CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KARKIN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 43928/98)  
NİHAİ KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
23 Eylül 2003  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (43928/98) başvuru no'lu davanın nedeni  
Bayanı Karkın’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 20 Temmuz 1998  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AÎHM) önünde Ankara Barosu  
avukatlarından M.Bayar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran Bayram Karkın 1973 doğumlu olup, T.C. vatandaşıdır ve Ankara'da ikamet  
etmektedir. Olayların meydana geldiği esnada DİSK/Nakliyat İş Sendikasında sekreter  
olarak görev yapmaktadır.  
22 Mart 1997 tarihinde HADEP'in organize ettiği Nevruz Kutlamaları sırasında  
DİSK/Nakliyat İş Sendikasında görevli başvuran sendikacı olarak bir konuşma yapmıştır.  
22 Nisan 1997'de Bilirkişi tarafından 22 Mart 1997'de düzenlenen gösterinin bant  
kayıtlarını içeren yazılı metinler Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Başsavcılığına iletilmiştir. Bilirkişi başvuranın konuşmasının 9. ve 11. sayfalarda yer  
aldığını yalanlamaktadır.  
DGM Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 7 Temmuz 1997'de hazırlanan iddianame ile  
başvuran TCK'nın 312§2 maddesi gereğince halkı: sınıf, din, mezhep veya bölge  
farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçuyla itham edilmiştir.  
DGM 22 Ekim 1997'deki kararıyla TCK'nın 312§2 maddesi gereğince başvuranı bir yıl  
hapis ve 860.000 TL. para cezasına mahkum etmiştir.  
17 Aralık 1997'de.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı temyiz edilen karara ilişkin «delillerin  
ve görülen davanın » onanması isteğini belirtmiştir.  
21 Ocak 1998 tarihinde Yargıtay, yerel mahkeme kararını onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
1. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet kararı ile düşünce ve ifade özgürlüğü ile  
örgütlenme ihlal edildiğini öne sürmekte, bu yönde AİHS'nin 9. ve 10. maddelerine  
gönderme de bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu şikayetleri AİHS'nin  
10. maddesi çerçevesinde inceleme kararı almıştır.  
A. Müdahalenin varlığı  
AİHM, başvurana TCK'nın 312 § 2 maddesine dayalı olarak verilen bir yıl hapis cezası ile  
ifade özgürlüğüne bir «müdahale» yapıldığını kaydetmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2003. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
B. Müdahalenin haklı olup olmadığı  
Benzer müdahalenin AİHS'nin 10. maddesi uyarınca "yasayla öngörülmesi",  
Sözleşmenin 19. maddesinde yer alan ve bir veya birden çok meşru amacı öngörmesi ve  
“demokratik bir toplum için gereklilik arz etmesi” gerekmektedir. Mahkeme bunları  
sırasıyla inceleyecektir.  
1. Yasayla öngörme  
AİHM, TCK'nın 312 § 2 maddesi uyarınca başvurana verilen mahkumiyet kararını  
hatırlatmakta, yapılan bu müdahalenin «yasayla» öngörüldüğünü belirtmektedir. Bu  
karara itirazda bulunulmamıştır.  
2. Meşru amaç  
Hükümet mahkumiyet kararının AİHS'nin 10 § 2 maddesinde yer alan ifade özgürlüğü  
ilkesine uygun olarak verildiğini savunmaktadır. Mahkemenin bu yöndeki içtihatlarına  
göndermede bulunan Hükümet, (Bkz. Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997, 1997-VII, §§  
10 ve 61, Sürek-Türkiye kararı (no:1) 26682/95, § 52, AİHM 1999-IV ve Sürek-Türkiye  
kararı (no:3) 24735/94, § 31, 8 Temmuz 1999) yapılan müdahalenin ulusal güvenlik,  
kamu emniyeti, ulusal toprak bütünlüğünün korunması, suçun engellenmesi ve özellikle  
olayın meydana geldiği dönemde Türkiye'nin güneydoğu bölgesindeki terör eylemlerini  
önleme gibi meşru amaçlar taşıdığını ifade etmektedir.  
AİHM, Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde ciddi çatışmaların sürdüğü bir dönemde yerel  
makamların ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin sürdürülmesine yönelik olarak önlem  
almasını haklı kılan bir etkiye sahip olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenlerle şikâyet  
konusu edilen müdahale AİHS'nin 10 § 2. fıkrasında yer alan meşru amaçlan sağlamaya  
yöneliktir. (Bkz. Yalçın Küçük-Türkiye no: 28493/95, § 31, 5 Aralık 2002, E.K.-Türkiye  
no:28496/95. § 67. 7 Şubat 2002 ve sözü edilen Zana-Türkiye kararları, s. 2539, § 10).  
