CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı  
HALĐT DĐNÇ VE DĐĞERLERĐ/Türkiye Davası  
Bavuru No:32597/96  
Strazburg  
19 Eylül 2006  
OLAYLAR  
Bavuranların oğulları ve kardeleri olan Rıdvan Dinç, Kırıkhan Beinci Hudut  
Bölüğü Komutanlığı’nda Piyade Uzman Çavuolarak görev yapmaktaydı. Rıdvan Dinç, 15  
Mayıs 1994 gecesi, Türkiye-Suriye sınırında yapılan devriye sırasında birlikte nöbet tuttuğu  
çavuA.A. tarafından vurularak öldürülmütür. Bir grup kaçakçının yasadıı yollarla sınırdan  
geçmeye çalığı sırada ateaçılmıtır.  
1. 15 Mayıs 1994 Gecesinden Önceki Koullar  
Olay gününden bir önceki gün Uzman ÇavuRıdvan Dinç ve ÇavuA.A. birlikte  
nöbet tutmulardır. Sınırdan yasadıı yoldan geçiolabileceğinden haberdar edilen Rıdvan  
Dinç ve A.A. pusuya yatmılardır. O esnada A.A., kendisini geçiyerinin görülmesinin  
mümkün olmadığı bir bölgeye yerletirmek isteyen Rıdvan Dinç’in çelikili tutumunu fark  
etmitir. O gece hiçbir yasadıı geçiolmamıve sözkonusu kiiler Karakollarına geri  
dönmülerdir.  
Geri döndüklerinde ÇavuA.A. Uzman Çavuhakkındaki endielerini ve bu kiinin  
kaçakçılarla ibirliği yaptığına dair üphelerini arkadalarına anlatmıtır. Bir sonraki  
devriyede, kaçakçıların saldırısı durumunda ÇavuA.A.’nın yalnız kalmaması ve Uzman  
çavuRıza Dinç’i suçüstü yakalamak amacıyla kendisine arkadalarının elik etmesi  
kararlatırılmıtır.  
2. Olay Gecesi  
Rıdvan Dinç ve çavuA.A. 15 Mayıs 1994 gecesi sınır boyunca pusuya yatmılardır.  
Rıdvan Dinç çavutan belirli bir yere yerlemesini istemitir. Sınırı göremediğinden A.A.  
yerinden ayrılmıve daha uygun bir yere yerlemitir. Aralarında kararlatırdıkları gibi diğer  
üç asker onun arkasında, 300-400 metre uzaklıkta yerlerini almılardır.  
Bu esnada yedi yada sekiz kii olan kaçakçılar sınırı geçmeye balamılardır.  
Đçlerinden üçü çavuA.A.’ya doğru ilerlemilerdir. A.A. ve diğer üç asker ateaçmaya  
balamılardır. Rıdvan Dinç ve bir kaçakçı vurulmuve aldıkları yaralar neticesinde  
ölmülerdir.  
3. Rıdvan Dinç’in ölümü hakkında yürütülen soruturma ve Askeri Mahkeme önündeki cezai  
usul ilemleri  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler  
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı  
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan  
amaçlarla alıntılanabilir.  
16 Mayıs 1994 tarihinde, olay yerinde, olay yeri tespit tutanağı düzenlenmitir. Bu  
belgeye göre, olay yerinde 102 kg çay, 3 kg kahve ve 1 kg tuz bulunmutur. Askeri Savcı,  
Rıdvan Dinç’in cesedi üzerinde otopsi yapmıtır. Aralarında A.A.’nın da bulunduğu bazı  
askerler tanık olarak dinlenmitir.  
Askeri Savcı, 29 Kasım 1994 tarihli iddianamesiyle A.A.’yı, üstü Rıdvan Dinç’in  
ölümüne sebebiyet vermekle suçlamıtır.  
Belirtilmeyen bir tarihte bavuranlar, Adana Askeri Mahkeme önünde müdahil taraf  
olmulardır.  
A.A. mahkeme önünde verdiği ifadesinde, aleyhinde yapılan suçlamayı reddetmitir.  
Bunun yanısıra, kaçakçı grubun üzerine ateaçtığını ve bunu da görevi çerçevesinde yaptığını  
vurgulamıtır. Üstlerinin, özellikle askerlere sınır nöbeti sırasında dur ihtarında bulunmadan  
ateetme talimatı veren alay komutanının verdiği emirlere uygun olarak hareket ettiğini  
belirtmitir.  
