CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
HASAN ÇALIKAN VD. -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 13094/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (13094/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaları  
Hasan Çalıkan, Refika Çalıkan ve Kemal Çalıkan’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 3 Ocak 2002 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına  
alan Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur.  
Bavuranlar adli yardımdan yararlanmılardır ve Đzmir barosu avukatlarından O. Saygın  
Hepdemirgil ve A. Hepdemirgil tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Hasan Çalıkan 1952 doğumlu, ei Refika Çalıkan 1948 doğumlu ve oğulları  
Kemal Çalıkan 1977 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir. Bavuranlar AĐHM önünde  
hem kendileri adına hem 1979 doğumlu ve 13 Mayıs 2000 tarihinde askerlik görevini  
yaparken yaamını yitiren oğulları ve erkek kardeleri adına bavuruda bulunmaktadırlar.  
A. Davanın ortaya çıkıı  
Mehmet Çalıkan Ordu Gölköy’deki askerlik hizmetinin dokuzuncu ayında 13 Mayıs 2000  
tarihinde nöbet tuttuğu sırada ölü bulunmutur. Mehmet Çalıkan on bekiilik bir devriyenin  
içinde yer alıyordu ve iki ayda bir Aydoğdu askeri radar istasyonundaki nöbetine çıkıyordu. O  
gün nöbetler iki saatte bir tutuluyordu, Mehmet’in dört nöbeti vardı ve sonuncusu ise saat  
21.00’den 23.00’e kadardı.  
Mehmet’in saat 21.50’de ölü bulunmutur.  
B. Mehmet Çalıkan’ın ölümü ile ilgili yürütülen ön soruturmalar  
Đlk tutanak karakol komutanları V.K. ve L.U. ile er M.S. tarafından düzenlenmitir.  
Gece yarısından sonra düzenlenen ikinci tutanakta olayın meydana geldiği sırada görevli  
askerlerin isimleri ve silahlarının seri numaraları alınmıtır; er M.S. Mehmet’in tüfeğinin  
namlusunun halen barut koktuğunu beyan etmitir.  
14 Mayıs 2000 tarihinde saat 1 sularında Mehmet’in bağlı olduğu jandarma komutanlığı  
olaydan haberdar edilmitir. Saat 2 sularında Mesudiye Cumhuriyet Savcısı beraberindeki iki  
adli tıp hekimi ile olay yerine gelmi, müteveffanın konumunu belirtir bir kroki çizdirmitir.  
Yarım saat sonra komutan tarafından görevlendirilen ve iki astsubay ve altı erden oluan bir  
soruturma komisyonu savcı ve adli tıp hekimlerinin yanına gelmitir.  
Ekiptekiler Mehmet’in cesedinin askeri bölgedeki duvarın 1 m yakınında ve nöbet tuttuğu  
yere yaklaık 11, 5 m mesafede bulunduğunu tespit etmilerdir. Duvarda yerden 40 cm  
yüksekliğinde bir mermi deliği bulunuyordu. Müteveffanın ağzından ve nian aldığı sol göğüs  
hizasından kan akıyordu ve ellerinde siyah deri eldiven vardı. Tüfek ayaklarının yanında  
duruyordu; silahla doldur-boalt yapılmıtı ve emniyeti kapalıydı. Ölüme neden olan mermi  
2
sol kürek kemiği hizasında giysisiyi parçalamıtı. Soruturma komisyonunun görüüne göre  
Mehmet hiç kukusuz «psikolojik nedenlerden» dolayı hayatına son vermiti.  
Ekipler bölge komutanlığı kriminal birimi gelene dek kanıtların muhafaza edilmesi amacıyla  
olay yerinde beklemeyi kararlatırmılardır. Kriminal saat 5 sularında gelmitir. Kriminal sol  
eldiven üzerinde barut izleri tespit etmitir. Bunlar tüfek, mermi ve kovanla birlikte kriminal  
ubesine teslim edilmitir. Mehmet’in giysisinden kurunun girdiği noktadan alınan parça  
balistik incelemesi için mühürlenmitir.  
Savcı ve adli tıp hekimleri cesedi otopsi amacıyla Gölköy Hastanesi’ne göndermilerdir. Bu  
amaçla bir fotoğrafçı, bir tanık ve bir teknisyen görevlendirilmitir. Mehmet’in ceplerinden  
bir paket sigara, asker cep defteri, bir kitapçık, bir mendil, bir mektup, bir evlilik davetiyesi,  
bir çakmak, bir saat, bir kulak pamuğu, bir fiek, iki tırnak makası, bir cüzdan, bir sosyal  
güvenlik kartı, bir banka kartı ve çeitli kartvizitler çıkmıtır.  