C. “Demokratik bir toplum için gereklilik”  
AİHM başvurana yönelik alınan önlemlerin «demokratik bir toplum için gerekli» olup  
olmadığını incelemeyi kararlaştırmıştır. Mahkeme bu anlamda temel prensiplerle ilgili  
içtihatları hatırlatmaktadır.(Bkz. 23 Nisan 1992 tarihli Castells-İspanya kararları, seri:A  
no:236 §46; Fressoz ve Roire-Fransa kararı no:29183/95, § 45, AİHM 1999-I; Öztürk-  
Türkiye no:22479/93, § 64, AİHM 1999-VI; Nilsen ve Johnsen-Norveç no:31457/96, § 52,  
AIHM 2000-1. Yağmurdereli-Türkiye kararları, no:29590/96, §§ 42-44, 4 Haziran 2002,  
ve sözü edilen Küçük kararı, § 37).  
1. Genel ilkeler  
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini, toplumun ilerlemesi  
ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin  
2. paragrafı uyarınca, bu kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren "'bilgiler" ve  
"fikirler" için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de  
geçerlidir. Bunlar, "demokratik bir toplumun" olmazsa olmazı çokseslilik, tolerans ve  
hoşgörünün gerekleridir.  
Hükümete karşı yapılması müsaade edilen eleştirinin boyutları bir vatandaş veya bir  
politikacıya yapılan eleştiriden daha fazladır. Demokratik bir sistemde Hükümetin fiil ve  
ihmalleri sadece düzen ve yargı otoritelerinin değil, kamuoyunun da incelemesine açık  
olmalıdır. Dahası, Hükümetin egemen konumu, özellikle muhaliflerin eleştirilerine ve  
haksız saldırılarına cevap vermek için diğer yöntemlerin uygulanmasının mümkün olduğu  
durumlarda cezai işlemlere başvurmakta çekingen davranmasını gerekli kılmaktadır.  
Bununla beraber kamu düzeninin güvencesi olan Devlet otoritelerinin bu ihtarlarda  
aşırıya gitmeden uygun biçimde tepki vermek amacıyla alınan önlemleri Ceza Hukuku  
bile olsa, benimsemesi konusu açık bırakılmıştır.  
AİHS’nin 10 § 2 fıkrasında belirtilen anlamda "zaruri" sıfatı "acil bir toplumsal gereklilik"  
anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi  
konusunda belli bir marja sahiptir. Ancak yasalar ve bağımsız mahkemeler tarafından  
verilen kararlar aracılığıyla uygulanan bu marj Avrupa denetimi ile iç içe olmalıdır.  
Mahkeme bu sebeple, bir "sınırlamanın" Sözleşme'nin 10. maddesinin güvencesinde  
olan ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda nihai kararı verme yetkisini  
haizdir.  
Bu denetimi yaparken AİHM, yerel mahkemelerin yerini ikame etme gibi bir sorumluluk  
üstlenmediğini fakat alınan kararların ve yapılan müdahalelerin ifade özgürlüğünü  
güvence altına alan 10. maddeye yönelik bir kısıtlama getirip getirmediğini denetim altına  
aldığını eklemektedir.(sözü edilen E.K.kararı, §§ 69-71).  
2. Sözü edilen prensiplerin uygulanması  
a) Tarafların görüşleri  
Hükümet yukarıda ortaya koyduğu görüşler ışığında başvurana verilen cezanın  
«demokratik bir toplum izin zaruret» taşıdığını savunmaktadır.  
Başvuran savlarını yinelemektedir,  
b) Mahkemenin değerlendirmesi  
AİHM. dava unsurları ışığında yetkililer tarafından yapılan «yasal müdahale»'nin kapsam  
olarak «meşru amaca yönelik» ve «yerinde ve yeterli» olup olmadığının incelenmesi  
gerektiğini belirtmektedir.(Bkz. diğerleri arasında Yağmurdereli kararı § 48 ). Bunun  
dışında davamı türü ve verilen cezanın ağırlığı yapılan müdahalenin orantılığını ölçmek  
ısından dikkate alınması gereken unsurlardır.  
