CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
HAMĐYET KAPLAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 36749 / 97)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Eylül 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (36749 / 97) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin  
sekiz vatandaı Hamiyet Kaplan, Beir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun,  
Naciye Kavak, Sabri Altun ve Azize Altun’un (bavuranlar) 20 Mayıs 1997 tarihinde Avrupa  
Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin eski 25.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi  
(AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M. Iriz tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Bavuranlar Hamiyet Kaplan, Beir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye  
Kavak, Sabri Altun ve Azize Altun sırasıyla 1973, 1961, 1965, 1973, 1950, 1959 ve son iki  
bavuran 1955 doğumludur. Bavuranlar 8 Ağustos 1996 tarihinde ölen Ömer Bayram, Dilara  
Bayram, Berivan Bayram ve Rıdvan Altun’un yakınlarıdır (Hamiyet Kaplan Ömer Bayram’ın  
ei, Beir Bayram ve Suphiye Altun Ömer Bayram’ın erkek ve kız kardeidir. Fatma Kaya  
Rıdvan Altun’un ei, Halil Altun ve Sabri Altun erkek kardeleri, Naciye Kavak ve Azize  
Altun kız kardeleridir. Hamiyet Kaplan Dilan Bayram ve Berivan Bayram’ın annesiydi).  
Bavuranlar Adana’da ikamet etmektedir.  
1. Bavuranlara göre olaylar  
Adana Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele ekipleri 8 Ağustos 1996 tarihinde saat  
2:00 sularında Rıdvan Altun’un Gülbahçe’de (Adana) bulunan evine bir operasyon  
düzenlemi, R.Altun’u yakalayarak gözaltına almılardır.  
Saat 4.30 civarında polisler, Rıdvan Altun’u Ömer Bayram’ın ve birinci bavuran Hamiyet  
Kaplan’ın Küçükdikili’de bulunan evinin (Seyhan, Adana Kaymakamlığı) elleri kelepçeli ve  
baına bir çuval geçirilmivaziyette götürmüler ve bir duvar dibine oturtmulardır.  
Polislerin talebi üzerine birinci bavuran ve ei Ömer Bayram kapıyı açmılardır. Aynı anda,  
polis memurları ve evin terasında bulunan misafir Abdurrahman Sarı arasında silahlı çatıma  
balamıtır. Operasyonu yöneten polis görevlisi Nuri Kocabıyık Abdurrahman Sarı’nın  
silahından çıkan kurunlarla ağır yaralanmı, hastaneye kaldırılırken yolda yaamını  
yitirmitir. Polisler de ateaçmılar ve Abdurrahman sarı karılıklı atesırasında ölmütür.  
Bu olayın ardından kelepçeli, baına çuval geçirilmive kelepçeli olarak duvar dibinde  
bekleyen Rıdvan Altun’a polislerden biri yaklaarak baına ateetmitir. Rıdvan Altun’un  
cesedi daha sonra polisler tarafından Ömer Bayram’ın evine bırakılmıtır.  
Polisler operasyonlarına devam ederek eve ateaçmılar ve dört adet el bombası atmılardır.  
Bu çatımada Ömer Bayram ve iki çocuğu hayatını kaybetmi, birinci bavuran ağır  
yaralanmıtır.  
Adana Cumhuriyet Savcısı 20 Ağustos 1996 tarihinde birinci bavuranı dinlemitir, Birinci  
bavuran, polise verdiği ifadesini değitirmitir. Bavuran operasyona katılan polisler  
hakkında ikayetçi olmutur. Polisler, savcının kısa süre yokluğundan yararlanarak bavuranın  
ifadesini yırtmılar, daha sonra baskı yaparak Cumhuriyet savcısının değitirilmesini  
sağlamılardır.  
2
2. Hükümet tarafından aktarılan olaylar  
Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri 8 Ağustos 1996 tarihinde saat 2  
sularında Rıdvan Altun’un Gülbahçe’de (Adana) bulunan evine bir operasyon düzenlemi,  
R.Altun’u yakalayarak gözaltına almılardır.  
8 Ağustos 1996 tarihli, R.Altun’un beyanlarını içeren polis raporu Adana Cumhuriyet  
Savcılığı’na gönderilmi, raporda aralarında birinci bavuran ve einin de yer aldığı bazı  
kiilerin PKK mensubu oldukları ve operasyonun bu kiilerin evine düzenlendiği  
kaydedilmitir.  
Polisler ve bu evde bulunan kiiler arasında çıkan silahlı çatımada Ömer Bayram, Rıdvan  
Altun, Abdurrahman Sarı ve ilk bavuranın çocukları ölmü, bavuran ağır yaralanmıtır.  
Adana Cumhuriyet Savcısı 20 Ağustos 1996 tarihinde birinci bavuranı dinlemitir. Birinci  
bavuran, polise verdiği ifadesini değitirmi, polislerin kendilerine ateettiğini ileri  
sürmütür. Bavuran sorumlu polisler hakkında ikayetçi olmutur.  