Aynı gün düzenlenen otopside altıncı kaburga kemiğine giren, göğüs kemiğine 3 cm mesafede  
1x1 cm çapında bir delik, boyun hizasından çıkan 3,5 x 3,5 cm çapında bir delik saptanmıtır.  
Baka herhangi bir özel yaralanma izi tespit edilmemitir. Adli tıp uzmanları ölüm nedeninin  
«kısa mesafeden» açılan bir atein akciğerleri ve kalbi tahrip etmesi olduğu sonucuna  
varmıtır.  
Cumhuriyet Savcısı cesedin defnedilmesine karar vermitir.  
Yine 14 Mayıs 2000 tarihinde Savcı devriye nöbeti komutanı V.K. ile aynı devriyede gezen  
erler M.M. ve M.S.’nin ifadelerini almıtır.  
V.K. bir kaza riskine karı Mehmet’in tüfeğini aldığı yere koymadan önce boalttığını; olayın  
meydana gelmesinden bedakika önce nöbet turunu gerçekletirirken, Mehmet’in nöbet  
alanında gezindiğini ve gayet normal göründüğünü, Mehmet’in içine kapanık biri olduğunu  
ve sıkıntılarını hiçbir zaman kendisine anlatmayacağını beyan etmitir.  
M.M., ölü bulunmadan on bedakika önce Mehmet’in normal göründüğünü ve arkı  
mırıldanğını; üstleriyle hiçbir zaman sorunları bulunmadığını; daima az uyuduğunu ve çok  
sigara içtiğini; hiçbir zaman yorgunluk belirtileri göstermediğini ve arkadalarına sık sık  
nöbetlerini devralabileceğini söylediğini ifade etmitir.  
M.S. de Mehmet’in günde iki üç saatten fazla uyumadığını, nöbet tutan diğer kiilerle  
konumaya sıkça geldiğini ve sıkıldığını, orta halli olan ailesinin kendisine düzenli olarak  
para göndermediğini, telefonla pek aranıp sorulmadığını ve hiç mektup gelmediğini  
söylediğini belirtmitir. Bir hafta kadar önce M.S. ve diğerleri Mehmet’in kız kardei  
olduğunu öne süren birinin aradığını iittiklerini fakat adı geçenin telefona gitmediğini ifade  
etmilerdir.  
Jandarma komutanı 16 Mayıs 2000 tarihinde Savcıya Mehmet Çalıkan’ın ölüm nedeni  
hakkında mektup yazmıtır.  
31 Mayıs 2000 tarihli balistik raporuna göre olay yerinde bulunan fiek 743445 seri numaralı  
G3 tipi bir tüfekten ateedilen mermiyle uyumaktadır. Bununla birlikte numune  
bulunmadığından kadavradan çıkan mermi ile herhangi bir karılatırma yapılamamıtır.  
3
Jandarma da karılatırma yapmak amacıyla mermi örnekleri göndermitir.  
8 Haziran 2000 tarihli kimyevi ekspertiz raporunda eldivenlerden alınan örneklerde hiçbir  
barut izine rastlanmadığı, sözkonusu silahın uzun namlulu olması dolayısıyla bu durumun  
normal sayıldığı belirtilmitir.  
C. Komutanlar hakkında açılan disiplin soruturması  
Jandarma Bölge Komutanlığı 14 Mayıs 2000 tarihinde, Mehmet’in üstleri U.E. (ilçe jandarma  
komutanı) ve V.K.’nın (müfreze komutanı) mezkur olay ile ilgili sorumlulukları bulunup  
bulunmadığının, varsa ne ölçüde sorumlu olduklarının tespiti için haklarında disiplin  
soruturması balatmıtır.  
18 Mayıs 2000’de dosyanın incelenmesinin ve sözkonusu kiilerin ve on tanığın  
dinlenmesinin ardından askeri müfettiraporunu hazırlamıve iki görübildirmitir, bunlara  
göre:  
-U.E., V.K.’yı nöbet müfrezesi komutanı olarak görevlendirmekle ihmal nedeniyle emirlere  
karı gelmitir, zira bu tip bir görev askerlik görevini yapmakta olan bir çavua değil, ancak  
meslekten bir astsubaya verilebilmektedir.  
- V.K, aralarında müteveffanın da bulunduğu sorumluluğundaki askerleri kesintisiz ve  
yakından izlemeyi ihmal ettiği için gözetim görevini yerine getirmemitir.  