Mahkeme, başvuranın HADEP'in Nevroz kutlamaları çerçevesinde 22 Mart 1997  
tarihinde Ankara da düzenlemiş olduğu bir açık hava mitingi sırasında, Türkiye'nin  
ekonomik durumunu, işçi kesimini, kürt kökenli vatandaşları baz alarak Güneydoğu  
Anadolu bölgesinde yaşanan olayları içeren siyasi içerikli bir konuşma yaptığı tespitinde  
bulunmaktadır. AİHM'ye göre başvuran kürt efsanesi kahramanı Kawa'yı referans  
kaynağı alarak «Kawa’nın bugünkü neferleri olarak» emperyalizme karşı mücadele  
ederek işçi sınıfını özgürleştirerek güçlendirme çağrısında bulunmuş. Türkiye'nin  
güneydoğusundaki «savaş», «katliam» gibi sözcüklerle öncelikli olarak kürt halkı ile  
dayanışma mesajı vermiştir. AİHM başvuranın yine «onlar» sözcüğü ile kürt halkını ve  
işçi kesimini yok etmeye çalışanlardan söz etliğini eklemektedir.  
AİHM. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin 22 Ekim 1997 tarihli kararında başvuranın  
Nevroz kutlamaları sırasında halk arasında din, dil ve etnik kökene dayalı olarak  
ayrımcılık yaparak kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan mahkum ettiğini  
hatırlatmaktadır.  
AHİM mahkemenin bu yöndeki içtihatlarını dikkate alarak AİHS'nin 10 § 2 maddesi  
uyarınca siyasi bir söylem ya da kamu genel menfaatlerini ilgilendiren alanlarda yapılan  
konuşmalara ifade özgürlüğü çerçevesinde herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceğinin  
altını çizmekte, (Bkz. Sener Karataş-Türkiye kararı 33179/96. § 37. 9 Temmuz 2002  
başvuranın Taşımacılık Sektörü İşçi Sendikası sekreteri sıfatıyla Nevroz bayramı  
sırasında bir konuşma yaptığını belirtmektedir. Bu bağlamda adı geçenin Türk siyasi  
yaşamının bir aktörü olarak kendini ifade etmesi karşısında uygulanan ulusal yasalar  
demokratik kaidelerle bağdaşmamaktadır. Adı geçen, ne şiddet kullanımını ne de orduya  
karşı ayaklanmayı dile eksizin konuşmasını yapmıştır. (Bkz. a contrario, sözü edilen  
Zana kararı. §§ 57-56; ve sözü edilen Sürek kararı (no1), §§ 62-65 ve Sürek (no3) §§ 40-  
42).  
AİHM, meydana gelen olayların bütününü özellikle teröre karşı verilen mücadelenin  
güçlüklerini dikkate almakta, (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye no:28635/95, 30171/96 ve  
34535/97, § 60, 10 Ekim 2000 ve söz edilen Incal kararı s. 1568) Nevroz bayramı  
nedeniyle Ankara'da barışçıl amaçlarla düzenlenen bu toplantıya katılan bir grubun  
ihtilaflı bir an uzak «ulusal güvenlik», «kamu emniyeti», ve «toprak bütünlüğü» sınırlan  
içinde konuşmalarını yaptıklarını gözlemlemektedir.  
AİHM ayrıca başvurana verilen bir yıl hapis ve 860.000 T.L. para cezasının ağırlığının da  
altını çizmektedir.  
Yukarıda söz edilen unsurlar ışığında yapılan müdahale «demokratik bir toplum için  
zaruret» niteliğini taşımamaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, başvurana verilen  
mahkumiyet kararının öngörülen amaçlarla orantısız olduğuna itibar etmektedir. Bu  
nedenle AlHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine  
Başvuran hakkında mahkumiyet kararı alan, bünyesinde askeri hakimin yer aldığı Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin «bağımsız ve tarafsız» olmadığını ileri sürerek hakkaniyete  
uygun olarak yargılanmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet ilk olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Anayasanın 143. maddesine ve  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin 2845 sayılı yasaya dayalı olarak  
oluşturulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemenin bu doğrultudaki içtihatlarına göndermede  
bulunan Hükümet başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılandığını  
savunmakta. 18 Haziran 1999 tarihli 4338 sayılı yasa ile Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
yapısında değişikliğe gidildiğini ve artık hiçbir askeri hakimin sözü edilen mahkemede yer  
almadığını eklemektedir.  
AİHM, 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar - Türkiye kararındaki şikayetlerin benzerlerinin ileri  
sürüldüğünü hatırlatmıştır. AİHM, DGM'de görev alan askeri hakimlerin statüsünün  
bağımsızlık ve tarafsızlıkları konusunda tartışma yarattığı sonucuna varmış ve bu  
hakimlerin görevli olmaları nedeniyle amirlerinden emir aldıklarını, askeri disipline tabi  
olduklarını ve atamalarına ilişkin kararların büyük ölçüde idari yetkililer ve ordu tarafından  
alındığını vurgulamıştır (Bkz. söz edilen Incal kararı s. 1571, § 68).  