Soruturma baından sonuna dek aynı Cumhuriyet Savcısı tarafından sürdürülmütür.  
Resmi olarak balatılan soruturma çerçevesinde, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından  
operasyona katılan otuz polisin ifadeleri ayrıntılı olarak alınmıtır.  
14 Ekim 1996 tarihli iddianamesi ile Adana Ağır Ceza mahkemesi’nde, bekiinin ölümüne,  
bir kiinin yaralanmasına yol açıldığı ithamı ile yirmi üç polis memuru hakkında TCK’nın  
49., 50., 456., ve 463. maddelerine dayalı olarak dava açmıtır.  
Aynı gün, Adana Cumhuriyet Savcısı operasyona katılan yedi polisin yalnızca ulaımdan  
sorumlu oldukları gerekçesiyle haklarında men-i muhakeme kararı vermitir.  
Ağır ceza mahkemesi 27 Ocak 1997 tarihli bir kararla TCK’nın 49. maddesinin  
uygulanmasına istinaden polis memurlarının serbest bırakılmalarına karar vermi, birinci  
bavuranın iddialarını dayanaktan yoksun bulmutur.  
Birinci bavuran, 28 Ocak 1997 tarihinde temyiz bavurusunda bulunmutur. Ağır ceza  
mahkemesi 29 Ocak 1997 tarihinde ilgilinin sözkonusu yargı sürecine «müdahil» taraf  
olmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, güvenlik güçlerinin Rıdvan Altun, Ömer Bayram’ın ve iki çocuğunun ölümüne,  
Hediye Bayram’ın ağır yaralanmasına neden olduklarını öne sürerek, AĐHS’nin 2. maddesinin  
ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.  
3
A. Tarafların iddiaları  
1. Bavuranlar  
Bavuranlar ilk olarak, güvenlik güçlerinin bir polis memurunun ölümünün intikamını almak  
için yakınlarını infaz ettiklerini ve birinci bavuranı ağır yaraladıklarını iddia etmektedirler.  
Đkinci olarak, aile yakınlarının meru olmayan yakalanmalarında güvenlik güçleri tarafından  
gereksiz iddete bavurulmasıyla yaam haklarından kasıtlı olarak yoksun bırakıldıklarını,  
güvenlik güçlerinin öldürücü, maksimum düzeydeki kuvvet uygulamasını azaltma  
teebbüsünde bulunmadıklarını öne sürmektedirler.  
2. Hükümet  
Hükümet, Rıdvan Altun, Ömer Bayram ve iki çocuğunun ve ilk bavuranın PKK terör örgütü  
üyelerinin atmıoldukları bombanın patlaması sonucu öldüklerini, bu operasyon sırasında  
teröristlerce açılan atee güvenlik güçlerinin karılık verdiklerini belirtmektedir. Hükümet,  
olay yerinde bulunan ve teröristlere ait otuz dört kovanın yapılan müdahalenin meruluğunu  
ortaya koyduğunu savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, PKK üyelerinin açmıoldukları  
atete güvenlik güçlerinin meru müdafaa hakkının sözkonusu olduğu sonucuna varmakta ve  
AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan yükümlülüğe karı çıkmaktadır.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Yetkililerin bavuranların yaam hakkının yasa ile korunmasında pozitif yükümlülüklerini  
yerine getirmediği iddiası hakkında  
a. Genel prensipler  
Yaam hakkını güvence altına alan AĐHS’nin 2. maddesinin, ölüme yol açan olaylarda  
meruluğu sorgulanmakta olup Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin öncelikli hükümleri  
arasında yer almaktadır ve hiçbir ilgaya tabii tutulmamaktadır (Bkz. Velikova-Bulgaristan  
kararı, no: 41488/98, § 68, AĐHM 2000-VI). Bu madde, aynı zamanda, 3. maddeyle birlikte  
Avrupa Konseyi’ni ekillendiren demokratik toplumların temel değerlerinden biridir. Ölüme  
neden olan olaylarda sözkonusu maddenin meruluğunun titizlikle değerlendirilmesi  
gerekmektedir (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93, § 97, AĐHM 2000-VII). AĐHS’nin  
konusu ve amacı, insan haklarının korunmasına aracılık etmek, bununla birlikte 2. maddenin  
somut ve etkili kıldığı yükümlülüklerin yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır (Bkz.  
McCann ve diğerleri-Đngiltere kararı, 27 Eylül 1995, seri: A no: 324, s. 45-46, §§ 146-147).  
AĐHS’nin 2 §1. maddesinin ilk cümlesi Devlet’i yalnızca istemli ve illegal ölüme sebebiyet  
vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuki düzende kendi yargısına tabi kiilerin  
yaam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır (Bkz. Kılıç-  
Türkiye kararı, no: 22492/93, § 62, AĐHM 2000-III). Bu doğrultuda Devletin yükümlülüğü  
esas olarak yaama hakkını güvence altına almak için bireye karı ilenecek suçları caydırıcı  
hukuki ve idari bir çerçeve içine yerletirmek, bu mekanizmanın ileyii bakımından  
yaptırımlar uygulamak ve ihlalleri ortadan kaldırmaktır.  
