CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KARADAĞ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 12976/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Haziran 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12976/05) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Serdar Menderes Karadağ’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 18  
Mart 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
H. Tuna tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1974 doğumludur. Bavuran bavurusunu sunduğu tarihte Sinop cezaevinde  
hükümlü bulunmaktaydı.  
1. Bavuran hakkında yürütülen ceza davası  
2 Ocak 2002 tarihinde, bir cep telefonu mağazası sahibi bıçaklanarak öldürülmüolarak  
bulunmutur. Kadıköy polisi olay yerine gelmi, inceleme raporu hazırlamıve aralarında  
I.F.'nin de bulunduğu tanıkları dinlemitir. I.F., 31 Aralık 2001 akamı maktul ile beraber  
çalıtıklarını ve bir müterinin cep telefonu alabilmek için defalarca geri geldiğini, ancak  
parasının yetmediğini beyan etmitir. Olay yeri kriminal polis tarafından filme alınmıtır.  
5 Ocak 2002 gecesi, kriminal polis katil zanlısı olarak bavuranı yakalayarak gözaltına  
almıtır. Saat 23: 45'te, bir yakalama tutanağı düzenlenmitir. Saat 01: 00'de, bavuran üpheli  
ve sanık hakları ile ilgili bir formu imzalamıtır. Aynı gün, bir tutuklama ve arama tutanağı  
düzenlenmitir. Saat 02: 00 ve 19: 05'te, bavuran doktor muayenesinden geçirilmive  
vücudunda herhangi bir yara ve darp izine rastlanmamıtır.  
Aynı gün saat 14: 30'da düzenlenen ziyaret tutanağından anlaıldığına göre, bavuran saat  
14: 00 ile 14:30 arasında avukat Ünlü ile görütür. Bu tutanak avukat tarafından  
imzalantır.  
Saat 16:30'da düzenlenen kimlik tespit tutanağında bavuran sırayla I.G., N.K., I. F. ve H.  
K isimli dört tanık tarafından tespit edilmitir. Aynı akam saat 19: 00'da, maktulün  
yakınlarında dükkanı olan Ö.B. isimli bir bıçak satıcısının ifadesi alınmıve bu kii 31 Aralık  
günü gelen müterileri tanıyamayacağını belirtmitir. Đlgili ahıs bavurana bıçak satıp  
satmağını hatırlamadığını, ancak bunun mümkün olabileceğini ifade etmitir. Bavuranın  
besivil polis arasına konularak düzenlenen tehis yüzletirmesinde Ö.B. kimseyi tespit  
edemediğini belirtmitir.  
Saat 19: 30'da, bavuranın ifade tutanağı düzenlenmitir. Bavuranın sözkonusu cinayeti  
ilediğini itiraf ettiği bu belgede « ifade sırasında avukat bulunuyor » kutusu iaretlemive  
belge resen atanan ancak ismi okunamayan bir avukat tarafından imzalanmıtır.  
Aynı akam saat 20: 00'de, bavuranın cinayeti ilediğini kabul etmesi ve suçu ilemeden  
önce bıçağı nereden aldığını ve daha sonra nereye attığını gösterebileceğini beyan etmesi  
üzerine olay yerinin yeniden incelenmesi için bavuran ile dört polis memurunun imzaladığı  
bir nakil tutanağı hazırlanmıtır. Bu tutanakta bavuranın avukatının imzası olmadığı gibi,  
2
orada bir avukatın bulunduğu da belirtilmemitir. Olayın yeniden canlandırılma  
operasyonunda bavuran cinayeti nasıl ilediğini anlatmıtır.  
Saat 22:30'da, bavuran ve resen atanan avukatın imzasını taıyan bir ifade tutanağı  
düzenlenmitir. Bu tutanaktan anlaıldığına göre, bavuran maktulü korkutarak bir telefon  
almak niyetiyle bir bıçak satın aldığını ve daha sonra maktulü bıçakladığını beyan etmitir.  
Saat 23: 45'te, izinli asker olan bavuran, Kadıköy askeri komutanlığına teslim edilmitir.  
6 Ocak 2002 günü saat 00:20'de, avukatın bulunmadığı askeri komutanlıkta bir kez daha  
ifadesi alınmıtır. Bavuran burada da cinayeti ilediğini yinelemitir.  
7 Ocak 2002 tarihinde, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı (« Cumhuriyet savcısı ») önüne  
çıkarılan bavuran cinayeti ilediğini itiraf etmitir. Bu ifadeyi orada hazır bulunan avukatı da  
imzalatır. Aynı gün, Kadıköy Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne çıkarılan bavuran,  
tutuklanarak cezaevine konulmutur. Yine aynı gün, Adli Tıp Kurumu Kadıköy ube  
Müdürğü tarafından hazırlanan raporda, bavuranın vücudunda herhangi bir travma izi  
bulunmadığı belirtilmitir.  
14 Ocak 2002 tarihinde bavuran, Avukat A. Durkan adına bir vekâletname imzalamıtır.  
17 Ocak 2002 tarihinde, Cumhuriyet savcısı bavuranı cinayetle suçlamıtır. Bavuran,  
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi'nde (« ağır ceza mahkemesi ») yargılanmıtır.  
