Đki ꢀüphelinin çatıꢀmada çıkan mermilerle ölmesi, birinci baꢀvuranın yaralanması ve hepsinin
iki çocuğun da olduğu mutfakta olmaları, ꢀüphelilere ait el bombasının yanlıꢀlıkla
patlamasıyla bu kiꢀilerin yaꢀamlarını yitirdikleri savını pek de inandırıcı kılmamaktadır.
Bu davaya müdahil olan ne ulusal yargı mercilerinin kararları ne Hükümetin tatbik edilen güç
kullanımının kurallarına getirdiği açıklamalar kurallara riayet edilmesini kontrol altına alma
amaçlı olduğunu açıklamaya yetmektedir. AĐHM bu bağlamda, yerleꢀik sistemin sorumlulara
barıꢀ zamanında güç kullanımına yönelik tavsiye yasalarının veya aleni kıstasların
uygulanması hakkını vermediğini hatırlatmaktadır. Polislerin gerekli eğitimden ve
donanımdan yararlanmadığı hallerde, mekandan gelen ateꢀe karꢀılık vermeye çabalaması ve
ev halkına karꢀı sakınmaksızın inisiyatif alması kaçınılmaz olacaktır. Kuralların net bir
biçimde olmayıꢀı, bütün polislerin neden merkezi yönetime baꢀvurmadan kendiliklerinden bu
operasyona katılıp, silahlı güç kullandıkları hususuna açıklık getirebilir.
Mahkemeye sunulan deliller ıꢀığında AĐHM, AĐHS’nin 2 § 1. maddesinin ilk bölümünde
uygun yasal ve idari çerçeve kapsamında yetkililere yüklenen pozitif yükümlülükle ilgili
olarak, mevcut durumdaki gibi olayların özel koꢀullarında, öldürücü potansiyel güce
baꢀvurulan polis operasyonunda istisnai olarak oluꢀabilecek gerçek risk faktörlerini doğrudan
gidermek için Türk yetkililerin vatandaꢀların hayatlarını koruma düzeyinde gerekli önlemleri
almak bakımından makul olarak bekledikleri söylenememektedir (Bkz. sözü edilen
Makaratzis kararı, § 71).
Bu doğrultuda AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiꢀtir.
2. Yürütülen soruꢀturmanın yetersizliği hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesiyle birlikte 1. maddenin, Devlete genel olarak yüklenen yaꢀam
hakkının korunması yükümlüğünü getiren «[kendi] yetki alanında bulunan herkese [AĐHS’de]
tanımlı hak ve özgürlükleri tanır (…)» hükmünü hatırlatmakta ve insan hayatının sona
ermesine yol açan kuvvet kullanımına karꢀı etkili resmi bir soruꢀturma yürütülmesi
zorunluluğunu getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen McCann ve diğerleri kararı,
s. 49, § 161, ve Kaya-Türkiye kararı, 19 ꢁubat 1998, 1998-I, s. 329, § 105). Failleri, ister
Devlet’in görevlileri ister üçüncü ꢀahıslar olsun güce baꢀvurmanın ölümle sonuçlandığı her
halde benzer soruꢀturmanın yapılması gerekir (Bkz. sözü edilen Tahsin Acar-Türkiye kararı, §
220). Đncelemeler özellikle derinlemesine, tarafsız ve dikkatlice yapılmalıdır ( Bkz. sözü
edilen McCann ve diğerleri, s.49, §§ 161-163, ve Çakıcı, § 86, sözü edilen kararlar.
AĐHM, dava olaylarına bağlı soruꢀturmanın incelenmesi minimum etkililik ölçütüne yanıt
verecek düzeyde ve derecede olmasına itibar etmektedir. Đncelemeler, olayların bütününe ve
soruꢀturma için gerçekte uygulanan çalıꢀma saatlerine dayalı olarak değerlendirilir. (Bkz.
Tanrıkulu-Türkiye kararı, no: 23763/94, §§ 101-110, AĐHM 1999-IV, sözü edilen Kaya
kararı, s. 325-326, §§ 89-91, Güleç-Türkiye kararı, 27 Temmuz 1998, 1998-IV, s. 1732-1733,
§§ 79-81, sözü edilen Velikova kararı, § 80, ve Buldan-Türkiye kararı, no: 28298/95, § 83, 20
Nisan 2004).
Soruꢀturma etkili olmakla birlikte sorumluların kimliklerinin saptanmasına ve
cezalandırılmasına da götürmelidir (Bkz. Oğur-Türkiye kararı, no: 21594/93, § 88, AĐHM
1999-III). Bu sorumluluğun bir neticesi değil, aracıdır. Yetkililer olaya iliꢀkin elde edilen
makul ölçüdeki tüm delilleri dikkate almak durumundadır (Bkz. sözü edilen Tanrıkulu, § 109,
ve Salman kararı). Soruꢀturmaya özgü her türlü eksiklik, sorumlu kiꢀilerin bulunmasına zarar
6