C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
Havva Dudu ESEN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 45626/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Haziran 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (45626/99) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Havva Dudu Esen’in (bavuran) 26 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Komisyonu’na Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca  
yapmıolduğu bavurudur. Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Bolu  
Barosu avukatlarından A. Dinçsoy tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1954 doğumlu Havva Dudu Esen Türkiye Cumhuriyeti vatandaı olup Bolu’da  
ikamet etmektedir.  
Bavuranın babası Tahir Esen 9 Ekim 1994’ü’ 10’a bağlayan gece Nadas (Kıbrısçık/Bolu)  
köyü yakınlarında evinin birkaç yüz metre ötesinde su kanalı kazdığı yerde öldürülmütür.  
Olay yerine gelen jandarma ekipleri ilk incelemeleri yapmıtır.  
Kıbrısçık Cumhuriyet Savcısı saat 7’de olay mahalline gelerek olay yeri tespit tutanağı, olay  
yeri krokisi hazırlatmıtır. Maktule yapılan ölü muayene ve otopsi tutanağında 3 mm.’lik  
çapında «yaklaık 127adet» saçmanın vücudun üst kısmına isabet etmesi sonucu ölümün saat  
altı yedi sularında meydana geldiği, atemesafesinin yaklaık on metre olduğu belirtilmitir.  
Cumhuriyet Savcısı aynı gün maktulün ei Fadime Esen’i davacı taraf olarak dinlemi, adı  
geçen kocasının diğer köylülerle su sorunu nedeniyle davalık olduğunu beyan etmitir.  
Jandarmalar ve Cumhuriyet Savcısı 10, 11 ve 13 Ekim 1994 tarihlerinde köy sakinlerinden  
yirmi altı kiinin ifadelerini almıtır. Hiç kimse olaydan haberdar olmadığını belirtmi, görgü  
tanıklarının büyük çoğunluğu ise Esen ailesinin iddialarından farklı iddialarda bulunmutur.  
Cumhuriyet Savcısı’nın 5 Aralık 1994 tarihli talebini müteakip 6 Aralık 1994’te Kıbrısçık  
Ceza Mahkemesi aralarında maktulün komuları A.O.G. ve A.T.’nin de yer aldığı sekiz kii  
hakkında arama emri çıkartmıtır.  
Ratione loci bakımından yetkisiz bulunan Cumhuriyet Savcısı 4 Mayıs 1995 tarihinde  
hazırlağı fezleke ile Bolu Cumhuriyet Savcısı’ndan A.O.G.’nin Bolu Ağır ceza mahkemesi  
önünde kasten adam öldürme ile itham edilmesi talebinde bulunmuve dava dosyasına delil  
unsurlarını eklemitir.  
Aynı gün, A.T., N.E. ve T.B. hakkında takipsizlik kararı alınmıtır.  
18 Mayıs 1995 tarihli bir iddianame ile A.O.G. kasten adam öldürme suçu ile itham  
edilmitir.  
Ağır ceza mahkemesi 6 Temmuz 1995 tarihinde bu kiiyi delil yetersizliğinden serbest  
bıraktır.  
Kıbrısçık Cumhuriyet Savcısı 1997 yılında ona yakın kiiyi dinlemitir.  
2
Cumhuriyet Savcısı 12 Nisan 1997 tarihinde bilirkii heyeti ile birlikte olay yerinde  
incelemede bulunmutur.  
Cumhuriyet Savcısı yine aynı gün A.T.’nin ve Ocak 1996 yılında tüfeği kendisine satan  
M.G.’nin sanık sıfatıyla ifadesine bavurmutur.  
Kıbrısçık Ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcısı olayların meydana geldiği dönemde on iki  
mm. kalibrelik çift namlulu tüfeği elinde bulundurması üphesi ve iki defa tutulu  
bulundurulması nedeniyle A.T.’nin cinayet ileme ve/veya cinayete karıma suçundan  
tutukluluğunu istemitir.  
Sanık bavuranın babasının ölüm olayına karığını reddederek, olayların meydana geldiği  
dönemde jandarmaların tüfeğine el koyduklarını ve suçsuz olduğunun anlaılması üzerine  
tüfeğinin kendisine geri verildiğini ileri sürmütür.  
