CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
KARADEMİRCİ VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru No: 37096/97, 37101/97)  
Strazburg  
25 Ocak 2005  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (37096/97 ve 37101/97) no’lu davanın nedeni,  
İsmail K. ve Mehmet Z. ile Şennur Y., Ayla B., Ayfer A. ve S.T.’nin (başvuranlar) Avrupa İnsan  
Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 8 Nisan 1997 ve 12 Mayıs 1997 tarihlerinde, Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları iki başvurudur.  
Başvuranlardan ilk beşi İzmir Barosu avukatlarından M. U. tarafından, sonuncusu ise A.A. Alkan  
tarafından temsil edilmektedir.  
Başvuranlar AİHS’nin 10. ve 11. maddelerinin yanı sıra 37101/97 no’lu başvuru ile 9. maddenin  
ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.  
AİHM 3 Eylül 2002 tarihinde başvuruları kısmen kabuledilebilir bulmuştur.  
OLAYLAR  
Davanın Koşulları  
Başvuranlar sırasıyla 1961, 1964, 1966, 1966, 1961 ve 1972 doğumlu Türk vatandaşı olup İzmir’de  
ikamet etmektedirler.  
30 Haziran 1995 tarihinde aralarında başvuranların da bulunduğu yirmi beş kişi, Yenişehir  
Meslek Lisesi önünde toplanmış ve aralarından Tüm Sağlık Sen Sendikası başkanı İsmail Karademirci,  
aynı sendikanın şubeleri ve Eğitim Sen tarafından imzalanan bir metni halka okuyarak İzmir Atatürk  
Sağlık Meslek Lisesi’nde bazı öğrencilere karşı yapılan muameleleri kınamıştır. Grup yirmi beş dakika  
bekledikten sonra dağılmıştır.  
23 Ekim 1995 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, Tüm Sağlık Sen ve Eğitim Sen  
Sendikalarının yirmi beş yönetici ve üyesi hakkında, Cumhuriyet Savcılığı’ndan gerekli belgeyi  
almaksızın “basın açıklaması” yapmaktan dolayı cezai takibat başlatmış ve özellikle 2908 sayılı  
Dernekler Kanunu’nun 44. ve 82. maddelerinin uygulanması istemiştir.  
13 Şubat 1996 tarihinde İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranlar ile birlikte suçlanan diğer  
dokuz kişiyi, haklarında itham edilen olaylardan ötürü suçlu bularak, ilgili kanun hükümleri uyarınca  
üç ay hapis cezasına mahkum etmiş, ardından hapis cezasını 450.000 TL (7 USD) tutarında para  
cezasına çevirerek cezanın ertelenmesine karar vermiştir.  
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, bir yandan sendikalar tarafından basın açıklaması yapılması  
yönünde bir karar alınmadığı, diğer yandan ise basın açıklaması yapılırken suçlanan kişilerin da  
orada bulunması nedeniyle suç unsurlarının oluştuğuna kanaat getirmiştir. Diğer sanıklara gelince,  
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi basın açıklaması yapılırken bu kişilerin hazır bulunmadıkları  
gerekçesiyle beraatlerine karar vermiştir.  
Başvuranlar ilk derece mahkemesinin verdiği kararı temyize götürmüşlerdir. Başvuranlar  
dilekçelerinde aldıkları mahkumiyetin ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ve özellikle “basın  
açıklamasının”, Dernekler Kanunu’nun 44. maddesi gereğince “el ilanı” ya da “yazılı bildiri” olarak  
nitelendirilemeyeceğini iddia etmişlerdir.  
11 Ekim 1996 tarihli kararla Yargıtay, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı yasaya ve  
yargılama usullerine uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır. Kararın tam metni başvuranlara tebliğ  
edilmemiştir.  
12 Kasım 1996 tarihinde 11 Ekim 1996 tarihli karar İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne ait dosyaya  
konmuştur. Başvuranlardan S.T.sözkonusu karar metninin bir kopyasını 25 Aralık 1996 tarihinde  
almıştır.  