AĐHM, sözkonusu sürecin sonucundan bilgilendirilmemitir.  
D. Mehmet Çalıkan’ın ölümü hakkındaki soruturma ile ilgili olarak  
14 Haziran 2000 tarihinde, Savcı, müteveffanın asker olması ve olayın askeri bölgede  
meydana gelmesi nedeniyle, Trabzon 48. Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığının yetkili  
olduğunu ilan etmitir.  
3 Ağustos 2000 tarihinde, mermi kovanlarının mukayeseli incelemesi dosyaya eklenmitir:  
Mehmet Çalıkan’ın vücudundan çıkan mermi Çalıkan’ın kendi tüfeğinden çıkmıtır.  
28 Ağustos 2000 tarihinde, Askeri Savcılık, Mehmet’in ölümüne neden olan, tevik eden veya  
yardımcı olan üçüncü bir kiinin varlığını ortaya koyabilen delillerin olmaması nedeniyle,  
kovuturmaya yer olmadığı kararını vermitir.  
Bavuranlar, Askeri Mahkeme’de sözkonusu karara itiraz etmilerdir.  
Mevcut davada, yürütülen soruturmanın yetersiz olmasından ikayetçi olan bavuranlar,  
olayın meydana gelmesinden iki gün sonra iki kere Mehmet’in Đzmir’deki arkadalarından  
birini arayan ve “Ordu Gölköy’den Mehmet Çalıkan’ın asker arkadaıyım. Mehmet’in  
ailesine ulamayı denedim ancak ulaamadım. Mehmet’in ölümü intihar değildir. Burada iler  
çok karıık, bu iin peini bırakmasınlar.” demiolan Mehmet’in asker arkadaı S.K’nın  
ifadesinin alınmamasına itiraz etmilerdir.  
4
Depresyon geçirmesinin ardından, S.K. hava değiimi için memleketine gönderilmitir.  
Bavuranlar, konuyu görümek için S.K.’yı evlerine davet etmilerdir. S.K, Mehmet’in hayat  
dolu ve yaamına son vermeyi istemeyecek biri olduğunu ifade etmitir. Bilahare, Mehmet’in  
erkek kardei S.K ile dört kiinin de tanık olarak katıldığı bir görüme daha gerçekletirmitir.  
S.K. Mehmet’in ruhsal durumunda anormal hiçbir ey olmadığını, devriye ekibi ile birlikte  
radar istasyonuna çıkmadan önce arkadaları ile kağıt oynadığını belirtmitir. Ayrıca, S.K,  
yeni bir ey olup olmadığını öğrenmek amacı ile Gölköy Garnizonuna telefon ettiğini, mutfak  
ileri ile görevli bir askerin kendisine “ Burası kaynıyor, Mehmet’in ölümü ile ilgili imza  
topluyorlar” dediğini ifade etmitir.  
Bavuran Kemal Çalıkan Savcı tarafından yürütülen soruturma dosyasına ulave  
bavuranlar da aağıdaki unsurları tespit etmilerdir.  
-
Mehmet’in tüfeğinde hiçbir parmak izi incelemesi yapılmamıtır; sözkonusu tüfeği  
eline alarak uzman çavuV.K., tüfek üzerinde var olan parmak izlerini yok etmive  
kendi parmak izini bırakmıtır. Sözkonusu hareket üphe uyandırmaktadır. Bu  
bağlamda V.K.’nın sorgulanması gerekirdi.  
-
-
Devriyeyi oluturan on beaskerden yalnızca üçü dinlenmitir.  
Mesudiye Savcılığı tarafından düzenlenen yer tespit tutanağı ve otopsi raporunda,  
cesedin önünde yattığı duvarda kurun izi bulunduğunu belirtmektedir; müteveffanın  
yatıpozisyonu göz önüne alındığında, sözkonusu yerde böyle bir izin bulunması  
imkansızdır, öldürücü kurunun bolukta kaybolması gerekirdi; Mehmet’in sırtını  
duvara yasladığı varsayıldığında, kurun izinin 40 cm’den daha yukarıda bulunması  
gerekirdi;  
-
-
-
Mehmet’in giysileri üzerindeki barut izlerinin incelemesi yapılmadığından, yakın  
mesafeden ateedildiği iddiasını destekleyecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.  
Dosyadaki hiçbir ey, Mehmet’in elinde eldiven varken sağ elinin nasıl kan içinde  
kaldığını açıklayamamıtır;  
Resmi belgelere göre, yetkililer olaydan bazen 0.15’te bazen 01.00’da bilgilendirilmiꢀ  
gözükmektedirler; ölüm, 21.50’de meydana geldiği cihetle, sözkonusu iki üç saatlik  
gecikmenin aratırılması gerekmekteydi.  
