COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
KARAGÖZ VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 14352/05, 38484/05 ve 38513/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Temmuz 2010  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 14352/05, 38484/05 ve 38513/05 no’lu davanın  
nedeni, Gönül Karagöz, Haydar Ballıkaya ve Bekir Çadırcı isimli üç Türk vatandaşının  
(“başvuranlar”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, 4 Nisan, 12 Ekim ve 7 Ekim 2005  
tarihlerinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme’nin  
(“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurulardır.  
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) önünde, İstanbul Barosu  
avukatlarından E. Kanar, F. Karakaş Doğan, Bay ve Bayan Kırdök ve M. Hanbayat tarafından  
temsil edilmişlerdir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
A. Gönül Karagöz / Türkiye (14352/05)  
Başvuran, 1974 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Başvuran, 21-22 Şubat 1997 tarihlerinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele Şubesi’nde görevli polis memurları tarafından bir grup şüpheliyle beraber  
yakalanmıştır. Başvuran ile diğer şüpheliler 6 Mart 1997 tarihine kadar burada tutulmuşlar ve  
polis memurları tarafından kötü muameleye maruz bırakıldıklarını iddia etmişlerdir.  
Başvuran, dövüldüğünü, cinsel tacize maruz bırakıldığını ve Filistin askısına asıldığını ifade  
etmiştir.  
26 Şubat 1997 tarihinde, başvuran muayene edilmek üzere devlet hastanesine  
götürülmüştür. Doktor tarafından hazırlanan raporda, başvuranın vücudunda herhangi bir kötü  
muamele izi bulunmadığı belirtilmiştir.  
4 Mart 1997 tarihinde, başvuran, adli tıp uzmanına götürülmüştür. Raporda,  
başvuranın sol omzunda morluk, bacaklarının alt bölümlerinde değişik boyutlarda eski  
yaralar, baş ve işaret parmaklarında hassasiyet ve kollarda ağrı tespit edildiği belirtilmiştir.  
Daha sonra yapılan yargılama sırasında, 15 Ekim 1999 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumu,  
başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların üç gün mutat iştigaline engel teşkil edeceğini  
tespit etmiştir.  
Başvuran, 6 Mart 1997 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartılmıştır.  
Aleyhindeki bütün suçlamaları reddeden ve maruz kaldığı kötü muameleden bahseden  
başvuran tutuklanmıştır.  
Başvuran ile diğer on dört tutuklu tarafından kötü muamele iddiasıyla şikayette  
bulunulmasının ardından, olay sırasında görevli sekiz polis memuru hakkında soruşturma  
açılmıştır. 8 Mayıs 1997 tarihinde, Fatih Cumhuriyet Savcısı ilgili polis memurlarının  
ifadesini almış ve 23 Haziran 1997 tarihinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde on beş  
şikayetçiyi sorgulayan sekiz polis memurunun eski TCK’nın 243. maddesi uyarınca işkence  
yapma suçundan yargılanmasını öngören bir fezleke hazırlamıştır.  
2
4 Temmuz 1997 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısı, başvuranlar hakkında  
iddianame hazırlamıştır.  
17 Temmuz 1998 tarihinde, İstanbul İl Polis Disiplin Kurulu, polis memurlarının iddia  
konusu suçu işlediklerine dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle herhangi bir disiplin  
yaptırımı uygulanmamasına karar vermiştir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, ceza davasına müdahil olmuştur. 29 Nisan 1999  
tarihinde yapılan duruşma sırasında, başvuran, duruşma salonunda kötü muamele yaptığını  
iddia ettiği polislerden birini teşhis etmiştir. 25 Ekim 2000 tarihinde, bu polis memuru  
aleyhine ek iddianame düzenlenmiştir.  
8 Temmuz 2002 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarının itham edildikleri  
suçlardan mahkum edilmelerini talep etmiştir.  
