CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
HAN - TÜRKİYE  
(Başvuru no: 50997/99)  
KARAR  
(Özet Çeviri)  
STRAZBURG  
13 Eylül 2005  
Bu karar, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Üzerinde şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
Han – Türkiye Davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
Başkan J.-P. COSTA,  
Yargıçlar A.B. BAKA,  
R. TÜRMEN,  
K. JUNGWIERT,  
M. UGREKHELIDZE,  
A. MULARONI,  
D. JOCIENE  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ve Bölüm Sekreteri S. DOLLE’nin katılımı ile 30 Kasım 2004 ve 25 Ağustos 2005 tarihinde  
kapalı oturumda toplanmış ve 25 Ağustos 2005 tarihinde izleyen kararı vermiştir:  
USUL  
1.Dava, Tahir Han (“başvuran”) isimli Türk vatandaşının, 2 Ağustos 1999 tarihinde, İnsan  
Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin 34. maddesine dayanarak Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ne yaptığı başvurudan (no. 50997/99) kaynaklanmaktadır.  
2.Başvuran, Ankara Barosu’na bağlı S. Kaya isimli avukat tarafından temsil edilmiştir. Bu  
davada, Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM’deki yargılama için herhangi bir Ajan tayin  
etmemiştir.  
3.Başvuru, AİHM’nin Dördüncü Dairesi’ne tevzi edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü, 52 § 1.  
madde). Bu Daire’de davaya bakacak olan bölüm (AİHS, 27 § 1. madde) 26 § 1. maddede  
öngörüldüğü üzere oluşturulmuştur.  
4.5 Mayıs 2003 tarihinde AİHM, başvuruyu Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir (42 § 1.  
madde).  
5.1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiştirmiştir (25 § 1.  
madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş olan İkinci Daire’ye tevzi edilmiştir (52 § 1. madde).  
6.30 Kasım 2004 tarihli bir kararla, AİHM, başvurunun kısmen kabuledilebilir olduğunu ilan  
etmiştir. Başvuranın, ifade özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahaleyi, Ankara Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve Cumhuriyet Başsavcısı’nın  
görüşlerinin başvurana iletilmemesine ilişkin şikayetlerini incelemeye almıştır.  
OLAYLAR  
I.DAVA ŞARTLARI  
7.Başvuran 1960 doğumludur ve Adana’da ikamet etmektedir.  
8.Olayların gerçekleştiği tarihte, başvuran Halkın Demokrasi Partisi (bundan sonra “HADEP”  
olarak anılacaktır) üyesi idi.  
9.26 Haziran 1994 tarihinde, başvuran, HADEP’in birinci olağan kongresinde bir konuşma  
yapmıştır. Üç polis memurunun 30 Haziran 1994 tarihinde kaydettiği konuşma metnine göre  
şunları söylemiştir:  
“…”  
10.Bu noktada, başvuranın konuşması kongre başkanı tarafından kesilmiştir. Başvuran, Parti  
tüzüğünü eleştirmesinden dolayı azarlanmıştır.  
11.31 Ocak 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuranı, Terörle  
Mücadele Yasası’nın 8. maddesine göre bir suç olan, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı  
propaganda yapmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.  
12.Başvuran, 14 Kasım – 16 Aralık 1996 tarihleri arasında tutuklu yargılanmıştır.  
13.16 Aralık 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yapılan duruşmada,  
başvuranın avukatı, müvekkilinin “Kürtçe” ve “Kürdistan” gibi sözcükler kullandığını inkar  
etmemiştir. Ancak, bir bütün olarak alındığında, konuşmasının, Devlet’in bölünmez  
bütünlüğüne karşı propaganda olmadığını ileri sürmüştür. Avukat ayrıca, müvekkilinin,  
AİHS’nin 10. maddesi ile garanti altına alınan konuşma özgürlüğüne işaret etmiş ve beraatını  
talep etmiştir.  
