AĐHM elindeki mevcut unsurların tümüm ıꢀığında baꢀvuranın ꢀikayetinin, AĐHS’nin
35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve esastan incelenmesi
gerektiğini tespit etmektedir. Bu nedenle sözkonusu ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi
uygun olacaktır.
AĐHM, Erbakan-Türkiye (no: 59405/00, 6 Temmuz 2006 tarihli karar) kararında da
dile getirdiği üzere 10. maddeye iliꢀkin içtihadından doğan temele ilkelere atıfta
bulunmaktadır. Mevcut dava, baꢀvuranın ulusal mahkemeler tarafından “kine teꢀvik eden
ifadeler” olarak değerlendirilen beyanları nedeniyle cezalandırılması hususuna iliꢀkindir. Bu
bakımdan AĐHM, insanların onuruna karꢀı hoꢀgörü ve saygının, demokratik ve çoğulcu bir
toplumun temellerini teꢀkil ettiğini vurgulamaktadır. Bundan “usullerin”, “koꢀulların”,
“sınırlandırmaların” ya da verilen “cezaların” hedeflenen meꢀru amaçla orantılı olması
koꢀuluyla, ilke olarak, demokratik toplumlarda hoꢀgörüsüzlüğe dayalı (dini hoꢀgörüsüzlük de
dahil olmak üzere) kini yayan, teꢀvik eden, yücelten ya da haklı gösteren her türlü ifade
ꢀeklinin cezalandırılmasının hatta önlenmesinin gerekli olabileceğine kanaat getirilmesinin
mümkün olduğu sonucu çıkmaktadır (kine teꢀvik eden konuꢀma ve ꢀiddetin savunulması ile
ilgili olarak bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:1), [Büyük Daire], no: 26682/95, ve
özellikle, Gündüz-Türkiye, no: 35071/97).
Baꢀvuranın cezai mahkumiyetinin, baꢀvuranın AĐHS’nin 10 § 1. maddesi ile
güvenceye alınan ifade özgürlüğüne müdahale teꢀkil ettiğine dair bir tereddüt
bulunmamaktadır. Bununla birlikte müdahalenin, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi ile
öngörüldüğü ve 10 § 2. madde uyarınca ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması,
baꢀkalarının haklarının muhafaza edilmesi ve suçun önlenmesi gibi pek çok meꢀru amaç
taꢀıdığı da tartıꢀma götürmemektedir. Burada asıl önemli olan müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli olup olmadığı” hususunun tespit edilmesidir.
Baꢀvurana göre mahkum edilmesinin haklı gösterilmesi mümkün değildir. Baꢀvuran
dava konusu ifadeleri yurttaꢀlarına verdiği sözleri tutamamıꢀ olmanın verdiği utanç duygusu
ve üzüntüsü içerisindeyken dile getirmiꢀtir. Baꢀvuranın amacı vatandaꢀların sorunlarını
çözmesine engel olan bürokrasiyi eleꢀtirmek olmuꢀtur. Üstelik baꢀvuran “kin” kelimesini
kullandığı için televizyon aracılığıyla özür dilemiꢀtir.
Hükümet sözkonusu ifadeler nedeniyle baꢀvuranın mahkum edilmesinin, AĐHS’nin
10. maddesinin ikinci paragrafı ile açıklandığını ifade etmektedir.
Baꢀvuranın konuꢀmaları iki bölümden oluꢀmaktadır: birinci bölümde baꢀvuran
laiklikle ilgili kiꢀisel tutumunu dile getirmektedir. Đkincisinde ise büyük bir ilin belediye
baꢀkanı olarak halkına “(…) Müslümanların içlerindeki düꢀünce, kin ve imanı” korumalarını
söyleyerek “Bu törene bu kılıkla (laik kıyafeti kastederek) katılmak zorunda kaldım. Fakat
sizlerin hiçbir zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu düzen mutlaka değiꢀmelidir. Bekledik, biraz
daha bekleriz. Bakalım bizi nasıl bir gelecek bekliyor. Müslümanlar, içinizden bu hırsı, bu
kini eksik etmeyin” ifadelerinde bulunmuꢀtur.
Tanınmıꢀ bir siyasetçi tarafından halka açık bir toplantıda dile getirilen bu görüꢀler
dini değerler çerçevesinde ꢀekillenmiꢀ bir toplumsal bakıꢀ açısını ifꢀa etmekte ve böylelikle
farklı grupların karꢀı karꢀıya geldiği günümüz toplumlarını oluꢀturan çoğulculuk anlayıꢀıyla
bağdaꢀır görünmemektedir (Bkz., aynı bakımdan, Erbakan kararı). Özellikle de vatandaꢀları,
nüfusun diğer bir kesimine karꢀı “(…) içlerinde bulunan hırsı, kini ve nefreti” eksik
4