CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
HASAN POLAT -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:32489/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Eylül 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32489/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Hasan Polat’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Ekim 2003  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin, K. Öztürk ve T. Ayçık tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1971 doğumludur. Bavurunun yapıldığı sırada bavuran, Tekirdağ Cezaevi’nde  
tutuklu bulunmaktaydı.  
30 Nisan 1991 tarihinde yakalanan bavuran hakkında, yasadıı örgüt üyesi olmaktan Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, art arda iki farklı ceza davası açılmıtır. 22 Eylül 1998  
tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, iki davanın birletirilmesine karar verilmitir.  
Sözkonusu tarihte, ilk yargılama çerçevesinde, kırk dört duruma ve ikinci yargılama  
çerçevesinde, yirmi duruma gerçekletirilmitir. Sözkonusu durumalar boyunca, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, çok sayıda usulü ilem gerçekletirmitir.  
Haziran 1999 tarihinde, Anayasa ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne ilikin yasada, Devlet  
Güvenlik Mahkemeleri’nin oluumundan askeri hakimlerin çıkarılması eklinde düzenlenme  
yapıltır.  
29 Haziran 1999 tarihinden itibaren, Devlet Güvenlik Mahkemesi, oluumunda yalnızca sivil  
hakimlerin bulunduğu bir heyetle toplanmıtır. Askeri hakimin yerini sivil hakimin almasının  
ardından gerçekletirilen on yedi duruma sanıkların savunmalarını sunmalarına ayrılmıtır.  
23 Kasım 1999 tarihinde, bavuran, askeri hakimin bulunduğu sırada kabul edilen usul  
ilemlerinin tamamının yenilenmesini talep etmiancak bu talebi reddedilmitir.  
10 Aralık 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı olaylardan bavuranı suçlu  
bulmuve bavuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
3 Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu kararı onamıtır.  
Bavuran avukatı tarafından kendisine iletilen 1 Temmuz 2003 tarihli mektubun bir nüshası  
ile sözkonusu mektubun bulunduğu ve üzerinde cezaevi mektup okuma komisyonunun  
damgası olan bir zarf sunmutur.  
HUKUK  
Bavuran, bir yandan, kendisini mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki  
yargılamanın bir kısmına askeri hakimin katılması diğer yandan, yargılamasına katılan sivil  
hakimlerin, behakim, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müstearı’ndan oluan Hakimler  
1
ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanması nedeniyle davasının tarafsız ve bağımsız bir  
mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır.  
Buna karın bavuran, sivil hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmamalarından ikayetçidir  
ancak sözkonusu ikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bu bağlamda Đmrek-Türkiye, bavuru no:  
57175/00, 28 Ocak 2003). Geri kalan kısım ile ilgili olarak AĐHM, sözkonusu ikayetin  
açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabuledilemezliğe ilikin hiçbir unsur bulunmadığını  
tespit etmektedir. Bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi gerekmektedir.  
AĐHM, mevcut davada belirtilen kurumsal sorunun, yargılama sırasında yalnızca askeri  
hakimin yerini sivil hakimin alması ile çözülemeyeceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme  
heyetindeki değiikliğin ardından, yargılamanın tamamının kanuna uygunluğu hakkındaki  
kukuların yeterince giderilip giderilmediğinin ortaya konulması gerekmektedir (Göçmen-  
Türkiye, bavuru no: 72000/01, 17 Ekim 2006). Bu bağlamda, askeri hakimin katılımıyla  
gerçekletirilen usul ilemlerinin niteliğinin incelenmesi ve hakim değitikten sonra “esasa  
ilikin” adli muamelelerin gerektiği ekilde yenilenip yenilenmediğinin tespit edilmesi  
gerekmektedir (Bahri Ceylan-Türkiye, bavuru no: 68953/01, 30 Ağustos 2005).  
Mevcut davada bavuran, ilk olarak aralarında askeri hakimin bulunduğu üç hakimden oluan  
bir Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne sevk edilmitir. Haziran 1999 tarihinde yapılan  
Anayasal ve yasal düzenlemelerin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin oluumundan  
askeri hakimler çıkarılmıve askeri hakimlerin yerini sivil hakimler almıtır. Dolayısıyla  
AĐHM, ibu davada, sözkonusu düzenlemenin yargılamanın son aamasında gerçekletiğini  
belirtmektedir. 29 Haziran 1999 tarihli duruma itibariyle yani kovuturmaların  
balamasından yaklaık sekiz yıl sonra, bir askeri hakimin yerini sivil hakimin almasından  
önce esasa ilikin çok sayıda duruma gerçekletirilmitir. Sözkonusu durumalar boyunca,  
sonradan yenilenmeyen çok sayıda usuli ilem gerçekletirilmitir. Askeri hakimin yerini sivil  
hakimin almasının ardından gerçekletirilen durumalar özellikle sanıkların savunmalarını  
sunmalarına ayrılmıtır.  
