COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no. 29766/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
17 Haziran 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 29766/03 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan  
Umar Karatepe ve Sevil Ulaş’ın (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 22  
Ağustos 2003 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından A. T. Ocak tarafından  
temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar sırasıyla 1975 ve 1978 doğumludur ve İstanbul’da yaşamaktadır. 1 Eylül  
2001 günü saat 19.00 sıralarında başvuranlar Cumhuriyet Halk Partisi’nin Bakırköy ilçe  
teşkilatı tarafından düzenlenen “barış şenlikleri” adlı bir mitinge katılmak için Bakırköy’deki  
Milli Egemenlik Parkı’na gitmişlerdir. Park girişinde polis tarafından durdurulmuşlar, yapılan  
aramada 53 nüsha basılı bülten ele geçirilmiş, başvuranlar şüpheli görülerek yakalanmışlardır.  
Başvuranlar yakalama sırasında ve polis aracında dövüldüklerini ve kötü muameleye  
uğradıklarını iddia etmişlerdir.  
İki polis tarafından düzenlenen yakalama tutanağına göre ise başvuranlar polis  
memurlarına mukavemet göstermiş ve kendilerini yaralamışlardır. Başvuranlar bu tutanağı  
imzalamamıştır.  
Aynı gün saat 20.00 sıralarında başvuranlar Bakırköy Devlet Hastanesi’ne götürülmüş,  
muayene eden doktor birinci başvuranın sağ dirseğinde iki çizik ve sırtında yara, ikinci  
başvuranın ise sol dirseğinde bir yara tespit etmiştir. Başvuranlar serbest bırakılmıştır.  
3 Eylül 2001 tarihinde Bakırköy Adli Tıp Kurumu başvuranlar hakkında ayrıntılı bir  
nihai rapor hazırlamış, her iki başvuranın da üç gün süreyle çalışamayacağı belirtilmiştir.  
Aynı tarihte başvuranlar Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş, polis  
memurlarının yakalama sırasında aşırı güç kullanmasından şikâyetçi olmuşlardır. Ö.U. adlı  
şahsın olaylara şahit olduğunu belirtmişlerdir.  
Muhakkik olarak hareket eden bir başkomiser, 28 Aralık 2001 tarihli soruşturma  
raporunda şikayetçilerin siyasi sloganlar attıklarını, geçmişte kimi defalar gözaltına alınmış  
olmaları nedeniyle polisten nefret ettiklerini ve doktor raporlarının kötü muameleye bağlı  
yaralanmalara işaret etmediğini belirtmiştir. Muhakkik, sanıkların yargılanması için yeterli  
delil bulunmadığına karar vermiştir.  
28 Aralık 2001 tarihinde Bahçelievler Kaymakamlığı, 4483 sayılı Kanun’un 5. maddesi  
uyarınca hazırlanan muhakkik raporuna dayanarak sanık polis memurları hakkında işlem  
yapılmasına izin verilmemesine karar vermiştir. Başvuranlar sözkonusu karara itiraz etmiştir.  
9 Nisan 2002 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, başvuranların iddiaları  
hakkında yapılan soruşturmanın yetersiz olduğu gerekçesiyle Kaymakamlık kararını  
bozmuştur. Mahkeme, muhakkikin şikayetçiler ve onların tanıklarının ifadelerini almamış  
1
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI  
olduğunu belirtmiş, bu nedenle yeni bir soruşturma yürütülmesini Kaymakamlıktan talep  
etmiştir. Kaymakamlık, Başkomiser M.A.’yı yeni muhakkik olarak atamıştır.  
M.A., 30 Mayıs – 14 Temmuz 2002 tarihleri arasında yürüttüğü soruşturmanın sonunda,  
başvuranların iddialarının kanıtlarla doğrulanmadığına ve sanık polis memurlarının  
yargılanması için izin verilmemesi gerektiği sonucuna varmıştır.  
Muhakkikin yukarıdaki kararı ışığında 15 Temmuz 2002 tarihinde Bahçelievler  
Kaymakamlığı sanık polis memurlarının yargılanması için izin verilmemesine karar vermiştir.  
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, 7 Ekim 2002 tarihinde Bahçelievler Kaymakamlığı’nın  
kararına dayanarak sanık polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermiş, başvuranlar  
karara itiraz etmiştir.  