________________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki  
telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta  
bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. BAŞVURANLARIN ŞİKAYETLERİ  
Başvuranlar AİHS’nin 10. ve 11. maddelerinin yanı sıra 37101/97 no’lu başvuru ile 9. maddeye  
gönderme yaparak, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü haklarının, ifade özgürlüğü haklarının ve  
barışçıl toplantı düzenleme ve dernek kurma haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmaktadırlar.  
AİHM başvuranların atıfta bulunduğu olguların özellikle AİHS’nin 10. maddesi kapsamına  
girdiği kanaatindedir. Bu nedenle AİHM sözkonusu şikâyetleri bu hüküm altında ele alacaktır.  
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 44. maddesi gereğince mahkum edilmelerinin,  
AİHS’nin 10. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.  
A. Bir müdahalenin varlığı hakkında  
Hükümet, başvuranların basın açıklamasından dolayı değil “şekil ve şartlara” uymadıkları  
gerekçesiyle mahkum edildiklerini belirterek, bir müdahalenin varlığına karşı çıkmaktadır.  
Başvuranlar bu sava itiraz etmekte ve aldıkları mahkumiyetin, AİHS’nin 10. maddesinde  
öngörülen ifade özgürlüğü haklarına karşı bir müdahale teşkil ettiğini belirtmektedirler.  
AİHM mevcut davanın, ifade özgürlüğüne ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı açılan ve  
kendisinin ele almış olduğu bir çok davadan farklı olduğunu saptamıştır. Mevcut davada  
başvuranlar, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 44. ve 82. maddeleri gereğince “basın açıklaması”  
yaptıkları gerekçesiyle mahkum edilmişlerdir. AİHM ilgili Kanunun 44. maddesinin doğrudan ifade  
özgürlüğünü kısıtlamadığını fakat dernekleri el ilanı, bildiri ve benzeri yayınları yayımlamadan ya da  
dağıtmadan önce AİHS’nin 10§2 maddesine göre “şekil veya şartlara” tabi kıldığını hatırlatır. Yine de  
AİHM, bu koşulla birlikte (Bkz., mutadis mutandis, Bowman-Birleşik Krallık, 19 Şubat 1998 tarihli  
karar, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-I, § 33) başvuranların mahkum edilmesinin (Bkz., H.N.-  
İtalya, no:18902/91, 27 Ekim 1998 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar 24, s. 21) ifade  
özgürlüğüne yönelik bir müdahale anlamına geldiği kanaatindedir. AİHS’nin 10. maddesiyle uyumlu  
olabilmesi için bu türden bir müdahalenin üç koşulu sağlaması gerekmektedir: “yasayla öngörülmüş”  
olmak, 2. paragraf bakımından meşru amaç veya amaçlar gözetmek ve bu amaç veya amaçlara  
ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmak.  
B. Müdahale “yasa ile öngörülmüş” müydü?  
1. Tarafların Argümanları  
Başvuranlar basın açıklamasının, Dernekler Kanunu’nun 44. maddesine göre bildiri ya da benzeri  
yayın olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, bu maddenin mahkumiyetleri  
için yasal bir dayanak olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nin  
bir Yargıtay kararına dayanarak 1 Temmuz 1996 tarihli bir hükümle benzer olaylardan ötürü  
kendilerini yargıladığını ve beraat kararı verdiğini hatırlatmaktadır.  
Hükümet sözkonusu tedbirin yasayla öngörüldüğünü savunmaktadır. 2908 sayılı Kanunun 44.  
maddesi, el ilanı, bildiri ve benzeri yayınları yayımlayan veya dağıtan dernekler ve 2821 sayılı  
Sendikalar Kanunu gereğince sendikalar için şekil ve şartlar getirmiştir. Benzer olaylardan dolayı  
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvuranların serbest bırakılmasıyla ilgili olarak ise  
Hükümet bu iki kararın biraz farklı olduğunu belirtmektedir.  
