuki yardım talep etmediğini  
sormutur. Öte yandan AĐHM, bavuranın Üsküdar Ceza Mahkemesi önünde görülen  
durumalardan haberdar olmadığı varsayımından yola çıkarak ; mahkemenin verdiği bu  
kararın bir suretini sonradan elde edebileceğini ve müteakiben Yargıtay’a bavurabileceğini  
bildiği halde kendisine niçin bunu yapmadığını sormuancak bavurandan yine bir cevap  
alamatır.  
Sonuç olarak, AĐHM’nin bilgi taleplerine bavurandan cevap gelmemesi nedeniyle  
sözkonusu ikâyetlerin AĐHM tarafından incelenmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca AĐHM,  
bavuranın bu ikâyetlerde ısrar etmediği kanaatini taımaktadır.  
Dolayısıyla, bavurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olduğundan AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 5.000 Euro manevi tazminat ve para cezası olarak ödemiolduğu 547.600.000  
TL’yi (yaklaık 313 Euro) talep etmektedir. Bavuran buna ilikin makbuzu sunmaktadır.  
Hükümet bu miktara karı çıkmaktadır.  
Bavuranın daha sonradan para cezasına çevrilen mahkumiyeti nedeniyle AĐHS’nin 10.  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AĐHM 313 Euro’ya tekabül eden sözkonusu  
meblağın bavurana verilmesi kanaatindedir. AĐHM mevcut kararın kendisinin bavuranın  
uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından balı baına bir adil tatmini oluturduğunu  
kaydetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukukta yapmıolduğu yargılama giderleri için 1.500 Euro ve AĐHM  
nezdindeki giderler için 7775 Euro talep etmektedir. Bavuran tercüme masrafları için 250  
7
Euro talep etmekte, fakat herhangi bir belge sunmamaktadır. Bavuran yalnızca avukatı ile  
yapılan avukatlık sözlemesini iletmektedir.  
Hükümet bu miktarların doğruluğuna itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu bavuruda mahkemeye sunulan deliller  
ve sözü edilen kıstaslar ıığında AĐHM, bavuranın ulusal mahkemeler önünde yapmıolduğu  
yargılama giderlerine ilikin talebini reddetmekte, AĐHM nezdinde yapılan yargılama masraf  
ve giderleri için bavurana 2.300 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana  
üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranın AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki ikayetinin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalan ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Mevcut kararın kendisinin bavuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından  
balı baına bir adil tatmini oluturduğuna;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:  
i. bavurana 313 (üç yüz on üç ) Euro maddi tazminat ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için bavurana 2 300 (iki bin üç yüz) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 30 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8
9