AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS’de bulunan hak ve özgürlüklerden iç hukukta da
faydalanılabilmesini güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla bu madde AĐHS’ye
dayandırılan ‘savunulabilir bir ꢀikayetin’ muhtevasını incelemeye ve uygun bir telafi sunmaya
yetkili bir baꢀvuru yolunu gerekli kılar (Kudla – Polonya, no: 30210/96, prg. 157).
Mevcut davada AĐHM AĐHS’nin 10. maddesine dayandırılan savunulabilir bir ꢀikayetin var
olduğunu tespit etmiꢀtir.
AĐHM ilk olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 129. maddesinde memurlara iliꢀkin bir
disiplin cezası kategorisinin (uyarma, kınama) yargı denetimi dıꢀında bırakıldığına dikkat
çeker. Đkinci olarak ise AĐHM Anayasa’nın 159. maddesinin HSYK kararlarına karꢀı yargı
mercilerine baꢀvurulamayacağı yönündeki hükümlerini not eder.
AĐHM, Anayasa’nın 129. maddesinde öngörülen yargı denetimi önündeki engeli daha evvel
Karaçay – Türkiye (no:6615/03, 27 Mart 2007) davasında incelemiꢀ ve uyarma ya da kınama
gibi bir disiplin cezası karꢀısında etkili bir baꢀvuru yolu olmamasının memuru böylesi bir
disiplin tedbirinin yasallığının denetlenebilmesi ve suiistimalden kaçınabilmesi açısından her
türlü güvenceden mahrum bıraktığını tespit etmiꢀtir. Adıgeçen davada AĐHM AĐHS’nin 13.
maddesinin ihlal edildiği hükmüne varmıꢀtır (Karaçay, adıgeçen, prg. 44 ve 45).
Mevcut davada ise, Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca tamamen yargı denetimi dıꢀında
bırakılmıꢀ olan HSYK tarafından verilen kınama, görevden uzaklaꢀtırma ve meslekten ihraç
gibi birden çok disiplin cezası sözkonusudur.
AĐHM Hükümetin 2802 sayılı kanunun 73. maddesinde öngörülen HSYK kararlarına itiraz
edebilme imkânına atıfta bulunduğunu kaydetmektedir. Bu imkân baꢀvuran tarafından
kullanılmıꢀ ancak bir sonuç elde edilememiꢀtir.
Mevcut davanın özel koꢀulları ve tarafların argümanları göz önünde bulundurulduğunda
geriye bu imkanın, baꢀvuranın iddia ettiği ihlalin meydana gelmesini ya da devam etmesini
engellemek açısından etkili bir baꢀvuru yolu teꢀkil edip etmediğinin ya da daha önce meydana
gelmiꢀ olan herhangi bir ihlal için uygun bir telafi sunup sunmadığının belirlenmesi
kalmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Eskelinen, adıgeçen, prg. 30).
AĐHM, sözleꢀmeci devletlerin 13. maddeden kaynaklanan yükümlülüklerinin kapsamının
ꢀikayetin niteliğine göre değiꢀkenlik göstereceğini anımsatır. AĐHS’nin 13. maddesi
anlamında bir “baꢀvurunun” “etkililiği” mutlaka baꢀvuranın lehinde bir sonucun ortaya
çıkmasına bağlı değildir. Bu maddede sözü edilen makam bir yargı makamı olmak zorunda
değildir, ancak bu makamın yetkileri ve sunduğu güvenceler baꢀvurunun etkili olup
olmadığının tespiti açısından önemlidir. Her ne kadar bu baꢀvuru yollarından hiçbiri tek
baꢀına 13. maddedeki ꢀartlar için yeterli olmasa da iç hukuktaki baꢀvuru yollarının toplamı
13. maddenin ꢀartlarını karꢀılayabilir (Silver ve diğerleri – Birleꢀik Krallık, 25 Mart 1983
tarihli karar, prg. 113, ve Chahal – Birleꢀik Krallık, 15 Kasım 1996 tarihli karar, prg. 145).
AĐHM mevcut davada, HSYK iç yönetmeliği uyarınca itirazları inceleme kurulunun asil ve
yedek olmak üzere on bir HSYK üyesi ile Adalet Bakanlığı Müsteꢀarı’ndan oluꢀtuğunu ve
kararlarını oy çokluğuyla aldığını gözlemlemektedir. AĐHM, kınama cezası verdiğinde
HSYK’nın genel kurul ꢀeklinde teꢀekkül ettiğini tespit etmektedir. Bir baꢀka deyiꢀle
baꢀvuranın itirazını görüꢀen Kurul üyeleri itiraz edilen kararı verenlerle aynı kiꢀilerdi.
Meslekten ihraç kararı ise dördü ihtilaflı kararı veren Kurul üyesi olan dokuz kiꢀiden
17