‘demokratik toplumun’ vazgeçilmezleri olan çoğulculuğun, hoꢀgörünün ve açık fikirliliğin
gerekleridir.
AĐHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı anlamında ‘gerekli’ sıfatı ile ‘acil bir toplumsal
ihtiyacın’ varlığı kastedilmektedir. Genel anlamda ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik
bir müdahalenin ‘gerekliliği’ ikna edici surette ortaya konulmalıdır. Kuꢀkusuz, müdahaleyi
haklı kılacak nitelikte bir ihtiyacın var olup olmadığını değerlendirmek ilk elde ulusal
mercilerin görevidir ve ulusal merciler bu konuda belli bir takdir payına sahiptir. Ancak bu
takdir hakkı, AĐHM’nin mevzuat ve mevzuatı uygulayan mercilerin kararları üzerinde
uyguladığı denetimiyle birlikte değerlendirilir.
Denetim yetkisini kullanırken AĐHM’nin görevi ulusal mahkemelerin yerini almak değil,
bu mahkemelerin müdahaleyi teꢀkil eden ‘kısıtlama’ ya da ‘cezalandırma’ kararlarının
AĐHS’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğüyle bağdaꢀıp bağdaꢀmadığına iliꢀkin nihai
kararı vermektir. Bu maksatla AĐHM, sözkonusu müdahaleyi davanın bütünlüğü içinde
değerlendirmelidir (bakınız, diğerleri arasından, Avusturya aleyhine Lingens kararı, 8
Temmuz 1986, prg. 46, seri A no 103 ; Yunanistan aleyhine Rizos ve Daskas kararı, no
65545/01, prg. 44, 27 Mayıs 2004).
Mevcut davada AĐHM, 10. maddenin ‘herkese’ ifade özgürlüğü güvencesi sunduğunu ve
yine 10. maddenin bu özgürlüğün kullanılması noktasında güdülen amacın niteliğine göre ya
da gerçek veya tüzel kiꢀilerin oynadıkları role göre bir ayrım yapmadığını hatırlatmanın
faydalı olacağı kanaatindedir (Türkiye aleyhine Tapkan ve diğerleri kararı, no 66400/01, prg.
68, 20 Eylül 2007).
AĐHM, baꢀvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının ihtilaflı açlık grevi baꢀlatma ve
broꢀür dağıtma eylemleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu bağlamda,
baꢀvuranın tutuklu ve hükümlü aileleri yardımlaꢀma derneği « Anadolu TAYAD » üyesi
olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur. Olayın meydana geldiği dönemde, yeni cezaevi
rejiminde koğuꢀ yerine bir ila üç kiꢀilik yaꢀam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin
kurulmasını protesto etmek amacıyla tutukluların açlık grevleri baꢀlattığı bilinmektedir
(Türkiye aleyhine Balyemez kararı, no 32495/03, prg. 24, 22 Aralık 2005 ; Türkiye aleyhine
Tekin Yıldız kararı, no 22913/04, prg. 16, 10 Kasım 2005). AĐHM, o dönemde kamuoyunun bu
olaylardan kitlesel medya organları yoluyla haberdar olduğunu not etmektedir. Baꢀvuran ve
diğer « Anadolu TAYAD » dernek üyeleri bu iki tip eylemi uygulamaya koyarak sadece
cezaevlerinde baꢀlatılan açlık grevleri ve F tipi cezaevlerinin kendi deyimleriyle içler acısı
durumdaki tutukluk koꢀulları hakkında kamuoyunun duyarlılığını artırmayı amaçlamıꢀlardır.
Oysa burada, baꢀvuran baꢀkalarını açlık grevi yapmaya veya ꢀiddet uygulamaya ya da silahlı
direniꢀe ve ayaklanmaya teꢀvik etmemiꢀtir. Sadece aralarında yakın akrabasının da bulunduğu
tutuklularla dayanıꢀma içerisinde yapılan bu eylemler vasıtasıyla Türk toplumunun
gündeminde olan bir konu üzerinde kamuoyunun duyarlılığını artırmak istemiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın daha sonra para cezasına çevrilen hapis cezası mahkûmiyetini
dosyadaki tüm unsurlar ıꢀığında incelemiꢀ ve demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün
çok önemli bir yeri olması dolayısıyla bu mahkûmiyetin « demokratik bir toplumda » gerekli
olmadığı kanaatine varmıꢀtır. Özellikle, kullanılan yöntemler izlenen amaca göre orantısızdır.
Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
5