doğmasına neden olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, başvuru no: 21986/93).
Bu nedenle bu yaraların nedeni hakkında makul bir izahat vererek mağdurun iddialarını, hele
ki bu iddialar tıbbi belgelere dayandırılmış ise, çürütecek delilleri sunma görevi Hükümete
düşmektedir (Selmouni – Fransa, no: 25803/95, prg. 87, Berktay – Türkiye, no: 22493/93,
prg. 167, 1 Mart 2001, ve Ayşe Tepe – Türkiye, no: 29422/95, prg. 35, 22 Temmuz 2003).
Mevcut davada başvuranlar Ankara’da yakalanmalarının ardından 26 Temmuz 2002
tarihinde, Diyarbakır’a sevk edilmelerinden önce 27 Temmuz 2002 tarihinde, 28 Temmuz
2002’de Diyarbakır’a gelişlerinde ve 30 Temmuz 2002’de gözaltı sürelerinin sona ermesinin
ardından ve hakim karşısına çıkarılmadan önce sağlık kontrolünden geçirilmişlerdir. Bu son
tarihte başvuranlar cezaevine konulmalarının ardından bir kez daha sağlık kontrolünden
geçirilmiş, Cumhuriyet savcılığı’na yapılan suç duyurusunu müteakip 1 Ağustos 2002
tarihinde ve yine aynı tarihte sorgulanmak üzere polise teslim edilmelerinin ardından bir kez
daha sağlık kontrolünden geçirilmişlerdir.
Üst dudakta 0,5 cm’lik eski bir kesikten bahsedilen 1 Ağustos 2002 tarihli raporun dışında
başvuran Uğur’a ilişkin olarak verilen tıbbi raporlarda hiçbir bir darp ya da cebir izinden söz
edilmemektedir. Bu çerçevede “eski” sözcüğü Adli Tıp Uzmanları Derneği tabiplerinin de
tespit ettiği üzere sarih bir ifade değildir.
Başvuran Remzi’ye ilişkin olarak, gözaltı süresinin sona ermesinin ardından düzenlenen 27
Temmuz 2002 tarihli raporda sağ tibia alt kısmında 1 cm çapında bir ekimoza ve bu
ekimozun üzerinde 1 cm’lik üç sıyrık tespit edildiği belirtilmiştir. Diyarbakır’a gelişlerinde
düzenlenen 28 Temmuz 2002 tarihli raporda ise sağ bacakta eritem ve bir ize (raporun bu
kısmı okunamaz durumdadır) rastlandığı belirtilmektedir. Bilahare düzenlenen raporlarda bu
izlerden bir daha söz edilmemiştir. 30 Temmuz 2002 tarihli duruşmada nöbetçi hakim
başvuranın güçlükle yürüdüğünü tespit etmiştir. 1 Ağustos 2002 tarihinde Adli Tıp
Kurumu’nda yapılan muayenede başvuran, testislerindeki ve sırtının sol üst tarafındaki
ağrılardan yakınmıştır. Hastanenin üroloji polikliniğinde düzenlenen 9 Eylül 2002 tarihli
raporda testis biyopsisi sonuçları muhtemelen daha önce meydana gelmiş bir travmaya bağlı
bir modifikasyon oluştuğunu ortaya çıkarmıştır.
Başvuran Reşat ile ilgili olarak ise raporlarda herhangi bir darp ya da cebir izinden söz
edilmemiştir. Buna karşın 1 Ağustos 2002 tarihinde Adli Tıp Kurumu’nda yapılan muayenede
başvuran testislerinde ağrı ve nefes alıp vermede ağrı olduğundan şikayet etmiştir. Başvuran
Remzi’ye ilişkin raporda olduğu gibi Reşat’ın testis biyopsisi raporunda da muhtemelen daha
önce meydana gelmiş bir travmaya bağlı bir modifikasyon oluştuğu belirtilmiştir.
AİHM, başvuranlar Remzi ve Uğur’a ilişkin raporlar arasında muhtelif tutarsızlıklar
bulunduğunu kaydetmektedir. Konuyla ilgili olarak Hükümet tarafından makul bir izahat
verilmediğinden tıbbi muayenelerin gereğine uygun bir biçimde yapılmadığını kabul etmek
gerekecektir (Akkoç – Türkiye, no: 22947/93 ve 22948/93, prg. 118, ve Soner Önder –
Türkiye, no: 39813/98, prg. 36, 12 Temmuz 2005). Bu konuda AİHM, adli tabiplerin
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundukları raporda başvuranlarla ilgili olarak
düzenlenen tıbbi raporların İstanbul Protokolü kriterlerine ya da Sağlık Bakanlığı’nın adli
tabiplik hizmetlerinde ve Adli Tıp raporlarının tanziminde uyulacak esaslara ilişkin 20 Eylül
2000 tarihli genelgesinde belirtilen gerekliliklere uygun olmadığı sonucuna vardıklarını tespit
etmektedir.
10