Yakup Köse ve diğerleri – Türkiye davasını (no: 50177/99, 2 Mayıs 2006) emsal gösteren
Hükümet, ilgilinin ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilmesiyle kesintiye uğrayan
ilk iki tutukluluk dönemine (sırasıyla 12 Haziran 2000 ve 31 Ocak 2005) iliꢀkin baꢀvurunun
geç yapıldığı cihetle AĐHM’yi bu baꢀvuruyu reddetmeye davet etmektedir.
AĐHM, Hükümet tarafından zikredilen uygulamayı terk ettiği Solmaz – Türkiye kararına (no:
27651/02, prg. 23-37) atıfta bulunmaktadır. Bu kararda, altı ay süresi son tutukluluk
döneminden itibaren baꢀlatılarak art arda gelen tutukluluk dönemlerinin bir bütün olarak
değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiꢀtir (Solmaz, adıgeçen, prg. 36).
Bu itibarla AĐHM Hükümetin ilk iki tutukluluk dönemine iliꢀkin olarak altı ay süresi kuralına
riayet edilmediği yolundaki itirazını reddeder.
B. Esasa iliꢀkin
AĐHM, tarafların dikkate alınması gereken döneme dair açıkça bir görüꢀ belirtmediğini tespit
etmektedir. AĐHM bu dönemin 6 ꢁubat 1993 tarihinde (Bağrıyanık – Türkiye, no: 43256/04,
prg. 37, 5 Haziran 2007) baꢀvuranın yakalanmasıyla baꢀlayıp 4 Ekim 2006 tarihinde serbest
bırakılmasıyla sona erdiğini tespit etmektedir.
Bununla birlikte mahkumiyet kararının verildiği tarih esasen atıfta bulunulan madde
bakımından dikkate alınması gereken sürenin sonunu teꢀkil etmektedir, bu tarihten itibaren
ilgilinin tutukluluğu AĐHS’nin 5/1 a) maddesinin kapsamına girer (bkz., sözgelimi, I.A. –
Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar, prg. 38). Bu itibarla her bir mahkumiyet ve bozma kararı
arasında geçen süreler, dikkate alınması gereken süreden düꢀülmelidir (Solmaz, adıgeçen, prg.
36).
Netice olarak AĐHM mevcut davada tutukluluk döneminin AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında
yaklaꢀık on bir yıl yedi ay sürdüğü kanaatine varmaktadır.
Hükümet sanık sayısı, isnad edilen suçların ağırlığı ve organize suçların karmaꢀık niteliği gibi
unsurların tutukluluk süresini haklı çıkardığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, duruꢀmanın
ortasında bir aleyhte tanığı tehdit etmeye kadar varan davranıꢀlar sergileyen sanıkların
kiꢀiliklerine dikkat çekmektedir. Hükümete göre, bu türden kimselerin serbest bırakılması
adaletin iꢀleyiꢀine ve delillerin toplanmasına zarar vereceği cihetle tasavvur dahi edilemez.
AĐHM içtihadında sabit olduğu üzere, tutukluluk süresinin ‘makul’ nitelikte olup olmadığı her
vakada davanın özelliklerine bakılarak belirlenmektedir.
Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aꢀmamasını sağlamak aslen ulusal adli
mercilerin görevidir. Bu çerçevede ulusal adli merciler masumiyet karinesini göz önünde
bulundurarak kamu menfaati bakımından bireysel özgürlüğe saygı kuralına bir istisna
getirmeyi haklı kılacak gerçek bir ihtiyacın olup olmadığını belirlemek için tüm koꢀulları
incelemeli ve verecekleri kararlarda tahliye taleplerini de dikkate almalıdırlar. Bu kararlarda
yer verilen gerekçeler ve ilgilinin baꢀvurularında belirttiği itiraza yol açmayan olaylar
temelinde AĐHM AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov
ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154, Remzi Aydın – Türkiye, no:
30911/04, prg. 51-58, 20 ꢁubat 2007).
4