AĐHS’nin 2. maddesinde bizzat belirtildiği gibi, güvenlik güçlerinin öldürücü güce  
bavurmaları belli hallerde meru sayılabilir. Bununla birlikte 2. madde, sınırsız bir yetki  
tanımamaktadır. Devlet görevlilerinin fiillerinin sınırlarının kurallarla çizilmemiolması ve  
4
bu konuda keyfiliğe izin verilmesi, insan haklarına saygı ilkesi ile bağdamamaktadır. Bu  
husus, gücü keyfi ve kötüye kullanmaya karı, yerinde ve etkili bir sistem içinde, polis  
operasyonlarının iç hukukla yetkilendirilmesinden baka, bu hakkın yeterince  
sınırlandırılması gerektiğinin göstergesidir (Bkz. Makaratzis-Yunanistan kararı, no: 50385/99,  
§ 58, AĐHM 2004-XI).  
Tüm bunlar ve 2. maddenin bütün demokratik toplumlarda önemli bir rol oynadığı  
kaydedildiğinde, AĐHM sadece Devletin görevlilerinin etkili olarak kuvvet kullanmalarını  
değil, aynı zamanda bütün bu olayları çevreleyen koulların tamamını, özellikle  
hazırlalarını ve denetimini dikkate alarak, bu hükmün ihlal edildiği yönündeki iddiaları  
özel bir itinayla incelemek durumundadır (Bkz. sözü edilen McCann ve diğerleri kararı, s. 46,  
§ 150). Bu son nokta ile ilgili olarak AĐHM, polis memurlarının bir operasyon kapsamında  
görevlerini ifa ederken belirsizlik içinde olmamaları gerektiğini hatırlatmaktadır: hukuki ve  
idari çerçeve, güç kullanımına ve ateli silahlara bavurulması hakkındaki yasaların  
uygulanmasında sorumluların sınırlarını belirlemek, uluslararası kuralları göz önünde  
bulundurmak durumundadır (Bkz. sözü edilen Makaratzis kararı, § 59).  
b. Uygulama  
i. Polis operasyonu hakkında  
AĐHM mahkemeye sunulan unsurlarda, güvenlik güçlerinin 28 Kasım 1998 tarihinde PKK  
mensuplarına yönelik düzenledikleri operasyon sırasında çıkan çatımada Rıdvan Altun,  
Ömer Bayram ve iki çocuğunun öldürüldüğünü ve son bavuranın ağır yaralandığını  
hatırlatmaktadır. Bu operasyon sırasında, ilk bavuranın evinden ateedilmesi ile üst düzey  
bir polis memurunun ölmesi, diğerinin ise yaralanması evin içinde bulunanlar ile polisler  
arasında silahlı bir çatımanın meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Mahkemeye sunulan  
unsurlar ve elle tutulabilir delillerin yokluğu ıığında AĐHM, bavuranların yakınlarının  
Devlet görevlilerinin yargısız infazının kurbanı oldukları sonucuna varmanın güvenilir  
kanıtlardan ziyade bir varsayımdan ve spekülasyondan öteye gidemeyeceğine itibar  
etmektedir. Bu artlar altında AĐHM, sözkonusu operasyona dahil olan polislerin eylemleri  
nedeniyle savunmacı Devletin sorumluluğunda her türlü makul üphenin ötesinde ilkesinin  
yerine getirilmediği tespitinde bulunmaktadır.  
ii. Polis operasyonunun düzenlenmesine dair  
AĐHM bu çerçevede, sözü edilen operasyonun düzenlenmesi emrini veren polis amirlerinin  
öldürücü veya olmayan yöntemler arasında bir ayrım yapmadıklarını not etmektedir. Polis  
amirlerinin açık talimatlar vermemeleri  
, polis memurlarının etrafı sarılı evde bulunanların hayatlarını riske atmaksızın aranan  
tehlikeli kimselerin yakalanmasında izleyecekleri yöntemi uygulamalarını yetersiz kılmıtır.  
Bununla birlikte, sözü edilen operasyon sırasında polisler göz yaartıcı gaz bombası veya  
etkisiz hale getirici maddeler kullanmamı, yalnızca ateli silahlara bavurmutur.  
Bu operasyonda, etrafı kuatılmıiki üphelinin teslim olmaya yanamadıkları farz  
edildiğinde, bir kadının ve iki çocuğun bulunduğu aynı eve kontrolsüz ve iddetli bir baskın  
yapılması sadece üphelilerin hayatlarını tehlikeye atar. Đki çocuğun ve bir kadının ki, silahlı  
olmadığına itiraz edilmemekte, ölümü bunun bir kanıtıdır.  
