CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
HALĐS DOĞAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:4119/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 EKĐM 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4119/02 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Halis Doğan’ın (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 23 ubat  
2001 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran, adli yardımdan faydalanarak, AĐHM  
önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Đ. Bilmez tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1944 doğumlu bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, sahibi olduğu Özgür Bakıgazetesini 18 Nisan 1999- 23 Nisan 2000 tarihleri  
arasında yayınlamıtır.  
Cumhuriyet Basavcısı, 3713 sayılı Kanun’un 5 ve 8§1 ve 2 ve Türk Ceza Kanunu’nun  
36 ve 169. maddeleri uyarınca 16 Ağustos 1999 tarihinde sunduğu iddianameyle, 8 Temmuz  
1999 tarihli 82 sayılı derginin 2 ve 3. sayfalarındaki Analiz balıklı sütundaki “Komplo’nun yeni  
aaması” ve “Doğum” balıklı iki makalenin yayınlanmasından dolayı mahkum edilmesini  
isteyerek, basın yoluyla ayrımcı propaganda yaptığı gerekçesiyle bavuran aleyhinde ceza davası  
balatmıtır.  
Bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yaptığı savunmasında konuya ilikin  
AĐHM içtihadına atıfta bulunarak, kendisine atılı suçun olumadığını ve sadece ifade  
özgürğünü kullandığını savunmaktadır. Bavuran kendisine atılı olayların ifade özgürlüğü  
ıığında incelenmesinin gerektiğini belirtmitir.  
DGM, 17 ubat 2000 tarihli kararla, 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 16 ve 3713 sayılı  
Kanun’un 8§2 maddeleri uyarınca, gazetenin sahibi olarak ve suç unsuru tekil eden makaleleri  
yayınlaması nedeniyle, bavuranı 1.971.270.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıtır.  
DGM, 5680 sayılı Kanun’un ek 2. maddesi uyarınca, gazetenin altı gün süreyle yayınlanmasının  
yasaklanmasına karar vermitir.  
Bavuran 18 ubat 2000 tarihinde temyiz bavurusunda bulunmutur.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tebliğnamesi bavurana tebliğ edilmemitir.  
Yargıtay, 6 Temmuz 2000 tarihli kararla temyize gidilen kararı onamıtır. Bavuran bu  
karardan 29 Ağustos 2000 tarihinde haberdar olmutur.  
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinden  
ikayetçi olmaktadır. Bavuran AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, bavuranın sunduğu ikayete benzer bir ikayeti incelediğini ve Cumhuriyet  
Basavcısı görülerinin niteliğini ve yargılanan bir kimsenin bu görülere yazılı olarak cevap  
verme olasılığının bulunmamasını gözönüne alarak, tebliğnamenin tebliğ edilmemesinden dolayı  
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. Göç-Türkiye, no:  
36590/97, Abdullah Aydın-Türkiye (no: 2), no: 63739/00 ve Tosun-Türkiye, no: 4124/02).  
AĐHM, ibu davayı incelemive Hükümet’in bu durumda farklı bir sonuca ulaılmasını  
sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla bu davada AĐHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, cezaya mahkum edildiğinden dolayı, düünce ve ifade özgürlüğü haklarının  
ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
Hükümet, PKK liderinin yakalanmasına ve olaydan sonra Türkiye’de süregelen hogörü  
havasına atıfta bulunarak, içerikleri bakımından dava konusu iki makalenin açık bir ekilde terör  
örgütü faaliyetlerini savunduğunu ve Kürt halkını ayrımcı eylemlerine devam etmeye çağırdığını  
savunmaktadır. Yayınlanan sözler AĐHM içtihadının getirdiği sınırların ötesine geçmektedir.  
Ulusal hakim, AĐHS’nin 10§2 maddesinin öngördüğü sınırlandırmalar uyarınca ifade  
özgürğünün kullanılmasına yapılan müdahalenin gerekliliğini incelerken en genitakdir  
payından faydalanmaktadır. Bu bağlamda bu makalelerin terör örgütü PKK’nın propagandasını  
yaptığına kanaat getirmitir. Kanun tarafından öngörülen bu müdahale, ulusal güvenliği, toprak  
bütünlüğünü ve kamu güvenliğini korumak amacıyla demokratik toplumda gerekli olan bir  
tedbirdir.  
Hükümet, bu makalelerin yayınlandığı zamanki koulları gözönünde bulundurmak  
gerektiğini savunmaktadır. Geneli itibariyle bu makaleler, PKK’nın terör eylemlerini Kürtlerin  
ulusal bağımsızlığı için bir mücadele olarak tanıtma amacını gütmektedirler. Sözkonusu  
makalelerin içeriklerinde, binlerce vatandaın ölümüne sebep olan terör faaliyetlerinin Kürtlerin  
bağımsızlığını kazanmaları için haklı gösterildiği mesajı verilmektedir. Hükümet, AĐHM  
içtihadına atıfta bulunarak ve makamların iddeti arttırabilecek eylemlere karı göstermeleri  
gereken dikkat ve güvenlik alanlarında Türkiye’nin Güneydoğusunda hüküm süren durumun  
hassasiyetini dikkate alarak, dava konusu müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal etmediğini  
savunmaktadır.  
