CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KAVAKÇI-TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:71907/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Nisan 2007  
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir. 1  
1 1 Nisan 2007 tarihinden önceki yapısıyla  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (71907/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı Merve Safa Kavakçı’nın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28  
Mayıs 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını  
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Strazburg barosu avukatlarından L. Hincker ve Ankara  
barosu avukatlarından S. Özdemir tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1968 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.  
18 Nisan 1999 tarihinde başvuran Fazilet Partisi’nden (Fazilet) Türkiye Büyük Millet  
Meclisi’ne (TBMM) milletvekili seçilmiştir.  
2 Mayıs 1999 tarihinde başvuran TBMM’deki yemin törenine türban takarak gelmiştir. Fakat  
bir grup milletvekilinin protestosu nedeniyle yemin etmesi engellenen başvuran, Meclis Genel  
Kurul salonunu terk etmek zorunda bırakılmıştır.  
7 Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Fazilet Partisi’nin kapatılması  
talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açmış ve gerekçe olarak sözkonusu partinin laiklik  
karşıtı faaliyetlerin odağı haline geldiği ve Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kesin olarak  
kapatılan Refah Partisi’nin devamı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,  
başvuranın milletvekilliğinin düşürülmesi ile sözkonusu kişilerin beş yıl süreyle herhangi bir  
siyasi partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetçisi olmalarının yasaklanması talebinde  
bulunmuştur.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, talebini desteklemek üzere özellikle ilgili kişinin bazı eylem  
ve beyanlarını hatırlatmıştır.  
13 Mayıs 1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesi ile başvuranın Türk makamlarının iznini  
almadan Amerikan vatandaşğına geçtiği gerekçesiyle, 403 sayılı Vatandaşlık Kanunu’nun  
25. maddesinin a) bendi uyarınca Türk vatandaşğından çıkarılmasına karar verilmiştir.  
17 Mayıs 1999 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu, vatandaşğın kaybettirilmesi kararının Resmi  
Gazete’de 16 Mayıs 1999 tarihinde, yani 18 Nisan 1999 genel seçimlerindeki aday listelerinin  
kesinleşmesinden sonra yayımlandığını belirtmiştir. Dolayısıyla başvuranın milletvekilliğinin  
şürülmesine, Anayasa’nın 84. maddesi uyarınca TBMM’nin karar vermesi gerekmiştir.  
28 Ekim 1999 tarihinde başvuran Türk vatandaşı olan Yıldırım ile evlenmiş ve bu yolla  
yeniden Türk vatandaşğına geçmiştir.  
Başvuran Danıştay’a, Bakanlar Kurulu kararının iptali için dava açmıştır. Başvuran  
diğerlerinin yanı sıra, milletvekili seçilmesine bağlı olan dokunulmazlık ve diğer haklarının  
altını çizmiştir.  
8 Şubat 2000 tarihinde Danıştay, Türk vatandaşğının kaybettirilmesi için gereken koşulların  
oluştuğu gerekçesiyle yapılan başvuruyu reddetmiştir. Danıştay başka bir Devletin  
vatandaşğına geçerken Türk vatandaşğının korunmasının öncelikle ilgili makamların iznine  
bağlı olduğunu, fakat başvuran bu koşulu yerine getirmediğini kaydetmiştir. Teksas Eyaleti  
2
Göçmen ve Vatandaşlık Servisi tarafından Türkiye’nin Houston Başkonsolosluğu aracılığıyla  
Türk makamlarına ulaştırılan belgelerden, ilgili kişinin 5 Mart 1999 tarihinde Amerikan  
vatandaşğına geçtiğinin tespit edildiğini belirten Danıştay, başvuranın Amerikan  
vatandaşğına geçtiğini hiç bir şekilde inkâr etmediğini de eklemiştir.  
Anayasa’nın 83. maddesi uyarınca milletvekili dokunulmazlığının ancak cezai bir takibat  
durumunda geçerli olduğunu vurgulayan Danıştay, dosyada yer alan unsurlardan hiçbirisinin,  
mevcut davada idarenin kendi takdir yetkisini aşğını göstermediği sonucuna varmıştır.  
