COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 4451/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Ekim 2006  
NĐHAĐ  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Gülistan Kaya, Efendi Kaya, Aylen Kaya, Mehmet  
Kaya, Mustafa Kaya, Hakkı Kaya, Çiçek Kaya, Vesile Kaya ve SavaKaya (“bavuranlar”)  
adlı dokuz Türk vatandaı tarafından, 27 Temmuz 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yapılan bavurudan (no. 4451/02) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Taraflarca sunulduğu ekliyle olaylar  
Bavuranlar sırasıyla 1950, 1966, 1972, 1981, 1982, 1984, 1986, 1990 ve 1993  
doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Bavuranların ilki, 16 Kasım 1996  
tarihinden beri kayıp olan Hakkı Kaya’nın ei, diğerleri ise çocuklarıdır.  
16 Kasım 1996 günü saat 15:00 sıralarında Hakkı Kaya ve beraberindeki iki arkadaı –  
Ahmet Yaar ve Mehmet (soyadı bilinmiyor) Diyarbakır kent merkezinde yürümekteydi.  
Orman Müdürlüğü binasının önünden geçerken 06 EKN 22 plakalı Renault marka bir steyın  
araç kendilerine yaklatır. Sivil giyimli, walkie-talkie taıyan kendilerini polis memuru  
olarak tanıtan üç kii kimlik kontrolü yapmıtır. Daha sonra Kaya’yı ifade vermek üzere polis  
karakoluna gelmesi gerektiğini söyleyerek araçlarına binmeye zorlamılardır.  
28 Kasım 1996 tarihinde ikinci bavuran Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Savcılığı’na ikayette bulunarak Hakkı Kaya’nın kaybolmasının aratırılmasını Savcı’dan  
talep etmitir. Aynı tarihte Hakkı Kaya’nın kardei efik Kaya Diyarbakır Cumhuriyet  
Savcılığı’na verdiği dilekçe ile kardeinin nerede olduğu hakkında bilgi istemitir.  
4 Aralık 1996 tarihinde polis, Hakkı Kaya’nın kaçırılmasının tanığı Ahmet Yaar’ın  
ifadesini almıtır. Yaar, ifadesinde olay günü iki arkadaıyla birlikte Diyarbakır Orman  
Müdürğü binasının önünde yürürlerken 06 EKN 22 plakalı beyaz Toros steyın aracın  
kendilerine yaklağını söylemitir. Araçtaki adamlar kimlik kontrolü yapmıve Yaar’a  
gidebileceğini söylemitir. Yaar, her ey çok hızlı gerçekletiği için bu adamları net olarak  
tarif edemediğini belirtmitir. Ne var ki birinin sarıın, diğerinin ise kıvırcık saçlı olduğunu  
hatırlamaktadır. Kimin için çalıtıkları hakkında hiçbir fikri yoktur.  
5 Ocak 1997 tarihinde Diyarbakır Đl Jandarma Komutanı Diyarbakır DGM Savcısına  
Hakkı Kaya’nın gözaltına alınmadığı bilgisini vermitir.  
17 Mart 1997 tarihinde Diyarbakır DGM Savcısı görevsizlik kararı vermive davayı  
Diyarbakır DGM Basavcılığı’na sevketmitir. Basavcılık Kaya’nın kaybolmasıyla ilgili  
soruturma balatmıve ahsın aranmasını Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden talep  
etmitir. Belirtilen tarihten bu yana Emniyet Müdürlüğü Savcıya düzenli olarak raporlar  
göndermekte ve Hakkı Kaya’nın ülkeyi terk edip etmediğini belirlemek için gümrük  
kayıtlarını kontrol etmektedir.  
1
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
27 Mart 1997 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları Aratırma  
Komisyonu bavuranlara Hakkı Kaya’nın gözaltında olmadığını bildirmitir. Komisyon  
ayrıca 06 EKN 22 plakalı aracın modelinin iddia edildiği gibi steyın Toros değil, Fiat ahin  
olduğunu ve Ankara’da ikamet eden Y.C.’ye ait olduğunu bavuranlara bildirmitir.  
