CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KARAÇAY- TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:6615/03)  
KARAR ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Mart 2007  
Đşbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (6615/03) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaşı olan Erhan Karaçay’ın (başvuran) 13 Ocak 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”)  
yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından G. Candoğan tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
Elektrik mühendisi olan başvuran, 1957 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Olayların meydana geldiği dönemde başvuran, Kamu Emekçileri Sendikaları  
Konfederasyonu’na (KESK) bağYapı-Yol-Sen Sendikası üyesidir.  
Đstanbul Valiliği, memur maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek ve kamuoyu  
oluşturmak maksadıyla KESK’in iş yavaşlatma ve bırakma şeklinde eylem yapacağı yönünde  
yetkili makamları 5 Eylül 2002 tarihinde bilgilendirmiştir. Đstanbul Valiliği, bu eylemlere  
katılacak olan kurum personeli hakkında önleyici tüm tedbirlerin alınmasını talep etmiştir.  
Đstanbul Valiliği’nin bu yazısı aynı zamanda Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı’na da iletilmiştir.  
Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı, başvuranın KESK tarafından memur maaşlarına yapılan  
şük zammı protesto etmek amacıyla 5 Eylül 2002 tarihinde Đstanbul’da yapılan eyleme  
katıldığını ifade etmektedir.  
15 Ekim 2002 tarihinde, memur maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek  
amacıyla KESK tarafından düzenlenen eyleme katıldığı gerekçesiyle aleyhinde disiplin  
soruşturması başlatıldığı hususunda başvurana bilgi verilmiştir. Başvurandan yazılı savunmasını  
sunması talep edilmiştir.  
Başvuran, 21 Ekim 2002 tarihinde yazılı savunmasını sunmuştur. Başvuran, Đstanbul’da  
sel baskınlarının meydana gelmesi nedeniyle serviste görevlendirildiğini belirterek, 5 Eylül 2002  
tarihinde düzenlenen eyleme katıldığını reddetmiştir.  
24 Aralık 2002 tarihinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’nun 124/A bendi uyarınca  
başvuran, “uyarma” cezası ile cezalandırılmıştır. Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı, polis tarafından  
düzenlenen tutanaklardan, yazılı ve görsel basından kendisinin KESK tarafından düzenlenen  
eyleme katıldığının tespit edildiğini belirtmiştir.  
Başvuran, 2 Ocak 2003 tarihinde Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı’na başvurarak verilen  
uyarı cezasına itiraz etmiştir. Başvuran, sözkonusu eyleme katılmadığı ve eylemin yapıldığı gün  
Đstanbul’da meydana gelen sel baskınları nedeniyle serviste görevli olduğunu belirtmiştir.  
Başvuran, bu cezanın uluslararası anlaşmalara ve sendika hakkını güvence altına alan ulusal  
düzenlemelere aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, KESK’e bağYapı-Yol-Sen Sendikası  
üyesi olarak faaliyetlerde bulunması sebebiyle kendisine baskı yapıldığını iddia etmiştir.  
16 Ocak 2003 tarihinde, başvuranın itirazı 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 136.  
maddesi uyarınca reddedilmiştir.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 11. VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Başvuran, bir eyleme katıldığı gerekçesiyle kendisine uyarma cezası verilmesinin dernek  
kurma ve toplantı özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 11 ve 14.  
maddelerine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu şikayetleri 11. madde bakımından incelemeye karar  
vermiştir.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
1. Ratione materia bakımından yetkisizlik  
Hükümet, devlet memurları statüsünün 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile  
düzenlendiğini ve devlet memurlarının özel sektörde çalışan kişilerden farklı ödev ve  
sorumluluklarının bulunduğunu ifade etmektedir. Kamu hizmetini düzenleyen kurallar, kamu  
hukukuna dayanmakta ve düzenin korunması hususunda Đdare’nin takdir yetkisi bulunmaktadır.  