Dolayısıyla AĐHM, yargılama sona ermeden askeri hakimin sivil hakimle yer değitirmesinin  
bavuranın, kendisini yargılayan mahkemenin bağımsız ve tarafsızlığına ilikin kukularını  
giderebileceğini kabul edememektedir (Cengiz Sarıkaya-Türkiye, bavuru no: 38870/02).  
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 6/3 maddesi ile birlikte sözkonusu hüküm açısından, bavuran, gözaltı sırasında  
avukat yardımından yararlanamama, savunmasının hazırlanmasında gerekli kolaylıklara sahip  
olamama, aleyhteki tanıkları sorgulama veya sorgulatma imkanı olmaması ve lehteki  
tanıkların ifadelerini elde edememe gibi birçok bakımdan adil yargılanma hakkının ihlal  
edilmesinden ikayetçidir.  
AĐHM, benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı ortaya konan bir mahkemenin,  
yargısına tabi kiilere her ne olursa olsun adil yargılama güvencesi veremeyeceğine  
hükmettiğini hatırlatmaktadır. Davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  
görülmemesi nedeniyle bavuranın hakkının ihlal edildiği tespiti göz önüne alındığında  
2
AĐHM, ibu ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına kanaat getirmitir (Çiraklar-  
Türkiye, 28 Ekim 1998).  
Bavuran, makul sürede yargılanmamaktan da ikayetçidir.  
AĐHM, sözkonusu ikayetin hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit etmektedir.  
Bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi gerekmektedir.  
Dikkate alınacak dönem 30 Nisan 1991 tarihinde balamıve 3 Nisan 2003 tarihinde sona  
ermitir. Dolayısıyla sözkonusu dönem, iki dereceli yargıda yaklaık on iki yıl sürmütür.  
Konuya ilikin içtihadını göz önüne alarak, AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin çok  
uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediğine kanaat getirmektedir.  
Bu itibarla sözkonusu hususta AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 5. maddesine atıfta bulunarak bavuran, tutuklu yargılanma süresinden ikayetçi  
olmaktadır.  
AĐHM, bavuranın tutuklu yargılanma süresinin 10 Aralık 2002 tarihinde bavuran hakkında  
verilen mahkumiyet kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir (Labita-Đtalya, bavuru no:  
26772/95). Sözkonusu ikayetin gecikmeli olarak yapıldığı ve dolayısıyla AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaılmaktadır.  
AĐHS’nin 6/2 maddesine atıfta bulunarak, bavuran, basına kendisinin suçlu olarak tanıtılması  
nedeniyle masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
AĐHM, bavuranın sunduğu ekli ile sözkonusu ikayeti incelemitir. Sahip olduğu unsurların  
tamamını dikkate alarak AĐHM, AĐHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline  
ilikin hiçbir belirti tespit edememektedir; sözkonusu ikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
Son olarak bavuran avukatı ile arasındaki yazımaların kontrol edilmesinden ikayetçidir ve  
AĐHS’nin 8. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın esas bakımından bile sözkonusu ikayeti ulusal mahkemeler önünde  
sunmağını kaydetmektedir. AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı ve 4. paragrafı uyarınca iç  
hukuk yolları tüketilmediği gerekçesi ile sözkonusu ikayetin reddedilmesi gerektiği sonucuna  
ulaılmaktadır.  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilikin olarak bavuran, 145.000 Euro maddi  
ve manevi tazminat ve ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama ve  
masraf ve giderleri için 9.345 Euro talep etmektedir. Belge olarak bavuran, posta ve çeviri  
masrafları faturaları ile avukatlık ücret sözlemesi ve makbuzunu belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’ye göre, bir kimsenin mevcut dava olduğu gibi, AĐHS’nin gerekli kıldığı bağımsız ve  
tarafsız olma koullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiği  
sonucuna ulaıldığında, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava açılması ya da yargılamanın  
3
yenilenmesi, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yolu tekil  
edecektir (Öcalan-Türkiye, bavuru no: 46221/99).  
Geri kalan kısım ile ilgili olarak, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavurana, Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀ  
eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 9.000 Euro manevi tazminat ve 2.000 Euro  
yargılama masraf ve gideri ödenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, AĐHS’nin 6/1 maddesi (Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız  
olmaması ve sözkonusu mahkeme önündeki yargılama süresi) kapsamında yapılan ikayetlere  
ilikin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması ve sözkonusu mahkeme  
önündeki yargılama süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana her türlü vergiden muaf tutularak, 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi  
tazminat ve 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
4