CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KARAKA- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 76991/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Haziran 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (76991/01) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan M. Hüseyin Karaka’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 11 Ekim 2001 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin (AĐHS) Temel Đnsan  
Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F. Karakatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1. Olayın koulları  
Bavuran 1968 yılında doğmutur ve Bartın’da ikamet etmektedir.  
10 Nisan 1996 tarihinde, Türk Hukuku açısından yasadıı bir örgüt PKK’ya (Kürdistan  
Đꢀçi Partisi) karı düzenlenen bir operasyon sırasında, bavuran sahte bir kimlik belgesiyle  
yakalanmıve Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne bağlı polislerce  
gözaltına alınmıtır.  
19 Nisan 1996 tarihinde, polis bavuranın evine ve içinde patlayıcıların ele geçirildiği  
iyerine bavuranla birlikte gitmitir.  
20 Nisan 1996 tarihinde, bavuranın, içeriğinde PKK’nın üyesi olduğunu ve bu  
örgütün eylemlerine katıldığını kabul ettiği ifade tutanağı hazırlanmıtır.  
24 Nisan 1996 tarihinde, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Basavcısı tarafından dinlenmitir. Bavuran, söz konusu örgüte üye olduğunu kabul etmiꢀ  
ama gözaltı sırasında polisin tehdidi ve baskısı altında verdiğini iddia ettiği ifadede belirtilen  
olayları kabul etmemitir.  
Yine aynı gün, bavuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yardımcı hakiminin  
önüne çıkarılmıve dinlenmitir. Bavuran PKK’ya üye olduğunu kabul etmiama gözaltı  
sırasında kayıtlara geçen ifadesinin içeriğini kabul etmemitir. Bu durumanın sonunda  
yardımcı hakim, bavuranın geçici olarak tutuklanmasına hükmetmitir.  
2 Mayıs 1996 tarihinde Cumhuriyet Basavcısı, bavuranı ve E.P. adındaki diğer bir  
kiiyi, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, PKK’ya üye olmaktan ve ayrılıkçı  
eylemlere girimiolmaktan suçlamıtır.  
15 Mayıs 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkisizlik kararı almıꢀ  
ve dava dosyasını Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne göndermitir.  
29 Temmuz 1996 tarihinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkisizlik kararı  
almıve bunun yanı sıra bavuranın serbest bırakılması talebini bavurana yöneltilen  
suçlamaların ağırlığı nedeniyle reddetmitir.  
Dava dosyası, Yargıtay’ın, 21 Ağustos 1996 tarihinde davanın görülmesinde  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yetkisini onayan 10. dairesine gönderilmitir.  
17 Eylül 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasının incelenmesine  
balamıve suçlamaların ve kanıtların ağırlığı nedeniyle bavuranın serbest bırakılması  
talebini reddetmitir.  
27 Aralık 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, gözaltı sırasında ve  
Cumhuriyet Basavcısı önünde alınan ifadelerin içeriğini polislerin zorlaması ve baskısıyla  
verdiği gerekçesiyle reddeden bavuranı dinlemitir. Bunun dıında, bavuran gözaltı  
sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir. Bu durumanın sonunda,  
AĐHM, bavuranın geçici olarak tutuklu kalmasına ve hastaneden sağlık raporunun bir  
kopyasını talep etmeye karar vermitir.  
26 ubat 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, yeniden toplanarak istenen  
sağlık raporunun dosyaya eklenmediğini tespit etmive gözaltından sorumlu polis  
memurlarının çağrılmasına karar vermitir.  
16 Nisan 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi sağlık raporunun dosyaya  
eklendiğini ama çağrılan polislerin gelmediğini tespit etmitir.  
18 Haziran 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi hazır bulunan polis  
memurlarını dinlemive Savcılığa bir sonraki duruma davanın esasına ilikin iddianameyi  
hazırlamasını talep etmitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, suçlamaların ve kanıtların ağırlığı  
nedeniyle bavuranın serbest bırakılması talebini reddetmitir.  
13 Ağustos ve 10 Ekim 1997 tarihlerindeki diğer iki duruma iddianamenin  
okunmasına ve sanıkların dinlenmesine ayrılmıtır. Sanıkların serbest bırakılma talepleri aynı  
nedenden reddedilmitir.  