2 Aralık 2002 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliğinden dolayı  
beş polis memurunun beraatına, diğer dördünün on bir ay yirmi gün hapis cezasına  
çarptırılmasına ve iki ay yirmi yedi gün kamu hizmetlerinden men edilmesine karar vermiştir.  
Polis memurlarının sabıka kayıtlarının bulunmadığını kaydeden ilk derece mahkemesi  
hakimlerinin takdir yetkisi ile söz konusu cezalar ertelenmiştir. Hakimlerden birisi muhalefet  
şerhi koymuştur.  
Başvuran kararı temyiz etmiştir. 1 Nisan 2004 tarihinde, Yargıtay, duruşma sırasında  
başvuran tarafından teşhis edilen polis memuru hakkındaki beraat kararını onamıştır. Ayrıca,  
Yargıtay, davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle beraat eden diğer polis memurları  
hakkındaki kararı bozmuştur. Bunun ardından, Yargıtay, ceza davasının reddine karar  
vermiştir. Yargıtay, son olarak, verilen cezada birçok mağdurun bulunduğu hususunun göz  
önünde bulundurulmadığını öne sürerek mahkum edilen dört polis memuru hakkındaki kararı  
usuli sebeplerle bozmuştur. Yargıtay, davayı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade etmiştir.  
11 Kasım 2004 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, zamanaşımına uğradığı  
gerekçesiyle kalan dört polis memuru hakkındaki ceza davasının ortadan kaldırılmasına karar  
vermiştir.  
Başvuran kararı temyiz etmiştir. 29 Kasım 2006 tarihinde, Yargıtay, söz konusu kararı  
onamıştır.  
B. Haydar Ballıkaya / Türkiye (38484/05) ve Bekir Çadırcı / Türkiye (38513/05)  
Başvuranlar, sırasıyla 1965 ve 1974 doğumludurlar ve İstanbul’da ikamet  
etmektedirler.  
Başvuranlar, 25 Kasım 1997 tarihinde, terör örgütü üyesi oldukları şüphesiyle İstanbul  
Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görevli polis memurlarınca gözaltına alınmışlar ve 2 Aralık  
1997 tarihine kadar burada tutulmuşlardır.  
2 Aralık 1997 tarihinde, Fatih Cumhuriyet Savcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi  
önüne çıkarılan birinci başvuran, gözaltında bulunduğu sırada polis memurları tarafından kötü  
muameleye maruz bırakıldığı konusunda şikayetçi olmuştur.  
3
2 Aralık 1997 tarihinde, başvuranlar ile birlikte diğer sekiz tutuklu adli tıp doktoru  
tarafından muayene edilmiş ve birinci başvuranın iki elinde, özellikle bilek çevresinde 3 cm  
boyutunda eski yaralar, sol koltukaltında 2 cm boyutunda iyileşmekte olan bir lezyon ve sağ  
ayak tırnağı çevresinde hematom ve sarı lekeler tespit edilmiştir. İkinci başvuranın sol koltuk  
altından başlayarak koltukaltının dışına doğru uzanan bölgede 1x6 cm boyutunda hiperemi ve  
sıyrık tespit edilmiştir.  
10 Mart 1998 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanan iki başvuran,  
sorgu süresince gözlerinin bağlandığını, dövüldüklerini, testislerinin sıkıldığını, kollarından  
asıldıklarını ve psikolojik baskıya maruz bırakıldıklarını ifade etmişlerdir. İkinci başvuran,  
ayrıca, sıcak ve soğuk tazyikli suya maruz bırakıldığını iddia etmiştir.  
17 Nisan 1998 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından, başvuranlar ile  
birlikte diğer iki tutukluya kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle, dört polis memuru  
(S.A., M.C., E.M. ve N.C.) hakkında iddianame düzenlenmiştir.  
