C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
HASAN RÜZGAR - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 28489/04 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28489/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Hasan Rüzgar’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 27  
Temmuz 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından F. Yolcu tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
1969 doğumlu olan bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
30 Ağustos 1990 tarihinde Tunceli’de güvenlik güçleriyle yasadıı bir örgüt mensupları  
arasında çıkan bir çatıma sonucunda bir jandarma hayatını kaybetmitir. Erzincan DGM  
Savcısı 28 Aralık 1990 tarihli bir iddianameyle bavuranı gıyabında bu çatımaya katılmak  
suretiyle Devletin anayasal düzenine saldırıda bulunmakla itham etmitir.  
6 ubat 1993’te bavuranla birlikte on kii Đstanbul Polisi tarafından muhtelif terör  
eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle yakalanmıtır.  
Đstanbul DGM Savcısı 10 ubat 1993 tarihinde iddianamesini sunmutur.  
Bavuran Đstanbul DGM yedek hakimliğince 15 ubat 1993 tarihinde tutuklanmıtır.  
18 Mayıs 1993 tarihli durumada bavuranın da aralarında bulunduğu sekiz sanık slogan  
atarak pankart açmaya teebbüs etmilerdir. Đstanbul 3. DGM bu olayları tutanağa geçirerek  
sanıklara bir daha aynı ekilde davranmaları halinde duruma salonundan çıkarılacakları  
uyarısında bulunmutur.  
9 Kasım 1993 tarihinde düzenlenen üçüncü durumada sanıklardan dördü yine slogan atmı,  
bunun üzerine DGM sözkonusu sanıkların mahkemenin huzurunu bozdukları gerekçesiyle bir  
daha durumaya çıkarılmamalarına karar vermitir. Bu karar bavurana ilikin olarak 28  
Temmuz 1999 tarihine kadar uygulanmıtır.  
Bu süre zarfında, bavuran ve sözkonusu örgüt mensupları aleyhinde 1990 ila 1993 yıllarında  
ilenen adam öldürme ve silahlı soygun suçlarından muhtelif mahkemeler önünde toplam dört  
ceza davası açılmıtır.  
Bavuranın sözkonusu örgütün emriyle cezaevinde tutuklu bulunan aynı örgüte mensup bir  
kiiyi iple boğarak öldürdüğü kanaatine varan Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı bavuranı  
taammüden adam öldürme suçuyla itham etmitir.  
Sözkonusu davalar, farklı tarihlerde, Đstanbul DGM önünde görülen davaya eklenmitir.  
22 Nisan 1998 tarihli durumada iki sanık aleyhte tanığı tehdit etmitir.  
12 Haziran 2000’e kadar kırk sekiz duruma yapmıolan DGM bu tarihte, yasadıı bir örgüt  
adına adam öldürme, polis karakoluna silahlı saldırı, güvenlik güçleriyle silahlı çatımaya  
2
girme ve silahlı soygun gibi muhtelif terör eylemleri gerçekletirmek suretiyle devletin  
anayasal düzenine saldırıda bulunduğu gerekçesiyle bavuranı idam cezasına çarptırmıtır.  
Diğer on dokuz sanık da, sekiz cinayet ve on beadam yaralama ve maddi zarar verme gibi  
mezkur örgüt adına iledikleri iddia edilen yaklaık yirmi kadar eylemle ilgili olarak aynı  
cezaya çarptırılmıtır.  
15 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay tespit ettiği iki usul hatası nedeniyle bu kararı bozmutur.  
Yargıtay dosyada bulunan belgelerden birinin üzerindeki resmi mührün okunamayacak  
durumda olduğunu ve Kocaeli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 17 Kasım 1992 tarihinde  
alınan sanık ifadelerinin sözkonusu dosyada bulunmadığını tespit etmitir.  
Bu süre zarfında, bavuran, birçok kez açlık grevine balamıtır. Edirne Cezaevi revirinde  
tedavi edilen bavuran defaatle Trakya Üniversitesi Hastanesi’ne ve Tekirdağ Hastanesi’ne  
götürülmütür. Bavuranın sağlık sorunlarını neden göstererek yaptığı serbest bırakılma  
talepleri gerekli tedavinin kendisine uygulandığı gerekçesiyle reddedilmitir.  
Bavuranın sağlık sorunlarını neden göstererek ya da baka gerekçelerle yaptığı serbest  
bırakılma talepleri, Đstanbul DGM tarafından isnad edilen suçların ağırlığı, delil durumu ve  
ilgilinin kaçma tehlikesi gibi unsurlar göz önünde bulunarak reddedilmitir.  
Bu arada bir takım anayasal ve yasal reformlar yürürlüğe girmitir. 9 Ağustos 2002 tarihinde  
idam cezası, 30 Haziran 2004 tarihinde ise DGM’ler kaldırılmıtır.  
