CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KARATEPE-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:41551/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
31 Temmuz 2007  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
_______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (41551/98) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı olan ükrü Karatepe’nin (bavuran) 31 Mart 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları ve Temel  
özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından C. anli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuran 1949 doğumlu olup Kayseri’de ikamet etmektedir.  
Refah Partisi üyesi olan bavuran olayların meydana geldiği dönemde Kayseri  
Belediye Bakanıydı.  
Bavuran 25 Ekim 1996 tarihinde bir basın açıklaması sırasında bir konuma  
yapmıtır.  
Bavuran 10 Kasım 1996 tarihinde Refah Partisi’nin Kayseri Đl Divan Toplantısı’nda  
bir konuma yapmıtır.  
Bavuranın konumalarına bir basın bildirisinde yer verilmitir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Basavcısı, 25 Temmuz  
1997 tarihli bir iddianameyle sözkonusu konumalar nedeniyle bavuranın halkı din farkı  
gözeterek kin ve dümanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 312 §§ 2 ve 3.  
maddeleri uyarınca mahkum edilmesini talep etmitir. 25 Ekim ve 10 Kasım 1996 tarihlerinde  
yapılan konumalara iddianamede yer verilmitir.  
Bavuran, 13 Kasım 1996 tarihinde Cumhuriyet Basavcısı tarafından alınan  
ifadesinde, toplantı salonuna girmeden önce Kayseri Büyükehir Belediye Bakanlığı’na bağlı  
iki merkez ilçe belediye bakanının kendisine seslendiğini belirtmitir. Bu kiilerin bavurana  
verdiği sözleri tutmadığını söylemesi bavuranı rahatsız etmitir. Bavuran bu utanç ve üzüntü  
duygularının etkisinde konumasını yapmıfakat konumanın hiçbir anında Atatürk’e hakaret  
etmek ya da Atatürk’ü eletirmek istememitir. Bavuranın amacı vatandalarının sorunlarını  
çözmesine engel olan bürokrasiyi eletirmek olmutur. Bavuran konumasını daha önceden  
hazırlamamıve cümleleri anlık olarak dile getirmitir. Kendisi de bir anayasa profesörü olan  
bavuranın hiçbir ekilde yürürlükte olan mevzuata karı suç ileme niyeti sözkonusu  
olmamıtır.  
DGM, 9 Ekim 1997 tarihinde verilen bir kararla Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2.  
maddesi uyarınca bavuranı bir yıl hapis ve 420.000 Türk Lirası para cezasına mahkum  
etmitir.  
Bavuran, Yargıtay önünde aynı savunmayı yinelemi, ayrıca televizyon aracılığıyla  
yaptığı konuma ve “kin ve intikam” kelimelerini sarf ettiği için özür dilediğini beyan  
etmitir.  
2
Yargıtay 10 Aralık 1997 tarihinde sözkonusu kararı onamıtır. Yargıtay karar  
gerekçelerinde bilhassa basın bildirisine atıfta bulunmuve bavuranın bu bildirinin  
yayınlamasına izin vererek iradesini ve kararlılığını pekitirdiğine kanaat getirmitir. Yargıtay  
ayrıca, bavuranın belediye bakanı statüsünü, seçmenlerinin dini duygularını sömürmek ve  
etkilemek amacıyla kullandığına itibar etmitir.  
10 ubat 1998 tarihinde Danıtay tarafından verilen bir kararla bavuran belediye  
bakanlığı görevinden alınmıtır.  
Bavuran 24 Nisan 1998 tarihinde hapsedilmive 17 Eylül 1998 tarihinde artlı olarak  
tahliye edilmitir.  
HUKUK BAKIMINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran öncelikle kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin, bünyesinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle tarafsız ve bağımsız bir  
mahkeme olmadığını ileri sürmekte ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, içtihatlarından doğan kriterler ıığında (Bkz., özellikle, Çıraklar-Türkiye, 28  
Ekim 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler) ve elindeki mevcut unsurların tümü  
dikkate alındığında bavurunun bu kısmının esastan incelenmesi gerektiğine kanaat  
getirmektedir. AĐHM bavuruda baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir.  
AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme getirildiği benzer davaları incelemiꢀ  
ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmitir (Özel-Türkiye, no:  
42739/98, 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00, 6 ubat 2003 tarihli karar).  
AĐHM mevcut davayı incelemive Hükümet’in sözkonusu davayı farklı ekilde  
sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmitir. AĐHM, “güvenliğe”  
ilikin suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan bavuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu  
mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayıla karılanacağını belirtmektedir. Bu  
nedenle bavuran, DGM’nin davayla ilgili olmayan mülahazaları dikkati nazara almasından  
çekinmekte haklıdır. Böylece bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında bavuran  
tarafından duyulan üphelerin objektif olarak kanıtlandığı düünülebilir (Incal-Türkiye, 9  
Haziran 1998 tarihli karar, Derleme).  
