CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KARABĐL -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 5256/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Haziran 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Hüseyin Karabil (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 22  
Haziran 2001 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
5256/02 numaralı bavuru sonucu bu dava görülmektedir  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından T.  
Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1971 doğumlu, Đzmir’de ikamet eden bavuran HADEP’in (Halkın Demokrasi Partisi)  
gençlik kolunun aktif bir üyesiydi.  
Bavuran, 11 Mart 1999 günü saat 16.00 sıralarında Đzmir Emniyet Müdürlüğü  
(« Müdürlük») terörle mücadele ubesi tarafından yakalanmıtır. Bavuranın imzaladığı  
yakalama tutanaklarından anlaıldığına göre, M.Ç., .E. ve K.K. isimli ahıslar kendisinin  
PKK terör örgütü lideri A. Öcalan’ın tutuklanmasına karı Ege bölgesinde balatılan protesto  
eylemlerinin sorumlusu olduğunu ihbar etmilerdir.  
Saat 16.50 sıralarında bavuran, Atatürk Üniversitesi Hastanesi’nde tıbbi kontrolden  
geçirilmitir. Bu muayene sonucu hazırlanan raporda ilgili ahsın vücudunda darp ve yara  
izine rastlanmadığı belirtilmitir.  
Bavuran, tıbbi muayeneden sonra kendisine gözaltı sırasında konumama ve gözaltı  
bitiminde bir avukat isteme hakkı olduğunu hatırlatan formu imzalamıve emniyet  
müdürğünde gözaltına alınmıtır.  
Ertesi gün, saat 3 sıralarında, bavuranın refakâtinde, kaldığı evde bir arama  
gerçekletirilmitir. Bu aramada herhangi bir suç unsuru bulunamamıtır.  
Daha sonra, bavuran M.Ç., K.K. ve .E.’nin kendi emri altındaki militanlar olduğunu  
kabul etmitir.  
13 Mart günü, bavuranla yüzletirilen S.A. isimli ahıs bavuranın söz konusu propaganda  
eylemlerinin elebaı olduğunu ifade etmitir.  
Aynı gün, ikence altında sorgulandığını iddia eden bavuran, Türkiye ‘ye döndükten sonra  
A. Öcalan lehine gösteriler düzenlemek üzere Romanya’daki PKK kamplarında ideolojik  
eğitim aldığını doğrulayan ifadesini imzalamıtır. Bu sekiz sayfalık ifade, yapılan eylem  
planları ile eylemin aktörleri hakkında oldukça detaylı bilgiler içermektedir.  
Gözaltı süresi 15 Mart 1999 günü son bulmuve saat 13.00 sıralarında bavuran Adli Tıp  
Kurumu yerel ube müdürlüğünde yeniden muayene edilmitir. Muayene eden doktor hiçbir  
iddet izine rastlamamıtır.  
2
Hemen sonrasında bavuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı  
(« Savcı » – « ĐDGM ») önüne çıkarılmıtır. Bavuran, ikenceden kurtulmak için  
uydurduğunu söyleyerek daha önce verdiği ifadeyi inkâr etmitir.  
Daha sonra ĐDGM nöbetçi hakimi önüne çıkarılan bavuran, ısrarla ifadesini inkâr etmitir.  
Hakimin tutuklanmasına karar vermesinden sonra bavuran, Aydın’ın Nazilli ilçesindeki E  
tipi cezaevine nakledilmitir.  
16 Nisan 1999 tarihinde savcı, iddianamesinde ( Kod adı Ahmet olan) bavuran ile birlikte  
diğer yirmi kiiyi PKK terör örgütü üyesi olmak ve örgüte yataklık yapmakla suçlamıtır.  
Savcı, bu suçlamaları Türk Ceza Kanunu’nun 168. ve/veya 169. maddeleri ile 3713 sayılı  
Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayandırmıtır.  
Dava, 21 Nisan 1999 tarihinde biri askeri olmak üzere üç yargıçtan oluan ĐDGM’de  
görülmeye balamıtır. Đlk durumada yalnızca usul konuları tartıılmıtır.  