-
Belgelere göre, Mehmet, arkadalarına göre daha çok sayıda nöbet tutmutur, fazla  
nöbet yazılmasının nedeni muhtemelen disiplin cezası olabilir; bu konunun  
aratırılması gerekmekteydi;  
Ayrıca, bavuranlar, asker M.S. ve asker M.M.’nin ifadelerinin doğruluğuna itiraz etmilerdir.  
Bavuranlara göre, sivil hayatında Mehmet, uyku sorunu yaamamıve banka dekontlarının  
da gösterdiği üzere askerlik süresince para sıkıntısı çekmemitir; ayrıca ne kızkardei ne  
kendini kızkardeolarak tanıtarak arayacak bir yakını bulunmaktadır.  
Bavuranlar, Mehmet’in kiisel eyalarının kendilerine teslim edilmemesine itiraz etmilerdir.  
Savcı, bavuranlara, Mehmet’in üzerinde kız arkadaı tarafından yazılmıbir mektup  
bulunduğunu söylemitir; oysa içerikleri yeni ipuçları sunabilecek ne sözkonusu mektup ne  
tutanaklarda geçen düğün davetiyesi Savcılığa iletilmitir.  
5
2 Ekim 2000 tarihinde, bavuranlar tarafından sunulan belgeleri göz önüne alarak, Erzincan  
Askeri Mahkemesi soruturmanın geniletilmesine ve Askeri Savcılığın,  
-
-
-
S.K.’nın ifadesini almasına,  
müteveffanın giysilerinde barut veya yanık izi incelemesi yapılmasına; ve  
Đntihara yönelik düünceleri olup olmadığının belirlenmesi için müteveffanın  
dosyalarının ve mektuplarının yeniden incelemesine  
karar vermitir.  
Askeri Savcılık, Mehmet’in giysileri üzerinde yapılan kimyasal analiz raporunu 18 Aralık  
2000 tarihinde almıtır. Bu rapora göre üst giysilerinin tamamında sırt bölgesi sol tarafından  
bir mermi girideliği tespit edilmiti. Yeleğin üzerinde bulunan deliğin özellikleri ‘yakın  
mesafeden’ atıyapılğını göstermekteydi.  
25 Ocak 2001 tarihinde S.K. Mehmet’in ailesine söylediği sözler hakkında ifade vermitir.  
S.K. Mehmet’in Đzmir’deki arkadaını, Mehmet’in kız arkadaının adresini öğrenmek için  
aradığını, Mehmet’in intihar etmediğin söylemediğini, ailesiyle de görüğünü, ancak onlara  
da ne Mehmet’in intihar etmediğini ne olayın örtbas edilmeye çalııldığını söylediğini, ailenin  
Mehmet’in intihar ettiğini kabul etmek istemediğini söylemitir.  
24 Nisan 2001’de düzenlenen bir ek bilirkii raporuyla önceki raporda düzeltme yapılmıtır.  
Uzmanlar konuyla ilgili olarak kullanılan tekniği açıkladıktan sonra, ilk inceleme sırasında,  
merminin açtığı deliklerin yalnızca gönderilen giysilerin sırt bölgesi yönünden incelendiğini,  
etrafındaki barut kalıntıları göz önünde bulundurularak bu deliğin mermi girideliğine  
benzetildiğini ancak otopsi raporu okunduktan sonra bunun mermi çıkıdeliği olduğunun  
ortaya çıktığını belirtmilerdir. Uzmanlar ölüme yol açan merminin kesin girinoktası  
meselesine açıklık getirmeksizin balangıçtaki hatalarını açıklamaya çalılardır.  
Sözkonusu giysi parçalarının kriminal laboratuarına gönderilip gönderilmediğine dair dosyada  
bir bilgi bulunmamaktadır. Müteveffanın kiisel dokümanlarının incelendiğine dair de bir  
bulgu yoktur.  
Erzincan Askeri Mahkemesi dosya üzerinden bir inceleme yaptıktan sonra 20 Temmuz  
2001’de bavuranların itirazını reddetmitir.  
Giysi parçalarının kaybolması nedeniyle merminin giriyerine dair kesin bir tespit  
yapılmadığını kabul etmesine rağmen mahkeme, bilirkiilerin açıklamalarından tatmin  
olduğunu ifade etmitir. Mahkeme bu doğrultuda konuyla ilgili olarak yürütülen soruturmaya  
dair ciddi bir ithamda bulunulamayacağı, olayların tüm yönleriyle incelendiği ve davacı  
tarafın iddialarının gereği gibi değerlendirildiği sonucuna varmıtır.  