Askeri Mahkeme, 7 ubat 1996 tarihli kararla A.A.’yı, ölümüne neden olduğu üstü  
Rıdvan Dinç’in, ahsına yönelik fiziksel saldırıdan suçlu bularak, Türk Ceza Kanunu’nun  
(TCK) 50. maddesi (kanunun getirdiği sınırları aarak kuvvete bavurma) ile beraber Askeri  
Ceza Kanunu’nun 91§4 maddesine göre beyıl hapis cezasına çarptırmıtır. Mahkeme,  
verdiği kararda, kurbanın kaçakçıların sınırı amasını sağlamak istediğini düündürecek  
çelikili bir tutum sergilediğine inandıran belirtilerin bulunduğunu vurgulamıtır. Mahkeme,  
çavuA.A.’nın, aralarında Rıdvan Dinç’in de bulunduğu kaçakçı grubun üzerine hiçbir dur  
ihtarında bulunmadan ateaçtığını, dolayısıyla ateaçma direktiflerini ağına kanaat  
getirmitir. Mahkeme, sanığın, komutanının sınırı amaya çalıan herkese dur ihtarı yapmadan  
ateaçılabileceği yönündeki emrini yerine getirdiğini açıklamıtır. Bu talimat konusunda  
mahkeme, adli soruturma amacıyla 6. Kolordu Komutanlığı’na bu olayları bildirme kararı  
almıve bunu da, aralarından birinin soruturma (1995/522) konusu olduğu benzer olayları  
gözönünde bulundurarak, yasadıı emir verdiği gerekçesiyle alay komutanı aleyhinde  
yapmıtır.  
Askeri Yargıtay, sanığın, müdahil tarafların ve askeri savcının yaptığı temyiz  
bavurusunun ardından, 18 Mart 1997 tarihinde, usul hataları bulunduğu gerekçesiyle 7 ubat  
1996 tarihli kararı bozmutur.  
Dosya, Askeri Mahkeme önüne geri gönderilmitir. Askeri Mahkeme, Yüksek  
Mahkeme tarafından verilen karara uymutur. 18 Mart 1997 tarihli kararda belirtilen  
eksiklikler konusunda gereğini yaptıktan sonra, Askeri Mahkeme 18 Mart 1999 tarihli  
kararında, aynı cezaların verilmesini kararlatırmıtır. Mahkeme bu defa, yasadıı emir  
verdiği gerekçesiyle alay komutanı hakkında yapılan suç duyurusu hakkında karar  
bildirmemitir.  
Sanık, 16 Temmuz 1999 tarihinde, temyizi geciktirmesi konusunda özür dileyerek  
temyiz bavurusunda bulunmutur.  
Askeri Yargıtay, 25 Nisan 2000 tarihinde, ilk olarak bavuranın, sağlık nedeniyle geç  
yapılan temyizini geçerli kılmaya yönelik talebini kabul etmive 18 Mart 1999 tarihli kararı  
bozmutur.  
2
Askeri Yargıtay, verdiği kararda, balistik incelemenin yokluğunda, Rıdvan Dinç’in  
ölümü konusunda sanığın suçluluğunun, her türlü makul üphenin ötesinde, kabul edilmesinin  
mümkün olamayacağını vurgulamıtır. Kaldı ki, sağın yanısıra diğer askerlerin, kurbanın da  
aralarında bulunduğu kaçakçı grubun üzerine ateaçtıkları ortaya koyulmutur. Askeri  
Yargıtay, bazı tanık ifadelerine göre kaçakçıların da ateettiğini belirtmitir. Oysa hiç üphe  
yok ki A.A., Rıdvan Dinç’in öldüğü çatımaya katılmıtır.  
Sanığın ateli silahların kullanımı konusunda yasaların koyduğu sınırları aıp amadığı  
sorusuna gelince, Askeri Yargıtay, Rıdvan Dinç A.A.’nın ateaçması sonucunda ölmüolsa  
bile, oldukça hassas bir bölgede bulunan sınırda, gece meydana gelen bu olayın özel koulları  
gözönünde bulundurulduğunda, kanunun izin verdiği ölçüde makul olarak gerekli ve haklı  
olarak kuvvete bavurulduğunu belirtmitir. Askeri Yargıtay, olay sırasında sanık ile kaçakçı  
grup arasındaki otuz metrelik mesafeyi gözönünde bulundurarak, ateaçmaya balamanın  
gerekli koulu olan dur ihtarı ile beraber havaya ateaçmanın, sanığın kendisinin hayatını  
tehlikeye sokacağını belirtmitir. Askeri Yargıtay, üstlerin verdiği emirleri hatırlatarak, çavuꢀ  
A.A.’nın yaptığı eylemin, görevi gereğince yapıldığını ve yetkili makam tarafından verilen  
emirle gerçekletirilmiolarak değerlendirilmesi gerektiğini ve sonuç olarak bu eylem, suç  
unsuru tekil eden eylemden sorumlu kiiye hiçbir cezanın verilmediği TCK’nın 49. maddesi  
tarafından belirtilen durumlardan biri alanına girdiğine kanaat getirmitir. Askeri Yargıtay,  
sonuç itibariyle sanık A.A.’nın kendisine isnat edilen olaylardan beraat etmesi gerektiği  
sonucuna varmıtır.  