2. AİHM’nin Takdiri  
AİHM, yerleşik içtihatlarında yer alan “yasayla öngörülmüş olmak” ifadesinin, yalnızca suç  
sayılan tedbirin iç hukukta yasal bir dayanağının olmasını değil, aynı zamanda sözkonusu yasanın  
yeterliğini de gözettiğini hatırlatır: sözkonusu yasa, yargılanacak kişiler için erişilebilir ve  
öngörülebilir olmalıdır (Bkz., diğerleri arasında, Rotaru-Romanya [GC], no: 28341/95, § 52, CEDH  
2000-V, Gaweda-Polonya, no: 26229/95, § 39, CEDH 2002-II, ve Maestri-İtalya [GC], no: 39748/98, § 30,  
CEDH 2004).  
Mevcut davada AİHM, Dernekler Kanunu’nun 44. ve 82. maddelerinin, başvuranlara karşı  
hükmolunan cezaya dayanak sağlayan hukuki düzenlemeler içerdiğine dikkat çeker. Dolayısıyla  
AİHM sözkonusu tedbirin iç hukukta yasal dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır.  
AİHM davanın özel koşulları ışığı altında, yasanın yeterliliği koşuluna uyulup uyulmadığını  
araştıracak ve sözkonusu yasanın erişilebilir ve öngörülebilir olup olmadığını inceleyecektir.  
Erişilebilirlik konusunda AİHM, 2908 sayılı Kanun’un 44. ve 82. maddelerinin bu kriteri  
sağladığını, zira sözkonusu kanunun 7 Ekim 1983 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığını tespit  
etmiştir. Dolaysıyla AİHM kanunun erişilebilirlik kriterine uyduğu sonucuna varmıştır.  
Öngörülebilirlik konusuna gelince, AİHM ulusal mevzuatın, sendika yöneticilerinin basın  
toplantısı ve yazılı basın açıklaması yapacakları koşulları yeterince net bir şekilde belirtip  
belirtmediğini inceleyecektir (mutadis mutandis, Maestri, adıgeçen karar, § 34).  
Başvuranlara göre 44. maddenin yasal dayanak sağladığı varsayılsa bile bu madde, bir “basın  
açıklaması”nın kamuya okunmasını veya dağıtılmasını değil, bildiri, beyanname ve benzeri  
yayınların yayımlanmasını ve dağıtılmasını düzenlemektedir.  
AİHM sözkonusu 44. maddenin muğlak ve açık olmayan kelimeler kullandığını, özellikle de  
“benzeri yayınlar” ifadesinin böyle olduğunu ve yargıçlara geniş bir takdir yetkisi tanıdığını kabul  
eder (Bkz., Barthold-Almanya, 25 Mart 1985 tarihli karar, A serisi no: 90, s. 22, § 47). Bununla birlikte  
AİHM, yasaların mutlak bir kesinlik içinde hazırlanmasının güç olabileceğini ve 44. maddede  
belirtilen şekil ve şartların uygulama alanını belirlemede ulusal mahkemelere belirli bir esneklik payı  
tanınabileceğini daha önceden de dile getirmiştir.  
Hukuki bir düzenleme ne kadar açık bir dille kaleme alınmış olursa olsun, mahkemelerin kısmen  
yorumda bulunması kaçınılmazdır. Daima açık olmayan noktaları aydınlığa kavuşturmak ve  
sözkonusu hükmü değişen koşullara uyarlamak gerekecektir (E.K.-Türkiye, no: 28496/95, § 52, 7 Şubat  
2002).  