Hükümet, AĐHS’nin ya da Protokollerinin bir devlet memurunun atanması ya da görev yeri ile  
ilgili itirazlarını güvence altına almadığını belirtmektedir.  
Başvuran, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AĐHM, 11. maddenin 1. paragrafının herkesin bir sendikaya üye olma ve çıkarlarını  
koruma hakkını güvence altına aldığını belirtmektedir. Devlet memurları doğrudan bu haktan  
mahrum bırakılmamaktadır. Bununla birlikte, ordu, emniyet ve diğer sektörler gibi bazı  
sektörlerde görev yapan devlet memurlarının, sendikal faaliyetlerine sınırlamalar getirilmesi  
mümkündür fakat bu türden sınırlandırmaların resmi görevlerinin yerine getirilmesinde gerekli  
olması gerekmektedir (Bkz., Council of Civil Servise Unions ve diğerleri-Birleşik Krallık, no:  
11603/85, Komisyon’un 20 Ocak 1987 tarihli kararı, Kararlar ve Raporlar). Başvuran, bu türden  
sınırlamalara tabi tutulmasını gerektirecek bir görevde bulunmamakta, Bayındırlık ve Đskan  
Bakanğı’nda elektrik mühendisi görev yapmaktadır.  
Sonuç olarak AĐHM, Hükümet’in itirazının reddedilmesine karar vermiştir.  
2. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi  
Hükümet, başvuranın Đdare’nin keyfi eylemlerine karşı Đdare Mahkemelerine başvurma  
imkanına sahip olduğunu belirtmektedir.  
B. Esasa Dair  
1. Müdahalenin varlığı hakkında  
Başvuran, ulusal bir eyleme katıldığı gerekçesiyle kendisine uyarıda bulunulmasının  
dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir. Hükümet bu yönde  
3
bir görüş bildirmemiştir. Başvuran gibi AĐHM de, dava konusu tedbirin başvuranın dernek  
kurma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğine kanaat getirmektedir.  
2. Müdahalenin meşruluğu hakkında  
Benzeri bir müdahale, müdahalenin “kanunla öngörülmesi”, 2. paragraf uyarınca meşru  
amaç yada amaçlara yönelik olması ve bu amaçlara ulaşılması için “demokratik toplumda gerekli  
olması” durumları dışında, 11. maddeyi ihlal etmektedir.  
a) “Kanun tarafından öngörülmek”  
AĐHM, başvurana verilen uyarma cezasının, 657 sayılı Kanunun 125 A maddesine uygun  
olduğuna itiraz edilmediğini tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, dava konusu disiplin tedbirinin  
yasal dayanağının bulunduğunu not etmektedir.  
b) Meşru amaç  
Hükümet, müdahalenin düzenin korunması amacını güttüğünü savunmaktadır. Başvuran  
görüş bildirmemektedir.  
AĐHM, mevcut davadaki müdahalenin AĐHS’nin 11 § 2. maddesi uyarınca meşru amaç  
güttüğünden şüphe duymamaktadır. Bununla birlikte AĐHM, benzeri bir müdahalenin gerekliliği  
açısından vardığı sonucu gözönünde bulundurarak, sorunu çözmeye çalışmanın gerekli  
olmadığına kanaat getirmektedir.  
c) “Demokratik toplumda gerekli olması”  
Başvuran, KESK’e bağlı bir sendikaya üye olmaması halinde kendisine benzeri bir  
disiplin cezasının verilmeyeceğini savunmaktadır. Başvuran, Valiliğin gönderdiği 5 Eylül 2002  
tarihli yazıya atıfta bulunarak, yasal olarak tanınan bir sendikanın yürüttüğü faaliyetleri  
engellemeye ve eylem gününden önce ve sonra tedbirler alarak sendikanın etkililiğini azaltmaya  
yönelik idari bir uygulamanın bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Valiliğin önce eylemi  
engellemeye çalışarak ve daha sonra bu eylem gününe katılan devlet memurları aleyhinde ceza  
kararlarının alınması yönünde talimat vererek, idarenin keyfi olarak hareket etmesini  
eleştirmektedir. Đdare, başvurana uyarma cezasını verirken, böyle bir disiplin cezasının hukuki  
denetiminin yapılmadığını bilmekteydi.  
