Mevcut davada AİHM, Dernekler Kanunu’nun 44. ve 82. maddelerinin, başvuranlara karşı
hükmolunan cezaya dayanak sağlayan hukuki düzenlemeler içerdiğine dikkat çeker. Dolayısıyla
AİHM sözkonusu tedbirin iç hukukta yasal dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır.
AİHM davanın özel koşulları ışığı altında, yasanın yeterliliği koşuluna uyulup uyulmadığını
araştıracak ve sözkonusu yasanın erişilebilir ve öngörülebilir olup olmadığını inceleyecektir.
Erişilebilirlik konusunda AİHM, 2908 sayılı Kanun’un 44. ve 82. maddelerinin bu kriteri
sağladığını, zira sözkonusu kanunun 7 Ekim 1983 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığını tespit
etmiştir. Dolaysıyla AİHM kanunun erişilebilirlik kriterine uyduğu sonucuna varmıştır.
Öngörülebilirlik konusuna gelince, AİHM ulusal mevzuatın, sendika yöneticilerinin basın
toplantısı ve yazılı basın açıklaması yapacakları koşulları yeterince net bir şekilde belirtip
belirtmediğini inceleyecektir (mutadis mutandis, Maestri, adıgeçen karar, § 34).
Başvuranlara göre 44. maddenin yasal dayanak sağladığı varsayılsa bile bu madde, bir “basın
açıklaması”nın kamuya okunmasını veya dağıtılmasını değil, bildiri, beyanname ve benzeri
yayınların yayımlanmasını ve dağıtılmasını düzenlemektedir.
AİHM sözkonusu 44. maddenin muğlak ve açık olmayan kelimeler kullandığını, özellikle de
“benzeri yayınlar” ifadesinin böyle olduğunu ve yargıçlara geniş bir takdir yetkisi tanıdığını kabul
eder (Bkz., Barthold-Almanya, 25 Mart 1985 tarihli karar, A serisi no: 90, s. 22, § 47). Bununla birlikte
AİHM, yasaların mutlak bir kesinlik içinde hazırlanmasının güç olabileceğini ve 44. maddede
belirtilen şekil ve şartların uygulama alanını belirlemede ulusal mahkemelere belirli bir esneklik payı
tanınabileceğini daha önceden de dile getirmiştir.
Hukuki bir düzenleme ne kadar açık bir dille kaleme alınmış olursa olsun, mahkemelerin kısmen
yorumda bulunması kaçınılmazdır. Daima açık olmayan noktaları aydınlığa kavuşturmak ve
sözkonusu hükmü değişen koşullara uyarlamak gerekecektir (E.K.-Türkiye, no: 28496/95, § 52, 7 Şubat
2002).
İfade özgürlüğünün kullanılmasının bir takım şekil ve şartlara tabi tutulabileceği açıktır. Diğer
yandan AİHS’nin 10. maddesi, bir iletişim biçimine önceden getirilen tüm kısıtlamaları
yasaklamamaktadır. Bununla birlikte AİHM’ye göre, mevcut davada olduğu gibi şekil ve şartlara
uyulmaması cezai bir yaptırımla karşılaşsa da, bunun uygulanma hallerinin yasada açıkça belirtilmiş
olması gerekmektedir (mutadis mutandis, Observer ve Guardian-Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991
tarihli karar, A serisi no: 216, s. 30, § 60). Bu yaklaşım, bir kısıtlamanın, örneğin kıyas yoluyla,
yargılanan kişilerin aleyhine olacak şekilde kapsamının genişletilerek uygulanamayacağını dile
getirmektedir (mutadis mutandis, Başkaya ve Okçuoğlu-Türkiye [GC], no: 23536/94 ve 24408/94, § 36,
CEDH 1999-IV). Bu koşul, şayet yargılanacak kişi, ilgili hükümden yola çıkarak, gerektiğinde ise
mahkemeler tarafından getirilen yorumların yardımıyla, hangi fiillerin veya ihmallerin kendisine
cezai sorumluluk yüklediğini öğrenebiliyorsa yerine getirilmiş olur.
AİHM mevcut davada başvuranların sağlık çalışanları sendikası yöneticileri olduğunu ve
geçmişte benzer fiillerden ötürü yerel mahkemeler tarafından 44. maddeye getirilen yorum gereğince
haklarında birçok kez takibat başlatıldığını fakat beraat ettiklerini tespit etmiştir. Bununla birlikte,
başvuranların Asliye Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edilmeleri, yetkili mahkemenin sözkonusu
hükmü farklı bir şekilde yorumladığı izlenimini vermektedir. Mahkeme, basın toplantısı düzenleyip
bir metnin halka okunmasının, 44. maddeye göre el ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar için öngörülen
aynı şekil ve şartlara tabii bir fiil olarak nitelendirmiştir.
AİHM’ye göre sorun, yasanın öngörülebilirliği açısından, bir basın toplantısı esnasında bir
metnin kamuya okunmasının ve dağıtılmasının, el ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar gibi
değerlendirilebilip değerlendirilemeyeceğidir.
AİHM, Yargıtay genel kurulunun altını çizdiği gibi, basın açıklamasının, el ilanı, bildiri ve benzeri
yayınlar gibi değerlendirilemeyeceği, zira bunlar için gereken koşulların kamuya basın açıklaması
yapılırken oluşan koşullarla karşılaştırılamayacağı kanaatindedir. El ilanı, bildiri ve benzeri yayınlar,
yayınlamak veya dağıtmak üzere hazırlanıp daha uzun bir hazırlık çalışması gerektirirken, basın