25 Haziran 1998 tarihinde, ikinci başvuran davaya müdahil olmuştur.  
26 Nisan 1999 tarihinde ikinci başvuran, 24 Haziran 1999 tarihinde ise birinci  
başvuran mahkeme önünde şikayetlerini yinelemişlerdir. Birinci başvuran, ayrıca, kendisine  
kötü muamelede bulunan E.M. ve S.A. isimli iki polis memurunu teşhis etmiş ve önceki  
şikayetlerini yineleyerek üzerine tazyikli su tutulduğunu ifade etmiştir.  
Yargılama sırasında, sanık polis memurları, başvuranların yakalanmaları sırasında  
direndiklerini, vücutlarında görülen izlerin de bu nedenle oluştuğunu iddia etmişlerdir. Sonuç  
olarak, 29 Haziran 2000 tarihinde yapılan duruşmada, başvuranlar, vücutlarındaki izlerin  
sebebinin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’na danışılmasını talep etmişlerdir.  
Adli Tıp Kurumu, 19 Aralık 2001 tarihinde ilgili raporu çıkarmıştır. Raporun birinci  
başvuranla ilgili herhangi bir bulgu içermemesi nedeniyle, mahkeme, Adli Tıp Kurumu’ndan  
birinci başvuranla ilgili rapor hazırlamasını istemiştir.  
Adli Tıp Kurumu, 19 Şubat 2003 tarihli raporunda, birinci başvuranın ellerinde ve  
bileklerinde görülen eski yaraların, adli tıp doktoru tarafından yapılan muayene tarihi  
itibariyle (2 Aralık 1997) yaklaşık yedi günlük olduğu, ancak sol koltuk altında tespit edilen  
lezyon ile sağ ayak parmağında görülen sarı izin beş veya yedi gün önce oluşmuş olabileceği  
sonucuna varmıştır. Raporda, sağ ayak tırnağında görülen hematomun iki ya da üç haftalık  
olduğu belirtilmiştir. Son olarak, koltukaltında görülen lezyonlarla ayak tırnağındaki sarı  
lekenin sert bir cismin bu alana doğrudan temas ettirilmesi veya birinin vücudun bu  
bölgelerine vurması veya bu bölgeleri sert ve çıkıntılı bir yüzeye doğru bastırması sonucu  
oluşmuş olabileceği kaydedilmiştir. Raporda, ayrıca, bulguların bu üç sebebin hangisi sonucu  
oluştuğunu belirlemenin tıbbi olarak mümkün olmadığı belirtilmiştir.  
20 Haziran 2003 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki  
delillere dayanarak, Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca üç başvuranın kötü muameleye  
maruz bırakıldığını tespit etmiştir. Buna göre, polis memurları başvuranların itirafta  
bulunmaları için kötü muamelede bulunmuşlardır. Birinci başvuran, duruşmalardan birinde  
M.C. ve S.A.’yı teşhis etmiştir. Mahkeme, diğer hususlar meyanında, sağlık raporlarındaki  
bulgulara atıfta bulunarak, M.C. ve S.A.’yı aleyhlerindeki suçlamalardan mahkum ederek bir  
4
yıl hapis cezasına çarptırılmalarına ve üç ay süreyle kamu hizmetlerinden men edilmelerine  
karar vermiştir. Mahkeme, delil yetersizliği nedeniyle, N.C.’nin birinci başvuranın yaptığı  
suçlamalardan, S.A. ve E.M.’nin ise ikinci başvuranın yaptığı suçlamalardan beraatına karar  
vermiştir. Mahkeme, bu sonuca varırken ikinci başvuranın failleri teşhis edememesi hususunu  
göz önünde bulundurmuştur.  
Her iki taraf da kararı temyiz etmiştir. 29 Mart 2005 tarihinde, Yargıtay,  
soruşturmanın yetersiz olduğu gerekçesiyle N.C., M.C. ve S.A. hakkındaki kararı bozmuştur.  
Yargıtay, özellikle, gözaltına alındıklarında başvuranlarla ilgili olarak çıkarılan sağlık  
raporlarının ve gözaltı sırasında alınan ifadelerin dava dosyasında bulunmadığını  
kaydetmiştir. S.A. ve E.M.’nin ikinci başvuranın yaptığı suçlamalardan beraat etmesiyle ilgili  
olarak, Yargıtay, kararı önce bozmuş, daha sonra ise zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle  
davanın ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.  