16 Haziran 2000 tarihinde Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu, sözkonusu kararı  
onamış ve 1 Aralık 2000 tarihinde düzeltme talebini reddederek, bunu 30 Ocak 2001 tarihinde  
tebliğ etmiştir.  
14 Mart 2001 tarihinde TBMM Başkanı Meclis Genel Kurulu, başvuranın vatandaşlıktan  
çıkarılmasının kesinleşmesi nedeniyle milletvekili sıfatının düşürülğünü açıklamıştır.  
22 Haziran 2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi partinin “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı”  
haline geldiği gerekçesiyle, Anayasa’nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler  
Kanunu’nun 101. ve 103. maddelerine dayanarak Fazilet Partisi’nin kapatılmasına karar  
vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu karara varırken, aralarında başvuranın da bulunduğu bazı  
parti yöneticileri ile üyelerinin eylem ve beyanlarını dikkate almıştır.  
Anayasa Mahkemesi ek ceza olarak, Anayasa’nın 69 § 9. maddesi uyarınca diğer dört parti  
üyesi ile birlikte başvuranın beş yıl süreyle herhangi bir siyasi partinin kurucusu, üyesi,  
yöneticisi veya denetçisi olmalarını yasaklamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6, 9,14 VE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 9. maddesine gönderme yapan başvuran, dini inançlarından ve bu inançlarını  
TBMM’de türban takarak göstermesinden ötürü vatandaşğının kaybettirildiğini ve  
milletvekili sıfatının düşürülğünü ileri sürmektedir. Başvuran türban takma yasağının yasal  
dayanaktan yoksun olduğunu iddia ederek, milletvekillerinin kılık kıyafet yönetmeliğinde,  
bayan vekillerin giyimine hiçbir yasak veya kısıtlama getirilmediğini belirtmektedir.  
Başvuran dava konusu müdahalenin AĐHS’nin 9. maddesinin 2. paragrafı bakımından haklı  
bir gerekçeye dayanmadığını ileri sürerek, dini sembollerin takılması ve giyilmesi nedeniyle  
milletvekilliği görevine getirilmenin, makul ölçülerde kısıtlanamayacağını belirtmektedir.  
Ek 1 no’lu Protokol’ün 6 § 1. ve 3. maddelerine atıfta bulunan başvuran, dini bir sembol  
kullanğı, yani TBMM’de türban taktığı için milletvekilliği sıfatının düşürülmesinden ve  
siyasi haklarına geçici olarak kısıtlama getirilmesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran,  
milletvekili olarak yararlandığı dokunulmazlığın idari işlemleri de kapsadığını belirtmekte ve  
vatandaşlıktan çıkarılma kararının, Teksas Eyaleti Göçmen ve Vatandaşlık Servisi tarafından  
verilen ve üzerinde Amerikalı yetkililere ait ne imza ne de mühür taşıyan bir belgenin  
fotokopisine dayandığını eklemektedir. Başvuran vatandaşğının kaybettirilmesi kararının,  
Anayasa’nın 84. maddesinde şart koşulduğu gibi TBMM’de salt çoğunlukla alınmadığını ve  
yalnızca Meclis Genel Başkanı’nın sözkonusu kararı imzaladığını belirtmektedir. Son olarak  
3
başvuran, yerel mahkemelerin evlendiği tarihte otomatik olarak yeniden vatandaşğa  
geçtiğini gözönünde bulundurmadıklarını ileri sürmektedir.  
Başvuran aynı olgular temelinde, AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edildiği iddiasında  
bulunmaktadır.  
AĐHM, yapılan şikayetlerin tamamının Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi başğı altında  
incelenmesini uygun görmektedir.  