2 Haziran 1999 tarihinde yapılan bir sonraki durumada yargıçlar, dava dosyasındaki  
unsurlar hakkında sanıkların söyleyeceklerini dinlemitir. Bavuran, isnat edilen suçlamaları,  
aleyhinde sunulan kanıt belgelerini ve özellikle ikence altında verdiği ve gözleri bağlı bir  
ekilde imzalamak zorunda kaldığı itiraf ifadesini kesin olarak reddetmitir. Bavuran buna  
karın, savcı ve nöbetçi hakim önünde söylediklerini aynen tekrarlamıtır.  
Bavuranın avukatı Aslan ise müvekkilini suçlu gösteren tek unsurun kendinin ve diğer  
sanıkların yine ikence altında alınan itirafları olduğunu savunmuve tüm sanıkların yeniden  
doktor kontrolünden geçirilmesini talep etmitir.  
ĐDGM, yeniden doktor kontrolüne gerek olmadığını ve dosyada kötü muamele iddialarını  
çürütecek yeterli tıbbi delillerin bulunduğunu açıklamıtır.  
18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesi değitirilmive askeri yargıçlar  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden çıkarılmıtır. Askeri yargıçlar, 22 Haziran 1999  
tarihinde sivil yargıçlarla değitirilmitir (eski mevzuatın sunumu için, bakınız Türkiye  
aleyhine Incal davası, 9 Haziran 1998, prg. 26-29, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-IV).  
Askeri yargıcın yerine atanan sivil yargıçla görülen ve avukat Aslan’ın hazır bulunduğu ilk  
duruma 22 Temmuz 1999 tarihinde gerçeklemitir. Avukat, suç ortaklarından A.Đ.’nin  
tahliyesinden sonra aldığı tıbbi rapordaki endie verici bulgulara dayanarak ĐDGM’den bir  
önceki kararını (yukarıdaki ilgili paragraf in fine) değitirmesini ve müvekkilinin yeniden  
muayene edilmesini talep etmitir. Diğer sanıkların avukatları da aynı talepte bulunmulardır.  
Esas hakimleri, bu talebi eski mahkeme heyetinin gerekçesini benimseyerek reddetmitir.  
Avukat Aslan, 16 Eylül 1999 tarihli durumada biri Romanya’da ikâmet eden H.H. ve  
diğeri bavuranın babası K. Karabil olmak üzere Ahmet isminin müvekkilinin kod adı değil  
ikinci adı olduğunu doğrulayan lehte iki tanığın dinlenmesini talep etmitir.  
ĐDGM, K. Karabil’in dinlenmek üzere mahkemeye çağrılmasını kararlatırmıve ayrıca  
istinabe yoluyla ifadesinin alınması uzun süreceği gerekçesiyle savunmaya H.H.’yi mahkeme  
huzuruna çıkarması için 2 Kasım 1999 tarihine kadar süre vermitir.  
3
2 Kasım 1999 tarihli durumada dinlenen K. Karabil, Ahmet isminin oğlunun ikinci adı  
olduğunu teyit etmitir. Öte yandan Avukat Aslan, H.H.’nin mahkeme huzuruna çıkarılması  
için ek süre talep etmive C.S.’nin müvekkilinin adını olaylara bulatıran ifadelerinin  
dosyaya dahil edilmesini istemitir.  
ĐDGM hakimleri, ek süre talebini kabul etmekle beraber, Avukat Aslan’ın, C.S.’nin  
savunma için gerekli olduğunu düündüğü ifadelerini bizzat kendisinin temin etmesi  
gerektiğine hükmetmilerdir.  
14 Aralık 1999 tarihli durumada Avukat Aslan H.H.’yi mahkeme huzuruna çıkarma  
yükümlülüğünün kaldırılmasını talep etmive H.H.’nin ifadesinin istinabe yoluyla  
alınmasının daha doğru olacağını savunmutur. Esas hakimleri, geciktirici bir çözüm yolu  
olarak değerlendirdikleri bu talebi reddetmilerdir.  
ĐDGM, 20 Ocak 2000 tarihinde Avukat Aslan’a soruturmaların geniletilmesi isteğini  
haklı gösterecek argümanları yazılı olarak sunması için bir süre vermitir.  