7 Eylül 1998 tarihinde polis Efendi Kaya’nın ifadesini almıtır. Efendi Kaya ifadesinde,  
babasının Kasım 1996’dan beri kayıp olduğunu ve o zamandan beri kendisinden hiç haber  
alamadığını belirtmitir.  
28 Ocak 2000 tarihinde bavuranlar Cumhuriyet Savcısına bir ikayette daha  
bulunmulardır. Polis Efendi Kaya’nın ifadesini iki kez daha almıtır. Đfadelerde değiiklik  
yoktur.  
11 Mart 2004 tarihinde eski PKK mensubu ve JĐTEM (Jandarma Đstihbarat Merkezi)  
üyesi olduğu iddia edilen Abdulkadir Aygan’la yapılan bir röportaj Ülkede Özgür Gündem  
gazetesinde yayınlanmıtır. Aygan röportajda Hakkı Kaya’nın JĐTEM tarafından  
öldürülenlerden biri olduğunu ifade etmitir. Kaya’nın cesedinin Diyarbakır-Silvan karayolu  
üzerinde, Karacali ile Han köyleri arasında gömülü olduğunu belirtmitir. Bavuranlar gazete  
kupürünün bir kopyasını incelenmek üzere Savcıya iletmilerdir.  
6 Nisan 2004 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Abdülkadir Aygan’ın 1986  
yılında terörist bir örgüte üyeliğinden 15 yıl hapis cezasına çarptırıldığı konusunda Diyarbakır  
Cumhuriyet Savcısı’na bilgi vermitir. Ancak 1985 yılında çıkarılan pimanlık yasasından  
faydalandığı için salıverilmiti ve nerede bulunduğu bilinmiyordu. Cumhuriyet Savcısı  
Abdülkadir Aygan’ı aratırmaya devam etse de yerini tespit edememitir.  
8 Haziran 2004 tarihinde ikinci bavuran Abdülkadir Aygan hakkında Hakkı Kaya’yı  
öldürğü yönünde ikayette bulunmutur.  
HUKUK  
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Hükümet, bavuranların AĐHS’nin 35 § 1. maddesi bağlamında açık olan iç hukuk  
yollarını tüketmediklerini iddia etmitir. Bu bağlamda Hakkı Kaya’nın kaybolmasına ilikin  
soruturmanın halen sürdüğünü belirtmilerdir.  
Mahkeme, 4 Ekim 2005 tarihli kararında sözkonusu soruturmanın AĐHS’ye göre etkili  
olup olmadığının bavuranların ikayet nedenleriyle çok yakından ilgili olup esaslarla  
birletirilmesi gerektiğini değerlendirdiğini hatırlatır. Dolayısıyla Mahkeme sözkonusu  
kararını yinelemekte ve soruturmanın etkili olup olmadığına dair Hükümetin ön itirazını  
AĐHS’nin 2. maddesi kapsamında bavuranların ikayetinin esaslarıyla birletirmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar Hakkı Kaya’nın kaçırılma ve kaybolma olayını çevreleyen unsurların  
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlaline yol açtığını iddia etmilerdir. Bavuranlar ayrıca yetkililerin  
Kaya’nın kaybolması hakkında etkili ve yeterli bir soruturma yapamadığını savunmulardır.  
AĐHS’nin aağıda verilen 2 § 1. maddesine atıfta bulunmulardır:  
2
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
“Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan  
dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç kimse kasten  
öldürülemez.”  
Bavuranlar Hakkı Kaya’nın Devlet güvenlik güçleri tarafından alıkonulduğu ve  
güvenlik güçleri veya ajanları tarafından öldürüldüğünün makul üphelerin ötesinde tespit  
edildiğini iddia etmilerdir. Kaya’nın kaybolması ve üpheli koullardaki muhtemel ölümü  
hakkında sorumlu Hükümetin bağımsız, etkili ve detaylı bir soruturma yapamadığını  
savunmulardır.  
Hükümet iddiaları reddetmitir. Bavuranların iddialarını kanıtlamadıklarını  
savunmulardır. Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesi ile ilgili bir husus bulunmadığını öne  
sürmülerdir. Hükümet ayrıca Hakkı Kaya’nın kaybolması ile ilgili yürütülen soruturmanın  
AĐHS’nin getirdiği yükümlülüklere uyduğunu öne sürmütür.  
