KASA – TÜRKĐYE KARARI
Yaꢀama hakkını güvence altına alan ve bu haktan yoksun bırakmanın meꢀru olabileceği
durumları belirten 2. madde, AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden
biridir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni
oluꢀturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini güvence altına almaktadır. Bu
nedenle yaꢀam hakkından mahrumiyetin meꢀru kılınabileceği ꢀartlar katı bir biçimde
yorumlanmalıdır (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93). Bireylerin korunması için bir
araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, 2. maddenin, sağladığı güvenceleri, uygulanabilir ve
etkili kılacak ꢀekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını da gerektirir.(bkz. McCann ve
Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar).
AĐHM, 2. maddenin birinci cümlesinin, devleti, kasten ve kanuna aykırı adam
öldürmekten alıkoymasının yanında, kendi yargı yetkisi içindeki kimselerin canını koruması
için uygun hareket etmeye mecbur kıldığını hatırlatır (bkz. Kılıç – Türkiye, no. 22492/93) Bu,
Devletin öncelikli olarak ꢀahsa karꢀı suç iꢀlenmesini önlemek amacıyla bu hükümlerin ihlalini
önleyici, bastırıcı ve cezalandırıcı icra mekanizması ile desteklenen uygun bir kanuni ve idari
çerçeve oluꢀturmayı görev edinmesini gerektirir.
2. madde metni, bir bütün olarak okunduğunda 2. fıkranın öncelikli olarak bir bireyin
kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamadığını, ancak istenmeyen bir sonuç
olan öldürmeyi ortaya çıkarabilecek, güç kullanmaya izin verilen durumları açıkladığını
ortaya koymaktadır. Ne var ki güç kullanma (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen amaçlara
ulaꢀmak için “mutlak zorunluluğu” aꢀmamalıdır. Bu bağlamda 2. maddenin 2. paragrafında
“mutlak zorunluluk” ifadesinin kullanımı, bu maddeye iliꢀkin olarak, AĐHS’nin 8-11.
maddelerinin 2. fıkrası kapsamında, Devlet görevlilerinin hareketinin “demokratik bir
toplumda gerekli” olup olmadığını belirlerken, normalde uygulanan gereklilik testinden daha
katı ve zorlayıcı bir test uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle, kullanılan
güç, maddenin bentlerinde belirtilen amaçlara ulaꢀmakla kesin olarak orantılı olmalıdır (bkz.
yukarıda anılan McCann ve Diğerleri).
Mahkeme, görevinin ikincil niteliklerine karꢀı duyarlıdır ve belli bir davanın
koꢀullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede
dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – Đngiltere, 28883/95, 4 Nisan
2000). Ulusal yargılamanın yapılmıꢀ olduğu durumlarda Mahkemenin görevi kendisinin
olaylar hakkındaki değerlendirmesini ulusal mahkemelerinkinin yerine koymak değildir ve
genel bir kural olarak sunulan delilleri değerlendirmek o mahkemelerin görevidir. Mahkeme
ulusal mercilerin bulgularına tâbi olmamakla birlikte normal koꢀullarda bu mercilerin olaylara
dayalı bulgularından sapmak için ikna edici öğelere ihtiyaç duyar (bkz. üzerinde gerekli
değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar).
Ancak 2. madde ile sağlanan güvencenin temel önemi Mahkemenin bu hükmün ihlal
edildiği iddialarını sadece gücü fiilen yöneten Devlet görevlilerinin eylemlerini değil, aynı
zamanda ulusal yargılama ve soruꢀturmalar yapılmıꢀ olsa bile tetkik kapsamındaki eylemlerin
planlaması ve kontrolü gibi olayı çevreleyen hususları da gözönünde bulundurarak en dikkatli
incelemesini gerekli kılmasıdır. (bkz. Erdoğan Ve Diğerleri, no. 19807/92, 25 Nisan 2006).
Bu davada, AĐHM ilk olarak, baꢀvuranın oğlu Hakan Kasa’nın polis memurları
tarafından vurularak öldürüldüğünün taraflar arasında ihtilaflı olmadığını kaydetmiꢀtir.
Bununla birlikte, AĐHM, baꢀvuranın oğlunun ölüm ꢀekline iliꢀkin birbirini tutmayan ifadelerle
karꢀılaꢀmıꢀtır. Baꢀvuran, polisin, kafeye, oğlu da dahil olmak üzere orada bulunan kiꢀileri
öldürmek amacıyla geldiğini iddia etmiꢀtir. Öte yandan, Hükümet, öldürme olayının önceden
7