vermek adına iyi niyetle ve gazetecilik etik kurallarına uygun hareket etmeleri zorunludur
(Bkz. sözü edilen Bladet Tromso ve Stensaas kararı, § 65 ve Fressoz ve Roire-Fransa kararı,
no: 29183/95, § 54, AİHM 1999-I ). Bununla birlikte, suç unsuru oluşturan görüşler, bir
kişiye, bir Devlet görevlisine ve halkın bir bölümüne karşı şiddet kullanımını teşvik ettiğinde,
ifade özgürlüğünün kullanımında ihtiyaç duyulan müdahalenin değerlendirilmesinde ulusal
yetkililer daha geniş bir takdir yetkisinden yararlanırlar (Bkz. Sürek-Türkiye kararı (no:1), no:
26682/95, § 62, AİHM 1999-IV).
AİHM, başvuranın derginin yazı işleri sorumlusu olarak yayımladığı iki makale nedeniyle
bölücülük propogandası yapma suçundan mahkum edildiğini kaydetmekte, sözkonusu
müdahalenin demokrasi hakkında güncel bir konuda aylık yayımlanan yayınların dikkate
alınarak incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Yalçın
Küçük, § 38, Okçuoğlu-Türkiye no: 24246/94, § 44, 8 Temmuz 1999, Sürek-Türkiye (no:4)
no:24762/94, § 54, 8 Temmuz 1999, Lingens-Avusturya 8 Temmuz 1986, seri A no:103, s.
26, § 41, ve Fressoz ve Roire kararları, § 45). AİHM, birkaç kez basının demokratik bir
toplumdaki yerine değinmiştir. Şayet basının, özellikle de kamu düzeninin korunması gibi, bir
takım sınırları aşmaması gerekiyorsa, basına görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu
yararına ilişkin haber ve fikirleri iletme görevi düşmektedir. Basının haber yapma görevine
aynı zamanda kamuoyunun haber alma hakkı da eklenmektedir. AİHM ayrıca demokratik bir
sistemde, Hükümetin eylemlerinin, adli ve yasal güçlerin, basının ve aynı zamanda
kamuoyunun denetimi altında bulunması gerektiğini hatırlatmaktadır. Haber alma özgürlüğü,
yöneticilerin tutumlarını ve düşüncelerini tanıyıp, değerlendirmek bakımından kamuoyunun
en etkili araçlarından birini teşkil etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Lingens
kararı, s. 46, §§ 41-42).
Bu başvuruda AİHM, makalelerde yer alan terimlere ve yayımlandıkları bağlamına özellikle
dikkat etmektedir. Bu çerçevede, meydana gelen olayları özellikle terörle mücadeleye bağlı
güçlükleri dikkate almak gerekmektedir.(Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye kararları no:28635/95,
30171/96 ve 34535/97, § 60, 10 Ekim 2000 ve sözü edilen Incal kararı, s. 1568, § 58).
İlk makale, yazar tarafından «faşizm» olarak nitelendirilen Türkiye’de sürdürülen siyasi
rejimi eleştirmekte, PKK’nın ortaya çıkışını ve gelişimini açıklamaktadır. Kullanılan dil
AİHS’nin 10. maddesi uyarınca kabul edilebilir eleştiri sınırları içinde sayılsa bile, AİHM, iki
metin arasında bir bağ bulunduğunu kaydettiği ikinci makalede kullanılan terimlere özellikle
önem atfetmektedir. «Gençlik İsyan Demektir» başlıklı makalede Türkiye’de olduğu kadar
Vietnam’daki ayaklanmalarda ve tarihi savaşlarda hayatını kaybeden gençliğe övgüde
bulunulmaktadır. Gençlere seslenen ve hiçbir devrimin insan zayiatı olmadan
gerçekleşemeyeceği görüşünü savunan yazarın dili barışa ve siyasi sorunların çözümüne çağrı
olarak kabul edilemez. AİHM «(…) Diyarbakır zindanlarında işkenceci faşistlere sır verip
ser vermeyerek ve Kızıldere’de düşmanları: «biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik, diye
selamlayarak dönenlere kavgalarının gelip geçici olmadığını bildirirler. Hem de canları
pahasına. Evet, belki yenildiler. Ama direndiler. Çünkü gerçek zaferin böyle küçük ama
kararlı direnişlerle kazanılacağını biliyorlardı» gibi ifadelerinin kullanımıyla net bir biçimde
mücadelenin geçici olmadığı düşüncesinin vurgulandığını hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra,
bütünü itibariyle şiddet kullanımını, silahlı direnişi veya başkaldırıyı tahrik eder bir makale
olarak değerlendirilebilir; AİHM nezdinde göz önünde bulundurulması gereken temel unsur
budur (Bkz. sözü edilen Zana kararı, § 60).
Bu makalenin Türkiye’de şiddeti teşvik ettiğini tespit etmek gerekir; sözkonusu yazı hoşgörü
anlayışı ve AİHS’nin önsözünde yer alan barış ve adalet gibi temel değerler ile
bağdaşmamaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, AİHM, başvuranın mahkumiyetinde yer
5