Bu açıklamalar ıığında ve bu dönemde Türkiye’nin bulunduğu özel koulları dikkate  
alarak ulusal makamlar, liderlerinin mahkum edilip cezaevine konulduğu terör örgütünü öven  
benzeri yayınların, Türk toplumunda tansiyonu yükseltebileceğine kanaat getirmilerdir.  
Bavuranın para cezasına çarptırılması kamu düzenini koruma amacı ile orantılıdır.  
Bavuran bu argümanlara itiraz etmektedir. Sahibi olduğu gazetenin, halkı, kamuoyunu  
ve Devlet’i bilgilendirme amacı vardı. Para cezasına çarptırılması ve gazetenin yayınlanmasının  
yasaklanması izlenen amaçla orantısızdır.  
AĐHM, bavuranın cezaya mahkum edilmesinin AĐHS’nin 10§1 maddesinin koruduğu  
ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluturduğuna tarafların itiraz etmediğini not etmektedir.  
Ayrıca müdahalenin, kanun -3713 sayılı Kanun’un 8§2 ve 5680 sayılı Kanun’un 16. maddeleri-  
tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin sağlanması ve toprak  
bütünlüğünün korunmasının yanısıra, düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi birçok  
amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99). AĐHM, bu  
değerlendirmeyi benimsemitir.  
Buna karın taraflar arasındaki uyumazlık, müdahalenin “demokratik toplumda gerekli  
olup olmadığı” hususuna dayanmaktadır. AĐHM, özellikle Halis Doğan-Türkiye (no: 75946/01),  
Yalçın Küçük-Türkiye (no: 28493/95), Zana-Türkiye (25 Kasım 1997) ve Sundey Times-Birleik  
Krallık (no:1) (26 Nisan 1979) kararlarında belirttiği gibi, 10. maddeye ilikin içtihadından çıkan  
temel ilkeleri hatırlatmaktadır.  
AĐHM, Özgür Bakıgazetesinin sahibi olarak, lideri Abdullah Öcalan’ın  
yakalanmasından sonra PKK’nın mücadele yürütmesi gerektiği hakkındaki “Komplo’nun yeni  
aaması” ve “Doğum” balıklı makalelerin yayınlanması nedeniyle, basın yoluyla bölücü  
propaganda yaptığı gerekçesiyle bavuranın mahkum edildiği sonucuna varmıtır. AĐHM,  
sözkonusu müdahalenin, bu durumda gazete gibi demokratik toplumda güncel konulara ilikin  
basında yer alan yayınlar temel rolü gözönünde bulundurularak incelenmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Yalçın Küçük, § 38, Okçuoğlu-Türkiye, no 24246/94, 8  
Temmuz 1999, Sürek-Türkiye (no 4), no 24762/94, 8 Temmuz 1999, Lingens-Avusturya, 8  
Temmuz 1986 tarihli karar ve Fressoz ve Roire-Fransa, no 29183/95). Devlet’in terör tehdidine  
karı milli güvenlik ya da ülke bütünlüğü gibi yaamsal çıkarlarının korunması veya düzenin  
korunması ya da suçun önlenmesi amacıyla belirlenen sınırları amaması gerekse de, kamuoyunu  
bölen sorunlar da dahil olmak üzere siyasi sorunlar hakkında bilgi ve görübildirme görevi  
basının üzerine dümektedir. Basının bilgi yayma görevine, halkın haber alma hakkı  
eklenmektedir. Bilgi alma özgürlüğü, halka, kendisini yönetenlerin fikir ve tutumlarını tanımak  
ve değerlendirmek için en iyi yollardan birini sunmaktadır (Bkz, mutatis mutandis, Lingens,  
s. 46,).  
Bu davada AĐHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem  
vermitir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koulları ve özellikle terörle mücadeleye  
bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktadır (Bkz. Đbrahim Aksoy-Türkiye, nos 28635/95,  
30171/96 et 34535/97 ve Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).  
Sözkonusu iki makale yoluyla gazete, yasadıı silahlı örgüt PKK’nın yürüttüğü yeni  
mücadele hakkında görübildirmektedir. Makalelerde kullanılan bazı sözler, ne Kürt  
probleminin barıyoluyla çözümüne çağrı konuması, ne sosyal, kültürel ve tarihi olaylar  
hakkındaki saptamalar olarak görülebilir. AĐHM, “aksine (imdi) ulusal seferberlik zamanıdır.  
Eğer bütün güçler, yetenekler ve olanaklar faaliyete geçmezse, ne zaman faaliyete geçecekler?  