İfade özgürlüğünün kullanılmasının bir takım şekil ve şartlara tabi tutulabileceği açıktır. Diğer  
yandan AİHS’nin 10. maddesi, bir iletişim biçimine önceden getirilen tüm kısıtlamaları  
yasaklamamaktadır. Bununla birlikte AİHM’ye göre, mevcut davada olduğu gibi şekil ve şartlara  
uyulmaması cezai bir yaptırımla karşılaşsa da, bunun uygulanma hallerinin yasada açıkça belirtilmiş  
olması gerekmektedir (mutadis mutandis, Observer ve Guardian-Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991  
tarihli karar, A serisi no: 216, s. 30, § 60). Bu yaklaşım, bir kısıtlamanın, örneğin kıyas yoluyla,  
yargılanan kişilerin aleyhine olacak şekilde kapsamının genişletilerek uygulanamayacağını dile  
getirmektedir (mutadis mutandis, Başkaya ve Okçuoğlu-Türkiye [GC], no: 23536/94 ve 24408/94, § 36,  
CEDH 1999-IV). Bu koşul, şayet yargılanacak kişi, ilgili hükümden yola çıkarak, gerektiğinde ise  
mahkemeler tarafından getirilen yorumların yardımıyla, hangi fiillerin veya ihmallerin kendisine  
cezai sorumluluk yüklediğini öğrenebiliyorsa yerine getirilmiş olur.  
AİHM mevcut davada başvuranların sağlık çalışanları sendikası yöneticileri olduğunu ve  
geçmişte benzer fiillerden ötürü yerel mahkemeler tarafından 44. maddeye getirilen yorum gereğince  
haklarında birçok kez takibat başlatıldığını fakat beraat ettiklerini tespit etmiştir. Bununla birlikte,  
başvuranların Asliye Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edilmeleri, yetkili mahkemenin sözkonusu  
hükmü farklı bir şekilde yorumladığı izlenimini vermektedir. Mahkeme, basın toplantısı düzenleyip  
bir metnin halka okunmasının, 44. maddeye göre el ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar için öngörülen  
aynı şekil ve şartlara tabii bir fiil olarak nitelendirmiştir.  
AİHM’ye göre sorun, yasanın öngörülebilirliği açısından, bir basın toplantısı esnasında bir  
metnin kamuya okunmasının ve dağıtılmasının, el ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar gibi  
değerlendirilebilip değerlendirilemeyeceğidir.  
AİHM, Yargıtay genel kurulunun altını çizdiği gibi, basın açıklamasının, el ilanı, bildiri ve benzeri  
yayınlar gibi değerlendirilemeyeceği, zira bunlar için gereken koşulların kamuya basın açıklaması  
yapılırken oluşan koşullarla karşılaştırılamayacağı kanaatindedir. El ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar,  
yayınlamak veya dağıtmak üzere hazırlanıp daha uzun bir hazırlık çalışması gerektirirken, basın  
açıklaması daha çok sözlü olarak aktarılmış ya da aktarılacak olan bir konuşmanın içeriği hakkında  
basın mensuplarını bilgilendirmek amacını gütmektedir.  
AİHM’ye göre, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvuranların mahkum edilmesinde getirilmiş  
olan ve Yargıtay tarafından da onanan ilgili iç hukuk yorumu, mevcut davanın koşulları dahilinde, 44.  
maddenin uygulama alanının makul olarak öngörülemeyecek ölçüde genişletilmesidir. Dolayısıyla  
başvuranlar, basın açıklaması yapmanın, 2908 sayılı Kanun’un 44. maddesinde belirtilen bir fiil olarak  
değerlendirebileceğini makul olarak öngörememişlerdir. Yerel mahkemeler, her ne kadar para cezasına  
çevrilmiş ve ertelenmiş de olsa, başvuranları üç yıl hapis cezasına mahkum ederek kıyas yoluyla bir  
uygulama ile ceza yasasının genişletilmiş bir yorumunu yapmışlardır (Bkz., mutadis mutandis, Ecer ve  
Zeyrek-Türkiye, no: 29295/95 ve 29363/95, § 33, CEDH 2001-II).  