Cumhuriyet Savcısı 13 Ekim 1997 tarihinde aralarında sözkonusu tüfeğin de yer aldığı üç ayrı  
tüfeğin balistik incelemesini yaptırmı, 14 Nisan 1997’de izinsiz silah bulunduran M.G.’nin  
yeniden ifadesine bavurulmu, 1 ve 8 Mayıs 1997 tarihlerinde yedi kiinin dinlenilmesine ve  
diğer dört tüfeğin balistik incelemesinin yapılmasına karar vermitir.  
16 Haziran 1997 tarihli fezleke ile Cumhuriyet Savcısı soruturma dosyasını Bolu Cumhuriyet  
Savcısı’na iletmive A.T.’nin kasten adam öldürme suçuyla itham edilmesini istemitir.  
Bolu Cumhuriyet Savcısı 18 Haziran 1997 tarihli iddianame ile Bolu Ağır ceza mahkemesi  
önünde A.T.’nin kasten adam öldürme suçundan mahkumiyetini talep etmi, bavuran  
müdahil olarak bu sürece dahil olmutur.  
Ağır ceza mahkemesi 11 Eylül 1997 tarihli bir kararla delil yetersizliğinden A.T.’nin serbest  
bırakılmasını kararlatırmıtır.  
Yargıtay 11 ubat 1998 tarihinde bavuran tarafından temyize götürülen kararı onamıtır.  
Cumhuriyet Savcısı 10 Ağustos 1999 tarihinde bavurana göndermiolduğu bir yazı ile  
cinayet faillerinin bulunamadığını ve aratırmaların ceza sürecinin zaman aımına uğramadan  
devam edeceğini kaydetmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran babasının öldürülmesiyle ilgili soruturmanın yetersiz olduğundan ikayetçi  
olmakta ve AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3. maddesine dayalı olarak bavurunun temelden yoksun olmadığı  
tespitinde bulunmaktadır. Bavurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer  
almamaktadır. O halde bavuru kabuledilmelidir.  
3
B. Esas hakkında  
Hükümet’e göre cinayet soruturması yürütülmesinde AĐHM’nin bu yöndeki yerleik  
içtihadına göre sonuçtan ziyade araçlar önemlidir. Bu bavuruda, yetkililer soruturma  
sırasında gerekli tüm önlemleri almasını bilmi; maddi delilleri ve görgü tanıklarını bir araya  
getirmi, otopsi düzenlenmive nihayetinde adalet karısına çıkarılmıtır. Soruturmanın ilk  
bölümünün tamamlanmadığı farz edilse bile, Hükümet daha sonra bu durumun telafi  
edildiğini belirtmektedir.  
Bavuran ikayetlerini yinelemektedir. Bavuran özellikle A.T. aleyhindeki ceza süreci  
sırasında ikinci Cumhuriyet Savcısı’nın görülerine dayalı olarak mevcut soruturmada  
yetkililerin sorumlunun kimliğinin ifa edilmesi ve cezalandırılması konusunda ciddi  
eksiklikleri bulunduğunu öne sürmektedir.  
1. Genel ilkeler  
AĐHS’nin 2. maddesi bir kii hayatını kaybettiğinde resmi bir soruturmanın balatılmasını  
zorunlu kılar. Böyle bir soruturmanın asıl amacı bu hakkın güvence altına alındığı yasaların  
etkili bir ekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu amaçların gerçekletirilmesine olanak  
tanıyan hangi tür soruturma yöntemi olursa olsun, mağdurun yakınları bulunmasa da  
yetkililer dikkatlerine sunulan bir durumu resen incelemek durumundadır (Bkz. Paul ve  
Audrey Edwards-Birleik Krallık).  
Ölüm olayı ile ilgili yürütülen bir soruturmanın etkili sayılabilmesi için sorumluların  
kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına imkân vermelidir (Bkz. Oğur-Türkiye  
kararı, no: 21594/93). Bu noktada izlenen bu yöntemlerin sonucu değil, bunlara nasıl  
ulaıldığı önemlidir; yetkililer olaya ilikin elde edilen delillere makul eriimin sağlanması  
için gerekli önlemleri almak durumundadır (Bkz. örneğin Salman-Türkiye kararı no:  
21986/93, Tanrıkulu-Türkiye kararı, no: 23763/94 ve Gül-Türkiye kararı no: 22676/93, 14  
Aralık 2000).  