Askeri Mahkeme 25 Aralık 2001 tarihinde, Askeri Yargıtay’ın değerlendirmesine  
uyarak, A.A.’nın beraatine karar vermitir.  
Askeri Savcı, hiç kukusuz sanığın Rıdvan Dinç’i kasten öldürdüğünü gözönüne  
alarak, 25 Aralık 2001 tarihli kararın temyizine gitmitir.  
Askeri Yargıtay Beinci Dairesi 5 Kasım 2002 tarihli bir kararla, 25 Aralık 2001  
tarihli kararı bozmuve Askeri Mahkeme’yi sanık A.A.’nın kasten adam öldürmekten suçlu  
olduğunu açıkça ortaya koyan delil unsurlarını gözönüne almaya davet etmitir. Yargıtay olay  
tespit tutanağından, sanığın dur ihtarı yapmadan, kendisine 10-20 metre uzaklıkta önünde  
durduğu halde Rıdvan Dinç’e doğru ateettiğinin ortaya çıktığına kanaat getirmektedir.  
Balistik incelemeler, Rıdvan Dinç’e isabet eden mermilerin 15 yada 20 metre uzaklıktan ateꢀ  
edildiğini göstermektedir. Sanığın kendisi de, ne Rıdvan Dinç’in ne de kaçakçıların kendisine  
ateaçtığını belirtmitir. Yargıtay, sanığın tüfeğinin beꢀ ꢀarjörünü de tamamen boalttığını ve  
bu arjörlerde bulunan kurun sayısına eit sayıda, toplam altmıadet bokovanın olay  
yerinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca sanığa göre, ilk olarak kendisi ateetmi, iki  
kii vurularak ölmütür. Yargıtay, daha sonra diğer silah seslerinin uzaktan duyulduğunu not  
etmektedir. Yargıtay Üçüncü Dairesi, bokovanların balistik incelemesinin yapılmamasına  
bağlı, ayrıntılı bilgi eksikliğinin sanığın lehine olduğuna dair Askeri Mahkeme’nin yaptığı  
değerlendirmenin kabul edilemez olduğuna hükmetmitir. Yargıtay, “yasaya aykırı emirler”  
konusundaki içtihadını inceledikten sonra, sanığa verilen emrin- bu emre göre gece sınırda  
bulunan üpheli kiilere ateedilebilir- yasadıı olduğunu ve A.A.’nın verilen emri yerine  
getirmesinin, onu cezai sorumluluktan bağıık tutmayacağını belirtmektedir.  
Askeri Yargıtay Basavcısı 25 Kasım 2002 tarihli temyiz bavurusuyla Ceza Daireleri  
Genel Kurulu’na bavurmuve 5 Kasım 2002 tarihli kararın iptalini ve 25 Aralık 2001 tarihli  
beraat kararının onanmasını istemitir.  
3
Askeri Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu, 19 Aralık 2002 tarihli kararla 5 Kasım  
2002 tarihli kararı iptal etmive 25 Aralık 2001 tarihli kararı bozmutur. Ceza Daireleri Genel  
Kurulu, her türlü makul üphenin ötesinde sanığın sorumluluğunu tespit etmek için, esasa  
bakan hakimlerin, sözkonusu gecenin hava koulları hakkında bilgi toplamalarının, olay  
yerinde bulunan altmıadet bokovanın balistik incelemesini yapmasının ve hangi jandarma  
erlerinin ateettiğini ve mermi sayısını belirlemesinin gerektiğine kanaat getirmektedir.  
Hakimler aynı zamanda olay gecesi ayın yaydığı ıık hakkında da bilgi toplamaları ve sanığın  
olay sırasındaki görüalanını tespit etmek amacıyla olay yerine gitmeleri gerekirdi.  
2006 yılı balarında dava konusu cezai yargılama, askeri ceza mahkemeleri önünde  
hala devam etmektedir. Olay tarihine ilikin meteoroloji raporunda havanın açık olduğu  
belirtilmitir. Olay yeri tespit tutanağına göre sanık, sınırı geçmeye çalıan gruba ateaçarken,  
grup içinde kaç kii olduğunu görebilirdi. Ancak üniformalı yada sivil kıyafetli olduklarını  
ayırt edemezdi.  
4. Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi önündeki usul ilemleri  
Bavuranlar, 14 Haziran 1995 tarihinde, Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’nde Milli  
Savunma Bakanlığı aleyhinde tazminat davası açmılardır. Bavuranlar, özellikle Rıdvan  
Dinç’in Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin 2. maddesine aykırı  
olarak, bir asker tarafından kasten öldürüldüğünü savunmulardır.  
Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi, 8 Mayıs 1996 tarihli kararla, bavuranların davasını  
reddetmitir. Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi, Rıdvan Dinç’in ölümü ile yaptığı görevler  
arasında bir bağın bulunmadığını ve dolayısıyla idareye atfedilecek bir hatanın bulunmadığını  
gözlemlemitir. Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi özelikle, olaylar sırasında kaçakçılarla  
ibirliği yapan Rıdvan Dinç’in suç ilediğini ve dolayısıyla devlet görevlisi olarak hareket  
etmediğini belirtmitir. Sonuç olarak idare sorumlu tutulamaz.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, Uzman ÇavuRıdvan Dinç’in diğer askerler tarafından öldürülmesinin,  
AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.  