Dolaysıyla AİHM, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 44. maddesinin, mevcut davadaki  
uygulaması dahilinde, öngörülebilirlik koşullarını yerine getirmediğine kanaat getirmiştir. Sonuç  
olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
C. AİHS’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen diğer koşullara  
uyulması hakkında  
Müdahalenin yasa ile öngörülmediği sonucuna varan AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin 2.  
fıkrasında öngörülen, meşru bir amaç gütme ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliği  
koşullarına uyulup uyulmadığını inceleme gereği görmemiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen hususlar.  
A. Tazminat  
Karademirci, Zencir, Yılmaz, Bilir ve Aydoğdu 9.190 Euro değerinde maddi zarara uğradıklarını  
iddia etmektedirler. Bu miktar, İzmir Barosu avukatlık ücret tarifesine göre yerel mahkemeler  
nezdindeki avukatlık ücretlerine denk gelmektedir. Başvuranlardan S.T. ise 5.000 Euro tutarında  
maddi zarara uğradığı iddiasında bulunmaktadır.  
Başvuranlar manevi tazminat olarak 120.000 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, sunulan delillerin, AİHS’nin 10. maddesinin  
ihlalinden ileri gelen kaybın nicel bir miktara dönüştürülebilmesine imkân tanımadığı sonucuna  
vararak, sözkonusu talebi reddetmiştir.  
Manevi tazminat konusunda ise AİHM, davanın koşulları nedeniyle ilgililerin bir tür şaşkınlığa  
maruz kalmış olabilecekleri kanaatindedir. AİHS’nin 41. maddesi gereğince AİHM, hakkaniyete  
uygun olarak başvuranların her birine 1.000 Euro tutarında manevi tazminat ödenmesine karar  
vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuranlardan Karademirci, Zencir, Yılmaz, Bilir ve Aydoğdu yerel mahkemeler ile Komisyon  
ve AİHM nezdinde yapmış oldukları masraf ve harcamalar için 16.878 Euro talep etmektedirler.  
Başvuranlar kanıtlayıcı belge olarak İzmir Barosu Avukatlık Ücret Tarifesi ile 150 Euro tutarında  
çeviri harcaması makbuzlarını göstermektedirler.  
Başvuranlardan S.T. ise kanıtlayıcı belge sunmaksızın, yerel mahkemeler ile Komisyon ve AİHM  
nezdinde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.650 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM, başvuranlardan  
Karademirci, Zencir, Yılmaz, Bilir ve Aydoğan’a tüm masraf ve harcamalar için toplam 1.500  
(binbeşyüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.  
Başvuranlardan S.T.’ye ise tüm masraf ve harcamalar için makul olarak 1.500 Euro ödenmesine  
ve ödeme yapılırken bu meblağdan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 625,04 Euro  
(altıyüzyirmibeş Euro dört Cent) tutarındaki adli yardımın düşürülmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı %3 'lük bir faiz  
oranının uygulanacağını belirtmektedir  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OY BİRLİYLE;  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,  
2. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvuranlara,  
i. manevi tazminat için altı başvuranın her birine 1.000 (bin) Euro ödemesine,  
ii. masraf ve harcamalar için  
İsmail Karademirci, Mehmet Zencir, Şennur Yılmaz, Ayla Bilir ve Ayfer Aydoğdu’ya toplu olarak  
1.500 (binbeşyüz) Euro ödenmesine,  
S.T.’ye ise 1.500 (binbeşyüz) Euro ödenmesine ve ödeme yapılırken bu meblağdan, Avrupa  
Konseyi tarafından sağlanan 625,04 Euro (altıyüzyirmibeş Euro dört Cent) tutarındaki adli yardımın  
düşürülmesine karar vermiştir.  
iii. KDV, pul, harç ve masrafların yukarıdaki miktarlara yansıtılabilmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin,  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi  
uygulamasına;  
3. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun  
olarak 25 Ocak 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.