21 Kasım 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi adli soruturmanın  
geniletilmesine karar vermitir ve Genel Kurmay Bakanlığından iddianamede bavurana  
atfedilen suçlar hakkında ve de diğer sanık E.P. hakkında bilgi istemitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esası hakkında karar vermeden önce otuzdan  
fazla duruma düzenlemitir. Bu durumaların her biri sırasında bavuran, suçlamaların ve  
kanıtların ağırlığı nedeniyle her seferinde reddedilen serbest bırakılması talebini ileri  
sürmütür. Đlgilinin kefalet ödeyerek serbest bırakılması talebi de reddedilmitir.  
30 Mayıs 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuran Türkiye’den toprak  
parçası ayrılması yönünde eylemler yürüttüğü ve bu amaçla silahlı bir örgüte üye olduğu için  
bavuranın suçlu olduğuna karar vermitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı Türk Ceza  
Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca on beyıl hapis cezasına mahkum etmitir.  
4 Haziran 2001 tarihinde, bavuran Yargıtay’a itirazda bulunmutur.  
24 Ocak 2002 tarihinde, Yargıtay davanın esasına ilikin kararı bozmu, ve deliller  
göz önünde bulundurulduğunda Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca bavuranın  
mahkum edilmesi gerektiğine karar vermitir.  
1 Nisan 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi dosyanın tekrar  
incelenmesine balamıtır.  
25 Ekim 2004 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza  
Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca bavuranı ağır müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
28 Haziran 2005 tarihinde, bavuranın itirazı üzerine, Yargıtay, 1 Haziran 2005  
tarihinde yürürlüğe giren ve ilgilinin hukuki durumu üzerinde etkili olacak Yeni Türk Ceza  
Yasası’nı dikkate alarak, kararı bozmutur.  
8 ubat 2006 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 11. dairesinde bir duruma  
gerçeklemitir. Dava mahkemede hâlâ askıdadır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I.  
AĐHS’NĐN 5 § 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, geçici tutuklanma süresinin uzunluğundan yakınmaktadır. Bu bağlamda  
bavuran, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine atıfta bulunmutur.  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca belirgin olarak kötü  
temellendirilmiolmağına ve derinlemesine incelenmesi gerektiğine karar vermitir. Öte  
yandan, AĐHM, bu ikayetin diğer hiçbir kabuledilemezlik engeline takılmadığını tespit  
etmitir.  
Hükümet, ulusal mahkemelerin bavuranın geçici olarak tutuklu kalması kararlarına  
yol açtığını ileri sürmektedir. Böylece, Devlet Güvenlik Mahkemesi, incelemelerin devam  
etmesi, bavuranın kaçması tehlikesi ve kamu düzenini koruma gerekliliği sebeplerinin  
bavuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmek için yeterince önemli veriler olduğuna  
karar vermitir. Hükümet, bavuranın tutuklu kalmasının gerekli olduğu ve AĐHM’in  
bavuranın bu yönde oluturulan taleplerini göz ardı etmek durumunda olduğu sonucuna  
varmaktadır.  
Bavuran, Hükümetin delillerine itiraz etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesinde öngörülen sürenin sonunun davanın esası  
hakkında ilk yargılamada karar verilen gün olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Wemhoff-  
Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli, A serisi 7 no’lu karar ve Labita-Đtalya 26772/95 no’lu  
karar).  
Davada, bavuranın tutuklanmasının ilk dönemi 10 Nisan 1996 tarihinde balamıve  
30 Mayıs 2001 tarihinde mahkum edilmesiyle sona ermitir. Böylece bu dönem beyıl bir ay  
sürmütür. Bu tarihten sonra, bavuran, yetkili bir mahkeme tarafından mahkum ediliinin  
ardından yetkili hukuki makamın önüne çıkarılması amacı olmaksızın tutuklanmıtır (bkz.  
I.A.-Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar).  