5
Đki üphelinin çatımada çıkan mermilerle ölmesi, birinci bavuranın yaralanması ve hepsinin  
iki çocuğun da olduğu mutfakta olmaları, üphelilere ait el bombasının yanlılıkla  
patlamasıyla bu kiilerin yaamlarını yitirdikleri savını pek de inandırıcı kılmamaktadır.  
Bu davaya müdahil olan ne ulusal yargı mercilerinin kararları ne Hükümetin tatbik edilen güç  
kullanımının kurallarına getirdiği açıklamalar kurallara riayet edilmesini kontrol altına alma  
amaçlı olduğunu açıklamaya yetmektedir. AĐHM bu bağlamda, yerleik sistemin sorumlulara  
barızamanında güç kullanımına yönelik tavsiye yasalarının veya aleni kıstasların  
uygulanması hakkını vermediğini hatırlatmaktadır. Polislerin gerekli eğitimden ve  
donanımdan yararlanmadığı hallerde, mekandan gelen atee karılık vermeye çabalaması ve  
ev halkına karı sakınmaksızın inisiyatif alması kaçınılmaz olacaktır. Kuralların net bir  
biçimde olmayıı, bütün polislerin neden merkezi yönetime bavurmadan kendiliklerinden bu  
operasyona katılıp, silahlı güç kullandıkları hususuna açıklık getirebilir.  
Mahkemeye sunulan deliller ıığında AĐHM, AĐHS’nin 2 § 1. maddesinin ilk bölümünde  
uygun yasal ve idari çerçeve kapsamında yetkililere yüklenen pozitif yükümlülükle ilgili  
olarak, mevcut durumdaki gibi olayların özel koullarında, öldürücü potansiyel güce  
bavurulan polis operasyonunda istisnai olarak oluabilecek gerçek risk faktörlerini doğrudan  
gidermek için Türk yetkililerin vatandaların hayatlarını koruma düzeyinde gerekli önlemleri  
almak bakımından makul olarak bekledikleri söylenememektedir (Bkz. sözü edilen  
Makaratzis kararı, § 71).  
Bu doğrultuda AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmitir.  
2. Yürütülen soruturmanın yetersizliği hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesiyle birlikte 1. maddenin, Devlete genel olarak yüklenen yaam  
hakkının korunması yükümlüğünü getiren «[kendi] yetki alanında bulunan herkese [AĐHS’de]  
tanımlı hak ve özgürlükleri tanır (…)» hükmünü hatırlatmakta ve insan hayatının sona  
ermesine yol açan kuvvet kullanımına karı etkili resmi bir soruturma yürütülmesi  
zorunluluğunu getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen McCann ve diğerleri kararı,  
s. 49, § 161, ve Kaya-Türkiye kararı, 19 ubat 1998, 1998-I, s. 329, § 105). Failleri, ister  
Devlet’in görevlileri ister üçüncü ahıslar olsun güce bavurmanın ölümle sonuçlandığı her  
halde benzer soruturmanın yapılması gerekir (Bkz. sözü edilen Tahsin Acar-Türkiye kararı, §  
220). Đncelemeler özellikle derinlemesine, tarafsız ve dikkatlice yapılmalıdır ( Bkz. sözü  
edilen McCann ve diğerleri, s.49, §§ 161-163, ve Çakıcı, § 86, sözü edilen kararlar.  
AĐHM, dava olaylarına bağlı soruturmanın incelenmesi minimum etkililik ölçütüne yanıt  
verecek düzeyde ve derecede olmasına itibar etmektedir. Đncelemeler, olayların bütününe ve  
soruturma için gerçekte uygulanan çalıma saatlerine dayalı olarak değerlendirilir. (Bkz.  
Tanrıkulu-Türkiye kararı, no: 23763/94, §§ 101-110, AĐHM 1999-IV, sözü edilen Kaya  
kararı, s. 325-326, §§ 89-91, Güleç-Türkiye kararı, 27 Temmuz 1998, 1998-IV, s. 1732-1733,  
§§ 79-81, sözü edilen Velikova kararı, § 80, ve Buldan-Türkiye kararı, no: 28298/95, § 83, 20  
Nisan 2004).  
Soruturma etkili olmakla birlikte sorumluların kimliklerinin saptanmasına ve  
cezalandırılmasına da götürmelidir (Bkz. Oğur-Türkiye kararı, no: 21594/93, § 88, AĐHM  
1999-III). Bu sorumluluğun bir neticesi değil, aracıdır. Yetkililer olaya ilikin elde edilen  
makul ölçüdeki tüm delilleri dikkate almak durumundadır (Bkz. sözü edilen Tanrıkulu, § 109,  
ve Salman kararı). Soruturmaya özgü her türlü eksiklik, sorumlu kiilerin bulunmasına zarar  
6
verebilir ve sonucu etkisiz kılabilir (Bkz. Akta-Türkiye kararı, no: 24351/94, § 300, AĐHM  
2003-V).  