Dava, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade edilmiştir. İstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi, 24 Haziran 2005 tarihinde, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle M.C. ve S.A.  
hakkındaki davanın ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.  
26 Temmuz 2005 tarihinde, ikinci başvuran kararı temyiz etmiştir. 18 Nisan 2007  
tarihinde, Yargıtay, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıştır.  
HUKUK  
I.  
DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ  
Olaylar ve hukuk kısımları bakımından benzer olmaları nedeniyle, AİHM, davaların  
birleştirilmesine karar vermiştir.  
II.  
AİHS’NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldıkları konusunda şikayetçi  
olmuşlar ve bu şikayetlerini AİHS’nin 3. maddesine dayandırmışlardır. Başvuranlar, bu  
bağlamda, AİHS’nin 13. maddesine de atıfta bulunarak, polis memurları hakkında yapılan  
yargılamanın uzun sürdüğü ve bu nedenle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kötü muamele  
şikayetleriyle ilgili olarak etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığını iddia etmişlerdir.  
38513/05 no.lu başvurunun sahibi başvuran, söz konusu şikayeti AİHS’nin 6. maddesine de  
dayandırmıştır.  
38513/05 no.lu başvurunun sahibi başvuran, ayrıca, polis memurları hakkındaki ceza  
davasının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle tazminat davası açamadığı konusunda  
şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHS’nin 13. maddesine dayandırmıştır.  
AİHM, söz konusu şikayetlerin yalnızca AİHS’nin 3. ve 13. maddesi bağlamında  
incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca başvuranların iç hukuk yollarını  
tüketmediklerini iddia etmiştir. Hükümet, bu bağlamda, başvuranların iddia ettikleri zararın  
karşılanmasını sağlayabilecek medeni ve idari hukuk yollarına başvurmadıklarını belirtmiştir.  
5
Ayrıca, üçüncü başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24 Haziran 2005 tarihli kararını  
da temyiz etmemiştir.  
AİHM, Hükümet’in ön itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Müdet Kömürcü /  
Türkiye (no. 2), no. 40160/05). AİHM, söz konusu davada, daha önceki tespitlerinden  
ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle,  
AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. AİHS’nin 3. maddesinin esası ışığında Savunmacı Hükümet’in sorumluluğu  
Hükümet, birinci başvuranla ilgili olarak, polis memurlarının muamelesinin 3.  
maddede belirtilen şiddet sınırına ulaşmadığını, ancak ikinci ve üçüncü başvuranların  
vücutlarında görülen izlerden yakalanmaları sırasında polis memurlarına direndiklerinin  
anlaşıldığını ileri sürmüştür. Bu bakımdan, Hükümet, sağlık raporlarının, özellikle de Adli  
Tıp Kurumu tarafından hazırlanan son raporun, makul şüphenin ötesinde, ikinci ve üçüncü  
başvuranların vücutlarında tespit edilen bulguların polis memurlarının uyguladığı işkence  
nedeniyle oluştuğu sonucuna götürmeyeceğini belirtmiştir.  
AİHM, AİHS’nin 3. Maddesi ile ilgili kararlarında belirlediği temel ilkeleri hatırlatır  
(IvanVasilev / Bulgaristan, no. 48130/99; Yavuz / Türkiye, no. 67137/01; Emirhan Yıldız ve  
Diğerleri / Türkiye, no. 61898/00; Diri / Türkiye, no. 68351/01; Çolak ve Filizer / Türkiye, no.  
32578/96 ). AİHM, söz konusu davaları bu ilkeler ışığında inceleyecektir.  
a.  