Oysa, 22 ubat günü görülen durumada Avukat Aslan bu yönde bir talebinin olmadığını  
beyan etmitir.  
5 Nisan 2000 tarihli durumada Avukat Aslan, C.S.’nin müvekkilini olaylara bulatıran  
ifadeleriyle ilgili tutanakların kopyasını mahkemeye sunmutur. Esas hakimleri, ifadeleri  
okutmuve dava dosyasına dahil etmitir.  
18 Mayıs 2000 tarihinde ĐDGM, bavuranı PKK terör örgütüne üye olmaktan on iki yıl altı  
ay hapis cezasına mahkûm etmitir. Karar gerekçelerine göre, her ne kadar ilgili ahıs zorla  
ifade verdiğini iddia etse de, S.A. ile yüzletirme tutanakları, M.Ç., K.K. ve .E. tarafından  
yapılan tehisler ve beyanlar ile yine E.K. ve M.Y.’nin verdiği ifadeler savcının  
iddianamesini teyit etmektedir.  
Bavuran, duruma talebiyle temyize gitmive duruma tarihi 6 Aralık 2000 günü olarak  
belirlenmitir.  
4 Aralık 2000 tarihinde Avukat Aslan, Yargıtay kalemine acil bir yazı göndererek, sağlık  
sorunu dolayısıyla durumanın ileri bir tarihe ertelenmesini talep etmitir. Avukat, bu talebini  
haklı göstermek amacıyla 3 Aralık’ta balayan ve begün istirahat öngören doktor raporunu  
yazısına eklemitir. Ancak, bu yazı mahkeme kalemine 11 Aralık 2000 günü ulave  
duruma Avukat Aslan’ın yokluğunda gerçeklemitir. Bu durum karısında avukat, itirazının  
mahkeme defterine yeniden yazılmasını ve baka bir duruma tarihi belirlenmesini talep  
etmitir. Avukatın bu talebi cevapsız bırakılmıtır.  
Bu arada, basavcı itirazın kabuledilebilirliği ve meruluğu üzerine üç sayfalık görüꢀ  
bildirisini mahkeme kalemine sunmutur. Bu tebliğname bavuran tarafına iletilmemitir.  
Yargıtay, 25 Ocak 2001 tarihinde dosyadaki unsurlara ve yazılı belgelere dayanarak,  
bavuranın mahkûmiyetini onamıtır. Bu karar, 31 Ocak günü Avukat Aslan’ın yokluğunda  
ilan edilmitir.  
1 Haziran 2005 tarihinde mahkûmların lehine olan bazı hükümlerin uygulanması amacıyla  
davaların yeniden açılmasını öngören 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmitir.  
4
Buna istinaden bavuran, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yargılanmıtır. Ağır  
Ceza Mahkemesi, 25 Ekim 2005 tarihinde bavuranın hapis cezasını altı yıl üç aya indirmitir.  
Bavuranın bu karara itirazı 8 Mart 2006 tarihinde reddedilmitir.  
HUKUK  
I. ĐHTĐLAF KONUSU  
Bavuran, genel anlamda devlet güvenlik mahkemelerinin kendi alanına giren suçlarda  
baskıcı bir rejim uyguladığından ikâyetçi olmakta ve yargılamanın birçok yönden AĐHS’in 6.  
maddesi bakımından adil olmadığını ileri sürmektedir:  
a. Đlk olarak bavuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 a fıkrası çiğnenerek kendisine isnat  
edilen suçların niteliği ve konusu hakkında bilgilendirilmediğini savunmaktadır.  