Bu kapsam üstü kapalı olarak, açık olmayı, özenli ve makul davranmayı gerektirir. Özel bir  
durumda yürütülen soruturmanın ilerlemesini engelleyen güçlüklerin ve engellerin  
bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bunun yanı sıra, ölümcül kuvvete bavurmaya dair  
yürütülen soruma sözkonusu olduğunda, yetkililer tarafından bir an önce yapılacak açıklama  
eitlik ilkesine saygı içinde kamuoyunun güveninin korunması ve her türlü yasadıı eyleme  
tolerans gösterilmemesi bakımından temel bir husus kabul edilir (Bkz. McKerr-Đngiltere, no:  
28883/95, § 114, AĐHM 2001-III, ve Tahsin Acar-Türkiye kararları, no: 26307/95, AĐHM  
2004-§§ 223-224).  
Mevcut bavuruda AĐHM, bahse konu silahlı çatımanın ardından olay yerine gelen polislerin  
operasyonun meydana geliiyle ilgili birçok olay yeri krokisiyle birlikte olay yeri tutanağı  
hazırlağını, Adli tıp kurumu uzmanları tarafından ayrıntılı olarak otopsilerin yapıldığını not  
etmektedir. Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından sunulan iddianamenin ardından operasyona  
katılan polisler Adana Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmılardır. Bavuranlardan bu yargı  
sürecinde olası bir tahliye kararında temyiz bavurusunda bulunulması açısından müdahil  
taraf olmaları istenmi, bavuranlar da bunu yapmılardır. AĐHM, cezai yargılama sürecinin  
incelemesini polislerin itham edilmelerine dair Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ile  
sınırlamaktadır.  
Mahkemeye sunulan delil unsurları ıığında AĐHM, iç hukuk mercilerinin evin içinde ve  
ında bulunan mermi kovanlarının ayrıntılı balistik incelemesinin yapılması talimatını  
vermediklerini, oysa bavuranların yakınlarının ölümüne ve birinci bavuranın yaralanmasına  
yol açan bu mermilerin kaynağını belirleyebileceklerini hatırlatmaktadır. Üstelik, polislerin  
operasyon sırasında kullandıkları tabancalar da ölen üphelilerin silahları da inceleme konusu  
olmamıtır.  
Bunun dıında, çizilen krokiler operasyonda yer alan ekip sorumlusunun belirttiği alanlarla  
sınırlı kalmı, her polisin hareketi ve pozisyonu net bir ekilde belirlenmemitir. Adli merciler  
tarafından ifadelerine bavurulan polislerin ifadeleri ayrıntılardan kaçınır, basmakalıp  
ifadelere dayanmı, olaylardan sonra hiçbir fotoğraf çekilmemitir. Bütün bu eksiklikler adli  
makamların olayları belirgin bir ekilde yeniden canlandırmasına ve bavuranların iddialarını  
doğrulamasına engel tekil etmitir.  
Mahkemeye sunulan bu hususlar ıığında, AĐHM, yetkililerin bavuranların yakınlarının  
ölümünün ardından ceza soruturması balatmalarına karın, bu kiilerin ölümüne yol açan  
olayları yeterince aydınlatamadıklarına itibar etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca Devlet’in usulle ilgili sorumluluklarını yerine  
getirmediği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, AĐHS’nin 2. maddesine dayalı öne sürdükleri iddialarını yineleyerek ilk olarak,  
yakınlarına ve meydana gelen silahlı çatıma sırasında yaralanan birinci bavuruna uygulanan  
kötü muameleden ikayetçi olmaktadırlar.  
7
Bavuranlar ikinci olarak, yakınlarının ölümünün kendileri için insanlık dıı ve aağılayıcı bir  
muameleyi oluturduğunu ileri sürmekte, bu bağlamda Savunmacı Devletin AĐHS’nin 3.  
maddesinde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmemesinin mağduru olduklarını iddia  
etmektedirler.  
Hükümet, 2. maddeye ilikin görülerini yinelemekte ve AĐHS’nin 3. maddesinde yer alan  
sorumluluğuna karı çıkmaktadır.  
Yapılan ikayetin ilk kısmı ile ilgili olarak AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin iki yönlü ihlal  
edildiği tespiti ıığında, AĐHS’nin 3. maddesi bağı altında yapılan ikayetin ayrıca  
incelenmesini gerekli görmemektedir.  
Đkinci kısma dair AĐHM, bir yakının bavuranın çektiği boyutta acıyla ve insan haklarının ağır  
ihlaliyle mağdur olan kiinin yakınlarının içinde bulundukları duygusal çöküntüye bağlı  
olarak mağdur olup olmadığının bilinmesi gereken bir husus olduğunu hatırlatmaktadır. Bu  
faktörler arasında, yakınlık derecesi – aile-çocuk ilikisinin özel ayrıcalığı –, ilikinin özel  
halleri, ailenin sözkonusu olaylara tanık oluu, yetkililerin bavuranların istekleri karısındaki  
yaklaımı yer almaktadır. Böylesi bir ihlalin özünde yetkili mercilerin kendilerine aktarılan  
durum karısındaki yaklaımları ve tepkileri yatmaktadır. Özellikle bu son unsur ıığında, bir  
akraba yetkililerin tutumunun doğrudan mağduru olduğunu öne sürebilmektedir (Çakıcı-  
Türkiye kararı, no: 23657/94, AĐHM 1999-IV, § 98).  