A. Kabuledilebilirliğe Dair  
Hükümet, bavurunun kabuledilebilirliği hakkında verilen karardan sonra sunulan  
görülerinde, iç hukuk yollarının tüketilmediğini bir kez daha ileri sürmektedir. Sözde  
olaylara sebep olan kii aleyhinde balatılan cezai yargılamanın ulusal mahkemeler önünde  
hala devam ettiğini ve ulusal mahkemelerin, ateaçılmasına sebep olan koulların ortaya  
çıkarılması amacıyla çok ayrıntılı soruturma yürüttüklerini belirtmektedir. Hükümet, sanık  
A.A.’nın mahkum edilmesi durumunda, bavuranların müdahil taraf olarak ceza  
mahkemelerinde maruz kaldıkları maddi ve manevi zararlarının telafi edilmesini  
isteyebileceklerini hatırlatmaktadır.  
Bavuranlar Hükümet’in argümanına itiraz etmektedirler.  
4
AĐHM, daha önce incelenen ve 7 Haziran 2005 tarihli kabuledilebilirlik kararı  
çerçevesinde reddedilen Hükümet’in ön itirazının, bu davada balatılan cezai yargılamanın  
etkililiği hakkında 2. madde alanında sunulan ikayetin esasına yakından bağlı olduğuna  
kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AĐHM, bu itirazı 2. maddeye göre yapılan ikayetin  
değerlendirilmesi çerçevesinde inceleyecektir.  
B. Esas Hakkında  
1. Tarafların Argümanları  
a. Bavuranlar  
Bavuranlar, ilk olarak Rıdvan Dinç’in bir asker tarafından yakın mesafeden kasten  
öldürülğünü savunmaktadırlar. Ayrıca bavuranlar, her halükarda, ölümle sonuçlanan  
kuvvete bavurmanın kesinlikle gerekli olduğunun yada dava koullarında orantılı olduğunun  
kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedirler. Son olarak bavuranlar, Rıdvan Dinç’in ölümüne  
dair koullar hakkında etkili soruturma yapılmadığını bildirmektedirler.  
b. Hükümet  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir. Hükümet, sözde cinayet faili çavuA.A.  
aleyhinde balatılan cezai yargılamanın, hala devam ettiğine dikkati çekmektedir. Hükümet’e  
göre ölümle sonuçlanan kuvvete bavurmanın bu davada gerekli olup olmadığı sorusu  
hakkında karar vermek, erken ve hatta gereksiz olacaktır. Yetkili mahkemeler, Rıza Dinç’in  
ölümüne dair koullar hakkındaki bütün delil unsurlarının toplanması amacıyla ayrıntılı  
aratırmaları halihazırda gerçekletirmektedirler.  
Hükümet, Savcılık ve Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülen cezai soruturmanın  
seyri konusunda ısrar etmektedir. Özellikle olay özetleri hazırlanmı, klasik otopsi yapılmı,  
birçok tanığın ifadesi alınmıve bunun yanısıra silah ve bokovanlar üzerinde ek  
incelemelerin gerçekletirilmesine devam edilmektedir. Maktulün babası bavuran Halit Dinç,  
yargılamaya katılmakta ve yetkili adli makamlar, ek soruturma faaliyetleri konusundaki  
taleplerine olumlu cevap vermektedirler.  
2. AĐHM’nin Takdiri  
a. Rıdvan Dinç’in 2. maddeye rağmen öldürülüp öldürülmediği  
i. Genel Đlkeler  
Yaam hakkını güvence altına alan 2. madde, AĐHS’nin temel ilkeleri arasında yer  
almakta ve Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden birine  
yer vermektedir. AĐHM, bu hükmün ihlal edildiğine dair iddiaları dikkatli bir ekilde  
incelemelidir. Devlet görevlilerinin kuvvete bavurdukları durumlarda, kuvvete bavuran  
görevlilerin eylemlerinin yanısıra özellikle hukuki çerçeve yada yürürlükteki yönetmelikle  
birlikte hazırlanmaları ve kendilerine uygulanan denetim gibi bulundukları koulların tümünü  
de gözönünde bulundurması gerekmektedir (McCann ve diğerleri-Birleik Krallık, 27 Eylül  
1995 ve Makaratzis-Yunanistan, no: 50385/99).  