b. Bavuran ayrıca, AĐHS’nin 6. maddesinin 3 b ve 3 c fıkralarına atıfta bulunarak, bir  
yandan ön soruturma sırasında bir avukat yardımı alamadığından (birinci bölüm), diğer  
yandan soruturmanın bu safhasında, ikence altında itiraf ettirme gibi yasal olmayan bir yolla  
elde edilen kanıt belgesinin devlet güvenlik mahkemesi tarafından dikkâte alınmasından  
(ikinci bölüm) ikâyetçi olmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak bavuran, elektrook uygulaması,  
soğuk su sıkılması, testiküllerinin ezilmesi gibi ikencelere maruz kaldığını ifade ettiği halde  
hakimlerin bu ikâyetlere karı pasif davrandığını ve özellikle Đstanbul Protokolü kriterlerine  
uygun olarak yeniden doktor kontrolünden geçme talebini reddettiklerini ileri sürmektedir  
(bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Batı ve diğerleri davası, no 33097/96 ve 57834/00,  
prg. 100, CEDH 2004-IV (alıntılar)).  
c. Davanın ilk derece mahkemesinde görülen bölümüyle ilgili olarak bavuran,  
yargılamanın bir kısmında askeri bir yargıcın bulunması ( birinci bölüm) ve diğer yargıç  
atamalarının da yürütme gücüne bağlı olması (ikinci bölüm) dolayısıyla AĐHS’nin 6/1  
maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız sayılamayacak bir mahkeme tarafından yargılandığını  
iddia etmektedir.  
d. Đlgili ahıs bunlara ilaveten, lehte tanıklar H.H. ve K. Karabil’i mahkeme huzurunda  
dinletemediğinden ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3d fıkraları hiçe sayılarak kendisinin  
mahkûmiyetine neden olan ifadeleri veren C.S. ve diğer suçortaklarının sorgulanmadığından  
ikâyetçi olmaktadır.  
e. Öte yandan bavuran, AĐHS’nin 6 / 3 b maddesine atıfta bulunarak, davayı gören  
mahkemeden uzakta bulunan bir hapishanede tutuklu kaldığını ve bu nedenle avukatıyla sık  
sık görüme fırsatı bulamayarak, savunmasını gerektiği gibi hazırlayamadığını iddia  
etmektedir.  
f. Bavuran, yukarıdaki ikâyetler bütünüyle göz önüne alındığında AĐHS’nin 6/2  
maddesinin de ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.  
g. Bunlara ilaveten bavuran, yine aynı çerçevede, yargılamanın sivil mahkemelerde değil  
de daha olumsuz kararlar veren devlet güvenlik mahkemelerinde görülmesi nedeniyle  
AĐHS’nin 14. maddesinde yasaklanan bir ayrımcılığa maruz kaldığı kanaatindedir.  
5
h. Bavuran, temyiz safhasıyla ilgili olarak AĐHS’nin 6/3 b maddesine atıfta bulunmakta ve  
Yargıtay’da görülen durumada avukatının bulunamadığını, bu nedenle haksız bir ekilde  
itiraz hakkının kullanılmayacağı sonucuna varılarak kendisinin mağdur edildiğini ileri  
sürmektedir.  
ı. Bu bakımdan bavuran, temyiz bavurusu hakkında basavcının tebliğnamesinin  
kendisine iletilmediğini vurgulamaktadır.  
j. Bavuran son olarak, Yargıtay’ın verdiği kararın kendisine tebliğ edilmemesinin  
AĐHS’nin bireysel bavuruyu güvence altına alan 34. maddesinin ihlali anlamına geldiğini,  
çünkü avukatının ĐDGM kalemi nezdinde takip etmesi sayesinde AĐHM’ye altı aylık süre  
aılmadan bavurabildiğini ileri sürmektedir.  
II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
Hükümet, bu iddialara itiraz etmekte ve bavuran ulusal mahkemeler önünde bavuruya  
konu ikayetlerini dile getirmediğinden bavurunun tamamı için iç hukuk yollarının  
tüketilmediği itirazını yapmaktadır.  
AĐHM, konuyla ilgili yerleik içtihadının ıığında elindeki tüm unsurları dikkâtle  
inceledikten sonra, yukarıda (a), (c), (e), (g), (h) ve (j) paragraflarında dile getirilen ikâyetler  
bakımından, AĐHS’nin 6. maddesiyle koruma altına alınan hakların ihlâl edildiğini gösteren  
herhangi bir unsur tespit edememive dolayısıyla Hükümetin gerekçelendirilmemiitirazı  
hakkında görübildirmesine gerek olmadığı kanaatine varmıtır.  
Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan  
yoksun oldukları gerekçesiyle bu ikâyetlerin kabuledilemez olduğunu ilan etmektedir.  
Buna karın AĐHM, yukarıda (b), (d), (f) ve (i) paragraflarında belirtilen ikâyetlerin baka  
bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunamadığını ve bu nedenle kabul edilmesinin uygun  
olacağını kaydetmektedir.  
III. ESASA ĐLĐꢁKĐN  
A. Đlk derece mahkemesinde görülen yargılamayla ilgili ikâyetler  
Ön soruturma safhasında bavuranın avukata eriim hakkının ihlâl edildiği iddiası  
hakkında Hükümet, o dönemde yürürlükte olan 2845 sayılı yasa gereğince sanıklara ancak  
tutuklandıktan sonra bir avukat yardımı alma hakkı verildiğini hatırlatmaktadır. Bu konuyla  
ilgili olarak Hükümet, Türkiye aleyhine Yıldız ve Sönmez davası ((karar), no 3543/03 ve  
3557/03, 5 Aralık 2006) kararına atıfta bulunmakta ve bütünüyle ele alındığında ihtilaflı  
yargılamanın adil olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır.  
Buna ilikin olarak AĐHM, bu konuda esas kural olan Salduz içtihadına atıfta bulunur.  
Salduz kararında ortaya çıkan ilkeler, daha eski olan Yıldız ve Sönmez kararındaki ilkelerin  
yerine geçmitir. Yine özellikle baskı altında verilen ifadenin mahkûmiyet kararında  
kullanılğı iddiasını inceleyen bir önceki Örs ve diğerleri davasındaki ilkeleri de  
geniletmitir. (ilgili bölüm, prg. 59-61, ve Türkiye aleyhine Söylemez davası, 21 Eylül 2006  
tarihli karar, prg. 121-125 –Salduz kararıyla karılatırınız, ilgili bölüm, prg. 54)  
6
Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa izin vermediği için bavuranın gözaltı  
sırasında – yani sorgulanma esnasında - avukat yardımı almadığına kimse itiraz etmemektedir  
(Salduz, ilgili bölüm, prg. 27, 28). Aynı ekilde ĐDGM’nin bavuranın mahkumiyetine karar  
verirken itiraflarını delil olarak kabul ettiği ve elindeki diğer unsurları bunu doğrulayıcı kanıt  
belgeleri olarak kullandığı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.  
Bu artlar altında, Salduz kararının ilgili bölümlerinde belirtilen gerekçelerle AĐHS’nin 6.  
maddesinin 1 ve 3 c) maddelerinin ihlâl edildiği sonucuna varılmaktadır (bakınız, ayrıca,  
Türkiye aleyhine Böke ve Kandemir davası, no 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, prg. 71,  
10 Mart 2009).  
AĐHM, mahkeme önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi konusunda AĐHS’nin 6/3.  
maddesi bakımından ortaya çıkan temel hukuki sorunu karara bağladığı kanaatindedir  
(bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası, no 37410/97, prg. 64,  
10 Mayıs 2007).  
Bu nedenle AĐHM, baskı altında elde edilen delillerin kullanılmasıyla ilgili ikâyetlerin  
meruluğu (yukarıdaki ilgili paragraf – ikinci bölüm) ile yine silahların eitliği ilkesinin ihlâl  
edildiği ve/veya masumiyet karinesinin çiğnendiği iddiaları hakkında ayrıca karar verme  
gereğinin olmadığı kanaatindedir.  
B. Đkinci derece mahkemesinde görülen yargılamayla ilgili ikâyetler  
Hükümet, o dönemde, basavcının dava dosyasına dahil edilen tebliğnamesini okumak  
üzere bavuranın Yargıtay kalemine müracaat etmesine herhangi bir engel bulunmadığını  
kaydetmektedir. Hükümete göre bu durum, 2 Ocak 2003 ile 1 Haziran 2005 tarihlerinde  
yapılan adli reformlarla bu sorun çözülene kadar herkesin normal bir ekilde gerçekletirdiği  
ve Avukat Aslan’ın da bilmesi gereken bir uygulamadır.  