14. 22 Ocak 1997 tarihinde, bünyesinde bir askeri yargıç olan, üç yargıçtan müteşekkil  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi heyeti, başvuranı, Terörle Mücadele Yasası’nın 8 § 1.  
maddesi uyarınca suçlu bulmuş ve bir yıl hapis ve para cezasına çarptırmıştır. Özellikle,  
başvuranın, kendi kaderini tayin etme hakkına ilişkin olarak Kürt milleti tarafından kullanılan  
her türlü yöntemin haklı olduğunu belirtmekle, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı  
propaganda yaptığı sonucuna varmıştır.  
15.Başvuran, temyize gitmiştir. Konuşmasını bir siyasi parti toplantısında yaptığını ve  
yalnızca ülkenin sosyal ve ekonomik gelişimine ilişkin görüşlerini aktardığını ve bunu, ifade  
özgürlüğü kapsamında yaptığını belirtmiştir.  
16.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın temyizinin esaslarına ilişkin yazılı görüşünü  
sunmuştur. Görüş, başvurana iletilmemiştir.  
17.1 Mart 1999 tarihinde, Yargıtay, başvuranın temyiz gerekçelerinin temelsiz olduğunu  
tespit etmiş ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır.  
18. 21 Aralık 2000 tarihinde, 4616 sayılı Şartlı Salıverilme ve Cezaların Ertelenmesi Yasası  
çıkarılmıştır. Buna paralel olarak, 12 Şubat 2001 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, başvuranın hükmünü ertelemiştir. Sonuç olarak, başvuran, para cezasını  
ödememiş ve hapse gönderilmemiştir.  
II.İLGİLİ İÇ HUKUK  
19.İlgili iç hukuka ilişkin kapsamlı açıklama, İbrahim Aksoy – Türkiye (no. 28635/95 ve no.  
34535/97, §§ 41-42, 10 Ekim 2000), Incal – Türkiye (9 Haziran 1998 kararı, Reports of  
Judgments and Decisions 1998-IV, §§ 26-33) ve Göç – Türkiye ([BD], no. 36590/97, § 34,  
AİHM 2002-V) davalarında bulunabilir.  
HUKUK  
I.AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
A.Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin  
20.Başvuran, AİHS’nin 6. maddesi kapsamında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
heyetinde askeri yargıç bulunması dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  
adil yargılanmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. 6 § 1. maddenin ilgili bölümleri  
şöyledir:  
“ Herkes, …, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek  
olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …,  
hakkaniyete uygun … görülmesini istemek hakkına sahiptir…”  
21.Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin, Devlet’in güvenliği ve bütünlüğüne yönelik  
tehditlerle ilgilenmesi için kanunla kurulduğunu belirtmiştir. Bu davada, başvuranın, Ankara  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına ilişkin meşru şüphelerinin olabileceğinin  
tespiti için hiçbir temel yoktu. Hükümet ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde askeri  
yargıç bulunmamasına ilişkin 1999 tarihli anayasa değişikliğine de değinmiştir.  
22. AİHM, geçmişte benzer davalar incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna vardığını not etmiştir (bkz Özel – Türkiye, no. 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002  
ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36 , 6 Şubat 2003).  
23.AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir.  
Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmaktan dolayı bir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, içinde bir ordu mensubu ve askeri yargıcın olduğu bir  
heyet tarafından yargılanmak hususunda endişelerinin olması anlaşılabilir. Bu anlamda,  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın niteliği ile ilgili olmayan mülahazalardan  
gereksiz yere etkilenebileceği konusunda haklı olarak endişe duyabilir. Diğer bir ifadeyle,  
başvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması konusundaki  
endişesi, objektif olarak haklı görülebilir (bkz. yukarıda anılan Incal, s. 1573, § 72, in fine).  
24.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit  
etmiştir.  
B.AİHS’nin 6 § 3 (b) maddesi kapsamındaki diğer şikayetlere ilişkin olarak  
25.Başvuran, ayrıca, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini, zira temyiz safhasında  
Cumhuriyet Savcısı’nın görüşlerinin kendisine bildirilmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda,  
AİHS’nin 6 § 3 (b) maddesine atıfta bulunmuştur (savunma hazırlamak için yeterli zamana ve  
kolaylıklara sahip olmak hakkı).  
26. Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkının ihlal  
edilmesine dair yukarıdaki tespitini dikkatini alarak, AİHM, başvuranın AİHS’nin 6 § 3 (b)  
maddesi kapsamında yaptığı şikayetin incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz.  
Yanıkoğlu – Türkiye, no. 46284/99, §§ 22-23, 14 Ekim 2004, ve Gümüş ve Diğerleri –  
Türkiye, no. 40303/98, § 24, 15 Mart 2005).  
III.AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
27. Başvuran, mahkumiyetinin ve cezasının, kendisinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına  
haksız müdahale teşkil ettiğini öne sürmüştür. AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmuştur;  
maddenin ilgili bölümleri şöyledir:  
1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile  
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak  
ve vermek özgürlüğünü de içerir. …  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu  
emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın  
veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve  
tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve  
yaptırımlara bağlanabilir.”  
28.Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin, 10. maddenin ikinci  
paragrafındaki hükümlerle uyumlu olduğunu öne sürmüştür. Sözkonusu müdahale, Terörle  
Mücadele Yasası’nın 8. maddesine dayalı idi ve başvuranın mahkumiyeti, milli güvenlik ve  
kamu emniyetinin korunması açısından gerekli idi. Hükümet, ayrıca, başvuranın  
konuşmasının provokatif görüşler içerdiğini vurgulamıştır.  
29. AİHM, başlangıçta, bu davadakine benzer konular ortaya koyan davalar incelediğini ve  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. özellikle, Ceylan – Türkiye  
[BD], no. 23556/94, § 38 AİHM 1999-IV, Öztürk – Türkiye [BD], no. 22479/93, § 74, AİHM  
1999-VI, yukarıda anılan İbrahim Aksoy, § 80, Kızılyaprak – Türkiye, no. 27528/95, § 43, 2  
Ekim 2003, ve yukarıda anılan Gümüş ve Diğerleri, §§ 14-19).  
30. Bu davada, itiraz edilen mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. maddeyle korunan ifade  
özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği kanısındadır. Müdahalenin kanun tarafından  
öngörüldüğünü ve 10 § 2. madde bağlamında meşru bir amacı olduğunu, ki bunun da toprak  
bütünlüğünü korumak olduğunu not eder (bkz. Yağmurdereli – Türkiye, no. 29590/96, § 40, 4  
Haziran 2002). Dolayısıyla AİHM, davanın incelenmesini, müdahalenin “demokratik bir  
toplumda gerekli” olup olmadığı sorusu ile sınırlı tutacaktır.  
31. AİHM, bu davayı içtihadı kapsamında incelemiştir ve Hükümet’in, yukarıda anılan  
kararlardan farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya argüman  
sunmadığı kanısındadır. AİHM, hakkında şikayet bulunan konuşmada kullanılmış olan  
ifadeleri özellikle dikkate almıştır. Ayrıca, davanın geçmişini ve özellikle, terörizmin  
önlenmesine ilişkin sorunları dikkate almıştır (bkz yukarıda anılan İbrahim Aksoy, § 60 ve  
yine yukarıda anılan Incal, § 58).  
32. Bu bağlamda, AİHM, sözkonusu konuşmanın, Türkiye’nin, Kürt sorununa ilişkin  
politikalarının eleştirel bir değerlendirmesini içerdiğini; ancak Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin hakkında şikayet bulunan konuşmanın bölücü propaganda içerdiği kanısında  
olduğunu gözlemler (bkz yukarıdaki 13. paragraf). AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından verilen kararın gerekçelerini incelemiştir ve bunların, başvuranın ifade özgürlüğüne  
müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olmadığı kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, Sürek –  
Türkiye (no. 4) [BD], no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bir bütün olarak alındığında,  
başvuranın konuşmasının, şiddeti, silahlı direnişi veya başkaldırıyı teşvik etmediği ve  
dolayısıyla bir nefret konuşması teşkil etmediği kanaatindedir. AİHM’ye göre, önlemin  
gerekliliğini incelemede, bu, temel faktördür (Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, §  
62, AİHM 1999-IV ve Gerger – Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50 , 8 Temmuz 1999 tarihli  
kararları karşılaştırınız ).  