5
2§2 madde metninin kendisinin de ortaya koyduğu gibi, polislerin yada askerlerin  
ölüme sebebiyet veren kuvvete bavurmaları, bazı koullarda haklı gösterilebilir. Ancak her  
türlü kuvvete bavurmanın “kesinlikle gerekli”, yani koullar gözönüne alındığında tamamen  
orantılı olduğu ortaya konulmalıdır. Temel nitelik taıyan yaam hakkı, yasal olarak ölüme  
neden olan koullar hakkındaki değerlendirmenin titizlikle yapılmasını gerektirir (Andronicou  
ve Constantinou-Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar ve McKerr-Birleik Krallık, no: 28883/95).  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 2§2 –b maddesi gözönüne alındığında usule uygun bir  
yakalama gerçekletirmeye ilikin yasal çıkar, ancak mutlak bir gereklilik bulunduğu  
durumda insan hayatının tehlikeye atılmasını haklı gösterebilir. AĐHM, ilke olarak ancak,  
sözde suç failinin yakalanmasını imkansız kılması sözkonusu olsa da, yakalanması gereken  
kiinin herhangi bir kimsenin yaamı yada fiziksel bütünlüğü için hiçbir tehdit  
oluturmağını ve iddet içerikli bir suç ilediğinden üphelenilmediğini bildiğimiz bir  
durumda böyle bir gerekliliğin mevcut olabileceğine kanaat getirmektedir (Bkz. AĐHM’nin  
McCann ve diğerleri ve yakın bir zamanda verilen Makaratzis kararlarında izlediği yol).  
Dile getirilen ölüme sebebiyet verme durumunu haklı gösterebilecek koulların  
ında, 2. madde, Devlet’in, konuya ilikin uluslararası normları gözönüne alarak, kanunun  
uygulanmasından sorumlu kiilerin kuvvete bavurabilecekleri ve ateli silah  
kullanabilecekleri sınırlı koulları belirterek ve uygun idari ve hukuki çerçeveyi uygulamaya  
koyarak, yaam hakkını teminat altına alma temel görevini içermektedir (Bkz. Makaratzis  
kararı ve Natchova ve diğerleri-Bulgaristan, no: 43577/98 ve 43579/98). Yukarıda ifade  
edilen 2. maddeden ayrı tutulamayacak orantılı olma ilkesine uygun olarak (McCann ve  
diğerleri), yakalama operasyonlarını düzenleyen ulusal hukuki çerçeve, ateli silahlara  
bavuruyu, durumun en ince ayrıntısına kadar değerlendirilmesine ve özellikle sözde failin  
ilediği suçun niteliğinin ve sözkonusu failin tehdit unsuru olup olmadığının tespit edilmesine  
bağlı kılınmasını gerektirmektedir.  
Buna ek olarak, güvenlik güçlerinin operasyonlarını düzenleyen ulusal hukuk, keyfi  
kararlara ve kötüye kullanımlara, hatta kaçınılmaz kazalara karı uygun ve etkili güvence  
sistemini sunmak zorundadır (Makaratzis). Özellikle kanun temsilcileri, mevcut  
yönetmelikleri harfi harfine uygulamanın yanısıra, temel değer olarak insan yaamına saygı  
ilkesinin üstünlüğünü gözönüne alarak ateli silah kullanmanın gerekip gerekmediğine karar  
vermek için bilgilendirilmelidirler (Bkz. “öldürmek için ateetme” emri bulunan askerlerin  
eğitilmesine ilikin AĐHM tarafından ifade edilen kritikler, McCann ve diğerleri).  
ii. Davada Sözüedilen Đlkelerin Uygulanması  
AĐHM, Uzman ÇavuRıdvan Dinç’in diğer jandarma erleri tarafından kasten  
öldürülğüne dair iddia konusunda, değerlendirmesine sunulan unsurlara göre sınır  
bölgesinde sözde kaçakçılara karı jandarmalar tarafından yürütülen operasyon sırasında  
öldürülğünü belirtmektedir. Sözde bir kaçakçının düzenlenen bu operasyon sırasında  
jandarma erleri tarafından öldürülmesi, sözkonusu jandarma erlerinin silahlarını kullandığı  
anlamına gelmektedir. Aynı ekilde dosyadan, kaçakçı gruba doğru ateederken çavuꢀ  
A.A.’nın, Rıdvan Dinç’in fiziksel olarak grup içinde olabileceğinin bilincinde olması  
gerektiği sonucu çıkmaktadır. Ancak Rıdvan Dinç’in, özellikle çavuA.A. ve diğer jandarma  
erleri tarafından kasıtlı olarak ilenen cinayetin kurbanı olup olmadığının tespit edilmesi için  
AĐHM’nin elinde yeterli unsur bulunmamaktadır. AĐHM, bu noktayı aydınlatmaya çağrılan  
ulusal mahkemeler önünde A.A. aleyhinde yürütülen cezai yargılamanın hala devam etmekte  
olduğunu gözardı edemez.  
