Anayasa’nın 19. maddesi doğrultusunda yapılan itiraz ile ilgili olarak AĐHM,
Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuru yolunun teoride olduğu kadar
pratikte de istenilen düzeyde kesinlik derecesine sahip olması gerektiğini belirtmektedir. Bu
noktada Savunmacı Devlet bu zorunlulukları bir araya getirmek durumundadır (Bkz. Navara-
Fransa kararı, 23 Kasım 1993, seri: A no: 273-B, s. 27, § 24). Fakat, mevcut halde, Hükümet
Anayasa’nın 19. maddesince yapılan baꢀvurunun ardından bir sanığın gözaltına alınmasını
iptal eden hiçbir bir yargı kararı örneğini sunmamıꢀtır. Bu baꢀvuru yolunun varlığı kesinlikten
uzaktır (Bkz. Cihan-Türkiye kararı, no: 25724/94, 26 Ekim 1999).
466 sayılı Kanun’da öngörülen tazmin yolu ile ilgili AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 5 §
3. maddesi uyarınca yaptığı ꢀikayetin ilgilinin uğradığı zararın tazmini için baꢀvurabileceği
bir yol olmadığı tespitinde bulunmaktadır. Baꢀvuran bu baꢀvuruyu yapmadan önce AĐHS’nin
5 § 3. maddesinde yer alan nitelikteki adli denetimin eksikliğini öne sürmektedir. Bu durumda
AĐHM, baꢀvuranın hızlı ve otomatik bir hukuki denetim olmaksızın gözaltına alınmasında
yapacağı tazminat baꢀvurusunun AĐHS’nin 5 § 5. maddesinden ayrılan özellikle 3., 4., ve 5.
maddelerin sunmuꢀ olduğu güvencenin niteliğini değiꢀtireceğine itibar etmektedir (Bkz.
mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri:A no: 319-A, s. 17, §
44).
O halde, Hükümetin yapmıꢀ olduğu itiraz kabul edilememektedir.
B. Esas hakkında
Hükümet bu davada özellikle gözaltı süresinin uygunluğunun yasa ile öngörülen
sınırları aꢀmadığını belirtmekte, bu bağlamda, baꢀvuranın da itham edildiği ve «kanıtların bir
araya getirilmesindeki güçlük nedeniyle dosyanın ön hazırlık soruꢀturmasının uzun bir süreyi
gerektirdiği» terör suçlarına iliꢀkin soruꢀturmanın özel yapısına ve güçlüklerine dikkat
çekmektedir. Bu hazırlık süreci yargı kararının alınmasındaki süreyi kısaltmaktadır.
AĐHM, geçmiꢀte de pek çok kez dile getirdiği üzere terör amaçlı suçlarda yetkililerin
özel sorunlarla karꢀılaꢀtıklarını kabul etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Brogan ve diğerleri-
Đngiltere, 29 Kasım 1988, seri: A no: 145-B, § 61; Murray-Đngiltere, 28 Ekim 1994, seri: A
no: 300-A, § 58; Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996, 1996-VI, § 78; Sakık ve diğerleri-
Türkiye kararı, 26 Kasım 1997, 1997-VII, § 41; ve sözü edilen Dikme kararı, § 64). Bununla
birlikte, bu durum yetkililere terörist kabul ettikleri zanlıları iç hukuk mercilerinin ve
Sözleꢀme Organlarının kontrolü dıꢀında tutuklama ve gözaltına alma yetkisini tanımamaktadır
(Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Murray kararı, § 58).
Yapılan baꢀvuruda, baꢀvuranın gözaltı süresi polis tarafından yakalandığı 19 Nisan
1995 tarihinde baꢀlamıꢀ ve yetkili hakimin baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar verdiği 2
Mayıs 1995 tarihinde sona ermiꢀ, on dört gün sürmüꢀtür.
AĐHM, Brogan ve diğerleri kararında toplumu terör suçlarıdan korumak amacıyla da
olsa, ilgilinin yetkili bir hakim karꢀısına çıkarılmaksızın, dört gün altı saat gözaltında
tutulmasının 5/3 madde ile belirlenen kesin zaman sınırlamasının dıꢀına çıktığına
hükmetmiꢀtir (Bkz. sözü edilen Brogan ve diğerleri kararı, s. 33, § 62).
AĐHM, baꢀvuranın “yetkili bir hakim önüne” çıkarılmaksızın on dört gün süreyle
tutulu bulundurulmasının gerekli olduğu hususunu kabul edememektedir.
3