Bu çerçevede, davaya bakmakla görevlendirilen Đstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17 Eylül  
2004 tarihinde bavuranın tutukluluğunun devamına karar vermitir. Bavuran tarafından bu  
karara yapılan itiraz 8 Kasım 2004 tarihinde 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından  
reddedilmitir.  
Yapılan on sekiz duruma neticesinde bavuran bir kez daha ömür boyu hapis cezasına  
mahkum edilmitir.  
26 Mart 2006 tarihinde Yargıtay mahkumiyet kararını bir kez daha bozmutur.  
Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın tutuklu kaldığı süreyi ve davayla ilgili tüm delillerin  
toplanğını göz önünde bulundurarak bavuranın serbest bırakılmasına karar vermitir. Bir  
sonraki duruma 7 ubat 2007 tarihinde düzenlenmitir.  
Bavuran ilk durumadan balamak üzere tüm dava süreci boyunca bir avukat tarafından  
temsil edilmitir.  
AĐHM davanın mevcut seyri hakkında bilgi sahibi değildir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan bavuran yaklaık on dört yıl olarak hesapladığı uzun  
tutukluluk süresinden ikayetçi olmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
3
Yakup Köse ve diğerleri – Türkiye davasını (no: 50177/99, 2 Mayıs 2006) emsal gösteren  
Hükümet, ilgilinin ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilmesiyle kesintiye uğrayan  
ilk iki tutukluluk dönemine (sırasıyla 12 Haziran 2000 ve 31 Ocak 2005) ilikin bavurunun  
geç yapıldığı cihetle AĐHM’yi bu bavuruyu reddetmeye davet etmektedir.  
AĐHM, Hükümet tarafından zikredilen uygulamayı terk ettiği Solmaz – Türkiye kararına (no:  
27651/02, prg. 23-37) atıfta bulunmaktadır. Bu kararda, altı ay süresi son tutukluluk  
döneminden itibaren balatılarak art arda gelen tutukluluk dönemlerinin bir bütün olarak  
değerlendirilmesi gerektiği belirtilmitir (Solmaz, adıgeçen, prg. 36).  
Bu itibarla AĐHM Hükümetin ilk iki tutukluluk dönemine ilikin olarak altı ay süresi kuralına  
riayet edilmediği yolundaki itirazını reddeder.  
B. Esasa ilikin  
AĐHM, tarafların dikkate alınması gereken döneme dair açıkça bir görübelirtmediğini tespit  
etmektedir. AĐHM bu dönemin 6 ubat 1993 tarihinde (Bağrıyanık – Türkiye, no: 43256/04,  
prg. 37, 5 Haziran 2007) bavuranın yakalanmasıyla balayıp 4 Ekim 2006 tarihinde serbest  
bırakılmasıyla sona erdiğini tespit etmektedir.  
Bununla birlikte mahkumiyet kararının verildiği tarih esasen atıfta bulunulan madde  
bakımından dikkate alınması gereken sürenin sonunu tekil etmektedir, bu tarihten itibaren  
ilgilinin tutukluluğu AĐHS’nin 5/1 a) maddesinin kapsamına girer (bkz., sözgelimi, I.A. –  
Fransa, 23 Eylül 1998 tarihli karar, prg. 38). Bu itibarla her bir mahkumiyet ve bozma kararı  
arasında geçen süreler, dikkate alınması gereken süreden düülmelidir (Solmaz, adıgeçen, prg.  
36).  
Netice olarak AĐHM mevcut davada tutukluluk döneminin AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında  
yaklaık on bir yıl yedi ay sürdüğü kanaatine varmaktadır.  
Hükümet sanık sayısı, isnad edilen suçların ağırlığı ve organize suçların karmaık niteliği gibi  
unsurların tutukluluk süresini haklı çıkardığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, durumanın  
ortasında bir aleyhte tanığı tehdit etmeye kadar varan davranılar sergileyen sanıkların  
kiiliklerine dikkat çekmektedir. Hükümete göre, bu türden kimselerin serbest bırakılması  
adaletin ileyiine ve delillerin toplanmasına zarar vereceği cihetle tasavvur dahi edilemez.  
AĐHM içtihadında sabit olduğu üzere, tutukluluk süresinin ‘makul’ nitelikte olup olmadığı her  
vakada davanın özelliklerine bakılarak belirlenmektedir.  
Bir davada sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı amamasını sağlamak aslen ulusal adli  
mercilerin görevidir. Bu çerçevede ulusal adli merciler masumiyet karinesini göz önünde  
bulundurarak kamu menfaati bakımından bireysel özgürlüğe saygı kuralına bir istisna  
getirmeyi haklı kılacak gerçek bir ihtiyacın olup olmadığını belirlemek için tüm koulları  
incelemeli ve verecekleri kararlarda tahliye taleplerini de dikkate almalıdırlar. Bu kararlarda  
yer verilen gerekçeler ve ilgilinin bavurularında belirttiği itiraza yol açmayan olaylar  
temelinde AĐHM AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov  
ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154, Remzi Aydın – Türkiye, no:  
30911/04, prg. 51-58, 20 ubat 2007).  