AĐHM sonuç olarak bavuranı yargılayan DGM’nin, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi  
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanısındadır.  
II. AĐHS’NĐN 10 VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, DGM tarafından aleyhinde verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğü  
hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Bavuran, AĐHS’nin 14. maddesi ile birlikte 10.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 14. maddesine ilikin ikayetin ayrıca incelenmesini gerektirecek bir neden  
tespit edemeyen AĐHM bavuranın ikayetini yalnızca 10. madde kapsamında inceleyecektir.  
3
AĐHM elindeki mevcut unsurların tümüm ıığında bavuranın ikayetinin, AĐHS’nin  
35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve esastan incelenmesi  
gerektiğini tespit etmektedir. Bu nedenle sözkonusu ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi  
uygun olacaktır.  
AĐHM, Erbakan-Türkiye (no: 59405/00, 6 Temmuz 2006 tarihli karar) kararında da  
dile getirdiği üzere 10. maddeye ilikin içtihadından doğan temele ilkelere atıfta  
bulunmaktadır. Mevcut dava, bavuranın ulusal mahkemeler tarafından “kine tevik eden  
ifadeler” olarak değerlendirilen beyanları nedeniyle cezalandırılması hususuna ilikindir. Bu  
bakımdan AĐHM, insanların onuruna karı hogörü ve saygının, demokratik ve çoğulcu bir  
toplumun temellerini tekil ettiğini vurgulamaktadır. Bundan “usullerin”, “koulların”,  
“sınırlandırmaların” ya da verilen “cezaların” hedeflenen meru amaçla orantılı olması  
kouluyla, ilke olarak, demokratik toplumlarda hogörüsüzlüğe dayalı (dini hogörüsüzlük de  
dahil olmak üzere) kini yayan, tevik eden, yücelten ya da haklı gösteren her türlü ifade  
eklinin cezalandırılmasının hatta önlenmesinin gerekli olabileceğine kanaat getirilmesinin  
mümkün olduğu sonucu çıkmaktadır (kine tevik eden konuma ve iddetin savunulması ile  
ilgili olarak bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:1), [Büyük Daire], no: 26682/95, ve  
özellikle, Gündüz-Türkiye, no: 35071/97).  
Bavuranın cezai mahkumiyetinin, bavuranın AĐHS’nin 10 § 1. maddesi ile  
güvenceye alınan ifade özgürlüğüne müdahale tekil ettiğine dair bir tereddüt  
bulunmamaktadır. Bununla birlikte müdahalenin, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi ile  
öngörüldüğü ve 10 § 2. madde uyarınca ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması,  
bakalarının haklarının muhafaza edilmesi ve suçun önlenmesi gibi pek çok meru amaç  
taıdığı da tartıma götürmemektedir. Burada asıl önemli olan müdahalenin “demokratik bir  
toplumda gerekli olup olmadığı” hususunun tespit edilmesidir.  
Bavurana göre mahkum edilmesinin haklı gösterilmesi mümkün değildir. Bavuran  
dava konusu ifadeleri yurttalarına verdiği sözleri tutamamıolmanın verdiği utanç duygusu  
ve üzüntüsü içerisindeyken dile getirmitir. Bavuranın amacı vatandaların sorunlarını  
çözmesine engel olan bürokrasiyi eletirmek olmutur. Üstelik bavuran “kin” kelimesini  
kullanğı için televizyon aracılığıyla özür dilemitir.  
Hükümet sözkonusu ifadeler nedeniyle bavuranın mahkum edilmesinin, AĐHS’nin  
10. maddesinin ikinci paragrafı ile açıklandığını ifade etmektedir.  
Bavuranın konumaları iki bölümden olumaktadır: birinci bölümde bavuran  
laiklikle ilgili kiisel tutumunu dile getirmektedir. Đkincisinde ise büyük bir ilin belediye  
bakanı olarak halkına “(…) Müslümanların içlerindeki düünce, kin ve imanı” korumalarını  
söyleyerek “Bu törene bu kılıkla (laik kıyafeti kastederek) katılmak zorunda kaldım. Fakat  
sizlerin hiçbir zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu düzen mutlaka değimelidir. Bekledik, biraz  
daha bekleriz. Bakalım bizi nasıl bir gelecek bekliyor. Müslümanlar, içinizden bu hırsı, bu  
kini eksik etmeyin” ifadelerinde bulunmutur.  