Bavuran, 27 ubat ile 4 Mart 2002 tarihleri arasında tepkisel anksiyete üphesiyle  
hastaneye yatırılmıtır. 28 ubat günü, ağır ceza mahkemesi tanıkları dinlemive tanık Ö.B.  
mahkemeye verdiği ifadede kimlik tespit yüzletirmesinde bavuranı tespit edemediğini,  
ancak imdi onu hatırladığını beyan etmitir. Mahkeme, bavuranın ruhsal durumunu  
belirlemek üzere tıbbi bilirkii raporu talep etmitir.  
Cumhuriyet savcısı, 18 Mart 2002 tarihinde hazırladığı ek iddianamede bavuranı hırsızlık  
ve gasp teebbüsü ile suçlamıtır.  
28 Mart 2002 tarihinde, ağır ceza mahkemesi bavuranın ifadesini almıtır. Bavuran bu  
ifadede susma hakkını kullanmak istediğini belirtmive hiçbir beyanda bulunmamıtır.  
Bununla birlikte bavuran daha önce polis, savcı ve nöbetçi hakim önünde verdiği ifadeleri  
inkâr etmive bu ifadelerin polis baskısı altında alındığını söylemitir. Mahkeme, tanıklarla  
birlikte bavuranın avukatının savunmasını dinlemitir. Avukat, yorum yapmayacağını,  
argümanlarını nihai savunmaya sakladığını bildirmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, bavuran ağır ceza mahkemesi bakanına bir yazı göndermive  
bu yazıda cinayeti ilediğini, ancak bu eyleme metresi tarafından kıkırtıldığını belirtmitir.  
Bavuran, yakalandıktan sonra polislerin kendisini bir ariv odasına götürdüklerini, orada  
soyunmasını istediklerini ve sandalyeye kelepçeyle bağladıktan sonra kafasına vurduklarını  
ifade etmitir.  
25 Nisan 2002 tarihinde, adli tıp kurumu bavuranın psikiyatrik durumu ile ilgili  
hazırlağı raporda, ilgili ahısın cinayeti ilediği tarihte ve hâlihazırda tam cezai ehliyeti  
bulunduğu sonucuna varmıtır.  
3
24 Mayıs 2002 tarihinde, mahkeme bu adli tıp raporunu dava dosyasına eklemitir. Savcı  
bavuranın idam cezasıyla karı karıya olduğunu, ancak bu cezanın kaldırıldığını,  
yargılamanın devam edebilmesi için yeni uygulanacak yasaların yürürlüğe girmesinin  
beklenmesi gerektiğini ifade ederek, davanın incelenmek üzere ertelenmesini talep etmitir.  
Mahkeme durumayı ertelemitir.  
31 Mayıs 2002 tarihinde, bavuranın tutuklu bulunduğu Maltepe Askeri Cezaevi  
müdürğü Cumhuriyet savcılığına gönderdiği yazıda, bir gün önce « Kanal D » televizyon  
kanalında sunulan « Parmak izi » programında davasıyla ilgili bir röportaj yayınlandıktan  
sonra bavuranın ağır depresyon geçirdiğini, Haydarpaa GATA hastanesi acil servisine  
götürülğünü ve daha sonra aynı hastanenin psikiyatri kliniği tutuklular bölümünde bir  
hücreye yatırıldığını bildirmitir.  
10 Eylül 2002 tarihli durumada, mahkeme beklenen yeni yasaların yürürlüğe girdiğini  
tespit etmive savcının esas üzerindeki taleplerini dinlemitir.  
26 Eylül 2002 tarihinde savcılık, mahkemeye, sahte kimlik kullandığı ve gerçekten avukat  
olmadığından üphelenildiği gerekçesiyle bavuranın avukatı hakkında bir soruturma  
balatıldığını bildirmitir.  
17 Ekim 2002 tarihli durumadan itibaren, bavuran yeni bir avukat tarafından temsil  
edilmitir. Yeni avukat, müvekkilinin sahte avukat tarafından temsil edilmesi dolayısıyla bu  
durumalarda adli yardımdan mahrum kaldığının kabul edilmesi gerektiğini savunarak, daha  
önceki layihaların yinelenmesini talep etmitir. Avukat, ilgili ahsın cezai ehliyetinin sadece  
bir adli tıp doktorunun raporuna istinaden kararlatırıldığını kaydetmive bu nedenle bir  
nörolog ve bir psikiyatr tarafından yeni bir bilirkii raporu hazırlanmasını istemitir. Bu  
duruma sonunda mahkeme, özellikle bavuranın reit olduğunu, herhangi bir akıl hastalığı  
bulunmadığını ve ifadesi bir avukat yardımıyla alınması zorunlu kiilerden olmadığını  
kaydederek, bu talepleri reddetmitir.  