A. Tarafların görüşleri  
1. Hükümet  
Hükümet AĐHS hükümleri ve AĐHM içtihatları ile uyum sağlaması amacıyla yasalarda  
yapılan değişiklikleri hatırlatmaktadır. Hükümet bu doğrultuda Anayasa’nın 69. maddesinde  
öngörülen değişiklik ile Anayasa Mahkemesi’nin bir siyasi partiyi kapatmak yerine dava  
fiillerinin ağırlığına göre ilgili partiyi devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun  
bırakmaya karar verebileceğini belirtmektedir. Hükümete göre bir siyasi partinin  
kapatılmasından daha hafif yaptırımların getirilmiş olması, ülke açısından siyasi partilerin  
özgürğü alanında gerçekleştirilmiş önemli reformlardandır.  
2. Başvuran  
Başvuran Anayasa’nın 69. maddesinin değiştirilmesinin, Türk Hükümetinin iyi niyetini açığa  
vurmakla birlikte, bunun aynı zamanda olayların meydana geldiği dönemde AĐHS’nin 9., 10.  
ve 11. maddelerinin 2. paragraflarında belirtilen koşulları, özellikle de orantılılık ilkesini  
karşılayamağının bir göstergesi olduğunu” ileri sürmektedir.  
Başvuran ayrıca 403 sayılı Kanun’un 25 a) bendine dayalı olarak vatandaşlıktan çıkarıldığını,  
yetkililerin önceden keyfi kararına bırakılarak başka bir ülke vatandaşğına geçmek  
durumunda olmadığını öne sürmektedir. Başvuran milletvekilliği yemini sırasında başörtüsü  
takması nedeniyle milletvekilliğinin düşürülğünü ve Türk vatandaşğını kaybettiğini iddia  
etmektedir.  
Başvuran Türk hukukunun vatandaşğın kaybedilmesini müteakip milletvekilliğinin  
şürülmesinde bir boşluk oluşturduğunun altını çizerek, Anayasa’nın 84. maddesinde yer  
alan hükümler gereğince milletvekilliğinin düşürülmesinin sınırlı olduğunu ifade etmektedir.  
Zira, seçimlerin ardından vatandaşğın kaybedilmesi hususu yer almamaktadır. Anayasa’nın  
76. maddesi milletvekilliğinin devam edip etmeyeceğini değil seçilebilme koşullarını  
düzenlemektedir. Başvurana göre TBMM Anayasa’nın 84. maddesinde öngörülen haller  
şında milletvekilliğinin düşürülmesi kararını alamaz. Üstelik, Anayasa bu doğrultuda hiçbir  
organı yetkili kılmamıştır.  
Başvuran TBMM’nin usulen yetkili olmamasına karşın milletvekilliğini sona erdirdiğini ve  
kararının hukuki hiçbir dayanağının bulunmadığını iddia etmekte, düşürme kararında oylama  
yapılmadığını, TBMM Başkanı’nın kararının itiraza elverişli bulunmadığını eklemektedir.  
Başvuran çifte vatandaşğa sahip tek milletvekilinin kendisi olmadığını, seçildiği sırada hem  
Türk hem Amerikan vatandaşı olan bir milletvekilinin bulunduğunu ileri sürmektedir.  
Başvuran ayrıca Yüksek Seçim Kurulu’nun yasal olarak aday olmadan gerekli incelemeleri ve  
4
düzenlemeleri yaptığını, buna göre çifte vatandaşğın yerine getirilen diğer koşulların  
yanında aday olmasına engel teşkil etmediğini belirtmektedir.  
Başvuran son olarak Türk vatandaşğını kaybederek milletvekilliğinin düşürülmesi  
gerekçesinde iç hukuk mahkemelerinin evlendiği tarihten itibaren tekrar vatandaşğa  
geçmesini dikkate almamaları ile hakkaniyet ilkesine uygun hareket etmediklerini, alınan bu  
kararın öngörülen meşru amaçlarla orantılı olmadığını, sözkonusu bu önlemlerin özü itibariyle  
bile Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan seçme ve seçilme hakkına yönelik bir  
ihlali oluşturduğunu ileri sürmektedir.  
B. Üçüncü taraf  
Parlamentolararası Birliği, milletvekilliği sıfatının düşürülmesinin ilgili parlamentonun  
vekiline tanınan temsil görevini yerine getirmede geriye dönülemez bir biçimde ağır bir  
yaptırım altında bıraktığının altını çizmektedir. Benzer bir müdahalenin yalnızca ciddi  
gerekçelerle yasayla tam uyumlu olarak alınması gerektiğini ifade etmektedir.  
