2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu
emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın
veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve
tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve
yaptırımlara bağlanabilir.”
28.Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin, 10. maddenin ikinci
paragrafındaki hükümlerle uyumlu olduğunu öne sürmüştür. Sözkonusu müdahale, Terörle
Mücadele Yasası’nın 8. maddesine dayalı idi ve başvuranın mahkumiyeti, milli güvenlik ve
kamu emniyetinin korunması açısından gerekli idi. Hükümet, ayrıca, başvuranın
konuşmasının provokatif görüşler içerdiğini vurgulamıştır.
29. AİHM, başlangıçta, bu davadakine benzer konular ortaya koyan davalar incelediğini ve
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. özellikle, Ceylan – Türkiye
[BD], no. 23556/94, § 38 AİHM 1999-IV, Öztürk – Türkiye [BD], no. 22479/93, § 74, AİHM
1999-VI, yukarıda anılan İbrahim Aksoy, § 80, Kızılyaprak – Türkiye, no. 27528/95, § 43, 2
Ekim 2003, ve yukarıda anılan Gümüş ve Diğerleri, §§ 14-19).
30. Bu davada, itiraz edilen mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. maddeyle korunan ifade
özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği kanısındadır. Müdahalenin kanun tarafından
öngörüldüğünü ve 10 § 2. madde bağlamında meşru bir amacı olduğunu, ki bunun da toprak
bütünlüğünü korumak olduğunu not eder (bkz. Yağmurdereli – Türkiye, no. 29590/96, § 40, 4
Haziran 2002). Dolayısıyla AİHM, davanın incelenmesini, müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli” olup olmadığı sorusu ile sınırlı tutacaktır.
31. AİHM, bu davayı içtihadı kapsamında incelemiştir ve Hükümet’in, yukarıda anılan
kararlardan farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya argüman
sunmadığı kanısındadır. AİHM, hakkında şikayet bulunan konuşmada kullanılmış olan
ifadeleri özellikle dikkate almıştır. Ayrıca, davanın geçmişini ve özellikle, terörizmin
önlenmesine ilişkin sorunları dikkate almıştır (bkz yukarıda anılan İbrahim Aksoy, § 60 ve
yine yukarıda anılan Incal, § 58).
32. Bu bağlamda, AİHM, sözkonusu konuşmanın, Türkiye’nin, Kürt sorununa ilişkin
politikalarının eleştirel bir değerlendirmesini içerdiğini; ancak Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin hakkında şikayet bulunan konuşmanın bölücü propaganda içerdiği kanısında
olduğunu gözlemler (bkz yukarıdaki 13. paragraf). AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi
tarafından verilen kararın gerekçelerini incelemiştir ve bunların, başvuranın ifade özgürlüğüne
müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olmadığı kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, Sürek –
Türkiye (no. 4) [BD], no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bir bütün olarak alındığında,
başvuranın konuşmasının, şiddeti, silahlı direnişi veya başkaldırıyı teşvik etmediği ve
dolayısıyla bir nefret konuşması teşkil etmediği kanaatindedir. AİHM’ye göre, önlemin
gerekliliğini incelemede, bu, temel faktördür (Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, §
62, AİHM 1999-IV ve Gerger – Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50 , 8 Temmuz 1999 tarihli
kararları karşılaştırınız ).
33.Yukarıdaki mülahazaları dikkate alarak, AİHM, başvuranın mahkumiyetinin gözetilen
amaçlarla orantısız olduğu ve dolayısıyla, demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı
sonucuna varmıştır. Buna göre, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.