AİHM, Tük yasalarının AİHS kararlarına uygun biçimde değiştirildiğini belirtmiştir. (Bkz.  
Sadak ve diğerleri-Türkiye davası, no: 29900/96. 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 § 68  
AİHM 2001-VIII). Ancak görevinin konuyla ilgili koşulların değerlendirilmesiyle sınırlı  
olduğunu ifade etmiş ve olay tarihinden itibaren bazı değişikliklerin yapılması nedeniyle  
mevcut davadaki şikayetlerin geçerliliğini yitirmediği sonucuna varmıştır.  
AİHM, görevinin DGM'nin işleyiş şeklinin başvuranın adil yargılanma hakkını ihlal edip  
etmediğini, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde başvuranların kendilerini yargılayan  
mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin haklı bir endişesinin olup olmadığını  
tespit etmek olduğunu belirtmektedir. (Bkz. yukarıda anılan Incal Kararı, s. 1572, § 70 ve  
yukarıda Çıraklar kararı. 3072, § 38).  
Bunun dışında AİHM, mevcut davanın Incal ve Çıraklar kararlarından ayrı  
değerlendirilmesi için hiçbir neden bulunmadığını, başvuranın aralarında askeri  
hakimlerin de yer aldığı DGM heyeti karşısında halk arasında din, dil ve etnik kökene  
dayalı olarak ayrımcılık yaparak kin düşmanlığa tahrik etmen suçuyla itham edilerek  
yargılandığını belirtmektedir. Üstelik Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın  
gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran hakkında sebepsiz bir yargı kararı  
aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve  
bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (sözü edilen  
Incal kararı s. 1573, § 72 ).  
Bu nedenle AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin AİHS'nin 6.maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
niteliğini taşımadığı sonucuna varmaktadır.  
B. Yargıtay’daki sürece ilişkin  
Başvuran kendisine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesin, tebliğ etmeyen  
Yargıtay’ın silahların eşitliği ilkesini tanımadığını ileri sürmekte ve AİHS'nin 6 §§ l ve 3 b)  
maddelerine göndermede bulunmaktadır.  
Hükümet, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin Yargıtay kararını bildirmek  
üzerine tarafların talebi üzere edinilebileceğini beyan ederek Başsavcının görüşünün  
Yargıtay’ın yeni karar almasında veya yeni yükümlülükler getirmesinde bağlayıcı bir  
unsur olmadığını savunmakta bu yönde Bulul-Avusturya kararına göndermede  
bulunmakladır (22 Şubat 1996, karar 1996-II, § 3).  
Hükümet, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğamesinin 17 Aralık 1997 tarihinde  
sunulduğunu ve Yargıtay’ın kararının 21 Ocak 1998 tarihinde aldığını dile getirerek  
başvurana sözkonusu kararın içeriğini edinmesi amacıyla bir aydan fazla bir zaman  
tanındığını savunmakta, yürürlükle olan uygulamaya göre başvuranın veya yasal  
temsilcisinin açmış oldukları davanın her aşamasına ilişkin bilgiyi elde etme haklarına  
sahip olduklarını eklemektedir.  
Yukarıda söz edilen gerekçeler ışığında AİHM, başvuran hakkında yerel mahkemelerde  
yürütülen süreci hakkaniyete uygun bir yapıda olup olmadığı hususundaki şikayetlerin  
daha önce yanıtlandığı görüşüne dayanarak sözkonusu yargı sürecine ilişkin AİHS'nin 6.  
maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığı sonucuna  
varmaktadır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI ÜZERİNE  
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar  
BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,  
1- Ankara Devlet güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkemeden uzak  
bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
2- AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 maddelerince yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
3- Başvurana yapmış olduğu konuşma nedeniyle verilen mahkumiyet kararı ile AİHS'nin  
10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte (net olarak), ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
başvurana :  
i. manevi tazminat olarak 8.000 (sekiz bin ) Euro ödemesine;  
ii. Avrupa Konseyinin adli yardım başlığı altında verdiği 630 Euro'luk miktar düşülmek  
üzene masraf ve harcamalara ilişkin 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;  
b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, sözkonusu sürenin  
bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz  
uygulamasına;  
5, Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine ;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddelerine uygun olarak 23 Eylül 2003 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.