A. Hakkı Kaya’nın kaybolması  
Mahkeme yaam hakkını güvence altına alan ve bu haktan yoksun bırakmanın meru  
olabileceği durumları belirten 2. maddenin AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel  
hükümlerinden biri olduğunu hatırlatır. Sözkonusu madde aynı zamanda 3. madde ile birlikte  
Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini güvence  
altına almaktadır. Bu nedenle yaam hakkının kısıtlanması için oluacak artlar titizlikle  
yorumlanmalıdır. Bireylerin korunması için bir araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi de 2.  
maddenin verdiği güvencelerin pratik ve etkili olacak ekilde yorumlanıp uygulanmasını  
gerektirmektedir (bkz McCann vd – Đngiltere, A Serisi no. 324). Bu amaçla sözkonusu hüküm  
Mahkeme’nin içtihadında kayıpları da (ahıs hakkında haber alınamıyorsa ölmüolma  
ihtimali yükselmektedir) kapsayacak ekilde yorumlanmaktadır (Tahsin Acar – Türkiye [BD],  
no. 26307/95).  
2. maddede tanınan güvencenin önemi ıığında Mahkeme sadece Devlet görevlilerinin  
eylemlerini değil, çevreleyen tüm koulları da değerlendirerek can kaybını en titiz incelemeye  
tabi tutmalıdır (bkz. diğer içtihatlar yanında Orhan – Türkiye, no. 25656/94).  
Mahkeme sözkonusu davada hem ortaya konulan belgesel delillerin hem de tarafların  
yazılı görülerinin ortaya çıkardığı hususları inceleyecektir. Bu bağlamda Mahkeme AĐHS  
artlarına göre “makul üphenin ötesinde” kanıt standardını benimsediğini ve bu tür bir  
kanıtın, yeterli derecede güçlü, açık ve uygun neticeler veya reddedilmemibenzer maddi  
karinelerin birarada yer almasından kaynaklanabileceğini hatırlatır (Đrlanda – Đngiltere, 18  
Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25).  
Mahkeme, bavuranların Hakkı Kaya’nın Devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı  
yönündeki iddiasının hiçbir ikna edici delille desteklenmediğini gözlemlemektedir. Bu  
bağlamda Mahkeme bavuranların iddialarının Ahmet Yaar’ın görgü tanığı ifadesine  
dayanğını dikkate alır. Aygan tarafından JĐTEM’in bazı yargısız infazlar gerçekletirdiği ve  
Hakkı Kaya’nın da kurbanlardan bir olduğunu ima ettiği Ülkede Özgür Gündem  
gazetesindeki röportajına ilikin olarak ise Mahkeme bu ifadeyi kanıtlanmamıveya en fazla  
dolaylı bir delil olarak kabul ettiği için kararı etkileyecek düzeyde değer verilemeyeceği  
kanaatindedir (Nesibe Haran – Türkiye, 31821/96; Issa vd – Türkiye, no. 31821/96).  
Mahkeme ayrıca dava dosyasına göre Hakkı Kaya’nın sabıka kaydının bulunmadığı ve  
güvenlik güçlerinin tehdidi altında olduğunu söylemek için delil bulunmadığını hatırlatır.  
3
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Ayrıca bavuranlar Hakkı Kaya’nın iddia edilen kaçırılma olayında neden yerel mercilerin rol  
almıolabileceğini gösteren hiçbir ikna edici görübelirtmemektedirler.  
Yukarıda belirtilenler ıığında Mahkeme, bavuranların yakınının kaybolduğu koulların  
spekülasyon ve varsayımlara neden olduğunu ve bu yüzden Hakkı Kaya’nın makul üpheler  
ötesinde bavuranlarca iddia edildiği gibi Devlet görevlileri tarafından kaçırılıp  
öldürülğüne karar verilmesi için yeterli delil bulunmadığı kanaatindedir.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 2. maddesi müstakil olarak ihlal edilmemitir.  