Yargıtay’ın 30 Mayıs 2001 tarihli kararı onadığı ve davanın incelenmesine Devlet  
Güvenlik Mahkemesi önünde tekrar balandığı 24 Ocak 2002 tarihinden itibaren, AĐHS’in 5 §  
1 c) maddesi uyarınca ikinci bir geçici tutuklama dönemi balamıtır. Bu dönem, 25 Ekim  
2004 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi  
uyarınca ağır müebbet hapis cezasına mahkum etmesiyle sona ermitir. Böylece bu dönem iki  
yıl dokuz ay sürmütür. Bununla birlikte, AĐHM, 24 Ocak 2002 tarihi itibarı ile bavuranın  
beyıl dokuz aydır tutuklu bulunduğunu belirtmektedir.  
Daha sonra, Yargıtayın 25 Ekim 2004 tarihli kararı onadığı ve Devlet Güvenlik  
Mahkemesi önünde davanın incelenmesine tekrar balandığı 28 Haziran 2005 tarihinden  
itibaren AĐHS’nin 5 § 1 c) maddesi uyarınca üçüncü bir geçici tutuklama dönemi balamıtır.  
Bu dönem, yaklaık on bir ay sonra hâlâ sona ermemitir. Bavuran, toplam olarak sekiz yıl  
dokuz ay geçici olarak tutuklu kalmıtır.  
AĐHM, böyle bir durumda, bir sanığın geçici olarak tutuklanma süresinin makul  
sınırları geçmemesinin denetimini yapmanın ilk olarak ulusal hukuki makamların görevi  
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla ulusal hukuki makamların, masumiyet karinesini göz  
önünde bulundurarak, kiisel özgürlüğe saygı kuralının ihlal edilmesini haklı çıkaracak gerçek  
bir kamu yararının varlığını ortaya koyan veya ortadan kaldıran türden koulları incelemeleri  
ve serbest kalma taleplerini geri çeviren kararlarında bunları göz önünde bulundurmaları  
gerekmektedir. AĐHM, esas olarak, adı geçen kararlarda bulunan veriler ve ilgilinin  
bavurularında belirttiği ihtilaf konusu olmayan olayların ıığında, AĐHS’in 5 § 3 maddesinin  
ihlal edilip edilmediğini tespit etmelidir (bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998  
tarihli karar).  
Bu bağlamda, yakalanan kiinin bir suç ilediğinin iddia edilmesi için uygun  
nedenlerin kalıcı olması tutukluluk halinin devam etmesinin vazgeçilmez artıdır ama bir  
zaman sonra yeterli olmamaktadır. AĐHM, bu durumda adli makamlarca ele alınan diğer  
sebeplerin özgürlükten mahrum bırakmayı merulatırmaya devam edip etmediklerini tespit  
etmek zorundadır. Bu sebepler uygun ve yeterli olarak görülünce, AĐHM, ayrıca yetkili ulusal  
makamların davanın devamı için özel bir özen gösterip göstermediklerini aratırır (bkz.,  
diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye, 61446/00 no’lu, 5 Nisan 2005 tarihli karar).  
Dava dosyasından, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bavuranın tekrarlanan serbest  
bırakılma taleplerini bertaraf ettiği ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin, “suçun türü veya  
nitelenmesi”, “delillerin durumu”, veya “dosyanın içeriği” gibi neredeyse benzer hatta tek tip  
formüllere dayanarak bavuranın tutukluluk halinin devamına karar verdiği ortaya  
çıkmaktadır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, dört kez, sebep belirtmeden bavuranın tutukluluk  
halinin devam etmesi kararı almıtır.  
Halbuki, AĐHM’e göre, “delillerin durumu” suçluluğa ilikin ciddi delillerin varlığının  
ve kalıcılığının iaret edilmesi gibi anlaılabilirse de ve genelde bu koullar uygun etkenler  
oluturabiliyorsa da, davada bunlar tek balarına bavuranın bu kadar uzun süre tutuklu  
kalmasını haklı gösteremezler (Ali Hıdır Polat).  
Öte yandan, AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın esasını incelemeden  
otuzdan fazla duruma düzenlediğini tespit etmitir.  