Gönül Karagöz / Türkiye (14352/05)  
AİHM, başvuranın 21 Şubat – 6 Mart 1997 tarihleri arasında gözaltında tutulduğunu  
kaydeder. Gözaltında tutulduğu sırada, 26 Şubat ve 4 Mart 1997 tarihlerinde, başvuran  
hakkında iki sağlık raporu düzenlenmiştir. Başvuranın yakalanmasından beş gün sonra  
hazırlanan ilk raporda, başvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığı  
belirtilirken, gözaltının sona ermesinden iki gün önce hazırlanan ikinci raporda başvuranın sol  
omzunda morluk, bacaklarının alt bölümlerinde değişik boyutlarda eski yaralar, baş ve işaret  
parmaklarında hassasiyet ve kollarda ağrı tespit edildiği belirtilmiştir. Daha sonra, İstanbul  
Adli Tıp Kurumu, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların üç gün mutat iştigaline engel  
teşkil edeceğini tespit etmiştir. İlk sağlık raporunda herhangi bir bulgu tespit edilmediğinden,  
AİHM, ikinci raporda belirtilen izlerin başvuranın gözaltı sürecinin sonraki günlerinde  
oluşmuş olabileceği kanaatindedir. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın dövüldüğü ve Filistin  
askısına asıldığına dair iddialarının ikinci raporda kaydedilen bulgularla örtüştüğünü  
kaydeder.  
Bu koşullar altında, AİHM, başvuranda tespit edilen yaraların İstanbul Emniyet  
Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde görevli polis memurlarının kötü muamelede  
bulunması sonucu oluştuğunu tespit eder.  
6
AİHM, ayrıca, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin, delilleri edindikten ve dava  
olaylarını inceledikten sonra, dört polis memurunu mahkum ettiği kararını göz önünde  
bulundurmaktadır. Ancak, AİHM, söz konusu kararın Yargıtay tarafından bozulduğu  
hususunu da dikkate almaktadır.  
Söz konusu muamelenin ciddiyetiyle ilgili olarak, AİHM, konuya ilişkin içtihadı  
uyarınca (Selmouni / Fransa, no. 25803/94), bir muamele türünün işkence olarak  
sınıflandırılması için 3. maddede ifade edilen işkence kavramı ile insanlık dışı veya alçaltıcı  
muamele arasındaki farkın mutlaka ortaya konulması gerektiğini hatırlatır. Bu ayrımın  
yapılmasındaki amaç, insafsızca ve ciddi bir şekilde acı çekilmesine yol açan kasıtlı ve  
insanlık dışı muamelenin AİHS tarafından hiçbir şekilde kabul görmemesidir.  
Bu bağlamda, AİHM, şikayet konusu muamelenin, başvuranın gözaltındayken suçunu  
itiraf etmesi için polis memurları tarafından kasıtlı olarak uygulandığı kanaatine varır. Bu  
koşullar altında, AİHM, bu muamelenin ciddi ve zalimane olduğu ve büyük oranda manevi  
zarara sebep olabileceği tespit eder. Bu nedenle, AİHM, söz konusu kötü muamelenin  
AİHS’nin 3. maddesi uyarınca işkence kapsamına girdiği sonucuna varır.  
Buna göre, AİHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiştir.  
b. Haydar Ballıkaya / Türkiye (38484/05) ve Bekir Çadırcı / Türkiye (38513/05)  
AİHM, söz konusu davada olduğu gibi polis memurları aleyhindeki ceza davasına  
taraf olan bir başvuranın kötü muamele iddialarını incelediği Müdet Kömürcü kararında,  
başvuranın maruz kaldığı muamelenin AİHS’nin 3. maddesinin ihlalini oluşturduğu yönünde  
tespitte bulunduğunu gözlemlemektedir.  