1 Kasım 2002 tarihinde, bavuranın avukatı savunmasını sunmutur. Bu savunmada avukat  
müvekkilinin maktulü bıçaklayarak yaraladığını kabul ettiğini, buna karın her türlü hırsızlığı  
inkâr ederek kendisinden sonra dükkana baka birinin girip hırsızlık yapmıve maktulü  
öldürolabileceğini söylediğini hatırlatmıtır. Avukat diğer taraftan bavuranın yakalama  
tutanağında belirtildiği gibi 5 Ocak günü saat 01: 00'da değil, 4 Ocak 2002 günü saat 19:00  
sıralarında yakalandığını ileri sürmütür. Avukata göre, bu iki tarih arasında bavuran polisler  
tarafından gözaltına alınmıve kendisine fiziksel ve manevi baskı uygulanmıtır. Avukat  
ayrıca maruz kaldığı aldatmaca yüzünden müvekkilinin tüm yargılama sürecinde savunma  
yardımı alamadığını hatırlatmıtır. Son olarak müvekkilinin psikiyatri hastanesinde tedavi  
görürken, cezai ehliyetini belirlemek için uzmanlar tarafından yeni bir bilirkii raporu  
hazırlanmadığını belirtmitir. Bavuranın avukatı ayrıca bıçak satıcısının tanıklığında bir usul  
hatası yapıldığını savunmuve bu nedenle yeni bir bilirkii raporu isteyerek, layihaların ve  
önemli durumaların yenilenmesini ve son olarak da olay yerinde polis tarafından  
gerçekletirilen video kayıtlarının incelenmesini talep etmitir.  
Aynı gün, ağır ceza mahkemesi bavuranı cinayetten suçlu bulmuve ömür boyu hapis  
cezasına mahkûm etmitir. Mahkeme ayrıca bavuranı silahlı soygun teebbüsünden de suçlu  
bulmuve beyıl ağır hapis cezasına çarptırmıtır. Ağır ceza mahkemesi gerekçeli kararında,  
bavuranın polis baskısı ve zorlamasıyla ifade verdiği yönündeki iddialarının herhangi bir  
dayanağı bulunmağını ve bunun mahkûmiyet almamak için kullanılan bir savunma yöntemi  
olduğunu kaydetmitir. Mahkeme ayrıca, bavuranın maktule sadece dört-bebıçak darbesi  
4
vurduğu yönündeki ifadesinin, daha fazla darbenin vurulduğunu tespit eden otopsi raporuyla  
bağdamadığını vurgulamıtır. Mahkeme, tanıkların, yani Ö.B. ve bavuranın ifadelerini,  
sanığın cezai ehliyeti hakkında hazırlanan tıbbi bilirkii raporunu, otopsi raporunu, maddi  
delilleri ve bavuranın vücudunda hiçbir yara izi bulunmadığını kaydeden 7 Ocak 2002 tarihli  
tıbbi raporu dikkate alarak kararını vermitir.  
9 Aralık 2002 tarihinde, bavuran kararı temyize götürmütür. Temyiz bavurusunda  
avukatı müvekkilinin maktulü bıçaklayarak yaraladığını kabul ettiğini, buna karın her türlü  
hırsızlığı inkâr ettiğini belirtmitir. Bu konuda ilk derece mahkemesinin olay ve delilleri  
değerlendirirken bir yargı hatası yaptığını, sahte avukat yüzünden müvekkilinin etkili bir  
ekilde haklarını savunamadığını iddia etmive dinlenen tüm tanıkların yeniden durumaya  
çağırılmasını talep etmitir.  
19 Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay özellikle soruturmadaki eksikliklere ve savunma  
hakkının ihlal edildiğine dayalı gerekçeleri reddetmi, ancak mahkûmiyetin yasal  
dayanağında ve yasanın uygulanmasında bir hata yapıldığı gerekçesiyle ilk derece  
mahkemesinin kararını bozmutur. Dava dosyası ağır ceza mahkemesine geri gönderilmitir.  
21 Kasım 2003 tarihinde, bavuranın avukatı sunduğu layihada müvekkilinin gözaltı  
sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ve ifadesini baskı altında zorla imzaladığını, sahte  
kimlik kurbanı olduğunu ve gerçek bir avukat yardımından yararlanamadığını, mahkemenin  
sadece polisler tarafından düzenlenen ve bavuranın yanında bir avukat olmaksızın polislerin  
çektiği video kayıtlarını izlemek zorunda bırakıldığı olayın yeniden canlandırılma tutanağına  
bakarak karar veremeyeceğini savunmutur. Son olarak, avukat müvekkilinin masum  
olduğunu ve günah keçisi olarak ilan edildiğini belirtmitir.  
18 Aralık 2003 tarihinde, ağır ceza mahkemesi bavuranı cinayetten suçlu bulmuve Türk  
Ceza Kanunu'nun 450. maddesinin 7. fıkrası gereğince ömür boyu hapis cezasına mahkûm  
etmitir. Mahkeme ayrıca bavuranı gasptan da suçlu bulmuve beyıl ağır hapis ve üç yıl ek  
hapis cezasına çarptırmıtır. Đdam cezasının kalkmasından sonra yürürlüğe giren yeni yasalar  
gereğince mahkeme ayrıca bavuranın cezasının üç ayını gece-gündüz bir kiilik hücrede  
çekmesine karar vermitir.  