B. Yerel soruturmanın yetersiz olduğu iddiası  
Mahkeme, yerlemiiçtihadına göre 2. maddedeki yaam hakkının koruma altına  
alınması zorunluluğunun 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan herkese  
Sözleme’de tanımı yapılan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğü ile birlikte  
değerlendirildiğinde ahısların üpheli durumlarda kaybolduğu ve bunların öldürüldüğünün  
iddia edildiği zaman bir tür etkili resmi soruturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini  
hatırlatır. Bu yükümlülük kaçırma olayının Devlet görevlileri tarafından gerçekletirildiğinin  
tespit edilmiolduğu davalar ile sınırlı değildir. Vefat edenin yakınları veya diğerleri  
tarafından soruturma yapacak yetkililere resmi ikayette bulunmuolup olunmaması da  
belirleyici değildir. Yetkililerin sadece açıklanamayan bir kayboluu haber alması da 2.  
maddeye göre tek baına konu ile ilgili etkili bir soruturma yürütülmesi zorunluluğunu ortaya  
çıkarır. Bir soruturmanın etkili olma artını en alt düzeyde karılayacak tetkikin nitelik ve  
derecesi her ayrı davanın artlarına bağlıdır. Đlgili tüm gerçekler temelinde ve yapılan  
soruturmanın pratik gerçekleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır (bkz. Tahsin  
Acar, yukarıda anılan; Türkoğlu – Türkiye, no. 34506/97).  
Bu çerçevede belirli bir vakada soruturmada ilerlemeyi engelleyen güçlük ve engeller  
olabileceğini kabul etmek gerekirken aynı zamanda ivedilik ve makul süre artı da zımnen  
bulunmaktadır. Ancak yetkililerin kaybı soruturmada ivedilikle harekete geçmesi, hukukun  
üstünlüğünü korumada ve kanunsuz fiillerde bir karartma veya müsamahayı önlemede halkın  
güveninin sağlanması için genellikle zaruri olarak değerlendirilmektedir (Türkoğlu, yukarıda  
anılan).  
Mahkeme, Hakkı Kaya’nın öldürüldüğüne dair kanıt bulunmamasını dikkate alır. Ancak  
yukarıda belirtildiği gibi 2. maddedeki usule dair yükümlülükler devlet görevlilerinin güç  
kullanımından kaynaklanan kasten öldürme olayını içeren vakalarla sınırlı değildir. Bu  
yükümlülükler ferdin hayati tehlike olarak değerlendirilebilecek koullarda kaybolması ve  
kayıptan haber alınmadan belli bir zamanın geçtiği davalar için de geçerlidir.  
Sözkonusu davada bavuranların yakınının kaybolması ve ölmüolduğu iddiası üzerine  
gerçekten de bir soruturma yürütülmütür. Hakkı Kaya’nın kaybolmasına ilikin resmi  
soruturmanın halen sürmekte olduğu dava dosyasından anlaılmaktadır. Ancak on yıl  
geçmesine rağmen soruturmadan maddi sonuç alınmamıolması ve aağıda belirtilen  
nedenlerden dolayı Mahkeme soruturmanın yürütülmesinde önemli eksikler olduğu  
kanaatindedir.  
Mahkeme öncelikle kaybolmasını takiben bavuranların Hakkı Kaya’nın bulunması için  
birkaç defa yerel adli ve idari mercilere dilekçe ile bavurmuolduklarını dikkate alır. Ancak  
4
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
iddiaların ciddiyetine karın yetkililer tarafından verilen yanıtlar Hakkı Kaya’nın gözaltına  
alındığının reddinden ibaretti. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı ve sonrasında  
Diyarbakır Cumhuriyet Basavcılığı tarafından yapılan soruturma polis gözaltı ve gümrük  
kayıtlarının kontrol edilip Hakkı Kaya’nın gözaltında olup olmadığı ve yurtdıına çıkıp  
çıkmağını tespitin ötesine geçmemitir. Mahkeme Cumhuriyet Savcılarının yetkilerini  
kullanarak muhtemel tanıkların belirlenmesi yönünde adım atmamıolduklarını gözlemler.  
Olayın görgü tanığı Ahmet Yaar’ın kaçırılma olayıyla ilgili açık detaylar vermesi gerçeğine  
rağmen Hakkı Kaya’nın kaçırıldığı alanda delil toplanması için giriimde bulunulmamıtır.  