En sonunda AĐHM, görünüe göre, Hükümetin kaçma riskine ve kamu düzenini  
muhafaza etme gerekliliğine ilikin argümanlarının ulusal adli makamlarca dikkate  
alınmağını tespit etmitir (bkz. Acunbay-Türkiye, 61442/00 ve 61445/00 no’lu, 31 Mayıs  
2005 tarihli kararlar).  
Bu artlarda, davada bavuranın geçici tutukluluk halinin uzun sürmesi nedeniyle,  
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II.  
AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, dava süresinin “makul süre” prensibine uymadığını ileri sürmektedir.  
Bavuran davada AĐHS’in 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
Hükümet, davanın koulları göz önünde bulundurulduğunda, davanın süresinin makul  
olmadığının kabul edilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet, davanın karmaıklığının ve  
bavuranın üstüne düen görevlerin niteliğinin altını çizmitir. Ceza davası uzun ve uğratırıcı  
incelemeler gerektirmitir. Bununla birlikte, ek iddianamenin ardından ek aratırmalar  
gerekmitir. Son olarak, ulusal makamlara hiçbir tepkisizlik veya ihmal dönemi isnat  
edilemez.  
Bavuran bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM, ilk önce, ceza davasının süresine ilikin yapılan ikayetin AĐHS’nin 35 § 3  
maddesi uyarınca belirgin olarak kötü temellendirilmiolmadığını tespit etmektedir. Bunun  
ında, dava hiçbir kabuledilemezlik engeline takılmamaktadır.  
AĐHM, dikkate alınacak sürenin bavuranın 10 Nisan 1996 tarihinde yakalanmasıyla  
baladığını vurgulamaktadır. Dava hâlâ askıda olmakla birlikte, dava iki duruma için 10 yıl  
bir aydan fazla süredir devam etmive bugüne kadar sürmütür.  
Bir davanın makul süresinin niteliği, davanın koullarına göre ve AĐHM’in yerleik  
içtihatları uyarınca ele alınan kriterler, özellikle davadaki olayın karmaıklığı, bavuranın ve  
yetkili makamların davranıları göz önünde bulundurularak değerlendirilir (bkz, diğerleri  
arasında, Pélissier ve Sassi-Fransa, 25444/94 no’lu karar).  
AĐHM, dava boyunca bavuranın tutuklu bulunduğunu –davayla ilgilenen  
mahkemelerin en kısa sürede karar vermesini gerektiren durum- tespit etmitir (bkz.  
Kalachnikov-Rusya, 47095/99 no’lu karar, ve daha yakın zamanda, Temel ve Takın-Türkiye,  
40159/98 no’lu, 30 Haziran 2005 tarihli karar).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm verileri inceledikten ve konuyla ilgili kendi yerleik  
içtihadını dikkate aldıktan sonra, dava süresinin aırı uzunlukta olduğuna ve “makul süre”  
zorunluluğuna uymadığına karar vermitir.  
Bu durumda, AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmitir.  
III.  
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Zarar  
Bavuran, uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zarar için 20 000 Euro talep  
etmitir.  
Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, hakkaniyetle karar vererek bavurana maddi ve manevi tazminat olarak 8 000  
Euro ödenmesi gerektiğine karar vermitir.  
B. Harcama ve masraflar  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu harcama ve masraflar  
için 5 800 Euro talep etmektedir. Bu duruma delil olarak bir hesap özeti sunmutur.  
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.  
AĐHM’in yerleik içtihadına göre, bir bavuran masraf ve harcamalarının tazminini  
ancak bu masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve meblağın makul nitelikte olduğu  
ortaya konursa elde edebilir. Davada, AĐHM, elindeki verileri ve yukarıda belirtilen kriterleri  
göz önünde bulundurarak bavurana tüm masraflar için 1 000 Euro ödenmesinin makul  
olduğuna karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Davanın kabul edilebilir olduğuna,  
2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine,  
3. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödemenin yapıldığı tarihteki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek  
üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı  
Hükümet tarafından bavurana maddi ve manevi tazminat için 8 000 Euro (sekiz  
bin) ve masraf ve harcamalar için 1 000 Euro (bin) ödenmesine;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz  
oranının üç puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 13 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.