Ağır ceza mahkemesi gerekçeli kararında, bavuranın hem polislere ve hem de savcı ve  
nöbetçi hakim önünde verdiği ifadelerin içeriğinin tanıkların ifadeleriyle doğrulandığını,  
bavuranın tanık Ö.B. tarafından bıçağı satın alan kii olarak tespit edildiğini, ayrıca diğer  
tanıklar F. I., H. K. ve I. G.'nin verdiği ifadelerde de bavurana isnad edilen suçlamaların  
doğrulandığını ve tüm bu unsurlar doğrultusunda mahkemenin samimiyetle bavuranın bu  
suçu ilediğine inandığını kaydetmitir. Bu nedenle mahkeme tanıkların yeniden dinlenmesine  
gerek duymadan kararını vermitir. Bu konuyla ilgili olarak mahkeme, Yargıtay'ın bavuranın  
temyiz gerekçelerini reddettiğini kaydetmitir.  
5 Nisan 2004 tarihinde, bavuran özellikle yargılama sürecinde savunma hakkının ihlal  
edildiğini ileri sürerek temyize bavurmutur.  
7 Ekim 2004 tarihinde, Yargıtay 20 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5218 sayılı  
Türk Ceza Kanunu'nun 450. maddesinin 7. fıkrasında yapılan değiiklik doğrultusunda bir  
düzeltme yaparak ilgili ahısın mahkûmiyetini onamıtır. Böylece bavuranın ömür boyu  
hapis cezası, ağırlatırılmıömür boyu hapis cezasına çevrilmitir.  
5
3 Aralık 2004 tarihinde, bavuran kararın düzeltilmesi istemiyle itiraz bavurusunda  
bulunmutur.  
19 Kasım 2005 tarihinde, Yargıtay Basavcısı bu itirazı reddetmitir.  
2. Bavuranın avukatlık unvanını gasp eden kii hakkındaki suç duyurusu  
Belirtilmeyen bir tarihte, bavuran kendisini avukat olarak tanıtarak dolandırıcılık yapan  
bir kii hakkında Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmuve davada müdahil taraf  
olmutur. Bu dava halen devam etmektedir.  
18 Eylül 2007 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi bu kiiyi avukatlık unvanını gasp  
etmek ve özellikle sahte belge düzenlemekten suçlu bulmutur. Bu vesileyle, mahkeme bu  
kiinin bir hukuk bürosu açmak, üzerine avukatlık unvanını asmak ve noter tasdikli temsil  
belgeleri düzenlemek suretiyle kendisine avukat görünümü verdiğini, daha sonra çeitli dava  
ve infaz ilemlerinde aracılık ettiğini gözlemlemitir.  
3. Kötü muamele hakkında suç duyurusu  
Belirtilmeyen bir tarihte, bavuran ikence ve resmi evrakta sahtecilik iddiasıyla Đstanbul  
Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı dört polis ve ili Hastanesinde görev yapan bir doktor hakkında  
Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmutur. Bavuran, gözaltı tutanağının  
sahte olduğunu, zira yakalanma tarih ve saatinin 5 Ocak 2002 günü saat 01:30 olarak  
belirtildiğini, oysa ki gerçekte kendisinin 4 Ocak 2002 günü saat 18:30 sıralarında  
yakalanarak gözaltına alındığını savunmutur. Böylece bavuran kendisinin önce Ümraniye  
karakolunda tutulduğunu, orada ikenceye (elektrik oku, darp) maruz kaldığını ve 5 Ocak  
sabahı Đstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğünü, ifadesi alınırken savcı ve nöbetçi  
hakim önünde ve kendisini muayene eden doktorun yanında dövüldüğünü ileri sürmütür.  
Bavuran, ayrıca doktorun sahte bir rapor düzenlediğini eklemitir.  
24 Ocak 2006 tarihinde, Cumhuriyet savcısı bavuranın iddialarının kanıtsız olduğunu  
dikkate alarak takipsizlik kararı vermitir. Savcı kararında özellikle 5 Ocak 2002 tarihli tıbbi  
raporları ve aynı zamanda Adli Tıp Kurumu Đstanbul ube Müdürlüğü'nün 7 Ocak 2002  
tarihinde düzenlediği ve bavuranın vücudunda hiçbir yara izi tespit edilmediğini bildiren  
raporu esas almıtır.  
Bavuran bu karara itiraz etmitir.  
10 Mayıs 2006 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın bu itirazını  
reddetmitir.  
20 ubat 2006 tarihinde, bavuran gözaltı sırasında kendisini muayene eden doktor  
hakkında Đstanbul Đl Sağlık Müdürlüğü'ne suç duyurusunda bulunmuve müdürlük ilgili  
doktor aleyhine hiçbir kanıt belgesi bulunmadığını dikkate alarak soruturma açılmasını izin  
vermemitir.  