AĐHM, ilgililerin aile yakınlarının ölümleriyle derin acılar çektiklerine hiç üphe  
duymamaktadır. Bununla birlikte, bavuranların yakınlarının özet olarak yargısız infaza  
kurban gittiği iddialarını ispatlamadıklarını hatırlatmaktadır. Ayrıca, dava dosyasında yer alan  
unsurlar 3. madde tarafından öngörülen ciddiyet derecesinin bu tür özel bir duruma ulağına  
imkân vermemektedir.  
Bu durumda, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmemitir.  
III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, yakınlarının ölümüyle sonuçlanan polis operasyonu üzerine etkili ve yerinde bir  
soruturmanın yokluğundan ikayetçi olmakta, bu yönde AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerinin  
ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.  
AĐHM, bu ikayetleri AĐHS’nin 13. maddesi bağı altında inceleyecektir.  
Hükümet, hukuki mercilerin bavuranların iddialarını incelediklerini ve bahse konu polis  
operasyonunun iç hukuka ve AĐHS gerekliliklerine uygun olarak yürütüldüğü sonucuna  
vardıklarını savunmaktadır. Birinci bavuran, sorumlu polisler hakkında dava açmayarak  
cezai yargılama sürecini balatmaması ile iç hukuk yollarını gerektiği gibi kullanmamıtır ve  
Ağır ceza mahkemesinin tarafsızlığına ve bağımsızlığına ilikin iddiaları dayanaktan yoksun  
bulunmaktadır.  
AĐHM, Sözleme’nin 13. maddesinin iç hukukta AĐHS’nin öngördüğü temel hak ve  
özgürlüklere olanak tanıyan etkili bir bavuru hakkının varlığını güvence altına aldığını ifade  
etmektedir. Bu hüküm, iç hukukta sonucu itibariyle AĐHS’ye dayalı yapılan «savunulabilir»  
nitelikteki bir bavurunun incelenmesini ve Savunmacı Devletler bu hükmün kendilerine  
8
getirdiği yükümlülüklere tanıdığı belirli bir takdir payından yararlansalar dahi, buna uygun  
düzenleme yapılmasını öngörmektedir. AĐHS’nin 13. maddesinin getirdiği yükümlülük  
bavuranın Sözlemeye dayandırdığı ikayetin türüne göre ilerlik kazanmaktadır. Bununla  
birlikte, bu maddede öngörülen bavuru hukukta olduğu kadar uygulama da «etkili» olmalı,  
özellikle kullanımı Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol  
açmamalıdır (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996, 1996-VI, s. 2286, § 95, Aydın-  
Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s.1895-1896, § 103, ve sözü edilen Kaya kararı, s.  
329-330, § 106).  
AĐHS’nin 13. maddesinde üstü kapalı olarak yer alan yaam hakkının temel önemi ıığında,  
gerektiğinde tazminat ödenmesi, ikayetçi tarafın etkili bir soruturma sürecine eriiminin  
sağlanması, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine götürecek derinlemesine ve etkili  
soruturmaların yürütülmesi gerekmektedir (sözü edilen Kaya kararı, s. 330-331, § 107).  
Mahkemeye sunulan unsurlar ıığında, AĐHM, maktullerin özetle güvenlik güçlerinin yargısız  
infazına uğradığının tespit edilmediğini fakat, eksik yürütülen bir polis operasyonu sırasında  
öldürüldüklerinin ortaya çıktığının sonucuna varmıtır. Bu gelime 2. madde doğrultusunda  
yapılan ve 13. maddeye dönük «savunma» amaçlı ikayetten yoksun bırakmamaktadır (Bkz.  
örneğin, Boyle ve Rice-Đngiltere kararı, 27 Nisan 1988, seri: A no: 131, s. 23, § 52; sözü  
edilen Kaya kararı, s. 330-331, § 107, ve Yaa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, 1998-VI, s.  
2442, § 113). O halde, yetkili mercilerin maktullerin ölü bulunduğu olaylarla ilgili etkili bir  
soruturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır.  
AĐHM’nin daha önce tespit ettiği üzere, bavuranların yakınlarının ölümünü çevreleyen  
olayları belirlemek açısından sürdürülen hukuki soruturmadan tam bir sonuç elde  
edilememitir.  