Parlamentolararası Birliği, Hükümetin çift vatandaşğı bulunan Türk vatandaşlarının yetkili  
mercilerden izin almaksızın yalnızca gerekli işlemleri yerine getirmek üzere çağrıldığı  
hususuna karşı çıkmadığını gözlemlemektedir. Başvuranın bu imkândan yararlanamaması  
eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması ilkesine aykırı bulunmaktadır.  
Parlamentolararası Birliği, Türk Hukuku’nda seçilebilme sıfatının sona ermesi halinde  
otomatik olarak milletvekilliği sıfatının sona ermesini öngören hiçbir hükmün yer almadığını  
gözlemlemekte, bu bağlamda Yüksek Seçim Kurulu’nun TBMM’nin bu yönde çağrıda  
bulunmadığı halde milletvekilliği’nin düşürülmesi konusunda yetkiyi TBMM’ye verdiğini  
ifade etmektedir.  
C. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Genel ilkeler  
AĐHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin oy verme ve seçimlerde aday olma hakkı gibi  
hukuken korunan menfaatleri güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Mathieu-Mohin ve  
Clerfayt-Belçika kararı 2 Mart 1987, Hirst-Birleşik Krallık (no2) no: 74025/01, son olarak  
Zdanoka-Letonya no: 58278/00, 16 Mart 2006 ve Lykourezos-Yunanistan no: 33554/03  
kararları). Hukukun üstünlüğünü esas alan gerçek demokrasinin temellerinin oluşturulması ve  
korunması bakımından bu haklar mutlak değildir, «üstü örtülü» sınırlar mevcuttur ve  
Sözleşmeci Devletler bu doğrultuda kendilerine tanınan takdir yetkilerini kullanmak  
durumundadır (Bkz. Matthews-Birleşik Krallık no: 24833/94, Labita-Đtalya kararı no:  
26772/95).  
Bununla birlikte AĐHM’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan hükümlerin  
uygulanmasını gözetmek düşmekte; seçimlerde oy vermeye ve aday olmaya bağlı hakların  
özüne dahi dokunulmaması, etkinliğini yitirmemesi, meşruiyetini koruması ve kullanılan  
araçların orantısız olmaması gerekir. Özellikle, yasama organlarının seçiminde halkın hür  
iradesini sekteye uğratacak hiçbir engel yer almamalı-başka bir deyişle, genel oylama halkın  
isteğini yansıtmalı, etkin olmalı ve bütünlük önünde bir engel oluşturmamalıdır. Yine, halkın  
hür iradesiyle yaptığı ve demokratik olarak ortaya koyduğu seçim, demokratik düzeni  
zorlayıcı gerekçelerin mevcut olması haricinde seçim sisteminin düzenlenmesinde hiçbir  
5
değişikliğe uğramamalıdır. Kaldı ki AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere bu hüküm  
herkese seçimlerde aday olma ve bir kez seçildiğinde temsil hakkını güvence altına  
almaktadır (Bkz. Selim Sadak vd.-Türkiye no: 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95  
kararları ve sözü edilen Lykourezos kararı). Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi gerçek bir  
siyasi rejimin temel ilkesini benimsemektedir ve AĐHS sistemi içinde temel bir önemi haizdir.  
2. Mevcut başvuruya uygulanması  
Anayasa Mahkemesi 22 Haziran 2001 tarihinde Anayasa’nın 69 § 6. maddesine dayalı olarak  
Faziletin “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı” haline geldiğine karar vermiş, bu bağlamda  
Anayasa Mahkemesi’nin Faziletin kapatılması yönünde aldığı kararda yer alan gerekçeler  
aralarında başvuranın da yer aldığı kimi başkan ve yöneticilerin fiillerine etki etmiştir. Đkinci  
bir yaptırım olarak da başvuran da dahil beş siyasetçiye beş yıllığına siyasi kısıtlamalar  
getirmiştir.  
