C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
HAYDAR KAYA - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:48387/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 KASIM 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapılan 48387/99 sayılı bavurunun nedeni,  
Türk vatandaı Haydar Kaya’nın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 19  
Nisan 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından  
K.T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1942 doğumlu bavuran, olayların meydana geldiği dönemde Emeğin Partisi’nin  
Ankara Đl Bakanı idi.  
Bavuran 27 Temmuz 1997 tarihinde basına ve kamuoyuna bir beyanatta bulunmutur.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Basavcısı 7 Ağustos 1997  
tarihli iddianameyle Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312. maddesi uyarınca, halkı, ırk ve bölge  
ayrımı gözeterek kin ve dümanlığa tevik ettiği gerekçesiyle bavuran aleyhinde ceza davası  
açmıtır.  
DGM, 24 Kasım 1997 tarihli kararla TCK’nın 312§2 maddesi uyarınca bavuranı iki  
yıl hapis ve 1.720.000 TL para cezasına çarptırmıtır. DGM, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi  
uyarınca cezanın infazının ertelenmesine karar vermitir.  
Bavuran 28 Kasım 1997 tarihinde, temyiz bavurusunda bulunmutur. Bavuran  
savunmasında, hakkında verilen mahkumiyet kararının ifade özgürlüğü hakkına haksız  
müdahale oluturduğunu ileri sürmektedir.  
Yargıtay, 5 Mart 1998 tarihinde dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda ilk  
derece mahkemesi kararını onamıtır.  
Cumhuriyet Basavcısı 13 Ekim 1998 tarihinde Emeğin Partisi Genel Sekreteri’nden,  
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 11. maddesi uygulanarak bavuranın partiden ihraç  
edilmesini istemitir. 2 Kasım 1998 tarihinde Parti Đdare Kurulu bavuranın partiden ihraç  
edilmesine karar vermitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, hakkında verilen mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden  
ikayet etmektedir. Bavuran bu bağlamda, AĐHS’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.  
AĐHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı  
bavuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu  
olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2  
maddesi bakımından, kamu düzeninin, milli güvenliğin ve Devlet’in toprak bütünlüğünün  
korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. Yaar Kemal Gökçeli, no:  
27215/95 ve 36194/97, § 27, 4 Mart 2003). AĐHM, bu değerlendirmeyi benimsemitir. Buna  
karın uyumazlık, bu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı  
sorusuna dayanmaktadır.  
2
AĐHS’nin 10§2 maddesi siyasi söylem ve umumi çıkar sorunları alanında ifade  
özgürğüne kısıtlama getirmeye yer vermemektedir ( Bkz. Wingrove-Birleik Krallık, 25  
Kasım 1996 tarihli karar, 1996-V, s. 1957, § 58). Hükümet’in sahip olduğu baskın konum,  
özellikle muhaliflerinin haksız eletiri ve saldırılarına cevap vermek için baka yolların  
bulunduğu durumlarda cezai hukuk yoluna bavurmanın sınırlı tutulmasını zorunlu  
kılmaktadır. Benzeri açıklamalar sonucunda yaptırım oluturacak, uygun ve aırıya  
kaçmayan, gerekirse ceza alanında tedbirler almak, kamu düzeninin garantörleri olarak  
Devlet’in yetkili mercilerinin elindedir (Bkz. Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar,  
1998-IV, s. 1567, § 54). Son olarak, dava konusu sözler bir kimseye, Devlet’in temsilcisine ya  
da halkın bir bölümüne yönelik iddet kullanmaya tahrik edici olduğu durumda, ulusal  
merciler ifade özgürlüğü alanında müdahale etme gerekliliği hususundaki incelemede daha  
genibir takdir marjından faydalanmaktadırlar.  
AĐHM, değerlendirmesinde bavuranın basına ve kamuoyuna yaptığı beyanda  
kullanğı terimlere büyük önem verecektir. Bu bağlamda AĐHM, göreceği davanın  
bulunduğu koulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde  
bulundurmaktadır.  
Ancak AĐHM, bavuranın Emeğin Partisi’nin Ankara Đl Bakanı olarak, Türk siyasi  
yaamındaki rolü çerçevesinde kendini ifade ettiğini ve dava konusu beyanın, içeriğinin  
yanısıra kullanılan terimler bakımından siyasi bir konuma eklinde olduğunu  
gözlemlemektedir.  
Bavuran, Marksist söyleme ait kelimeler kullanarak, Devlet’in politikasını kınamakta,  
“darbeci” ve “çete” olarak nitelendirdiği bazı siyasi ve askeri kiilikleri suçlamaktadır.  
Bavuran son yıllarda Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki iddet olaylarının arttığını belirtmekte  
ve yöneticilerin sosyal ve ekonomik programlarını eletirmektedir. Bavuranın temel savı,  
“içi, emekçi, ilerici ve demokratların” demokrasi ve özgürlük için ortak faaliyet yürütmek  
amacıyla birlemeleri gerektiğine dayanmaktadır.  
AĐHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri dikkatle incelemiꢀ  
ve bunların bavuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli  
olmadığı sonucuna varmıtır (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94,  
§58, 8 Temmuz 1999). AĐHM, burada iddete tevikten çok, ihtilafın taraflarından birinin  
takındığı uzlamaz tutumun bir yansımasının sözkonusu olduğunu değerlendirmektedir.  
AĐHM, geçmite halihazır davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer  
sorunları incelemive AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıtır (Bkz.  
özelikle sözüedilen Ceylan, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, 1999-VI, sözüedilen  
Đbrahim Aksoy, § 80 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AĐHM,  
içtihat kararları ıığında mevcut davayı incelemive Hükümet’in, terörle mücadeleye bağlı  
zorlukların haricinde sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulatırabilecek ne bir olay ne de bir  
argüman sunduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. sözüedilen Incal, s.1568, §58).  
Ayrıca AĐHM, bavurana verilen iki yıl hapis ve 1.720.000 TL para cezasının  
ağırlığını ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra, mahkumiyeti sonucunda bavuran, Emeğin  
Partisi’nden ihraç edilmitir.  
3
Sonuç olarak, bavuran hakkında verilen mahkumiyet kararının hedeflenen amaçlarla  
orantılı olmadığı, dolayısıyla “demokratik toplumda gerekli olmadığı” ortaya çıkmaktadır.  
AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı güvence altına alan  
“tarafsız ve bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Ayrıca, bavuran  
kendisine tebliğ edilmeyen Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tebliğnamesine hiçbir zaman  
cevap verememiolmaktan ikayetçi olmaktadır. Bavuran AĐHS’nin 6§1 maddesini ileri  
sürmektedir.  
1. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında  
AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiꢀ  
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (Bkz. sözüedilen Özel, §§33-34 ve 6  
ubat 2003 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, §§35-36).  
AĐHM, mevcut davayı incelemive Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca  
ulatırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmitir. AĐHM, “milli  
güvenliğe” ilikin suçlardan DGM önüne çıkarılan bavuranın, aralarında askeri hakimin de  
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlaılabileceğini, bavuranın,  
DGM’nin davanın içeriğine yabancı değerlendirmelere yönlendirilmiolabileceği yönünde  
haklı bir endiesi olabileceğini saptamıtır. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve  
bağımsızlığı hakkında bavuran tarafından duyulan üphelerin objektif olarak kanıtlandığı  
değerlendirilebilir (sözüedilen Incal kararı, §72 in fine).  
AĐHM, bavuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Savcı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hakkında  
AĐHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya  
konulan bir mahkemenin, her durumda, yargısına tabi kiilere hakkaniyetli bir yargı  
sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıtır.  
AĐHM, bavuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının  
ihlal edildiği sonucuna vardığını gözönünde bulundurarak, AĐHS’nin 6. maddesine göre  
yapılan diğer ikayeti incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri  
arasında, 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, 1998-VII, §§ 44-45).  
III. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, mahkum edilmesinin ardından partiden ihraç edilmesinin, AĐHS’nin 11.  
maddesinin ihlalini oluturduğunu savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın partiden ihraç edilmesinin TCK’nın 312. maddesi uyarınca  
mahkum edilmesinin doğrudan ve otomatik olarak ortaya çıkan bir sonucu olduğunu  
kaydetmektedir (sözüedilen Ceylan, § 17).  
4
AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını gözönünde  
bulundurarak, sözkonusu ikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 3.048 Euro tutarındaki manevi zararının telafi edilmesini istemektedir.  
Hükümet aırı bulduğu bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM, ilgilinin dava koullarında bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat  
getirmektedir. AĐHM, manevi zarar altında istenilen rakamın tümünü kabul etmekte ve  
bavurana 3.048 Euro verilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
AĐHM’ye göre, bir kii bu davada olduğu gibi AĐHS’nin gerekli kıldığı tarafsızlık ve  
bağımsızlık koullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,  
sözkonusu kiinin isteği üzerine yeni bir davanın ya da yargılamanın yeniden balatılması,  
tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için ilke olarak en uygun yolu tekil etmektedir (Öcalan-  
Türkiye, no: 46221/99, § 210 in fine, AĐHM 2005-).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki yargılama amacıyla avukatının  
yapmıolduğu çalıma için 3.048 Euro istemektedir. Bavuran ayrıca, yapılan masraf ve  
harcamalar için 1.524 Euro istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
Elinde bulunan unsurları ve konuya ilikin içtihadını gözönünde bulundurarak AĐHM,  
yapılan bütün masraflar için 3.000 Euro’nun makul olduğuna kanaat getirerek, bu miktarın  
bavurana ödenmesine hükmetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranının 3 puan fazlası uygulanacaktır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Ankara DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AĐHS’nin 6§1  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 11. maddesine göre yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
5
4. a) Bu kararın, AĐHS’nin 44§2 maddesine göre kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in  
bavurana:  
i. manevi tazminat için 3.048 Euro (üç bin kırk sekiz Euro)  
ii. masraf ve harcamalar için 3.000 Euro (üç bin Euro)  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapıldığı tarihe kadar, gecikme  
faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit  
oranda basit faizin uygulanmasına;  
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilikin diğer taleplerin reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 8 Kasım 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
6