Maktulün ölüm nedeni hakkında ve sorumluların kimliklerinin tespitinde oluabilecek her  
türlü etkisizlik soruturma kapsamına zarar verebilir (Bkz. Hugh Jordan-Birleik Krallık no:  
24746/94). Đvedilik ve makul düzeyde ihtimam da bu bağlamda önemlidir (Bkz. örneğin,  
Mahmut Kaya-Türkiye kararı: 22535/93).  
Kamuoyunun denetimi de mağdur yakınlarının yasal menfaatlerinin korunması için gerekli  
önlemlerin alınması, yetkililerin dikkatine gelmesi açısından önemli bir unsurdur (Bkz.  
örneğin, McKerr-Birleik Krallık no: 28883/95).  
Soruturma ulusal mahkemeler önünde bir dizi takibatı balattığında, sürecin bütününde buna  
yargı aaması da dahil, yasa ile öngörülen yaam hakkının korunmasındaki pozitif  
yükümlülük hükümlerini karılamalıdır (Bkz. Öneryıldız-Türkiye kararı, no: 48939/99).  
Bununla birlikte,  
Buna karın, ulusal hukuk mercileri yaam hakkına kastedildiğinde bunun hiçbir surette  
cezasız kalmasına izin vermemelidir (Bkz. mutatis mutandis, Hugh Jordan kararı).  
4
2. Mevcut duruma uygulanması  
AĐHM, olayın meydana geldiği gün hemen yetkililerin harekete geçtiklerini hatırlatır:  
jandarmalar ve Cumhuriyet Savcısı olay yerinde ilk tespitlerde bulunmular, kanıtlar elde  
edilen fiek kovanlarına dayandırılmı, köy halkının ifadelerine bavurulmu, olay yeri  
krokisi ve fotoğrafları çekilmi–tüm köy halkının kullandıkları tüfeklerin birbirine benzer  
olması nedeniyle-tüfeklere el konulmu, tamamlayıcı otopsi ve ölüm tutanağı  
gerçekletirilmitir.  
Tüfeklerin ön incelenmesinin ardından, A.O.G.’nin tüfeğinden çıkan barut kokusu nedeniyle  
fiekler karılatırılmıtır.  
Takip eden günlerde Adli tıp kurumu’ndan maktulün vücudundan çıkan saçmaların, olay  
yerinde bulunan fiek kovanlarının ve A.O.G.’nin tüfeğinin balistik incelemesinin yapılması  
istenmitir.  
Yetkililer ölüm olayı karısında gerekli tüm önlemleri alarak ivedilikle hareket etmive  
soruturma baında hemen öngörülü davranmıtır (Bkz. Hugh Jordan kararı ve Paul ve  
Audrey Edwards kararı). Balistik incelemesinin ardından gerekli aramalar yapılmı, sonunda  
pek çok kii sorgulanmı, A.O.G. kasten adam öldürme suçuyla adalet karısına çıkarılmı,  
adı geçen delil yetersizliğinden serbest bırakılmıtır.  
Soruturmanın bu bölümü yetkililerin gerekli imtinanın gösterilmesi ve katil zanlısının tespit  
edilmesi gibi soruturma kapsamında almak durumunda oldukları önlemleri bütünüyle  
karılamaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, Mahmut Kaya ve Oğur kararları).  
AĐHM, A.O.G.’nin salıverilmesi konusuna yeniden dönecektir.  
Kıbrısçık Cumhuriyet Savcısı 1997 yılında davayı yeniden ele almı, onlarca kiiyi dinlemi,  
dava dosyasında yer alan unsurları yeniden incelemive olay mahallinde bulunan fiek  
kovanlarının değerlendirilmesinde yanlılık yapıldığı sonucuna varmıtır. Bunun üzerine on  
iki mm. kalibrelik av tüfeği olan köylülere çağrı yapılmı, üç evde arama yapılmıve elde  
edilen iki tüfek ve bunlara ait mühimmat karılatırılmıtır.  