6
AĐHM, Rıdvan Dinç’in yaam hakkını kanun tarafından koruma pozitif  
yükümlülüğünü yetkililerin yerine getirmediği iddiası üzerinde duracaktır. Bu bakımdan  
AĐHM, dava konusu kuvvete bavuran kiilerin cezai sorumluluğunun, AĐHS bakımından  
balatılan yargılamaya yabancı olduğunu, ancak bavurulan kuvvetin seviyesi ve türü, aynı  
ekilde kuvvet kullanılmasında açıkça belli olmayan niyet yada amaç, diğer unsurlar gibi,  
belirli bir durumda ölüme sebebiyet veren Devlet görevlilerinin fiillerinin AĐHS’nin 2.  
maddesi tarafından sağlanan güvence çerçevesinde Devlet’in sorumluluğunu ortaya koyacak  
nitelikte olup olmadığını değerlendirmek amacıyla belirleyici unsurlar olabilirler (Bkz.  
Makaratzis).  
Dosyadan Uzman ÇavuRıdvan Dinç’in, kaçakçıların suç ortağı olmasından  
üphelendikleri için kendisini durdurmaya çalıan askerlerden birinin ateetmesi sonucunda  
öldüğü ortaya çıkmaktadır. Buradan davanın, AĐHS’nin 2§1 –b maddesi açısından  
incelenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.  
AĐHM, ilk olarak alay komutanının askerlere, sınırda gece nöbet tutulurken ihtar  
yapılmadan ateetme emri verdiğini gözlemlemektedir. Adana Askeri Mahkeme’ye göre,  
silah kullanma kurallarına aykırı olan bu emir, Askeri Yargıtay’lardan birinin verdiği  
gerekçelerden birinde, sınırda ve oldukça hassas bir bölgede gece meydana gelen ateꢀ  
açılması olayının istisnai koulları gözönüne alınarak makul olarak değerlendirilmitir. Ancak  
AĐHM, bu emre göre, her üpheliye ihtar ve uyarı atıı yapılmadan derhal ateedilmesinin  
yasaya uygun olduğunu belirtmektedir. Sözkonusu emir, keyfi bir ekilde ölüme sebebiyet  
vermeyi engelleyecek nitelikte hiçbir güvenceyi kapsamamaktadır. Böylesi bir hukuki  
çerçeve, (sınırda ihtar yapılmadan ateedilmesi konusunda, sözkonusu emir imdiye kadar  
Yargıtay tarafından yasaya uygun kabul edilmitir) günümüz Avrupa’sındaki demokratik  
toplumlarda AĐHS tarafından art koulan yaam hakkının “kanun tarafından” korunması  
seviyesinden daha aağıdadır (Natchova ve diğerleri).  
Ayrıca AĐHM, sanık A.A.’nın suçluluğuna karı elde tutulan unsurlardan birinin, gece  
ateedildiği ve A.A.’nın kime doğru ateettiğini açıkça göremeyeceği durumuna bağlı  
olduğunu not etmektedir. üpheli kaçakçıları ve bu durumda Uzman ÇavuRıdvan Dinç’i  
durdurmaya çalıan askerlerin, bu kiilere karı risk taıyan giriimlerde bulunmalarını  
beklemek gerekirdi. Ancak eğer askerler zorunlu olarak gece için uygun materyale ve eğitime  
sahip olsalardı, bu durum meydana gelmeyecekti. Askerler yaam hakkını gözönüne  
almaksızın silahlarını kullanmılardır.  
AĐHM, askerler ile kaçakçılar arasında çıkan silahlı çatıma sırasında Rıdvan Dinç’in  
ölmüolabileceği savının da inandırıcı olmadığına kanaat getirmektedir. Dosyada, sözkonusu  
kaçakçıların silahlı olduğunu gösterecek hiçbir unsur bulunmamaktadır. Aksine askerler  
tarafından tutulan olay yeri tespit tutanağında, sadece kaçakçılar tarafından bırakılan önemli  
miktarda çayın bulunduğuna yer verilmektedir. Sözkonusu kiilere ait ne bir silah, ne bir  
kovan ne de mermi ele geçirilmitir. Öte yandan ulusal yargılamanın hiçbir aamasında yada  
AĐHM önünde, Uzman ÇavuRıdvan Dinç’in diğer askerlere karı silahını kullanmaya  
yeltendiği iddia edilmemitir.  
AĐHM yukarıda dile getirilen unsurlar ıığında, 2§1 maddesinin birinci cümlesinin art  
kotuğu uygun hukuki çerçevenin (emir ve adli denetim) uygulamaya konması pozitif  
yükümlülüğü konusunda, Türk askeri yetkililerinin o dönemde, özellikle bu davada olduğu  
gibi ölümcül olabilecek kuvvete bavurmaya karı ve istisnai olsa da sınır bölgelerindeki  
7
askeri operasyonların sebep olabileceği yaamı tehdit eden gerçek ve ani ölüm risklerini  
önlemek amacıyla gerekli korumayı vatandalarına sunmak için makul olarak kendilerinden  
bekleneni yapmadıklarına kanaat getirmektedir (Makaratzis). Ayrıca açıkça abartılı olan bir  
güç kullanımı sözkonusudur.  
