KARATEPE VE ULAŞ – TÜRKİYE KARARI
derogasyonlara izin verilmediğini belirtir (bkz. Selmouni – Fransa [BD], no. 25803/94;
Assenov vd. – Bulgaristan, Raporlar 1998-VIII).
Mahkeme, 3. maddenin yakalama gibi belli iyi tanımlanmış durumlarda güç kullanımını
yasaklamadığını hatırlatır. Ancak böyle bir güç sadece zorunlu olduğu halde kullanılabilir ve
aşırı olmamalıdır (bkz. diğer birçok içtihat arasında Rehbock – Slovenya, no. 29462/95;
Krastanov – Bulgaristan, no. 50222/99 ve Günaydın – Türkiye, no. 27526/95).
Mahkeme ayrıca kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini
hatırlatır. Mahkeme, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle “makul şüphenin ötesinde”
standardını uygulamaktadır (bkz. Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96). Ancak böyle bir kanıt
yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı
ile ortaya konabilir (bkz. Labita – İtalya [BD], no. 26772/95). Ayrıca AİHS’nin 2. ve 3.
maddelerine dayanan iddiaların ortaya atılması durumunda Mahkeme bunları özel bir titizlikle
incelemelidir. (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).
Somut davada başvuranlar polis memurları tarafından ciddi şekilde dövüldüklerini,
hakarete uğradıklarını ve ölümle tehdit edildiklerini iddia etmişlerdir. Mahkemeye göre
Bakırköy Devlet Hastanesi ve Bakırköy Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen tıbbi
raporlarda belirtildiği üzere başvuranların vücudunda yaygın yaralanma ve çiziklerin varlığı
başvuranların fiziksel şiddete maruz kaldıkları iddiasıyla en azından uyuşmaktadır. Bu
nedenle başvuranların yaralanmaları 3. madde kapsamına girmeleri için yeterlidir (bkz.
İrlanda – İngiltere, A Serisi no. 25). Bu şartlar altında Mahkeme başvuranların
yaralanmasıyla sonuçlanan güç kullanımının aşırı olmadığı yönünde ikna edici görüş sunma
yükünün Hükümette olduğu görüşündedir (bkz. Eser Ceylan – Türkiye, no. 14166/02).
Ancak Hükümet başvuranların yakalamaya karşı koymaları sonucunda yaralandıkları
yani kendi kendilerini yaraladıkları iddiasında bulunmaktan öteye gitmemiştir. Ayrıca
Bakırköy Kaymakamlığı tarafından görevlendirilen iki muhakkik başvuranların iddialarının
delillerle desteklenmediğini belirterek başvuranların siyasi sloganlar attığı, polisten nefret
ettikleri ve yaralanmaların fiziksel şiddetten kaynaklanamayacak basit çizikler olduğu
görüşüne ağırlık vermiştir.
Mahkeme sözkonusu açıklamaları konuyla alâkasız ve ikna edicilikten uzak
bulmaktadır. Başvuranların polisin yakalamasına direndikleri farzedilse bile bu, birinci
başvuranın vücudundaki, ikinci başvuranınsa başındaki, her ikisinin de 3 gün iş görmesini
engelleyen yaygın yaralanmalara ancak çok eksik ve dolayısıyla yetersiz bir açıklama
getirebilecektir. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların barış şenliklerinin yapılacağı bir parka
girerken yakalandıklarını kaydeder. Polis memurları onları şüpheli göründükleri için
yakalamak istemiştir. Ancak Hükümet sözkonusu şenliklerin bir şiddet gösterisi olduğu ya da
polis memurlarının önceden hazırlanmadan karşı koymalarını gerektiren beklenmeyen
gelişmeleri ortaya çıkarmasının muhtemel olduğu görüşünü savunmamıştır (bkz. Eser Ceylan,
yukarıda anılan). Bu şartlar altında Mahkeme, Hükümetin yaralanmaları tıbbi raporlarla
desteklenen başvuranlara karşı kullanılan gücün düzeyini açıklamak ya da haklı çıkarmak
üzere bir temel oluşturacak ikna edici ya da güvenilir görüşler sunmadığı kanaatindedir.
Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin yakalanmaları esnasında başvuranlara karşı
kullanılan gücün aşırı ve dolayısıyla yakalanma sırasında oluşan yaralanmalardan devletin
sorumlu oluşu konusunda karar vermesi için yeterlidir.
3