Hükümet, başvuranın hala sözkonusu sendikanın üyesi olduğunu hatırlatmaktadır.  
Hükümet’e göre 11. madde, disiplin tedbirine konu teşkil eden sendika üyesi devlet memurlarına  
dokunulmazlık tanımamaktadır. Başvuran, 5 Haziran 2002 tarihinde işine gitmemesi nedeniyle  
disiplin cezası almıştır. Başvuran izin almadan sendika eylemine katılmış ve görevlerini yerine  
getirmediği gerekçesiyle disiplin cezası almıştır.  
AĐHM öncelikle, başvuranın bu eyleme katıldığını ulusal makamlar önünde inkar ettiğini  
not etmektedir. Başvuran, sunduğu savunma layihasında, sözkonusu disiplin tedbirinin,  
Türkiye’nin ulusal ve uluslararası taahhütnameleri tarafından öngörüldüğü şekliyle sendikal  
haklarını ihlal ettiğini belirttiği açıkça ortadadır. Bundan dolayı başvuran, AĐHS’nin 11.  
maddesine dayanarak yaptığı şikayetini ulusal mahkemeler önünde ileri sürdüğünden dolayı,  
AĐHM, olaylara itiraz etmesine rağmen şikayetin esasını da inceleyecektir.  
4
Daha sonra AĐHM, dava konusu eylem gününün ulusal düzeyde önceden bildirildiğini ve  
eylem yapılmasına itiraz edilmediğini tespit etmektedir. Başvuran bu eyleme katılarak toplantı  
yapma özgürlüğünü kullanmıştır (Ezelin-Fransa, 26 Nisan 1991 tarihli karar).  
AĐHM, toplantı yapma özgürlüğünün önemini gözönünde bulundurarak, özellikle  
amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını tespit etmek amacıyla dava konusu disiplin  
cezasını dosyanın tamamı ışığında incelemiştir. AĐHM, devlet memurlarının maaşlarına yapılan  
şük zammı protesto etmek amacıyla üyesi olduğu KESK’in düzenlediği eyleme katılması  
nedeniyle disiplin cezası adı altında başvurana uyarma cezasının verildiğini not etmektedir. Oysa  
verilen ceza, her ne kadar düşük olsa da, kendisi gibi sendikaya üye kişilerin çıkarlarını  
savunmak amacıyla sendika üyelerinin grev ve eylemlere yasal olarak katılmamasına yönelik  
caydırıcı bir niteliğe sahiptir (sözüedilen Ezelin kararı).  
AĐHM, başvurana verilen uyarma cezasının “demokratik toplumda gerekli olmadığı”  
sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Başvuran, kendisine verilen uyarma cezasına itiraz edebileceği bir iç hukuk yolunun  
bulunmaması nedeniyle şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta  
bulunmaktadır. AĐHM, bu şikayeti AĐHS’nin 13. maddesi bakımından incelemeye karar  
vermiştir:  
Hükümet, devlet memurlarının diğer bütün vatandaşlar gibi Đdare’nin keyfi  
uygulamalarına karşı korunduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, Đdare’nin bütün eylemlerinin  
hukuki denetime tabi olduğunu ifade etmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
AĐHM, şikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olduğunu tespit etmektedir. Ayrıca başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığından  
şikayetin kabuledilebilir olduğuna kanaat getirmektedir.  