Dolayısıyla Uzman ÇavuRıdvan Dinç’in ölümü konusunda AĐHS’nin 2. maddesi  
ihlal edilmitir.  
b. AĐHS’nin 2. maddesinin gerektirdiği gibi Rıdvan Dinç’in ölümüne ilikin soruturmanın etkili  
olup olmadığı konusunda  
i. Genel Đlkeler  
AĐHS’nin 1. maddesi gereğince Devlet’in “yargısına tabi her kiiye Sözlemede  
tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel yükümlülüğü ile birlikte, 2. maddenin  
gerektirdiği yaam hakkının korunması yükümlülüğü, kuvvete bavurmanın bir insanın  
ölümüne sebebiyet verdiği durumlarda resmi ve etkili soruturma yürütmeyi gerektirmektedir  
(Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94). Özellikle böylesi bir soruturma yoluyla, yaam hakkını  
koruyan ulusal kanunların, Devlet görevlisi yada organlarının karıolduğu davalarda etkili  
bir ekilde uygulanmasının ve sorumlulukları altında meydana gelmiolan ölümler hakkında  
hesap vermelerinin sağlanması sözkonusudur (Anguelova-Bulgaristan, no: 38361/97).  
Aynı zamanda soruturma, kuvvete bavurmanın sözkonusu koullarda haklı gösterilip  
gösterilmediğinin tespit edilmesini ve sorumluların kimlikleri belirlenerek cezalandırılmasını  
sağlayacak ekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, no: 21594/93). Makamlar, sözkonusu  
olaylara ilikin kanıtların ve bilirkii incelemelerinin sağlanması için ellerinde bulunan makul  
tedbirleri almak zorundadırlar. Soruturma sonuçları, ilgili unsurların tümünün ayrıntılı,  
nesnel ve yansız bir analizine dayanmalı ve AĐHS’nin 2§2 maddesinde belirtilen “mutlak  
gereklilik” kriterine benzer bir kriter kullanmalıdır (Kelly ve diğerleri-Birleik Krallık, no:  
30054/96 ve Anguelova).  
ii. Davada Sözüedilen Đlkelerin Uygulanması  
AĐHM, cezai kovuturmaların, olayların ertesi günü, yani 16 Mayıs 1994 tarihinden  
itibaren balatılmıolduğunu not etmektedir. Sözde cinayet faili 29 Kasım 1994 tarihinde  
suçlantır. Hükümet, 2006 yılı balarında, AĐHM’ye sözkonusu cezai yargılamanın hala  
devam etmekte olduğunu bildirmitir. Buradan dava konusu ateaçma olayının sorumlularını  
ve koullarını belirlemek amacıyla balatılan yargılamanın yaklaık on iki yıl sürdüğü ortaya  
çıkmaktadır.  
Oysa AĐHM, baından beri operasyona katılan askerlerin kimliklerinin ve olaylar  
sırasında kimin nerede olduğu bilindiğinden ve gece sınır bölgesinde ihtarsız ateetme  
emrinin yasal olmayan niteliği tartıma götürmediğinden dolayı, davanın özel hiçbir  
karmaıklık arz etmediğini not etmektedir. Soruturma balar balamaz sanık yada tanık  
olarak ayrıntılı ifadelerini veren olaya karıaskerler, yargılamayı yavalatmalardır.  
Yargılamanın uzun sürmesi daha çok, Askeri Yargıtay’ın olayların ortaya konulmasında  
zorluklar yaaması ve tereddüt etmesiyle açıklanabilir.  
Ayrıca AĐHM, sözkonusu gece boyunca askerlerin yasaya uygun olarak hareket edip  
etmedikleri, alay komutanının, ihtarsız ateetme emri ıığında, soruturmanın bir aamasında  
ve 7 ubat 1996 tarihli kararda ceza mahkemeleri tarafından değerlendirildiğini  
8
gözlemlemektedir. Oysa böylesi bir emrin yasaya aykırı olduğu açıkça ortadadır ve taraflar  
buna itiraz etmemektedirler. Ancak A.A.’nın üstleri, bu noktada hiçbir soruturma konusu  
tekil etmemilerdir. Halbuki sözüedilen kararda benzeri soruturmaların yapılması  
gerektiğine açıkça yer verilmitir.  
Öte yandan bazı sorgulama tedbirlerinin soruturmanın baında alınmadığına dikkati  
çekmek gerekir. Özellikle sözkonusu gecede askerler tarafından saldırıda kullanılan silahlar,  
kovanlar ve mermiler üzerinde balistik inceleme zamanında yapılmamıtır. Bu incelemeler  
yapılmadığından olayların üzerinden on iki yıl geçse de, hiçbir tereddüde yer vermeksizin  
Rıdvan Dinç’in ölümünden sorumlu kiilerin kimliklerinin tespit edilmesi mümkün  
olmamıtır.  