Bavuranlar 31 Ekim 2001 tarihinde, 18 Aralık 2000 ve 24 Nisan 2001 tarihli bilirkii  
raporlarının birer nüshasını elde etmilerdir. Bavuranlar Savunma Bakanlığı’ndan kanun  
lehine olağanüstü çareye bavurmasını istemitir.  
Bavuranlar bu doğrultuda sözkonusu raporlar arasındaki çelikilere ve Erzincan Askeri  
Mahkemesi’nin hüküm verdiği tarihte Mehmet’i öldüren merminin giriyerine ilikin kesin  
bir tespitte bulunulmamıolduğu hususuna dikkat çekmilerdir. Bavuranlara göre sözkonusu  
mahkeme yaptıkları itirazları reddetmek suretiyle yanlıbir biçimde soruturmalara  
dolayısıyla gerçeğin aratırılmasına son vermitir.  
6
Bakanlık 9 Ekim 2001 tarihinde bavuranların taleplerini geri çevirmitir. Bakanlık 28  
Ağustos 2001 tarihli kovuturmaya yer olmadığı kararında ve 20 temmuz 2001 tarihli kararda  
ileri sürülen gerekçeleri benimsediği cevap yazısında kanun lehine bir kamu davası açılması  
için yeterli gerekçe bulunmadığını savunmutur.  
Mehmet’in kasten canına kıydığı kanaatinden hareketle ‘ehit’ olarak kabul edilmemesi  
nedeniyle anne-babasının, ipso jure bu statüden doğan birtakım sosyal ve ekonomik haklardan  
yararlandırılmadığı anlaılmaktadır.  
HUKUK  
I. ĐHTĐLAF KONUSU  
Bavuranlar Mehmet Çalıkan’ın halen aydınlatılmamıölüm koulları konusunda yürütülen  
soruturmanın yeterli ve uygun olmamasından ikayetçi olmaktadırlar. Bavuranlar bu  
çerçevede AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.  
AĐHM’ye göre, sözkonusu ikayet, sadece AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından  
incelenmesini gerektirmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Tarafların argümanları  
Mevcut davada, tarafların görüleri esas olarak bavuru evrakında AĐHM, tarafından taraflara  
yöneltilen sorular çerçevesinde oluturulmutur.  
1. Hükümet  
Hükümet, hiç kimsenin sözkonusu olayı önleyemeyeceğini veya öngöremeyeceğini  
savunmaktadır. Müteveffanın kiiliğine ilikin olarak ise, Hükümet, Mehmet Çalıkan’ın  
askerlik dosyasını ve yakınlarına, tanıdıklarına gönderdikleri mektuplardan bazılarının  
nüshalarını sunmaktadır. Hükümet’e göre, Mehmet’in üstlerinin, arkadaları tarafından dile  
getirilen uyku probleminden haberleri yoktu.  
Hükümete göre ne kadar üzücü olursa olsun soruturmanın gösterdiği üzere bir intihar olayı  
meydana gelmitir ve bu konuda yapılan cezai kovuturmanın, sonuç üzerinde önemli bir  
etkisi olmayan u ya da bu küçük ihmallere takılmayarak bütün olarak değerlendirilmesi  
gerekir.  
Bu bağlamda Hükümet, öncelikle, cesedin bulunmasının hemen ardından, arıdan bir  
saldırgan tarafından ateedilip edilmediğinin tespit etmek ve tüfeğin kaza ile atealmasını  
engellemek amacıyla Mehmet’in tüfeğinin kontrol edildiğini ifade etmektedir. Bu durumda,  
parmak izlerinin silinmesine yönelik kasıtlı bir davranıhiçbir ekilde sözkonusu değildi.  
Eldivenlerden birinde kan görülmesine ilikin olarak, Hükümet, AĐHM’nin kendini, kanıtları  
en iyi değerlendirecek durumda olan ve bu davada eldivenin üzerinde kan olmasını dikkate  
almaya değer bulmayan ulusal mahkemelerin yerine koymaması gerektiğini hatırlatmaktadır.  
7
Eldiven kanlı olsa bile bunun nedeni müteveffanın yere dümesinin ardından eldivenli elinin  
yaralı göğsünün altında kalmıolmasıdır.  