AĐHM, daha önce Türkiye aleyhine Göç davasında ([GC], no 36590/97, prg. 14, CEDH  
2002-V) alınan emsal kararda buna benzer bir ikâyeti karara bağladığını hatırlatmaktadır.  
Hükümet tarafından sunulan kanıt ve argümanları inceleyerek, geçmidavalardaki  
tespitlerinden sapmayı gerektirecek hiçbir unsur bulunmadığını kaydeden AĐHM, basavcının  
tebliğnamesinin bavurana iletilmediği gerekçesiyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlâl edildiği  
sonucuna varmaktadır (ibidem, prg. 55 ; ayrıca bakınız, Yayan, ilgili bölüm, prg. 46-48 ve  
burada nakledilen içtiat)  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran bütün dava süreci boyunca avukat yardımından yararlanmak durumunda kalması  
nedeniyle uğradığı maddi kayba karılık 1.500 Euro maddi tazminat ve 20.000 Euro manevi  
tazminat talep etmektedir.  
Hükümet’e göre bu taleplerin ciddi hiçbir yanı bulunmamaktadır ve gerçeklikten uzaktır.  
AĐHM tespit edilen ihlaller ve öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı  
kurulamadığını belirtmekte ve bu talepleri reddetmektedir. AĐHM buna karılık, bavurana  
7
1.500 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlatırmaktadır (sözü edilen Salduz kararı ile  
karılatırınız).  
Bu bavuruda 5237 sayılı TCK’nın yeni hükümleri ıığında ihtilaf konusunu oluturan  
olaylarla ilgili olarak bavuranın davasının yeniden incelenmesi amaca hizmet etmemektedir.  
Nitekim uyarlama durumasının amacı lehe olan kanun hükümlerinin uygulanması olup, ne  
bir önceki ceza davası nedeniyle bavuranın maruz kaldığı sonuçları telafi edecek ne  
bavuranın mağdur niteliğini ortadan kaldıracak bir süreçtir (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı, no:  
22479/93). Bu nedenle, AĐHM prensip olarak en uygun telafi yönteminin bavuranın talep  
etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karılayacak ekilde yeniden  
yargılanması olacağı hususunu bir kez daha yineler (Bkz. ibidem, mutatis mutandis Gençel-  
Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003-ilke olarak bkz. aynı zamanda Teteriny-Rusya no:  
11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-  
Türkiye kararı no: 52658/99, 17 Temmuz 2007).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran avukatlık giderleri için 2.000 Euro ve posta ve haberleme masrafları için 650  
Euro talep etmektedir. Bavuran avukatlık ücreti ile ilgili olarak özetle on altı saati AĐHM  
önünde olmak üzere toplam 136 saatlik çalımanın yapıldığını belirtmektedir.  
Hükümet iç hukukta yapılan yargılama giderlerine itiraz etmekte ve kalan diğer yargılama  
masrafları iddialarının ispat edici bir yönünün olmadığını savunmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Kaldı ki yargılama masraf ve giderleri ancak  
ihlalin olması ölçüsünde geri ödenmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Beyeler-Đtalya (adil  
tatmin), no: 33202/96, 28 Mayıs 2002 ve ahin-Almanya kararı no: 30943/96).  
Bu bavuruda mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıığında AĐHM, bütün  
yargılama masraf ve giderleri için bavurana 2.000 Euro ödenmesini kararlatırmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana  
üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının b), ve/veya c) ve d) fıkraları ile  
AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafı hakkında yapılan bavurunun kabuledilebilir, bunun  
ında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Ön soruturma kapsamında avukat yardımından yararlanılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6.  
maddesinin 1. ve 3c) fıkralarının ihlal edildiğine;  
3. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının görüünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6.  
maddesinin 1. ve 3b) fıkralarının ihlal edildiğine;  
8
4. AĐHS’nin 6. maddesinin 2. , 3b) ve 3c) fıkralarına ilikin diğer ikayetlerin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana:  
(i)  
(ii)  
manevi tazminat olarak 1.500 (bin beyüz) Euro ödenmesine;  
yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9