17 Aralık 2002 tarihinde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi başvuranların itirazını reddetmiş,  
karar başvuranlara 26 Şubat 2003 tarihinde tebliğ edilmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar yakalanmaları sırasında kullanılan gücün aşırı ve orantısız olduğu ve  
AİHS’nin 3. maddesine ihlal teşkil ettiği konusunda şikâyetçi olmuşlar, Hükümet bu görüşe  
itiraz etmiştir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Başvuranlar, yakalanmaları esnasında polis memurları tarafından ciddi şekilde  
dövüldüklerini iddia etmişlerdir. Polis memurları tarafından tekmelendiklerini,  
tokatlandıklarını, tahta sopalarla dövüldüklerini, sürekli hakaret edilip ölümle tehdit  
edildiklerini söylemişlerdir. Onlara göre doktor raporları yaşadıkları kötü muamelenin  
etkilerini açıkça göstermiştir.  
Hükümet, polis memurları tarafından uygulanan gücün başvuranların yakalanması için  
zorunlu olduğunu iddia etmiştir. Başvuranların vücutlarının üst kısımlarında oluşan  
yaralanmaların varlığını gösteren doktor raporlarına atıfta bulunarak, Umar Karatepe’nin  
vücudunda oluşan yaralanmaların kendisini polis aracına bindirmek isteyen polis memurlarına  
direnmesinin sonucunda ortaya çıkmış olabileceğini ifade etmişlerdir. Ayrıca adli tıp  
raporunda yer alan bulgular Sevil Ulaş’ın polis memurları tarafından tecavüze uğradığı  
iddiasını kanıtlamamıştır. Başındaki şişliğin polis memurlarına direnmesi nedeniyle meydana  
gelmiş olması muhtemeldir.  
Mahkeme ilk olarak 3. maddenin demokratik bir toplumun en temel değerlerini  
muhafaza ettiğini ve 15/2 maddede belirtildiği üzere bu konuda istisnalara yer ve  
2
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI  
derogasyonlara izin verilmediğini belirtir (bkz. Selmouni – Fransa [BD], no. 25803/94;  
Assenov vd. – Bulgaristan, Raporlar 1998-VIII).  
Mahkeme, 3. maddenin yakalama gibi belli iyi tanımlanmış durumlarda güç kullanımını  
yasaklamadığını hatırlatır. Ancak böyle bir güç sadece zorunlu olduğu halde kullanılabilir ve  
aşırı olmamalıdır (bkz. diğer birçok içtihat arasında Rehbock – Slovenya, no. 29462/95;  
Krastanov – Bulgaristan, no. 50222/99 ve Günaydın – Türkiye, no. 27526/95).  
Mahkeme ayrıca kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini  
hatırlatır. Mahkeme, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle “makul şüphenin ötesinde”  
standardını uygulamaktadır (bkz. Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96). Ancak böyle bir kanıt  
yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı  
ile ortaya konabilir (bkz. Labita – İtalya [BD], no. 26772/95). Ayrıca AİHS’nin 2. ve 3.  
maddelerine dayanan iddiaların ortaya atılması durumunda Mahkeme bunları özel bir titizlikle  
incelemelidir. (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).  
Somut davada başvuranlar polis memurları tarafından ciddi şekilde dövüldüklerini,  
hakarete uğradıklarını ve ölümle tehdit edildiklerini iddia etmişlerdir. Mahkemeye göre  
Bakırköy Devlet Hastanesi ve Bakırköy Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen tıbbi  
raporlarda belirtildiği üzere başvuranların vücudunda yaygın yaralanma ve çiziklerin varlığı  
başvuranların fiziksel şiddete maruz kaldıkları iddiasıyla en azından uyuşmaktadır. Bu  
nedenle başvuranların yaralanmaları 3. madde kapsamına girmeleri için yeterlidir (bkz.  
İrlanda – İngiltere, A Serisi no. 25). Bu şartlar altında Mahkeme başvuranların  
yaralanmasıyla sonuçlanan güç kullanımının aşırı olmadığı yönünde ikna edici görüş sunma  
yükünün Hükümette olduğu görüşündedir (bkz. Eser Ceylan – Türkiye, no. 14166/02).  