Bu koullar çerçevesinde, 2. madde uyarınca yürütülmesi zorunlu kılınan yükümlülükten uzak  
olarak, AĐHS’nin 13. maddesine uygun olarak etkili bir soruturma sürdürüldüğü tespit  
edilememektedir.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UGULANMASI  
A. Maddi zarar  
Đlk bavuran Hamiyet Kaplan, inaat içisi olarak çalıan ei Ömer Bayram’ın vefatı ile mali  
destek kaybına uğradığını ileri sürerek 142.220 Amerikan Doları (ABD Doları), iki çocuğu  
Dilan Bayram ve Berivan Bayram’ın hayatlarını kaybetmemiolsalardı kendisine maddi  
destekte bulunabileceklerini ileri sürerek mali destek kaybı için 120.000 ABD Doları, evine  
verilen maddi zarar ve eyalar için 10.000 ABD Doları, tedavi giderleri ve kısmı ikapasitesi  
kaybı için 142.220 ABD Doları ve ölen üç yakınının cenaze masrafları için 1.100 ABD Doları  
talep etmektedir.  
Bavuran Fatma Kaya, ei Rıdvan Kaya’nın ölümü ile mali destekten yoksun kaldığını ileri  
sürerek 188.847 ABD Doları talep etmektedir.  
Hükümet, mevcut bavurudaki olaylarla öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet  
bağının mevcut olmadığını savunmaktadır. Hükümet, aırı ve kurmaca tahminler olarak  
9
nitelendirdiği bavuranların isteklerinin AĐHM tarafından reddedilmesi talebinde  
bulunmaktadır. Hükümet dava dosyasında müteveffa Ömer Bayram ve Rıdvan Altun’un  
düzenli bir gelirlerinin olduğunu gösterir hiçbir kanıt unsurunun (ücret pusulası, vergi ödendi  
makbuzu, mesleki bir örgüte ait belge vb.) yer almadığını eklemektedir.  
Bavuranların gelir kaybı talebiyle ilgili olarak, AĐHM’nin bu yöndeki yerleik içtihadı,  
bavuranlar tarafından öne sürülen maddi zarar ile AĐHS’nin ihlali arasında bir illiyet bağının  
kurulmasını öngörmekte, gerektiğinde, gelir kaybı bağı altında bir tazminata  
hükmetmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Barbera Messegue ve Jabardo-Đspanya kararı 13  
Haziran 1994 (madde 50), seri: A no: 285-C, s. 57-58, §§ 16-20; sözü edilen Çakıcı kararı, §  
127). AĐHM, maktuller Ömer Bayram’ın ve Rıdvan Altun’un ateli silahlar kullanmalarına  
rağmen, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca sorumluluğu Devlet’e yüklenebilecek kötü  
düzenlenmibir operasyonun ardından yaamlarını yitirdikleri tespitinde bulunmaktadır. Bu  
koullar altında, ilgililerin dul elerinin gelir kaybı, yetimlerin kendilerine sağladığı maddi  
destekten yoksun kalmaları ile 2. maddenin ihlali arasında doğrudan bir illiyet bağı mevcuttur.  
AĐHM, maddi destek kayıplarına dair öne sürülen iddiaların ne hesaplandığını, ne  
belgelendiğini not etmektedir. Bununla birlikte, operasyon esnasında hayatını kaybeden reit  
olmayan iki çocuğun sağlayacağı olası maddi katkı uzak bir ihtimal gibi görünmesine karın,  
ailedeki her ferdin, u ya da bu ekilde, özü itibariyle vermek durumunda olduğu bir desteğin  
bulunduğunu kabul etmek gerekir. AĐHM ayrıca, meydana gelen olayda, maktuller Ömer  
Bayram’ın ve Rıdvan Altun’un güvenlik güçlerine direnigöstermekten mahkumiyet ve hapis  
cezası alma risklerinin bulunduğunu dikkate almaktadır.  
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM bu balık altında, Ömer Bayram’ın hak  
sahiplerine birlikte 10.000 Euro, Rıdvan Altun’un hak sahiplerine birlikte 10.000 Euro  
ödenmesi gerektiğine itibar etmektedir.  
Birinci bavuran Hamiyet Kaplan’ın polis operasyonuna bağlı olarak meskeninde meydana  
geldiğini ileri sürdüğü maddi zarara gelince, AĐHM kanıtlayıcı en ufak kanıtlayıcı belgenin  
eksikliğinin talep edilen miktarın aırı görünmesine yol açtığını ifade etmektedir. AĐHM  
ayrıca, olayların – güvenlik güçleri ile sözde PKK üyeleri arasında öngörülemeyen çok  
iddetli bir çatıma – gidiatını hatırlatmaktadır. AĐHM, hakkaniyete uygun olarak Hamiyet  
Kaplan’a bu yönde 500 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
Cenaze masraflarının karılanması hususunda kanıtlayıcı belgeler olmadığından, hakkaniyete  
uygun olarak AĐHM, Hamiyet Kaplan’a 500 ve Fatma Kaya’ya 200 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
Hastane giderleri ve Hamiyet Kaplan’ın igücünü kısmi olarak kaybetmesiyle ilgili olarak,  
AĐHM bu iddiaların hiçbir belgeyle desteklenmediğini not etmekte ve bu taleplerin tümünü  
reddetmektedir.  