Taraflarca sunulan belgeleri inceleyen AİHM, yukarıda adı geçen dava ile söz konusu  
davalar arasında herhangi bir fark bulunmadığı kanaatindedir. Bu bağlamda, AİHM, delilleri  
inceledikten, tanıkları dinledikten ve ifadelerin doğruluğunu değerlendirdikten sonra, İstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 20 Haziran 2003 tarihli kararında, söz konusu davadaki  
başvuranlar dahil olmak üzere bütün müştekilerin İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli  
polis memurlarından kötü muamele gördüklerini tespit ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme,  
TCK’nın 243. maddesi uyarınca polis memurları hakkında mahkumiyet kararı verirken,  
ayrıca, başvuranların suçlarını itiraf etmelerini sağlamak için polis memurlarının kasıtlı olarak  
kötü muamelede bulunduklarını tespit etmiştir. Bununla birlikte, zamanaşımına uğradığı  
gerekçesiyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu davada, AİHM’nin,  
ilk derece mahkemesinin konuya ilişkin tespitlerinden ayrılmasını sağlayacak herhangi bir  
geçerli delil sunulmamıştır. Bu nedenle, AİHM, başvuranlara uygulanan kötü muamelenin  
AİHS’nin 3. maddesi uyarınca işkence kapsamına girdiği sonucuna varır.  
Buna göre, söz konusu davalarda, AİHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal  
edilmiştir.  
2. AİHS’nin 3. maddesinin usul kısmı ışığında Savunmacı Hükümet’in sorumluluğu  
AİHM, uzun yargılama sonucu davaların zamanaşımına uğradığı birçok davada, ceza  
hukuku sisteminin yeterince titiz olmadığı ve başvuranların şikayetçi olduğu kanuna aykırı  
fiillerin etkili bir şekilde önlenmesini sağlayacak caydırıcı etkiye sahip olmadığını  
7
kaydettiğini hatırlatır (Müdet Kömürcü; Salmanoğlu ve Polattaş / Türkiye, no. 15828/03;  
Erdoğan Yılmaz ve Diğerleri / Türkiye, no. 19374/03).  
Taraflarca sunulan yazılı delilleri inceleyen AİHM, Türk ceza hukuku sisteminin söz  
konusu davalarda aynı şekilde uygulandığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, AİHM, üç  
davada da, sanık polis memurları aleyhinde yapılan ceza yargılamasının yetersiz olduğu  
sonucuna varır.  
Buna göre, AİHS’nin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.  
3.  
AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği iddiası  
38513/05 no.lu başvurunun sahibi başvuran, ayrıca, zamanaşımına uğradığı  
gerekçesiyle polis memurları aleyhindeki ceza davasının ortadan kaldırılması sonucu tazminat  
davası açamadığını iddia etmiş ve AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği konusunda  
şikayetçi olmuştur.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz ederek başvuranın etkili medeni hukuk yollarına sahip  
olduğunu ileri sürmüştür.  
Yukarıdaki tespitlerine atıfta bulunan AİHM, daha önceki bazı davalarda,  
başvuranlara iddia konusu ihlaller karşılığında tazminat sağlamadıkları gerekçesiyle medeni  
hukuk yollarının benzer durumlarda geçerli olmadığı sonucuna vardığını hatırlatır (Batı ve  
Diğerleri). AİHM, söz konusu davada, daha önceki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek  
herhangi bir koşul bulunmadığı sonucuna varır.  
Buna göre, AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
III.  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ  
Son olarak, 14352/05 no.lu başvurunun sahibi başvuran, polis memurları aleyhindeki  
ceza yargılamasının uzun sürmesi nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını iddia ederek  
AİHS’nin 6. Maddesinin ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, aynı  
madde uyarınca, yargılanan dokuz polis memurunun amirleri aleyhinde ceza yargılaması  
yapmayan yerel mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını sorgulamıştır.  
AİHM, söz konusu şikayetlerin yukarıda incelenenlerle bağlantılı olması nedeniyle  
aynı şekilde kabuledilebilir nitelikte olduğunu kaydeder.  
Bununla birlikte, davanın koşulları ile AİHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal  
edildiği yönündeki tespitini göz önünde bulunduran AİHM, söz konusu başvurularda ortaya  
konan temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir. Bu nedenle AİHM, bu şikayetlerle ilgili  
olarak ayrıca karar vermesine gerek olmadığı sonucuna varır.  