4
Bilhassa sanıkların sayısını ve biriken dava sayısını göz önünde bulunduran AĐHM bavurana  
isnat edilen suçların ağırlığını kabul etmektedir. Ancak, dosyaya bakıldığında 1993 yılında  
balayan asıl davanın mevcut kararın alındığı tarihte halen devam ettiği gözükmektedir. Adli  
merciler bavuranın lehine ileyen süreyi, bavuranın serbest bırakılmasına karar verdikleri 4  
Ekim 2006 tarihine kadar dikkate almamılardır.  
Daha evvel müteaddit defalar buna benzer meseleleri gündeme getiren davaları incelemiolan  
AĐHM bu denli uzun tutukluluk sürelerinin AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlaline yol açtığı  
hükmüne varmıtır (bkz., diğerleri arasında, Dereci – Türkiye, no: 77485/01, 24 Mayıs 2005,  
ve Taciroğlu – Türkiye, no: 25324/02, 2 ubat 2006).  
Yukarıda anılan içtihadına ve elinde bulunan unsurlara istinaden AĐHM bavuranın ikayetçi  
olduğu tutukluluk süresinin AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırılık tekil ettiği hükmüne  
varmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu AĐHS hükmü ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran ayrıca, aleyhinde açılan ceza davasının süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin  
ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve baka herhangi bir kabuledilemezlik unsurunun da bulunmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla sözkonusu ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümete göre, yargılama süresi bilhassa davanın karmaıklığı, baka davalarla birletirilmiꢀ  
olması, suç tekil eden eylemlerin ve olaylara karıan sanıkların sayısı gibi nedenlerle haklılık  
kazanmaktadır. Hükümet ayrıca bavuranın ve diğer sanıkların yargılama süresince  
sergiledikleri tutuma atıfta bulunarak adli mercilerin sorumlu tutulmasını gerektirecek  
herhangi bir atalet döneminin ya da uzatmanın sözkonusu olmadığını belirtmektedir.  
AĐHM mevcut davada dikkate alınması gereken dönemin 6 ubat 1993 tarihinde bavuranın  
yakalanmasıyla baladığı kanaatindedir (Bağrıyanık, adıgeçen, prg. 54).  
Sözkonusu dönemin sona erdiği tarihe ilikin olarak ise AĐHM, ceza kesinlemediği sürece  
mahkumiyet kararının AĐHS’nin 6/1 maddesi anlamında ‘cezai alanda yöneltilmiꢀ  
suçlamaların haklılığı’ temelinde alınmıbir karar olmayacağını anımsatır (Bağrıyanık,  
adıgeçen, prg. 55).  
AĐHM’nin bu bavuruya ilikin kararını aldığı tarih itibariyle sözkonusu davanın Đstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam ettiği dosya unsurlarından anlaılmaktadır. Bu  
itibarla, hesaplanması gereken dava iki dereceden mahkeme tarafından bedefa görüülmüꢀ  
olup on beyıl üç aydır devam etmektedir.  
Bir yargılama süresinin makul olup olmadığı davanın koullarına ve AĐHM içtihadında yer  
verilen kıstaslara ve bilhassa da davanın karmaıklığına, bavuranın ve yetkili mercilerin  
tutumlarına bakılarak anlaılır (Đntiba – Türkiye, no: 42585/98, prg. 31-55, 24 Mayıs 2005).  
5
Taraflarca takdim edildiği haliyle davanın tüm yönlerini inceleyen AĐHM Hükümet tarafından  
belirtilen zorlukların farkında olmakla birlikte, yerleik içtihadı gereğince (bkz. diğer  
birçokları arasında, Remzi Aydın, adıgeçen, prg. 61-66) mevcut davadaki yargılama süresinin  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında istenen ivedilik kıstasıyla uyumlu olmadığı kanaatine  
varmaktadır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin bu hükmü ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran 9 Kasım 1993 tarihinden 28 Temmuz 1999 tarihine kadar hakkında uygulanan  
durumaya çıkma yasağının, aleyhte tanıkları bizzat kendisinin sorgulamasına engel olduğunu  
iddia etmektedir. Bavuran bu hususta AĐHS’nin 6/3 d) maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava itiraz etmektedir. Hükümet öncelikle, bavuran hakkında uygulanan  
durumaya çıkma yasağının 28 Temmuz 1999 tarihinde kaldırıldığı ve bavuranın konuyla  
ilgili olarak herhangi bir iç hukuk yoluna bavurmadığı cihetle bavurunun geç yapıldığını  
ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, ihtilaf konusu yasağın yapılan uyarıya rağmen  
durumaların huzurunu bozmayı ısrarla sürdüren bavuranın tutumundan kaynaklandığını  
belirtmektedir. Hükümet ilgilinin ilk durumadan itibaren bir avukat tarafından temsil  
edildiğine de dikkat çekmektedir.  