B. Manevi zarar  
Bavuranlardan üçü, Hamiyet Kaplan, Beir Bayram ve Suphiye Altun, Ömer Bayram ve iki  
çocuğunun ölümüyle maruz kaldıkları manevi zarar için 300.000 Euro talep etmektedirler. Đlk  
bavuran Hamiyet Kaplan ayrıca yaraları nedeniyle manevi tazminat olarak 100.000 Euro  
talep etmektedir.  
Diğer bebavuran, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye Kavak, Azize Altun ve Sabri Altun,  
Rıdvan Altun’un ölümü nedeniyle 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedirler.  
10  
Hükümet, bavuranların bu yöndeki taleplerinin dayanaktan yoksun olduğunu ve ülkenin  
ekonomik koullarını dikkate almadığını savunmaktadır. Hükümet, AĐHM’nin sözü edilen  
McCann ve diğerleri, s…, § 219) kararında AĐHS’nin 2. maddesinin ihlali sonucuna  
varmasına karın bavuranlara tazminat ödenmesine hükmetmediğini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, 2. maddenin özü bakımından öngördüğü yükümlülüğe aykırı olarak yetkili mercilerin  
üphelilerin canlı yakalanması için düzenledikleri polis operasyonunu yeterince organize  
edemediklerini hatırlatmakta ve yine 2. maddenin getirdiği yükümlülüğe, AĐHS’nin 13.  
maddesine karın, yetkililerin dört kiinin ölümüne ilikin etkili bir soruturma  
balatmadıklarını ve etkili bavuru yolunu sağlamadıklarını hatırlatmaktadır.  
Bu koullar çerçevesinde, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak:  
-
-
Çocuklarının ölümüyle uğradığı manevi zarar için Hamiyet Kaplan’a 20.000 Euro;  
Ömer Altun’un ölümüyle oluan manevi zarar için, hak sahiplerine birlikte 10.000  
Euro;  
-
-
-
Rıdvan Altun’un ölümüyle oluan manevi zarar için, hak sahiplerine birlikte 10.000  
Euro;  
Polis operasyonu esnasında yaralanan Hamiyet Kaplan’a manevi zarar için 10.000  
Euro;  
Đç hukukta etkili bavuru yolu bulunmaması nedeniyle maruz kaldıkları manevi zarar  
için, Beir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye Kavak, Azize  
Altun, Sabri Altun’un her birine 1.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar, AĐHM önünde yapmıoldukları giderler için 5.680 Amerikan Doları talep  
etmektedirler.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına göre, AĐHS’nin 41. maddesince gerçekliği,  
gerekliliği kanıtlanmı, makul orandaki masraf ve harcamalara dair ödeme yapılmaktadır  
(Bkz. Sunday Times-Đngiltere, 6 Kasım 1980 (madde 50), seri: A no: 38, s. 13, § 23). Bunun  
yanı sıra, yargı gideri ihlal kararının tespiti ölçüsünde istirdat edilebilir (Bkz. Beyeler-Đtalya  
kararı, (dostane çözüm) no: 33202/96, 28 Mayıs 2002, § 27).  
Dava dosyasında yer alan deliller ıığında, AĐHM, hakkaniyete uygun, Avrupa Konseyi  
tarafından Adli yardım bağı altında verilen 626 Euro (4.100 Fransız Frangı) düülmek  
kaydıyla bavuranlara 4.300 Euro ödenmesine karar vermitir.  
D. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
11  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranların yakınlarının ölümüne yol açan polis operasyonunun düzenlenmesine ve  
ulusal yetkililerin bu ölümlerle ilgili olaylara ilikin yetersiz soruturma yürütmeleri  
nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve belirtilen miktarların her  
türlü vergiden muaf tutulmak üzere suretiyle Savunmacı Hükümetin:  
i. Hamiyet Kaplan’a,  
- maddi ve manevi zarar için 31.000 (otuz bir bin) Euro;  
- Ömer Bayram’ın mirasçılarına aktarılmak üzere maddi ve manevi zarar için 20.000  
(yirmi bin) Euro;  
ii. Fatma Kaya’ya,  
- maddi tazminat olarak 200 (iki yüz) Euro;  
- Rıdvan Altun’un mirasçılarına aktarılmak üzere maddi ve manevi zarar için 20.000  
(yirmi bin) Euro;  
iii. Bavuranlar Beir Bayram, Suphiye Altun, Fatma Kaya, Halil Altun, Naciye  
Kavak, Azize Altun, ve Sabri Altun’un her birine manevi tazminat olarak 1.000 (bin)  
Euro;  
iv. Masraf ve harcamalar için Avrupa Konseyi tarafından verilen 626 (altı yüz yirmi  
altı) Euro’luk adli yardım miktarı düülmek üzere bavuranlara toplam 4.300 (dört bin  
üç yüz) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 13 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45 § 2. ve Đçtüzüğün 74 § 2. maddeleri uyarınca Yargıç  
Costa’nın kısmen ayrık oy görüü yer almaktadır.  
12