IV.  
AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
8
A. Tazminat, yargılama masraf ve giderleri  
14352/05 no.lu başvurunun sahibi başvuran, 100,000 TL (yaklaşık 48,000 Euro)  
maddi tazminat, 100,000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Başvuran, İstanbul Barolar  
Birliği’nin ücret cetveline atıfta bulunarak, telefon görüşmesi, posta, çeviri ve seyahat  
ücretleri dahil olmak üzere yerel mahkemeler ve AİHM önündeki yargılama masraf ve  
giderleri karşılığında 20,725 TL talep etmiştir.  
38484/05 no.lu başvurunun sahibi başvuran, 10,000 Euro maddi tazminat, 40,000 Euro  
manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, yargılama masraf ve giderleri karşılığında  
7,000 Euro talep etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, 10,500 TL için imzalanan (yaklaşık 9,600  
Euro) avukatlık sözleşmesini, İstanbul Barolar Birliği’nin ücret cetvelini ve bir posta  
makbuzunu sunmuştur. Başvuran, son olarak, % 4.26 oranındaki faiz karşılığında ek ödeme  
talebinde bulunmuştur.  
38513/05 no.lu başvurunun sahibi başvuran, maddi tazminat talebinde bulunmamış,  
ancak 30,000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmiştir. Yargılama masraf ve giderleriyle  
ilgili olarak, başvuran, avukatlık ücreti için 5,000 Euro, çeviri, ulaşım ve posta masrafları için  
600 Euro talep etmiştir. Başvuran, taleplerini desteklemek üzere, avukatlık sözleşmesi,  
avukatının söz konusu dava için elli üç saat çalıştığını gösteren bir gider cetveli ve iddia  
konusu masrafların bir listesini sunmuştur.  
Hükümet, bu taleplere itiraz ederek yalnızca gerçekliği kanıtlanan yargı giderlerinin  
elde edilebileceğini kaydetmiştir.  
Başvuranların maddi tazminat taleplerini desteklemek üzere herhangi bir belge  
sunmadıklarını gözlemleyen AİHM, söz konusu maddi tazminat taleplerini reddeder. Bununla  
birlikte, AİHM, başvuranların tek başına tespit edilen ihlallerle telafi edilemeyecek düzeyde  
manevi zarar görmüş olabilecekleri kanaatindedir. Tespit edilen ihlallerin önemini göz önünde  
bulunduran AİHM, adil temellere dayanarak, bu başlık altında talep edilen miktarların  
tamamının başvuranlara ödenmesine karar verir.  
14352/05 no.lu başvurunun sahibi başvuranın yargılama masraf ve giderlerine ilişkin  
talepleriyle ilgili olarak, AİHM, bir başvuranın gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebileceğini kaydeder. Bu bağlamda, AİHM, destekleyici  
ek belgeler olmadan sunulan barolar birliği ücret cetvelinin bu başlık altında yapılan talebi  
desteklemek için yeterli olmadığını kaydeder (Güngil / Türkiye, no. 28388/03). Buna göre,  
AİHM, bu başlık altında başvurana herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir. Diğer iki  
başvuranın talepleriyle ilgili olarak AİHM, elindeki bilgi ve belgelere ve yukarıdaki ölçütlere  
dayanarak, söz konusu başvuranların her birine 3,500 Euro ödenmesine karar verir.  
B. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuruların birleştirilmesine;  
9
2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. Her üç başvuruda da AİHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal  
edildiğine;  
4. 38513/05 no.lu başvuru ile ilgili olarak AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AİHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
6. (a)AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından, manevi tazminat olarak, Gönül Karagöz’e 48,000 Euro (kırk sekiz bin  
Euro), Haydar Ballıkaya’ya 40,000 Euro (kırk bin Euro) ve Bekir Çadırcı’ya 30,000  
Euro (otuz bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 13 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
10