AĐHM, başvuranın siyasi haklarına getirilen geçici kısıtlamaların netice itibariyle Türk siyasi  
rejiminin laik yapısının korunmasını amaçladığını not etmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki  
demokrasi açısından önemi dikkate alındığında, AĐHM sözkonusu önlemin mevcut düzenin  
sağlanması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından meşru amaçları  
içerdiğine itibar etmektedir.  
AĐHM, sözkonusu tedbirin orantılılığı hususunda başvuranın siyasi haklarından geçici olarak  
yoksun bırakılmasında demokratik düzeni zorlayıcı gerekçelerin mevcut olup olmadığını  
incelemeye alacaktır. Bu itibarla AĐHM, Faziletin kapatılması sonucunda başvuranın siyasi  
haklarının sınırlandırılması doğrultusunda siyasi bir partinin feshine ilişkin anayasal  
gerekçelerin de dikkate alınması gerektiği kanısındadır (Selim Sadak vd. kararı ile  
karşılaştırınız). Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükteki haliyle 69 § 9. maddenin  
kapsamı oldukça genişti. Parti üyelerinin tüm görüş ve fiilleri fesih kararına zemin hazırlayan  
Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline geldiği görüşünü destekler mahiyettedir. Sözü  
edilen faaliyetlerin derecelendirilmesinde bir ayrıma gidilmemiştir. Bu bağlamda, bazı parti  
üyelerinin ve özellikle parti genel başkanı ve yardımcısının başvuranın maruz kaldığı şekliyle  
bir yaptırıma uğramadıklarını belirtmek gerekir.  
AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere siyasi hakların kısıtlanması ağır bir yaptırımdır.  
Yukarıda bahse konu saptamalar ışığında AĐHM, Anayasa Mahkemesi tarafından başvuran  
hakkında verilen kararın öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı olarak  
nitelendirilemeyeceği neticesine varmaktadır. Bu durumda, sözkonusu müdahale başvuranın  
seçilme hakkının özü itibariyle ihlalini oluşturmaktadır.  
Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesini ihlal edilmiştir.  
AĐHM ayrıca Anayasa’nın 69 § 6. maddesinde “siyasi bir partinin bu nitelikteki fiilleri parti  
yöneticileri ve üyeleri tarafından zımnen veya açıkça benimsendiği yahut doğrudan doğruya  
anılan parti organlarınca işlendiği takdirde sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılmaz”  
yönündeki değişikliğini not etmektedir. Bununla birlikte, Anayasa’nın 69 § 7. maddesi  
Anayasa Mahkemesi’ne siyasi bir partinin temelli kapatılması yerine dava konusu fiillerin  
ağırlığına göre Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması yetkisini  
tanımıştır. Kuşkusuz bir kimsenin siyasi haklarının kısıtlanması daha az sıklıkla olacak ve  
siyasi haklar güçlenecektir.  
6
Yukarıda varılan sonuç ışığında AĐHM, başvuranın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin  
şikayetinin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran maddi tazminat olarak 150.000 Euro talep etmekte, maruz kaldığı manevi zararın  
giderilmesi için ihlal kararının tespitinin yeterli olacağını belirtmektedir.  
Hükümet bu konuda görüş bildirmemiştir.  
AĐHM öne sürülen maddi zarar talebi ile ihlal kararı arasında hiçbir illiyet bağı  
kurulamadığından bu talebi reddetmiş, başvuranın maruz kaldığı manevi zararın giderilmesi  
bakımından ihlal kararının yeterli olacağını kaydetmiştir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmış olduğu giderler için 50.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet görüş bildirmemiştir.  
AĐHM, mahkemeye sunulan deliller ve bu yöndeki yerleşik içtihat ışığında yargı gideri olarak  
başvurana 4.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 6, 9 ve 14. maddeleri hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
3. Başvuranın uğradığı manevi zarar için mevcut kararının başlı başına adil bir tazmini  
oluşturduğuna;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana yargı gideri olarak 4.000 (dört bin) Euro  
ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
7
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine  
uygun olarak 5 Nisan 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
8