4. 30 Mayıs 2002 tarihinde yayınlanan televizyon programı  
30 Mayıs 2002 tarihinde, « kanal D » televizyon kanalı « Parmak izi » bağı altında  
bavuranın davası ile ilgili bir televizyon programı yayınlamıtır. Bir bayan sunucu olayların  
kısa bir özetini aktarırken, bavuran da dahil davaya karıan tüm kiilerin rolünü üstlenen  
aktörlerle olayları kurgusal olarak yansıtan bazı görüntüler verilmitir. Görüntüleri anlatan  
kii olayların nasıl gelitiğini özetlerken, bavuranın o andaki ruhsal halini yorumlamıtır. Bu  
kurgu görüntüler ara sıra kesilerek, olayın yeniden canlandırılma operasyonu sırasında polis  
6
tarafından çekilen ve bavuran ile kriminal ube polislerinden biri de dahil davanın gerçek  
tanıklarının yer aldığı video görüntüleri yayınlanmıtır.  
Görüntüler öyle özetlenebilir: bavuranı temsil eden karakter bir telefon mağazasında  
bulunmakta ve elindeki bıçağı mağaza sahibini temsil eden karaktere doğru kaldırmaktadır.  
Görüntü burada kesilmekte ve yerine « kriminal ube detektifi » olarak tanıtılan ve bavuranın  
orada mağaza sahibini korkutmaya çalığını söyleyen polis memuru R.D.'nin konuması  
getirilmektedir. Polisin konuması, kurgu filmde bavuranın karakterini oynayan kiinin  
mağaza sahibini oynayan kiiyi bıçakladığı görüntülerle kesilmektedir. Kurgu film yeniden  
kesilerek, bu defa aağıdaki açıklamayı yapan polisin konuması verilmektedir :  
« Onu bıçaklamaya baladı, kendisi bile ona kaç bıçak darbesi vurduğunu bilmiyor ».  
Yayın sırasında, aynı zamanda bavuranın da yer aldığı olayın yeniden canlandırılma  
operasyonu görüntüleri verilmektedir. Burada bavuranın sokakta ve cep telefonu  
mağazasında etrafının polislerle çevrili olduğu ve karılıklı konumalarda polislerden birinin  
sorduğu sorulara aağıdaki gibi cevap verdiği görülmektedir:  
« − Polis memuru : « bıçak neredeydi ? »  
− Bavuran : « Sırtında »  
− Polis memuru : « Sırtında saplı mı kalmıtı ? Ve sen onu geri mi çıkardın ? »  
− Bavuran : « Onu aldım ve iç cebime koydum »  
Ayrıca bir gazetecinin yine etrafı polislerle çevrili bavurana mikrofon uzattığı ve bir soru  
sorduğu görülmektedir. Yayını sonlandıran jenerik olayın yeniden canlandırılma operasyonu  
sırasında etrafı polislerle çevrili bavuranın görüntülerinden olumaktadır. Yayın sonu verilen  
jenerikte ayrıca Đstanbul Emniyet Müdürlüğü, Güvenlik ubesi ve Cinayet Bürosu'nun da yer  
aldığı teekkür listesindeki isimler art arda geçmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN 1 VE 3C) VE D) PARAGRAFLARININ ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamadığı ve yine yargılama  
sırasında gerçek bir avukattan hukuki tavsiyeler alamadığı için adil yargılanmadığını iddia  
etmektedir. Bu konuda bavuran, sahte bir avukat tarafından temsil edildiği halde, yapılan  
hukuki ilemlerin yenilenmesi talebinin ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesine karı  
çıkmaktadır. Bavuran diğer taraftan tanıkların dinlenmesi talebinin kabul edilmemesi  
dolayısıyla silahların eitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Bavuran, aynı zamanda ulusal mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia  
etmektedir. Bavuran ayrıca delil toplama tarzından ve bunların değerlendirilmesinde ulusal  
mahkemelerin yaptığı usul hataları ve eksikliklerden ikâyetçi olmaktadır. Bavuran bunlara  
ilaveten ulusal mahkemelerin verdiği kararlarda gerekçelerin yetersiz olduğunu ve  
savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıktan yararlanamadığını iddia etmektedir.  
Bavuran, AĐHS'nin 6. maddesinin aağıdaki gibi kaleme alınan 1 ve 3c) ve d)  
paragraflarına atıfta bulunmaktadır:  
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.  
7
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, bu ikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve diğer taraftan baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını  
tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu ikâyetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun  
olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. 6. maddenin 3c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlali  
hakkında  
Hükümet, bavuranın hakkında yürütülen ceza davasının her safhasında avukat  
yardımından yararlandığını savunmaktadır. Bavuran, hem gözaltı sırasında ve hem de daha  
sonra çıkarıldığı Cumhuriyet savcısı ve ağır ceza mahkemesi nöbetçi hakimi önünde verdiği  
ifadelerde resen atanan bir avukatın yardımından yararlanmıtır. Yargılama baladığında ise  
bavuran kendi istediği avukat tarafından temsil edilmitir. Đlk avukatın düzenbazlığı ortaya  
çıktığında, bavuran baka bir avukat seçme imkânı bulmutur.  