Tanınbir siyasetçi tarafından halka açık bir toplantıda dile getirilen bu görüler  
dini değerler çerçevesinde ekillenmibir toplumsal bakıaçısını ifa etmekte ve böylelikle  
farklı grupların karı karıya geldiği günümüz toplumlarını oluturan çoğulculuk anlayııyla  
bağdaır görünmemektedir (Bkz., aynı bakımdan, Erbakan kararı). Özellikle de vatandaları,  
nüfusun diğer bir kesimine karı “(…) içlerinde bulunan hırsı, kini ve nefreti” eksik  
4
etmemelerini söyleyen bavuranın ifade özgürlüğü hakkından faydalandığının ileri sürülmesi  
mümkün değildir. Her halükarda Türk Devleti’nin laik kanunlarına karı itaatsizliğe tevik  
edildiği hususu tartıma götürmemektedir. Bu ifadelerin hogörü anlayııyla bağdaır  
görünmesi pek mümkün değildir ve AĐHS’nin önsözünde yer alan barıve adalet gibi temel  
değerlere aykırılık tekil etmektedir (Bkz., özellikle, Gündüz-Türkiye (karar), no:59745/00).  
Bu açıdan ele alındığında AĐHM, önemli bir ilin belediye bakanı olan ve bu nedenle halk  
nezdinde, gerginlik ve çatıma durumlarında daha da önem kazanan bir rolü olduğu cihetle  
bavuranın mahkum edilmesine ilikin gerekçelerin yerinde olduğuna ve ilgilinin ifade  
özgürğüne yönelik bir müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olduğuna kanaat getirmektedir  
(Sürek-Türkiye (No:1), Zana-Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve  
Hükümler). AĐHM, “bilgi” ya da “fikirlerin” kırıcı, aırtıcı veya rahatsız edici olmasının  
sözkonusu müdahalenin haklı gösterilmesi için yeterli olmayacağını ancak, mevcut davada  
iddeti yüceltecek ekilde kine dayalı bir konuma sözkonusu (Sürek kararı(no:1)) olduğunu  
hatırlatmaktadır.  
AĐHM, bavurana verilen bir yıl hapis ve 420.000 Türk Lirası tutarında para cezasını  
ağırlığını kabul etmektedir. Bununla birlikte, bir kiinin davranıı yukarıda ifadesini bulan  
düzeye ulağında ve çoğulcu bir demokrasinin temellerini inkar edecek ölçüde hogörüsüz  
bir hale geldiğinde, iç hukuktaki caydırıcı yaptırımlar gerekli olabilir (Gündüz kararı). Ayrıca  
bavuranın, yaklaık dört buçuk aylık bir hapis cezası sonrasında 17 Eylül 1998 tarihinde  
artlı olarak tahliye edilmiolması dikkate alındığında AĐHM, mevcut davada uygulanan  
cezanın, halkın suç ilemeye tevik edilmesinin önlenmesi eklindeki hedeflenen meru  
amaçla orantılı olmadığının düünülemeyeceğine kanaat getirmektedir (Güzel-Türkiye (No:1),  
(karar),no:54479/00, 20 Eylül 2005).  
Sonuç olarak dava konusu müdahale AĐHS’nin 10 § 2. maddesine uygundur.  
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran manevi tazminat olarak 20.000 Fransız Frangı [yaklaık 3.048 Euro] talep  
etmektedir. Bavuran ayrıca görevine son verilmemesi halinde alacağı maaına tekabül eden  
gelir kaybı nedeniyle 6.000.000 Fransız Frangı [yaklaık 914.634 Euro] tutarında maddi  
tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmekte ve Çıraklar kararına atıfta bulunmaktadır.  
Bavuran tarafından ileri sürülen gelir kaybı ile ilgili olarak AĐHM tespit edilen ihlal  
ile talep edilen tazminat arasında bir nedensellik bağı tespit edememektedir. Zira mevcut dava  
ile ilgili olarak 30 Mart 2006 tarihinde verilen kabuledilebilirlik kararında da belirtildiği üzere  
bavuranın belediye bakanlığı görevine son verilmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından Refah  
Partisi’nin kapatılmasına ilikin olarak verilen kararın bir sonucudur. Talep edilen manevi  
tazminat ile ilgili olarak ise AĐHM, mevcut dava koullarında ihlal tespitinin kendisinin iddia  
edilen manevi zararın tazmini için balı baına yeterli olduğuna kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
5
Bavuran masraf ve harcamalar için 20.000 Fransız Frangı [yaklaık 3.048 Euro] talep  
etmektedir. Bavuran bununla ilgili olarak herhangi bir belge sunmamaktadır.  
Hükümet talep edilen rakama itiraz etmektedir.  