Kürtlerin hatıralarında ve kültürlerinde “onur günü” kavramı vardır. Đꢀte bugün onur gününden  
daha farklı bir gün sözkonusudur.” Ve hatta “durum böyle iken, bizim tek garantimiz, tam bir  
özgürlük kazanmak için her türlü fedakarlığı yapmaya ve 21. yüzyılın esaret zincirlerini kırmaya  
hazır olan halkımızın isteğidir. Bu bizim özgürlük mücadelemizi parlayan bir aamaya taıyacak  
öncü politikamızdır. Gerçek fedakarlığı gösteren ahinlerimiz.” Makalelerin genel içeriği,  
iddete, silahlı mücadeleye ya da ayaklanmaya tevik edici olarak değerlendirilebilir. Bu da  
AĐHM’nin gözünde bulundurması gereken önemli bir unsurdur (Bkz. mutatis mutandis, Müslüm  
Gündüz-Türkiye (karar), no 59745/01, 13 Kasım 2003 ve Zana, § 60). Bu sözler Abdullah  
Öcalan’ın yakalanmasından sonra bir gazetede yayınlanan iki makaleden alınmıtır ve içerik  
olarak, Kürtlerin davasını savunanları iddete tevik etmektedir. Böyle bir bağlamda,  
makalelerin Güneydoğu Anadolu bölgesinde iddeti arttırıcı nitelikte olduğunu tespit etmek  
yanlıolmaz. Bu bakımdan AĐHM, bavuranın mahkum edilme gerekçelerinin, bavuranın ifade  
özgürğüne müdahaleyi haklı göstermek için yeterli ve yerinde olduğuna hükmetmektedir.  
AĐHM sadece “bilgi” ya da “fikirlerin” çatımasının, aırtmasının ya da endieye yol açmasının,  
benzeri bir müdahaleyi haklı göstermeye yetmeyeceğini hatırlatmaktadır. Ancak bu durumda  
iddet yanlısı bir kıkırtma sözkonusudur.  
AĐHM için, sözkonusu makalelerin iddeti övücü ve savaa ya da en azından silahlı  
eylemlerin yeniden balatılmasına çağrı yapar nitelikte olduklarının düünülebileceği açıkça  
ortadadır. Makaleler, PKK’nın fikirleriyle bağdamakta ve Türk Devleti’ne karı silahlı gücün  
kullanılmasına çağrı yapmaktadır. Kullanılan ifadeler, içgüdüleri uyandırıcıdır ve iddet yoluyla  
ifade edilen daha önce zihinlere yerlemiönyargıları güçlendirmektedir. Oysa AĐHM,  
makamların 1985 yılından bu yana, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında, kasıp kavuran,  
birçok insanın ölümüne ve dolayısıyla bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan  
edilmesine neden olan ciddi çatımaların yaandığı Güneydoğu bölgesinde güvenlik konusunda  
hüküm süren durumu tırmandıracak nitelikte eylem ya da sözler konusundaki endielerinin  
farkındadır (Zana). Bu bağlamda, okuyucu iddete bavurmanın saldırgana karı gerekli olan ve  
haklı gösterilen, kendini savunma yolu olduğu fikrine kapılmaktadır (Bkz. Sürek-Türkiye (no 1),  
no 26682/95 ve Sürek-Türkiye (no 3), no 24735/94).  
Bavuran makalelerde ifade edilen görüleriyle bağdatırılmasa da, kendisinin yazarlara  
iddeti ve kini körüklemeye yönelik destek sağlamadığı söylenemez. Bavuran gazetenin sahibi  
olarak, çatıma ve tansiyonun bulunduğu durumlarda artan bir öneme sahip olan bilgi toplanması  
ve halka bilgi verilmesi görevi sırasında gazeteci ve yazı ileri müdürlerinin aldıkları “görev ve  
sorumluluklarını” paylamaktadır (Sürek (no 1), Betty Purcell ve diğerleri-Đrlanda, no 15404/89).  
Bu bağlamda AĐHM, bavurana gazetenin sahibi olarak verilen para cezasının “zorunlu  
bir sosyal ihtiyaca” cevap vermiolduğunun makul olarak düünülebileceği ve bavuranın  
mahkumiyetini açıklamak için makamların ileri sürdükleri gerekçelerin “uygun ve yeterli”  
olduğu sonucuna varmaktadır.  
Böyle bir durumda ulusal makamların faydalandıkları takdir marjı gözönüne alındığında,  
sözkonusu müdahale, AĐHS’nin 10§2 maddesi uyarınca güdülen meru amaçlarla orantılıdır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmemitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisine gönderilen 10 Mart 2006 tarihli mektupta, AĐHS’nin 41. maddesi  
uyarınca her türlü adil tazmin talebinin esasa dair yazılı görülerde dile getirilmesi gerektiği  
hükmünü düzenleyen Đçtüzüğün 60. maddesine dikkat çekilse de, kabuledilebilirlik kararından  
sonra hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıtır. Ayrıca bavuran, masraf ve harcama adı  
altında hiçbir talepte bulunmazken, AĐHM, adli yardım adı altında kendisine ödenen miktarın  
masraf ve harcamalarını yeteri kadar karıladığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AĐHM,  
bavurana adil tazmin ödenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 10 Ekim 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.