33.Yukarıdaki mülahazaları dikkate alarak, AİHM, başvuranın mahkumiyetinin gözetilen  
amaçlarla orantısız olduğu ve dolayısıyla, demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı  
sonucuna varmıştır. Buna göre, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
34. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
35. Başvuran, 7,500 Euro maddi, 7,500 Euro manevi tazminat talep etmiştir.  
36. Hükümet, bu miktarların aşırı ve kabul edilmez olduğunu ifade etmiştir.  
37. Maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, 6 § 1. maddeye uygun yargılamanın sonuçlarının  
ne olabileceğine dair spekülasyon yapamayacağı kanısındadır. Ayrıca, kazanç kaybına ilişkin  
olarak, AİHM, kendisine sunulmuş olan kanıtların, başvuranın, AİHS’nin 10. maddesinin  
ihlalinden kaynaklanan kazanç kaybının kesin miktarını ortaya koymadığı kanısındadır  
(benzer bir tespit için bkz, Dicle – Türkiye, no. 34685/97, § 30, 10 Kasım 2004). Dolayısıyla  
AİHM bu talebi reddeder.  
38. 10. maddeye ilişkin manevi tazminatla ilgili olarak, AİHM, yukarıdaki (33. paragraftaki)  
tespitini hatırlatır ve başvurana manevi tazminat ödenmesi gerektiğini, zira dava şartları  
içinde belirli bir sıkıntı yaşamış olması gerektiği kanısındadır. Buna göre, benzer davalarda  
ödenmesine karar verdiği miktarları dikkate alarak ve AİHS’nin 41. maddesi gereğince eşitlik  
temelinde değerlendirme yaparak, AİHM, bu bağlamda başvurana 5,000 Euro ödenmesine  
karar vermiştir.  
39. AİHM, ayrıca, 6. madde ihlali tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar için başlı  
başına yeterli tazmin teşkil ettiği kanısındadır (yukarıda anılan Incal, s. 1575, § 82, ve  
Çıraklar, 28 Ekim 1998 kararı, Reports 1998-VII, § 45).  
40. AİHM, bir başvuranın, AİHS’nin 6 § 1. maddesi kapsamında, bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından yargılanmadığını tespit ettiği durumlarda, prensip olarak, en uygun  
tazmin şeklinin, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından derhal  
yargılanmasını sağlamak olduğu kanısındadır (Gençel – Türkiye, no. 53432/99, § 27, 23 Ekim  
2003).  
B. Mahkeme masrafları  
41.Başvuran, herhangi bir destekleyici belge ortaya koymaksızın, yerel mahkemelerde ve  
AİHM’deki yargılama masrafları için 5,000 Euro talep etmiştir.  
42. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.  
43. Elindeki bilgiler temelinde yaptığı değerlendirme ile, AİHM, başvurana bu başlık altında  
1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C.Gecikme faizi  
44. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
faiz oranına üç yüzde puanı eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1.Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetle ilgili  
olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 6 § 3 (b) maddesi kapsamında yapılan şikayeti incelemenin gerekli olmadığına;  
3. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4.AİHS’nin 6. maddesine ilişkin olarak, ihlal tespitinin manevi tazminat için başlı başına  
yeterli tazmin teşkil ettiğine;  
5. (a) Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her türlü vergiden muaf olmak ve ödeme gününde  
davalı Devlet’in ulusal para birimine çevrilmek üzere, başvurana  
(i) AİHS’nin 10. maddesi kapsamında yaptığı şikayeti için 5,000 Euro (beş bin Euro)  
manevi tazminat;  
(ii) yargılama masrafları için 1,000 Euro (bin Euro) ödemesine;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
6. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 13  
Eylül 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S.DOLLE  
Sekreter  
J.-P. COSTA  
Başkan