Bavuran bu açıklamalara itiraz etmektedir.  
AĐHM, daha önce de bir bavuranın gözaltı sırasında avukat yardımı almadığına dayalı  
ikâyetlerle ilgili karar verme fırsatı bulduğunu ve AĐHS'nin 6. maddesinin 3c) paragrafının  
ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Salduz davası [GC], no  
36391/02, prg. 45-63, 27 Kasım 2008). Aynı ekilde AĐHM, adil yargılamanın gereği olarak  
bir sanığın tavsiye bağlamında en geniçaplı yardımı alabilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (  
Türkiye aleyhine Dayanan davası, no 7377/03, prg. 32, CEDH 2009-...). Bu bakımdan,  
soruturma ilemleri sırasında avukatın bulunmaması, 6. maddenin gereksinimlerine aykırılık  
tekil etmektedir (özellikle bakınız, Türkiye aleyhine Đbrahim Öztürk davası, no 16500/04,  
prg. 48-49, 17 ubat 2009, burada olay yerlerini belirleme tutanağı söz konusudur).  
Mevcut dava koullarında, AĐHM bavuranın gözaltında bulunduğu sürenin bir bölümünde  
avukatıyla konuabildiğini ve yardımından yararlanabildiğini tespit etmektedir. Ancak,  
dosyadaki unsurlara bakıldığında, yeniden canlandırma için olay yerine nakledildiği sırada -  
ki buna avukatı da itiraz etmitir- ve askeri komutanlıkta verdiği ifade sırasında olduğu gibi  
gözaltı sürecinde yapılan bazı hukuki ilemlerde bu yardımdan yararlanamadığı  
anlaılmaktadır. Diğer taraftan Hükümet, bavuranın bu yardımı alamamasının nedenleri  
hakkında hiçbir açıklama sunmamaktadır.  
Đçtihadında belirlenen ilkeler ıığında mevcut davayı inceleyen AĐHM, Hükümetin bu  
davada farklı bir sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı  
kanaatine varmaktadır. Bu itibarla AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 3c) paragrafının 6.  
maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal edildiğine hükmetmektedir.  
2. 6. maddenin 3d) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlali  
hakkında  
Hükümet, bavuranın tanıkları sorgulama ve durumaya çağırma fırsatı bulduğunu  
savunmaktadır. AĐHM'nin Birleik Krallık aleyhine Edwards (16 Aralık1992, prg. 33-39, seri  
A no 247-B) davasında ortaya koyduğu ilkelere dayanarak, ilk mahkûmiyet kararının adaletsiz  
olduğu iddiasından sonra, bu hata ve eksiklik iddialarının giderilmesi için bavuranın  
davasının Yargıtay tarafından iki kez ve ağır ceza mahkemesi tarafından da bir kez yeniden  
incelendiğini savunmaktadır.  
8
Bavuran, bu açıklamalara itiraz etmektedir.  
AĐHM'ne verilen görev, tanık ifadelerinin delil olarak kabul edilip edilmediği konusunda  
görübildirmesinden ziyade bir bütün olarak ele alındığında sözkonusu yargılamanın, delil  
unsurlarının sunulma ekli de dahil olmak üzere, hakkaniyete uygun olarak görülüp  
görülmediği hususunda görübildirmesidir (bakınız, diğerleri arasından, Hollanda aleyhine  
Van Mechelen ve diğerleri davası, 23 Nisan 1997, prg. 50, Karar ve hükümlerin derlemesi  
1997-III). Ayrıca, delil unsurlarının normal koullarda halka açık olarak görülen bir duruma  
sırasında, vicahi yargılama yapılması amacıyla bavurana sunulması gerekir. Bununla birlikte  
bu ilke bazı istisnalar da içerebilir, ancak bu istisnalar yalnızca savunma hakları korunarak  
kabul edilebilir; genel olarak 6. maddenin 1. paragrafı ile 6. maddenin 3d) paragrafı sanığa,  
aleyhte bir tanıklığa itiraz ederek bu tanıklığın sahibini ifade verdiği sırada ya da daha sonra  
sorgulayabilmesi için uygun ve yeterli bir fırsat tanınmasını emreder (Đsviçre aleyhine Lüdi  
dava, 15 Haziran 1992, prg. 49, seri A no 238 ve Van Mechelen ve diğerleri, ilgili bölüm,  
prg. 51). Sonuç olarak, avukatı yanında olan bir sanığın, avukatının bir tanığı sorgulama ve  
bir tanığa itiraz etme hakkını kullanacağını beklemesi normaldir.  
Kendisi hakkında yürütülen davanın balangıcından 7 Ekim 2002 tarihine kadar –  
mahkûmiyet kararı verilen durumadan bir önceki durumada – bavuran sahte kimlik kurbanı  
olduğundan, gerçek bir avukat tarafından temsil edilmemitir. Öte yandan, bavuranın, avukat  
yardımından yararlanmadığı süreçte gerçekletirilen hukuki ilemlerin yinelenmesi isteği  
reddedilmitir. Bu adaletsizlik, bavuranın savunma haklarının ihlal edildiğine dayalı itirazını  
reddeden Yargıtay önünde de telafi edilmemitir.  