AĐHM, soruturmanın ardından takdire ayan bir dizi çalıma sonucunda yeni sanık A.N.’nin  
kimliğinin tespit edildiğini ifade etmektedir. Ceza mahkemesi sanığın tutuklu yargılanması  
için yeterli delil olmadığına itibar etmi, Cumhuriyet Savcısı soruturmayı sürdürerek  
mukayeseli atıların yapılmasını, diğer görgü tanıklarının ifadelerine bavurulmasını, baka  
tüfeklerin incelenmesini ve cinayet mahallinin gece aydınlatılarak incelenmesini talep  
etmitir.  
O halde, bavuranın babasının öldürülmesini çevreleyen olaylar karısında yetkili mercilerin  
pasif bir tutum sergiledikleri söylenemez.  
Geriye Cumhuriyet Savcısı’na ve bavurana göre ilk balistik incelemesinde yapılan «ciddi  
hatanın» bu cinayetin sorumlusunun ifa edilmesine zarar verdiği hususunu incelemek  
kalıyor.  
AĐHM, 29 Kasım 1994 tarihli sözkonusu balistik incelemesinde Savcı’nın düündüğünün  
aksine fieğin tam olarak kalibresini bulmak amacının değil, on altı mm. kalibrelik fiekle  
5
kullanılmasının mümkün olabileceğinin öngörülğünü gözlemlemektedir. Zaten bu unsur bu  
tüfeği bulunduran A.O.G.’nin adalet karısına çıkarılıncaya dek öncelikli olarak yetkilileri on  
altı mm. kalibrelik bir silahın bulunması için soruturma balatılmasına götürmütür. Olay  
günü aynı gün köydeki bütün tüfeklere el konulduğunu bunlar arasında A.T.’nin de tüfeğinin  
yer aldığını ve daha sonra geri verildiğini tespit etmek gerekir. Zira önceki değerlendirmeden,  
barut kokusundan dolayı çıplak gözle fiek kovanlarına bakıldığı, bilhassa A.O.G.’nin tüfeği  
olmak üzere diğer bütün tüfeklere el konulduğu sonucuna varılmalıdır. A.T.’nin tüfeği  
diğerleri gibi hemen verilmemitir.  
Sonuç olarak, ateedilmesinin ardından yirmi dört saat içinde incelenmesi gereken tüfek 29  
Kasım 1994 tarihli balistik raporunda belirtildiği gibi yalnızca bu tüfeğin kullanılıp  
kullanılmadığını saptamak içindir. Fakat, bu tüfeklerdeki yuvalar karakteristik izler  
taımadığından, cinayet yerinde bulunan kovanlar ve maktulün vücudundan çıkarılan  
saçmaların birbirini tutup tutmadığını hiçbir balistik incelemesi ortaya koyamaz. Ağır ceza  
mahkemesi ayrıca 11 Eylül 1997 tarihli karara atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bu hususun sorumlunun tespit edilmesinde hiçbir etkisinin olmadığı sonucuna  
varmaktadır.  
Đlki 1995, ikincisi 1997 yılında olmak üzere iki sanığın serbest bırakılması ile ilgili olarak  
AĐHM, Sözleme’nin bavurana üçüncül kiiler hakkında takibat balatma, mahkumiyet  
talebinde bulunma ya da «kiisel intikam» hakkını vermediğini ve Devlet’e her soruturmayı  
mahkumiyet ile sonuçlandırması zorunluluğunu getirmediğini hatırlatmaktadır (Bkz.  
Öneryıldız kararı).  
Yukarıda yapılan saptamalardan ve bu yönde alınan çeitli önlemlerin değerlendirilmesinden  
AĐHM, bavuranın babasının ölü bulunması çerçevesinde yürütülen soruturmanın AĐHS’nin  
2. maddesinde yer alan zorunlulukları karıladığı sonucuna varmaktadır. Bu nedenle mevcut  
bavuruda bu hükmün hiçbir ihlali bulunmamaktadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 2. maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine  
uygun olarak 20 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
6