AĐHM hakkaniyete uygun olarak bavurana 500 Euro ödenmesinin uygun olacağına  
kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. Oybirliğiyle bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Bir oya karı altı oyla AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. Oybirliğiyle ihlal tespitinin kendisinin manevi zararın tazmini için balı baına  
yeterli olduğuna ve masraf ve harcamalar için bavurana 500 Euro ödenmesine;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi  
gereğince 31 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut bavuru ekinde Đç Tüzüğün 74 § 2 ve AĐHS’nin 45 § 2. maddelerine uygun  
olarak Sayın Zagrebelsky’nin kısmi ayrık oy görüü bulunmaktadır.  
6
HAKĐM ZAGREBELSKY’NĐN KISMĐ AYRIK OY GÖRÜÜ  
AĐHS’nin 10. maddesine ilikin olarak dile getirilen ikayet hususunda Daire’nin  
çoğunluğu tarafından kabul gören karara katılmadığımı üzülerek bildiririm.  
Karara göre bavuran kine dayalı bir konuma yapmıtır ve bu nedenle ifade  
özgürğünün korunması hususunu ileri sürmesi sözkonusu değildir.  
Karı görüümü haklı göstermek ve mevcut davada 10. maddenin ihlal edildiğine  
ilikin bir karar verilmesi gerektiğini açıklayabilmek amacıyla AĐHM’nin bilhassa siyasi  
konumalar olmak üzere ifade özgürlüğünün önemine ilikin kararlarında  
karılaabileceğimiz çok sayıda ifadeyi bir kez daha yinelemenin bir anlamı yoktur. Đtirazların  
kısıtlı bir ekilde yorumlanması gerekirken özgürlüklerin kapsamının genibir ölçüde  
tanınması gerektiğine ilikin argümanları yinelemenin de bir anlamı yoktur.  
Anayasa hukuku profesörü olan bavuranın konumalarının “kine dayalı konuma”  
olarak nitelendirilmesine sebep olan cümle, siyasi içerikli bazı konumaların sonunda  
sarfettiği ve Türk Devleti’nin “laiklik” kavramlarını tartıma konusu yapan cümledir. Bu  
eletirinin ifade özgürlüğü alanına girdiğine kanaat getirilmesi için ne laik ne de Kemalist  
olduğunu belirten konumacının görüünü paylamak art değildir. Vatandaların büyük bir  
çoğunluğu, Hükümet’i ve etkileri ile kamuoyunu yönlendiren kiileri rahatsız eden görülerin  
bile, hiçbir engelle karı karıya kalınmadan ifade edilebilmesi için bu özgürlüğe anayasalarda  
ve AĐHS’de yer verilmesi gerekirdi. Bu nedenle kararda yer alan “tanınbir siyasetçi  
tarafından halka açık bir toplantıda dile getirilen bu görüler dini değerler çerçevesinde  
ekillenmibir toplumsal bakıaçısını ifa etmekte ve böylelikle farklı grupların karı karıya  
geldiği günümüz toplumlarını oluturan çoğulculuk anlayııyla bağdaır görünmemektedir  
…” ve daha sonrasında “bu ifadelerin hogörü anlayııyla bağdaır görünmesi pek mümkün  
değildir ve AĐHS’nin önsözünde yer alan barıve adalet gibi temel değerlere aykırılık tekil  
etmektedireklindeki ifadeleri tedirgin edici bulmaktayım. Fikrimce tam da bu hogörü ve  
açık fikirlilik anlayıı çerçevesinde bavuranın fikirlerini ifade etme özgürlüğünden pekala  
yaralanabileceğine kanaat getirilmesi gerekmekteydi.  
Bununla birlikte konuma öncesinde herhangi bir hazırlık yapmayan bavuran  
sözkonusu konumasında Müslümanları içlerindeki hırsı, kini ve nefreti korumaya çağırmıtır.  
Burada abartılmıbir ifade ekli mevcuttur. Fakat zaman ve mekan bağlamının, bu cümleye  
bir anlam ve belki de tehlikeli bir etki yüklediği ve bu durumun sözkonusu cümleyi 10. madde  
ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkı alanının kapsamından çıkardığı hususunu  
kabul etmekteyim. Bavuranın bizzat kendisi de bir televizyon programı sırasında özür  
dilemitir.  
Devlet tarafından gösterilen tepki, o halde kabuledilebilir bir tepkidir. Bu nedenle  
bavuran, bir yıl hapis (bu cezanın dört buçuk aylık olan kısmı cezaevinde infaz edilmitir) ve  
420.000 Türk Lirası tutarında para cezasına mahkum edilmitir. AĐHM’nin içtihadı dikkate  
alındığında kanımca bavuranın ifade özgürlüğüne yönelik olarak gerçekletirilen müdahale  
(tedahül) cezai yaptırımın ağırlığı nedeniyle orantısız görünmekte ve bu nedenle demokratik  
bir toplumda gereklilik arz etmemektedir.  
7