Bu davada AĐHS’nin 2§1 maddesinden doğan, ölüm hakkında etkili soruturma  
yürütme zorunluluğu Devlet tarafından ihlal edilmitir.  
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair Hükümet’in ön itirazını, yukarıda dile  
getirilen nedenlerden dolayı reddetmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, yakınları Rıdvan Dinç’in ölümü hakkında etkili soruturma yapılmamıꢀ  
olmasından ikayetçi olmaktadırlar. Bavuranlar Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi önündeki  
yargılamanın, idarenin sorumluluğuna dayandırılan tazminat taleplerinin reddedilmesiyle  
sonuçlandığından, adil olmadığını ileri sürmektedirler.  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. AĐHM,  
kabuledilebilirlik kararında da belirttiği gibi, bu ikayetleri 2. madde ile birlikte 13. madde  
açısından inceleyecektir.  
Hükümet, Yüksek Đdare Mahkemesi’nin verdiği karar sonucuna dayanmaktadır.  
Đdare’nin belirli bir fiilden sorumlu tutulup tutulamayacağı sorusu hakkında karar verirken,  
Đdare Mahkemesi’nin ceza hukuku alanına giren değerlendirmelere bağlı olmadığını  
belirtmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin iç hukukta AĐHS’de yer verilen hak ve özgürlükleri  
ileri sürmeyi sağlayan bavuru yolunun bulunması teminatını verdiğini hatırlatmaktadır. Bu  
hüküm, yetkili ulusal mahkemeyi AĐHS’ye dayandırılan “savunulabilir bir ikayeti”’n  
içeriğini incelemeye ve Sözlemeci Devletler bu hükmün getirdiği zorunlulukları yerine  
getirme ekli konusunda bir takım takdir payından faydalansalar bile, uygun telafiyi sunmaya  
yetkin kılan iç hukuk yolunu gerekli kılmaktadır. 13. maddeden doğan yükümlülüğün içeriği,  
bavuranın AĐHS’ye dayandırdığı ikayetin niteliğine göre değimektedir. Ancak bu  
maddenin art kotuğu bavuru, hukukta olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmak  
zorundadır. Öyle ki bavuru yolunun uygulanması Savunmacı Devlet yetkililerinin fiilleri  
yada ihmalleri nedeniyle haksız bir ekilde engellenmemelidir (Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996  
tarihli karar, Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar ve Kaya-Türkiye, 19 ubat 1998  
tarihli karar).  
AĐHM, davada sunulan kanıtları gözönüne alarak, Rıdvan Dinç’in askerler tarafından  
ölüme sebebiyet veren gücün aırı kullanımı sonucunda öldürüldüğü sonucuna varmıtır.  
9
Dolayısıyla yetkililerin Rıdvan Dinç’in ölümüne ilikin koullar hakkında etkili bir  
soruturma yürütmek zorundaydılar.  
Adli soruturma AĐHM’nin de daha önceden tespit ettiği gibi, aradan on iki yıl  
geçtikten sonra bu fiilin faillerinin kimliklerinin tespit edilmesini ve cezalandırılmasını  
sağlayacak uygun çerçeveyi sunmamıtır.  
Öte yandan Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi, askeri ceza mahkemelerinin vardıkları  
ilk sonuçlara dayanarak, ölüme sebebiyet veren aırı kuvvet kullanımı sonucunda Rıdvan  
Dinç’in ölmesinden Đdare’nin sorumlu olduğu gerekçesiyle bavuranların yaptığı tazminat  
talebini reddetmitir.  
Bu koullarda, 2. maddenin art kotuğu soruturma yürütme zorunluluğundan daha da  
ileri düzeyde zorunluluklar içeren 13. maddeye uygun olarak etkili bir soruturmanın ivedi bir  
ekilde yürütüldüğü düünülemez.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 2. maddesi ile birlikte 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar, 21 Haziran 2005 tarihinde kendilerine gönderilen yazıda, AĐHS’nin 41.  
maddesi bakımından her türlü adil tazmin taleplerini esas hakkındaki yazılı görülerinde  
bildirmeleri gerektiğine dair AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesine dikkatleri çekilmesine  
rağmen, kabuledilebilirlik kararından sonra hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamılardır.  
Dolayısıyla AĐHM, bavuranlar esas hakkındaki görülerini sunmaları için kendilerine tanınan  
süre içinde iddialarını sunmadıklarından, 41. madde gereğince herhangi bir ödeme  
yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Willekens-Belçika, no: 50859/99, Robert-  
Belçika, no: 52231/99 ve Cangöz-Türkiye, no: 28039/95).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Đç hukuk yollarının tüketilmediğine dair Hükümet’in ön itirazının reddedilmesine;  
2. Uzman ÇavuRıdvan Dinç’in ölümüne ilikin koullar nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin  
ihlal edildiğine;  
3. Etkili soruturma yapılmadığından dolayı AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 19 Eylül 2006 tarihinde Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
10