Dahası, her ne kadar Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuve bavuran  
temyiz mahkemesi önünde gerçek bir avukat tarafından temsil edilmiolsa da, bavuranın bir  
avukat yardımından yararlanmadığı süreçte gerçekletirilen - tanıkların dinlenmesi dahil -  
hukuki ilemlerin yinelenmesi isteğinin reddedildiği dikkate alınmalıdır. Halbuki tanıkların  
ifadeleri, özellikle Ö.B.'nin ifadesi bavuranın mahkûmiyetine katkıda bulunan suçlamaları  
doğrular niteliktedir. Bu itibarla AĐHM, Hükümetin, ilk davadaki adil yargılama eksikliklerini  
gidermeye yönelik olarak aynı davanın Yargıtay ve ilk derece mahkemesine geri gönderildiği  
yönündeki argümanına katılmamaktadır.  
Geçekten de, AĐHM'nin kanaatine göre, bavuranın ceza davası sürecinde adli yetki ve  
nitelikleri olan gerçek bir avukattan yardım aldığı yegâne safhada tanıkların dinlenmemesi,  
bavurana davasını silahların eitliği ve vicahi yargılama ilkeleri açısından tatmin edici  
koullarda sunmasına imkân tanımamıtır.  
Bu itibarla AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 3d) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla  
bağlantılı olarak ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
3. 6. maddenin 1 ve 3. paragraflarına dayalı diğer ikâyetler hakkında  
Tespit ettiği ihlal bakımından AĐHM, bavuranın özellikle ulusal mahkemelerin bağımsız  
ve tarafsız olmadığına, delillerin toplanma tarzı ve değerlendirilmesine ve ulusal  
mahkemelerin verdiği kararlarda gerekçe yetersizliğine dayalı olarak dile getirdiği diğer  
ikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.  
9
II. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN 2. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, bavuran  
polislerin basına davası ile ilgili bilgileri sattığını ve bir televizyon programında katil gibi  
tanıtıldığını savunmakta, AĐHS'nin 6/2 paragrafına atıfta bulunmaktadır:  
Hükümet, bu ikâyet hakkında açıklama yapmamaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, bu ikâyetin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve diğer taraftan baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını  
tespit etmektedir. Dolayısıyla sözkonusu ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun  
olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Esasa ilikin olarak ise AĐHM, masumiyet karinesi ilkesinin cezai anlamda bir usul  
teminatıyla sınırlı kalmayıp, daha genikapsamlı olduğunu ve hiçbir Devlet temsilcisinin bir  
mahkeme tarafından mahkûm edilmeden bir kiiyi suçlu olarak gösteremeyeceğini  
hatırlatmaktadır (Fransa aleyhine Allenet de Ribemont davası, 10 ubat 1995, prg. 35-36, seri  
A no 308). Ayrıca, masumiyet karinesi sadece bir hakim ya da bir mahkeme tarafından değil,  
baka resmi makamlar tarafından da ihlal edilebilir (Litvanya aleyhine Daktaras davası,  
no 42095/98, prg. 41-42, CEDH 2000-X). Bu konuda AĐHM, daha önce de müfettiler  
tarafından verilen basın toplantıları sırasında masumiyet karinesi ilkesine saygı sorunuyla  
ilgili karar verme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır (Litvanya aleyhine Butkevičius davası, no  
48297/99, prg. 50-52, CEDH 2002-II (alıntılar), ve Türkiye aleyhine Y.B. Ve diğerleri davası,  
no 48173/99 ve 48319/99, prg. 40–51, 28 Ekim 2004).  
Mevcut davada, bavuran sadece üpheliyken, yani henüz mahkûm edilmemiken, bir  
televizyon programının konusu olmuve bu programda hazırlanan kurgu filmde bavuranın  
rolünü oynayan aktör bir cinayet ilerken görüntülenmitir. Bu kurgu film zaman zaman  
gerçek tanıkların görüntüleriyle kesilmitir. Bu tanıklar arasında yer alan bir kriminal polis  
müfettii soruturmanın ayrıntılarını ve suçun koullarını bavuranın suçluluğuna üphe  
bırakmayacak ekilde açıklamıtır.  
üphesiz, AĐHS'nin 6. maddesinin 2. paragrafı, 10. madde bakımından yetkililerin devam  
eden cezai soruturmalar hakkında kamuoyunu bilgilendirmelerini engelleyemez, ancak bu  
yapılırken masumiyet karinesine saygının gereği tüm ihtiyat ve ölçülülüğe riayet edilmesini  
öngörür. (Allenet de Ribemont, ilgili bölüm, prg. 38). Mevcut durumda, AĐHM her ne kadar  
güvenlik güçlerinin bavuranın iddia ettiği gibi basınla menfaat karılığı yaptığı olası  
ibirliğinin koulları hakkında fikir yürütmeye muktedir olmasa da, soruturmaya katılan bir  
polisin bir televizyon programında yer almayı kabul ederek bavurana isnad edilen suçu konu  
alan bir senaryoya ortak olduğunu hatırlatmayı görev bilir.  