Ancak Hükümet başvuranların yakalamaya karşı koymaları sonucunda yaralandıkları  
yani kendi kendilerini yaraladıkları iddiasında bulunmaktan öteye gitmemiştir. Ayrıca  
Bakırköy Kaymakamlığı tarafından görevlendirilen iki muhakkik başvuranların iddialarının  
delillerle desteklenmediğini belirterek başvuranların siyasi sloganlar attığı, polisten nefret  
ettikleri ve yaralanmaların fiziksel şiddetten kaynaklanamayacak basit çizikler olduğu  
görüşüne ağırlık vermiştir.  
Mahkeme sözkonusu açıklamaları konuyla alâkasız ve ikna edicilikten uzak  
bulmaktadır. Başvuranların polisin yakalamasına direndikleri farzedilse bile bu, birinci  
başvuranın vücudundaki, ikinci başvuranınsa başındaki, her ikisinin de 3 gün iş görmesini  
engelleyen yaygın yaralanmalara ancak çok eksik ve dolayısıyla yetersiz bir açıklama  
getirebilecektir. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların barış şenliklerinin yapılacağı bir parka  
girerken yakalandıklarını kaydeder. Polis memurları onları şüpheli göründükleri için  
yakalamak istemiştir. Ancak Hükümet sözkonusu şenliklerin bir şiddet gösterisi olduğu ya da  
polis memurlarının önceden hazırlanmadan karşı koymalarını gerektiren beklenmeyen  
gelişmeleri ortaya çıkarmasının muhtemel olduğu görüşünü savunmamıştır (bkz. Eser Ceylan,  
yukarıda anılan). Bu şartlar altında Mahkeme, Hükümetin yaralanmaları tıbbi raporlarla  
desteklenen başvuranlara karşı kullanılan gücün düzeyini açıklamak ya da haklı çıkarmak  
üzere bir temel oluşturacak ikna edici ya da güvenilir görüşler sunmadığı kanaatindedir.  
Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin yakalanmaları esnasında başvuranlara karşı  
kullanılan gücün aşırı ve dolayısıyla yakalanma sırasında oluşan yaralanmalardan devletin  
sorumlu oluşu konusunda karar vermesi için yeterlidir.  
3
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI  
Bu nedenle AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar ayrıca AİHS’nin 5/1 (c), 10. ve 11. maddelerinin ihlal edilmesinden  
şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirilmediklerini ve  
şenliklere katılmalarının engellenmesi nedeniyle ifade ve dernek kurma özgürlüklerinin ihlal  
edildiğini iddia etmişler, Hükümet görüşlere itiraz etmiştir.  
Mahkeme, kendisine gönderilen delillerin incelenmesinden sözkonusu hükümlerin  
ihlalini ortaya çıkarmamaktadır. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan  
yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez  
olarak ilan edilmesi gerektiğini belirtir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuranlar kişi başı 5,000 Euro maddi tazminat talep etmişlerdir. Bu miktar gelir kaybı  
ve sağlık harcamalarına dayanmaktadır. Ayrıca toplam 10,000 Euro manevi tazminat talep  
etmişlerdir.  
Hükümet başvuranların adil tatmin taleplerini yanıtlamamıştır.  
Başvuranlarca uğrandığı iddia edilen maddi zararlara ilişkin olarak Mahkeme, bu başlık  
altındaki taleplerini uygun şekilde destekleyemedikleri görüşündedir. Bu nedenle talebi  
reddeder.  
Ancak Mahkeme başvuranların sadece ihlal tespiti ile yeterli olarak tazmin  
edilemeyecek manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Somut davada tespit edilen ihlalin  
niteliği göz önünde bulundurularak ve hakkaniyete uygun olarak her bir başvurana 5,000 Euro  
manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar AİHM önündeki masraf ve harcamalara karşılık olarak 9,633.94 Euro  
ödenmesini talep etmişlerdir. Hükümet, başvuranların talepleri hakkında yorum yapmamıştır.  
AİHM’nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada Mahkeme, başvuranların sadece İstanbul Barosu’nun ücret çizelgesine  
dayandıklarını ve taleplerini desteklemek adına herhangi bir belge sunmadıklarını kaydeder.  
4
KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI  
Bu nedenle bu başlık altında herhangi bir miktar ödenmemesine hükmeder (bkz. Balçık vd. –  
Türkiye, no. 25/02).  
C. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuranlara uygulandığı iddia edilen kötü muameleye ilişkin şikâyetin kabuledilebilir,  
başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devlet’in başvuranların her birine, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın  
kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na çevrilmek ve tüm vergilerden muaf olmak üzere 5,000 Euro (beş bin Euro)  
manevi tazminat ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
5