Savcıların olayın meydan geldiği tarihte görevli olan polis memurlarının ifadesine  
bavurmadığı da dava dosyasından anlaılmaktadır. Olayın diğer görgü tanığı olan “Mehmet”i  
belirlemek ve ona ulamak için de giriimde bulunmamılardır. Ayrıca Ülkede Özgür  
Gündem gazetesinde yayınlanan röportaj sonrasında Cumhuriyet Savcısı Hakkı Kaya’nın  
öldürülmesinden JĐTEM’in sorumlu olduğunu iddia eden Abdülkadir Aygan’ın bulunması  
için arama balatmıtır. Ancak aramanın baarısız olduğu ve bu yüzden devam eden  
soruturma için çok önemli bir tanık olan Aygan’ın deliline ulaılamağı görülmektedir.  
Mahkeme, yukarıda belirtilen eksikliklerin yerel mercilerin Hakkı Kaya’nın  
kaybolmasını çevreleyen koullar hakkında etkili ve yeterli bir soruturma yürütemediğini  
söylemek için yeterli olduğu görüündedir. Bu nedenle devletin 2. maddede yer alan yaam  
hakkının korunması usul yükümlülüğü ihlal edilmitir.  
Dolayısıyla Mahkeme Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ön itirazını  
reddetmekte ve 2. maddenin ihlal edildiğine usule ait kısmı tarafından karar vermektedir.  
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, özgürlük ve güvenlik hakkını koruma altına alan AĐHS’nin 5. maddesine  
atıfta bulunarak Hakkı Kaya’nın sözkonusu hükmün bir ila beinci paragraflarında yer alan  
güvencelerin tamamen göz ardı edilerek alıkonulduğunu iddia etmilerdir.  
Hükümet, sözkonusu ikayete Hakkı Kaya’nın polis tarafından gözaltında tutulduğunu  
reddetmekten öte özel olarak yanıt vermemitir.  
Mahkeme Hakkı Kaya’nın kaybolmasından kimin sorumlu olabileceği hakkında bir  
tespitte bulunamadığını hatırlatır. Bu nedenle bavuranların iddiasını destekleyen somut temel  
bulunmamaktadır.  
Sonuç olarak Mahkeme AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 6 § 1 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, yetkililer tarafından yürütülen soruturmanın AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda  
verilen 6 § 1 ve 13. madde standartlarını karılamakta yetersiz olduğunu öne sürmülerdir.  
6 § 1. Madde  
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan … bir  
mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
5
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
13. Madde  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
A. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi  
Mahkeme, bavuranların AĐHS’nin 6 § 1. maddesine dayanan mağduriyetinin Hakkı  
Kaya’nın kaybolması ve bunun etkili hukuk yollarına ulamalarına etkileri ile ilgili olarak  
soruturmayı yapan mercilerin tavrına ilikin daha genel ikayetlerinden ayrılamayacağını  
gözlemler. Bu nedenle Mahkeme sözkonusu ikayeti AĐHS maddelerinin ihlali durumunda  
13. maddede belirtilen devletin etkili hukuk yolu sağlamaya zorunlu olduğu eklindeki daha  
genel yükümlülüğü çerçevesinde incelemeyi uygun görmektedir (bkz. diğer içtihatlar arasında  
Kaya – Türkiye, Karar Raporları 1998-I).  
B. AĐHS’nin 13. Maddesi  
Mahkeme, yerel adli düzende ne ekilde güvence altına alınmıolursa olsun Sözleme  
hak ve özgürlüklerinin içeriğini uygulayacak ulusal düzeyde bir hukuk yolu bulunmasının  
AĐHS’nin 13. maddesinde teminat altına alındığını hatırlatır. Bu nedenle 13. maddenin  
sonucu, Đmzacı Devletlere bu maddedeki Sözleme sorumluluklarına nasıl uyacakları  
konusunda bir miktar özgürlük verilmiolsa da, AĐHS bağlamında “savunulabilir bir ikayet”  
konusunu ele alıp uygun çözüm sunacak bir iç hukuk yolunun sağlanmasını zorunlu  
kılmasıdır. 13. maddedeki zorunluluğun kapsamı, bavuranın AĐHS bağlamındaki ikayetinin  
niteliğine göre değiir. Ancak 13. maddede zorunlu tutulan hukuk yolunun hem uygulama  
hem de kanunda “etkili” olması, özellikle de uygulanmasının imzacı devlet yetkililerinin  
eylem veya ihmalleriyle haksız bir ekilde engellenmemesi gerekmektedir (Tekdağ, yukarıda  
anılan).  