Aağıda ifade edilen gerekçeye istinaden AĐHM Hükümetin ilk itirazını incelemeyecektir.  
AĐHM dosya unsurlarından yargılamanın halen devam ettiğini tespit etmektedir. Oysa 6.  
maddede sunulan güvenceler yargılamanın tamamına uygulanmaktadır (Jean Wauters ve  
Hélène Schollaert – Belçika, no: 13414/05, 13 Kasım 2007). Bavuran, esas hakkındaki  
yargılamayı sona erdirecek olası bir mahkumiyet kararı çıkması halinde temyize gitme ve bu  
ikayetini dile getirme imkanına sahip olacaktır. Bu itibarla sözkonusu ikayet erken yapılmıꢀ  
olup iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları  
uyarınca reddedilmelidir.  
Buna karın, davanın iç hukukta sona erdiği ve iç hukuk yollarının tüketildiği varsayılsa dahi  
AĐHM, ihtilaf konusu yasağın bavuranın huzur bozucu davranılarından kaynaklandığını ve  
tüm yargılama boyunca bir avukat tarafından faal bir ekilde temsil edildiğini  
gözlemlemektedir. 6. maddenin 3. fıkrasının d) bendi sanığın aleyhteki tanıkları bizzat  
sorgulaması hakkını ihtiva etmez. Sözkonusu madde metninde sanığın tanıkları ‘sorgulatma’  
hakkı olduğuna iaret edilmektedir. Buna ilave olarak AĐHM, bavuranın, avukatının tanıkları  
sorgulayamamasından ya da AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının d) bendi bakımından baka  
bir konudan ikayetçi olmadığını tespit etmektedir.  
Netice olarak bu ikayet dile getirildiği haliyle açıkça dayanaktan yoksun olduğundan  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca kabuledilemezdir (bkz. mutatis mutandis,  
Yves Loviconi – Fransa, no: 12094/86, 5 Ekim 1988 tarihli Komisyon kararı ; konuyla iligili  
kıstaslar ve değerlendirmeler için, bkz. De Lorenzo – Đtalya, no: 69264/01, 12 ubat 2004 ;  
Karen Davtian – Gürcistan, no: 3241/01, 6 Eylül 2005).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
6
A. Tazminat  
Bavuran 10.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.  
AĐHM tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı bulunmadığından  
bu talebi reddeder. Buna karın AĐHM bavuranın belli bir zarara maruz kaldığı  
kanaatindedir. Hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM bavurana 7.000 Euro manevi  
tazminat ödenmesine hükmeder.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca, AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 600 YTL talep etmektedir.  
Bu çerçevede bavuran Đstanbul Barosu tarafından belirlenen avukatlık ücret tarifesini esas  
alarak 4 Mayıs 2007 tarihinde avukatıyla imzaladığı vekalet sözlemesini sunmaktadır.  
Sözkonusu sözlemede bavuranın 300 YTL tutarında pein ödeme yaptığı belirtilmektedir.  
Bavuran avukatının 20 saatlik çalıma yaptığını belirterek bu süreyi Đstanbul Barosu  
tarafından tespit edilen saat ücreti olan 200 YTL/saat ile çarpmaktadır. Bu itibarla bavuran  
avukatlık ücreti olarak 6.000 YTL (yaklaık 3.300 Euro) talep etmektedir.  
Hükümet konuyla ilgili olarak bir belge sunulmadığı cihetle AĐHM’yi bu talepleri reddetmeye  
davet etmektedir.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran, yaptığı masraf ve harcamaların iadesini ancak bu masraf  
ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu ortaya koyduğu  
müddetçe alabilmektedir. Bu kıstasları ve konuyla ilgili olarak herhangi bir belge  
sunulmağını göz önünde bulunduran AĐHM yargılama masraf ve giderlerine ilikin talebi  
reddeder.  
Avukatlık ücretine ilikin olarak ise hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM 2.000 Euro  
ödenmesine hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM,  
1. AĐHS’nin 5/3 ve 6/1 maddeleri yönünden yapılan ikayetlerin kabuledilebilir, bavurunun  
geriye kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna oybirliğiyle ;  
2. Bire karı altı oyla AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. Oybirliğiyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
4. Oybirliğiyle,  
7
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana  
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 7.000 Euro  
(yedi bin Euro) ödenmesine;  
ii. avukatlık ücreti için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8