Yakınında cesedin bulunduğu duvardaki kurun izine ilikin olarak Hükümet, bu ize atıın  
ardından mermi kovanının neden olabileceğini savunmaktadır. Bu davada bu hususun sonuç  
açısından bir önemi yoktur zira bilirkii raporları, öldürücü kurunun, müteveffanın silahından  
çıktığını açıkça ortaya koymulardır.  
Hükümet, AĐHM’den kararını, Emrah Özcan- Türkiye (bavuru no: 41557/98, 9 Kasım 2004)  
kabuledilemezlik kararındaki mantığa dayanarak vermesini ve mesnetten yoksun olduğu  
gerekçesiyle ibu kararı reddetmesini talep etmektedir.  
2. Bavuranlar  
Bavuranlar, Hükümet’in parmak izlerine, kumaparçalarına, eldivenlere ve duvardaki  
kurun izine ilikin olarak yapmıolduğu açıklamaların ikna edici olmaması nedeniyle  
duydukları üzüntüyü ifade etmilerdir. Ayrıca, bavuranlar, Askeri Savcıyı, önceki  
ifadelerine tanık olan S.D., S.G., Đ.K. ve Y.. ile yüzletirmeden S.K.’nın inkarlarını kabul  
etmekle suçlamaktadırlar.  
25 Eylül 2007 tarihli ek görülerinde bavuranlar, AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddelerine atıfta  
bulunarak -özü itibariyle- ilk kez, askeri yetkilileri, Mehmet’in hayatını koruma  
yükümlülüklerini ihmal etme ile suçlamaktadırlar.  
B. AĐHM’nin takdiri  
1. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet’in önerisinin aksine, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde  
bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan  
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM, bavuranların, özü itibariyle AĐHS’nin 2. maddesinin esasına dayanan yeni  
argümanının, AĐHM’ye yaptığı bavuruda dile getirdiği koullardan farklı unsurlara  
dayanğını gözlemlemektedir. Đlk bavurudan bağımsız olarak düünüldüğünde ve ilgili  
davanın sona erme tarihi göz önüne alındığında, sözkonusu argüman gecikmeli olarak  
sunulmutur ve dolayısıyla AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca  
kabuledilemez niteliktedir.  
2. Esas hakkında  
Bu konudaki genel ilkeler çerçevesinde, AĐHM yerleik içtihadına göndermede bulunmakta  
(Bkz. sözü edilen Salgın kararı, Süleyman Çiçek-Türkiye kararı, no: 67124/01, 18 Ocak 2005,  
sözü edilen Kılınç vd., Stern-Fransa kararı no: 70820/01, 11 Ekim 2005, mutatis mutandis,  
Velikova-Bulgaristan no: 41488/98 ve Slimani-Fransa kararı no: 57671/00) ve 2. madde ile  
öngörülen yaam hakkının usul açısından korunması yükümlülüğünün zorunlu askerlik  
hizmeti sırasında meydana gelen bir ölüm olayı için de geçerli olduğunu dile getirmektedir.  
Bu yükümlülük ölüm olayının meydana geliꢀ ꢀeklinden sorumluların tespitine dek  
derinlemesine, tarafsız ve yerinde yürütülecek bir soruturmayı içermektedir.  
8
Devletin askerlik hizmetini zorunlu tuttuğu bir durumda, askeri yetkililerin sorumlulukları  
altındaki bir kiinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü koruma yükümlülüğü bulunduğu halde  
üpheli bir ölüm olayı meydana geliyorsa yetkili mercilerin temel tedbirleri uygulamaları özel  
bir ihtimam gerektirir.  
Bu intihar ile sonuçlanan vakalar için de geçerlidir, yetki merciler ölüm olayını çevreleyen  
koullar karısında müteveffanın yakınlarının ölümün meydana geliꢀ ꢀekline dair olağan  
üphelerini giderecek ekilde hareket etmek durumundadır. Bu husus uygulamada cinayet  
ihtimalini ortadan kaldıracak her türlü delil unsurunun doğrulanmasını da içerir.  
Bu ayrıca, meruiyet ilkesine saygı gösterildiğine olan güveninin sürmesi ve yasadıı hiçbir  
fiile müsamaha edilmediğini göstermek bakımından genel bir zorunluluk arz eder (Bkz.  
mutatis mutandis, Okkalı-Türkiye kararı no: 52067/99).  
Bu zorunluluğu karılamak bakımından, ölüm nedeninin veya sorumlulukların belirlenmesi  
yeteneğini zayıflatacak soruturma zaaflarının gerekli standartları karılamağı sonucuna  
varılmasına neden olacağının bilincinde olarak yetkili mercilerin ihtilaflı olaya ilikin tüm  
delillerin elde edilmesini sağlamak için makul olan tüm önlemleri alması gerekmektedir.  