13. madde yaam hakkının korunmasına büyük önem vererek uygun olan durumlarda  
tazminat ödenmesine ek olarak ikayetçilerin soruturma sürecini etkili takipleri de dahil  
olmak üzere yaam hakkını ihlal edenlerin tespiti ve cezalandırılmasına götürecek tam ve  
etkili bir soruturmanın yapılmasını da zorunlu kılar (bkz. Tekdağ, yukarıda anılan).  
Mahkeme Hakkı Kaya’nın kaybolmasına devlet görevlilerinin neden olduğu veya bunda  
rol almıolduklarının makul üpheler ötesinde kanıtlanmamıolduğunu hatırlatır. Ancak  
yerlemiiçtihadına göre bu, ikayetin 2. maddeyle bağlantılı olarak 13. madde hükümleri  
nedeniyle “savunulabilir” olmasını engellemez (Orhan, yukarıda anılan; Tekdağ, yukarıda  
anılan).  
Bu nedenle yetkililerin bavuranların yakınının kaybolmasını çevreleyen olaylar  
hakkında etkili bir soruturma yürütme zorunlulukları bulunuyordu. Yukarıda belirtilen  
sebeplerle soruturma yükümlülüğü 2. maddedekinden daha geniolan 13. madde bağlamında  
etkili bir soruturma yürütülmüolduğu söylenemez (Orhan, yukarıda anılan; Tanrıkulu –  
Türkiye, [BD], no 23763/94; Tekdağ, yukarıda anılan).  
Bu nedenle Mahkeme AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir.  
6
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda verilmitir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Mahkeme, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 60. maddesinde adil tazmin taleplerinin maddeler  
halinde destekleyici belge ve makbuzlarla yazılı olarak iletilmesini, aksi halde talebin  
“kısmen veya tamamen reddedilebileceğini” belirtir.  
Sözkonusu davada 6 Ekim 2005 tarihinde Mahkeme bavuranları 5 Aralık 2005 tarihine  
kadar adil tazmin taleplerini iletmeye çağırmıtır. Bavuranlar sürenin uzatılmasını talep  
ettikleri için Mahkeme son bavuru tarihini 5 Mart 2006’ya kadar uzatmıtır. Ancak  
bavuranlar belirtilen süre zarfında tazmin taleplerini göndermemive uzatma talep  
etmemilerdir. Mahkeme, bavuranların adil tazmin taleplerini süre bitiminden ancak dört ay  
sonra, 7 Temmuz 2006 tarihinde almıtır. Bu artlar altında Mahkeme, bavuranların süre  
kısıtlamasına uymadıkları veya adil tazmin taleplerini göndermekte yeterince titizlik  
göstermedikleri kanaatindedir. Bu yüzden Mahkeme AĐHS’nin 41. maddesine göre tazminata  
hükmetmemitir (Ormancı vd. – Türkiye, no 43647/98; irin – Türkiye, no. 47328/99; Yayan  
– Türkiye, no. 66848/01).  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki ön itirazının esaslarla  
birletirilmesi ve reddedilmesine;  
2. Bavuranların yakınının kaybolması bağlamında AĐHS’nin 2. maddesinin müstakil olarak  
ihlal edilmediğine;  
3. Bavuranların yakınının kaybolmasını çevreleyen artlar hakkında sorumlu Devlet etkili  
bir soruturma yürütemediği için AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediğine;  
5. Bavuranların ikayetlerinin AĐHS’nin 6 § 1. maddesi bağlamında incelenmesine gerek  
bulunmadığına;  
6. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
7. Bavuranın adil tazmin talebinin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 24 Ekim  
2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
7
KAYA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
S. DOLLÉ  
J.-P. COSTA  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
8