AĐHM, üstelik suçun ilenme koullarını anlatan polisin tanıklığı yayınlanırken,  
bavuranın olayın yeniden canlandırılması sırasında, polis tarafından çekilen video  
kayıtlarındaki görüntülerinin verildiğini kaydetmektedir. Bu görüntülere bakıldığında, AĐHM,  
basının sadece olayın yeniden canlandırılma operasyonunu ve bavuranın polislerle  
10  
konumalarını filme almakla kalmadığını, aynı zamanda bavuranı isnad edilen suç hakkında  
sorguladığını gözlemlemektedir.  
Bu koullar altında AĐHM, bavuranın hakkı olan masumiyet karinesine saygı ilkesini hiçe  
sayarak, onu suçlu bir konuma yerletiren polis yetkililerinin sergilediği bu davranıın  
masumiyet karinesiyle bağdamadığı kanaatine varmaktadır. Diğer taraftan Hükümet, basının  
hangi koullarda olay yerine girerek, bavuranın da yer aldığı yeniden canlandırma  
operasyonunu filme aldığına hiçbir açıklama getirmemektedir.  
Yukarıda anlatılanları dikkate alan AĐHM, AĐHS'nin 6. maddesinin 2. paragrafının ihlal  
edildiği sonucuna varmaktadır.  
III. DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI HAKKINDA  
Aynı olgulara dayanan bavuran, gözaltı sırasında polislerden iddet gördüğünü savunarak,  
AĐHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Bavuran 5. maddeye atıfta  
bulunarak, yakalanma, gözaltına alınma ve tutuklanma sürelerinin yasal olmadığından  
ikâyetçi olmakta, yakalanma gerekçeleri hakkında ne kendisinin ve ne de yakınlarının  
bilgilendirilmediğini savunmaktadır. Bavuran ayrıca, yakalandıktan hemen sonra bir hakim  
karısına çıkarılmadığını iddia etmekte ve iç hukukta gözaltı ve tutukluluğu için tazminat elde  
edemediğinden ikâyetçi olmaktadır.  
Son olarak, bavuran 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmakta ve sahte  
avukata ödediği ücretler nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
Gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığına dayalı ikâyetler hakkında AĐHM,  
dosyadaki unsurlara bakarak, bavuranın bu iddialarını destekleyen ve makul üphe uyandıran  
herhangi bir kesin kanıt sunmadığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, AĐHM bavuranın  
gözaltı sırasında iki kez doktor muayenesinden geçirildiğini ve ilgili raporlara göre vücudunda  
hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığını tespit etmektedir. AĐHM, üstelik Cumhuriyet  
savcısının bu raporlara dayanarak kötü muamele iddialarının gerçeği yansıtmadığına  
hükmederek, takipsizlik kararı aldığını ve bu kararın ağır ceza mahkemesi tarafından  
onanğını not etmektedir. AĐHM, böylece bavuranın iddialarını inandırıcı kılacak nitelikte  
bir unsur bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla, dosyadaki belgeler ıığında, bu ikâyet  
AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları anlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olduğundan, reddedilmesi uygun olacaktır.  
AĐHS'nin 5. maddesine dayalı iddialarla ilgili olarak AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin 7  
Ocak 2002 ve tutukluluk süresinin 18 Aralık 2003 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir.  
Oysa, mevcut bavuru 18 Mart 2005 tarihinde yani altı aydan fazla bir zaman sonra  
sunulmutur. Bunun sonucu olarak, bavuranın sözkonusu maddeye dayalı ikâyetleri  
gecikmeli olup, AĐHS'nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
Son olarak, bavuranın mülkiyete saygı hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak  
AĐHM, bu ikâyetin genel bir biçimde dile getirildiğini ve bavuranın bu iddialarını  
destekleyen herhangi bir kesin kanıt sunmadığını gözlemlemektedir. Bunun sonucu olarak,  
sözkonusu ikâyet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
11  
IV. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 100 000 Euro ve uğradığı manevi zararların karılığı  
olarak 250 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı  
görememekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karın, AĐHM manevi tazminat olarak  
bavurana 7.200 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargı masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri karılığında 1 300  
Türk Lirası [yaklaık 629 Euro] talep etmektedir. Bavuran, bu talebine destek olarak bir  
çalıma saati dekontu sunmaktadır.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada elindeki belgeleri ve  
yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, AĐHM önünde görülen yargılama için bavurana  
629 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1, 2 ve 3 c) ve d) maddesi hakkında yapılan ikayetlerin kabuledilebilir, bunun  
ında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/2 ve 6/3 c) ve d) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 ve 3 maddelerinin hakkındaki diğer ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana:  
i. manevi tazminat olarak 7.200 (yedi bin iki yüz) Euro ödenmesine;  
ii. yargılama giderleri için 629 (altı yüz yirmi dokuz) Euro ödenmesine;  
12  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 29 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
13