(Bkz. sözü edilen Stern kararı ve Menson vd.-Birleik Krallık kararı, no: 47916/99). Her  
halükarda, menfaatlerinin korunması bakımından mağdur yakınlarının bu sürece dahil  
olmaları sağlanmalıdır (Bkz. örneğin sözü edilen Salgın kararı).  
AĐHM, mevcut bavuruda askerlik hizmetini yerine getiren Mehmet Çalıkan’ın öldüğü gün  
resen bir ceza soruturması ve buna paralel olarak idari bir disiplin soruturması balatıldığını  
not etmektedir.  
AĐHM ayrıca subaylar U.E. ve V.K.’ya atfedilen kimi disiplin kusurlarından elle tutulur  
somut bir sonuca varılmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM cezai bakımdan, ön soruturmada olduğu kadar tamamlayıcı soruturmalarda Savunma  
Bakanğı da dahil olmak üzere yetkililerin Mehmet’in intihar ettiği sonucuna vardıklarını  
gözlemlemektedir.  
Bu bağlamda Mesudiye Cumhuriyet Savcısı’nın, ardından Trabzon Askeri Savcısı’nın ve  
Erzincan Askeri Mahkemesi hakimlerinin olayın hangi koullarda meydana geldiğini açıklığa  
kavuturma arzularının olmadığını gösterecek hiçbir unsur bulunmamaktadır. Yine de, iç  
hukuk sürecinde bavuranların da dile getirdiği gibi bazı eksiklikler olduğu görülmektedir.  
AĐHM, bu eksikliklere örnek olarak, Mehmet’in askerde kullandığı silahın üzerindeki parmak  
izlerinin yok edilmesini, müteveffanın daha öncesinde baından geçen olayların ve üzerinde  
bulunan kiisel belgelerin içeriğinin dikkate alınmayıını, olay yerinde devriye gezen kimi  
askerlerin durumaya çağrılmamasını, müteveffanın eldivenli elinde tespit edilen kan  
lekesinin incelenmemesini ve/veya müteveffanın vücudunun yakınındaki duvara isabet eden  
mermiye ekspertiz yapılmamasını göstermektedir.  
Hükümetin dile getirdiklerine göre bu eksikliklerin soruturmanın etkililiğine bir tesiri  
bulunmamaktadır ve bütün olarak bir değerlendirildiğinde intihar tezini teyid etmektedir. Bu  
tür bir soruturmanın pratik gerçekliği çerçevesinde AĐHM, ne kadar üzücü olursa olsun ileri  
9
sürülen bu eksikliklerin ulusal makamların gözünde tezlerinin doğruluğunu inkar etmek için  
yeterli olmamasını anlayıla karılamaktadır.  
AĐHM, ortaya çıkabilecek vaziyet çeitliliğinin basit bir soruturma faaliyetleri listesine veya  
baka basitletirilmikıstaslara indirgenmesinin mümkün olmadığının, ancak, halkın  
tereddütlerinin ortadan kaldırılması ve adaletin saygınlığına halel gelmemesi için yerine  
getirilmesi gereken zorunlu bazı faaliyetler bulunduğunun altını çizer  
AĐHM bu bağlamda Hükümetin savunduğunun aksine bu davada ele alınan koulların, usul  
bakımından alınan tedbirlerde herhangi bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna vardığı Emrah  
Özcan-Türkiye kabuledilemezlik kararı ile mukayese edilemeyeceğine itibar etmektedir (Bkz.  
sözü edilen Emrah Özcan kararı).  
Dava olaylarına yeniden dönülecek olursa AĐHM, 14 Mayıs 2000 tarihinde düzenlenen otopsi  
raporunda ölüme yol açan kurunun «yakın mesafeden» 4 ila 150 cm’den atıldığı ve göğüs  
hizasından girdiğinin belirtildiğini not etmektedir. 18 Aralık 2000 tarihinde müteveffanın  
giysilerini (kurun deliğinin bulunduğu bölümleri kesilmiolan giysiler) inceleyen uzmanlara  
göre «kısa mesafeden» yapılan bir atısözkonusu olmakla birlikte merminin girideliği sırtta  
bulunmaktaydı.  
Bu çeliki göz önünde bulundurularak 24 Nisan 2001 tarihinde ikinci bir bilirkii incelemesi  
gerçekletirilmitir. Uzmanlar, bitiik atıyapılğı görüünden hareket ederek o ana kadar  
kanıtlanmıgözüken bir önceki tespitlerinden ayrılmı, böylece kurunun girideliğine ilikin  
çelikiyi bertaraf etmek adına, bu sefer atımesafesine ilikin bir belirsizlik yaratmılardır.  
