AĐHS’nin 10§2 maddesi siyasi söylem ve umumi çıkar sorunları alanında ifade
özgürlüğüne kısıtlama getirmeye yer vermemektedir ( Bkz. Wingrove-Birleꢀik Krallık, 25
Kasım 1996 tarihli karar, 1996-V, s. 1957, § 58). Hükümet’in sahip olduğu baskın konum,
özellikle muhaliflerinin haksız eleꢀtiri ve saldırılarına cevap vermek için baꢀka yolların
bulunduğu durumlarda cezai hukuk yoluna baꢀvurmanın sınırlı tutulmasını zorunlu
kılmaktadır. Benzeri açıklamalar sonucunda yaptırım oluꢀturacak, uygun ve aꢀırıya
kaçmayan, gerekirse ceza alanında tedbirler almak, kamu düzeninin garantörleri olarak
Devlet’in yetkili mercilerinin elindedir (Bkz. Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar,
1998-IV, s. 1567, § 54). Son olarak, dava konusu sözler bir kimseye, Devlet’in temsilcisine ya
da halkın bir bölümüne yönelik ꢀiddet kullanmaya tahrik edici olduğu durumda, ulusal
merciler ifade özgürlüğü alanında müdahale etme gerekliliği hususundaki incelemede daha
geniꢀ bir takdir marjından faydalanmaktadırlar.
AĐHM, değerlendirmesinde baꢀvuranın basına ve kamuoyuna yaptığı beyanda
kullandığı terimlere büyük önem verecektir. Bu bağlamda AĐHM, göreceği davanın
bulunduğu koꢀulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde
bulundurmaktadır.
Ancak AĐHM, baꢀvuranın Emeğin Partisi’nin Ankara Đl Baꢀkanı olarak, Türk siyasi
yaꢀamındaki rolü çerçevesinde kendini ifade ettiğini ve dava konusu beyanın, içeriğinin
yanısıra kullanılan terimler bakımından siyasi bir konuꢀma ꢀeklinde olduğunu
gözlemlemektedir.
Baꢀvuran, Marksist söyleme ait kelimeler kullanarak, Devlet’in politikasını kınamakta,
“darbeci” ve “çete” olarak nitelendirdiği bazı siyasi ve askeri kiꢀilikleri suçlamaktadır.
Baꢀvuran son yıllarda Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki ꢀiddet olaylarının arttığını belirtmekte
ve yöneticilerin sosyal ve ekonomik programlarını eleꢀtirmektedir. Baꢀvuranın temel savı,
“iꢀçi, emekçi, ilerici ve demokratların” demokrasi ve özgürlük için ortak faaliyet yürütmek
amacıyla birleꢀmeleri gerektiğine dayanmaktadır.
AĐHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri dikkatle incelemiꢀ
ve bunların baꢀvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli
olmadığı sonucuna varmıꢀtır (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94,
§58, 8 Temmuz 1999). AĐHM, burada ꢀiddete teꢀvikten çok, ihtilafın taraflarından birinin
takındığı uzlaꢀmaz tutumun bir yansımasının sözkonusu olduğunu değerlendirmektedir.
AĐHM, geçmiꢀte halihazır davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer
sorunları incelemiꢀ ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıꢀtır (Bkz.
özelikle sözüedilen Ceylan, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, 1999-VI, sözüedilen
Đbrahim Aksoy, § 80 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AĐHM,
içtihat kararları ıꢀığında mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in, terörle mücadeleye bağlı
zorlukların haricinde sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaꢀtırabilecek ne bir olay ne de bir
argüman sunduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. sözüedilen Incal, s.1568, §58).
Ayrıca AĐHM, baꢀvurana verilen iki yıl hapis ve 1.720.000 TL para cezasının
ağırlığını ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra, mahkumiyeti sonucunda baꢀvuran, Emeğin
Partisi’nden ihraç edilmiꢀtir.
3