B. Esasa Dair  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta hak ve özgürlüklerin Sözleşme’de yer  
aldıkları şekliyle ileri sürülebilmelerini sağlayan başvuru yolunun mevcut bulunmasını güvence  
altına aldığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla bu hüküm, Sözleşmeye dayanan “savunulabilir bir  
şikayet”’in içeriğini incelemeye ve uygun tazmin yolunu sunmaya yetkili kılan iç hukuk yolunun  
varlığını gerekli kılmaktadır (Kudla-Polonya, no: 30210/96).  
13. maddenin Sözleşmeci Devletlere getirdiği yükümlülüğün kapsamı, başvuranın  
şikayetinin niteliğine göre değişmektedir. Buna karşın 13. maddenin gerekli kıldığı başvuru yolu  
teoride olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmalıdır (Đlhan-Türkiye, no: 22277/93). 13. madde  
uyarınca bir “başvuru yolunun etkili olması”, kesin olarak davanın başvuran lehinde  
sonuçlanması anlamına gelmemektedir.. Aynı şekilde bu hükümde bahsedilen “makam” adli bir  
makam olmak zorunda değildir. Ancak böyle bir durumda, söz konusu makamın yetkileri ve  
5
sunduğu güvenceler, kendisine yapılan başvurunun etkililiğini değerlendirmek için göz önünde  
bulundurulmaktadır. Bunun yanısıra aralarından biri tek başına 13. maddenin gerekliliklerine  
cevap veremese de, iç hukuk tarafından sunulan başvuru yollarının tümü, söz konusu  
gereklilikleri yerine getirebilir (Silver ve diğerleri-Birleşik Krallık, 25 Mart 1983 tarihli karar, ve  
Chahal-Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli karar).  
Bu davada AĐHM, Anayasa’nın 129. maddesi ve 657 sayılı Kanun’un 136. maddesinden,  
bir uyarma veya ihtar cezasının hukuki denetime tabi olamayacağı sonucunun ortaya çıktığını  
hatırlatmaktadır. Böylece AĐHM, ulusal hukukun, buna benzer bir uyarma cezasına başvuranın  
itiraz edebilmesi amacıyla ulusal mahkemeye başvuruda bulunma yolunun bulunmasını  
öngörmediğini tespit etmektedir (mutatis mutandis, Güneri ve diğerleri-Türkiye, no: 42853/98,  
43609/98 ve 44291/98, 12 Temmuz 2005 ve sözü edilen Metin Turan kararı). Bundan dolayı  
başvurana yapılan uyarıya benzer disiplin cezasının verildiği durumlarda etkili başvuru yolunun  
bulunmaması, olası kötüye kullanımları engelleyecek yada sadece benzeri disiplin tedbirlerinin  
meşruluğunun denetlenmesini sağlayacak her türlü güvenceden başvuranı mahrum  
bırakmaktadır.  
Sonuç olarak AĐHM, iç hukukta benzeri başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle  
AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar adı altında bir Euro’luk sembolik bir ücret talep  
etmektedir. Başvuran, uyarma ve ihtar cezasının hukuki denetimden geçmesine engel olan 657  
sayılı Kanun’un ilgili maddelerinin kaldırılmasını istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, ihlal tespitinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna kanaat  
getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran aynı zamanda rakam belirtmeksizin ve herhangi bir delille taleplerini  
desteklemeksizin masraf ve harcamalarının yanısıra avukatlık ücretinin de tazmin edilmesini  
istemektedir.  
Hükümet AĐHM’den, başvuran taleplerini hiçbir şekilde kanıtlamadığından dolayı,  
herhangi bir ödemenin yapılmasına hükmetmemesini istemektedir.  
AĐHM’nin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul  
oranda oldukları ortaya konulan masraf ve harcamalarının tazminini elde edebilmektedir. Bu  
davada AĐHM, elinde yeterince unsur bulunmamasını ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde  
bulundurarak, başvuranın bu talebini reddetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
6
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Đhlal kararının tespitinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;  
karar vermiştir.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine  
uygun olarak 27 Mart 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
7