Bu gözlem ıığında, Stern – Fransa davasında AĐHM’nin ölüme yol açan merminin giriꢀ  
deliğine ilikin belirsizlikler nedeniyle soruturmanın gereken ciddiyetle yapılmadığını tespit  
ettiğini anımsatmak yerinde olacaktır. Ancak adıgeçen davada AĐHM, sözkonusu eksikliğin  
bizzat bavuranın tutumundan kaynaklanması ve Fransız makamlarının cinayet varsayımını  
çürütmek için Emmanuel Stern’in cesedinin üzerinde bulunduğu geminin küçüklüğü ve  
adıgeçen ahsın hayatta iken intihar etme niyetinde olduğunu beyan etmesi gibi daha sağlam  
unsurlara isnat ettikleri gerekçeleriyle bu eksikliğe müsamaha etmitir (Stern, adıgeçen).  
Mevcut davada ise durum farklıdır. Bilirkiilere göre Mehmet’i öldüren kurunun girideliği  
ve atımesafesi gibi hususlar ancak kriminal ekibi tarafından mühürlenen giysi örneklerinden  
yola çıkılarak tespit edilebilirdi. Ancak bu temel aratırma sözkonusu numunelerin zaman  
içinde kaybolması nedeniyle gerçekletirilememitir (benzer durumlar için, bkz., Kamil uzun  
– Türkiye, no: 37410/97, prg. 60, 10 Mayıs 2007).  
Bu derece belirleyici bir kanıtın kaybından doğan boluğun ne ekilde doldurulacağı ve  
muhafazasından sorumlu kiiler hakkında ilem yapılıp yapılmadığı konularında dosyada bir  
izahat verilmemektedir. Buna karın askeri savcılığın soruturmaya yer olmadığı kararı  
verdiği 28 Ağustos 2000 tarihinde bu ihtilaflı meseleye dair hala kesin bir tespitte  
bulunulmamıtı. Konuyla ilgili bilirkii incelemeleri 18 Aralık 2000 ve 24 Nisan 2001  
tarihlerinde olmak üzere çok sonraları gerçekletirilmitir. Erzincan Askeri Mahkemesi’nin  
ve/veya Savunma Bakanlığı’nın bu konuda ya da atımesafesi konusunda harekete geçmeleri  
beklenirdi. Ancak durum böyle olmamıtır.  
Bu unsurlar, AĐHM’nin, ölüme yol açan atıın kaynağının kesin olarak tespit edilmesine mani  
olan ihmaller nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından müteveffa Mehmet  
10  
Çalıkan’a ilikin olarak ihlal edildiği sonucuna varması için kafidir. Atıın kaynağının kesin  
olarak tespiti müteveffanın yakınlarının intihar sonucu ölüme ilikin besledikleri üphelerin  
ortadan kaldırılmasını sağlayacak esas niteliğinde bir ilemdi.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN  
A. Tazminat  
Bavuranlar, oğulları ve kardeleri olan müteveffanın ölümünden sonra ‘ehit’ olarak kabul  
edilmesi ve ailesinin bu statüden doğan sosyal ve ekonomik haklardan yararlandırılması  
gerektiğini iddia etmektedirler.  
Bavuranlar ayrıca defin masrafları için 400 YTL talep etmektedirler. Bavuranlar bir avukat  
tarafından hazırlanan istiari mütalaayı sunmaktadırlar. Buna göre,  
-
-
ayet Mehmet Çalıkan ‘ehit’ olarak ilan edilmiolsaydı ailesi, 1) 32.692 YTL  
tutarında bir tazminat 2) 19.000 YTL tutarında toplu konut kredisi ve 3) aylık 452,93  
YTL maa(u ana kadar toplam olarak 22.000 YTL) elde edecekti.  
Müteveffa ehit olarak kabul edilmediği takdirde oğlunun ölümü nedeniyle annesinin  
kaybı 8.478,93 YTL, babasının kaybı ise 9.824,12 YTL olacaktır.  
Bavuranların avukatları yukarıdaki hususlara istinaden Refika ve Hasan Çalıkan için 60.000  
Euro ve Kemal Çalıkan için 20.000 Euro maddi tazminat talep etmektedirler.  
Avukatlar müvekkilleri için manevi tazminat olarak da aynı meblağları talep etmektedirler.  
Hükümet, istiari mütalaanın ancak bir hakim tarafından istenebilecek bilirkii incelemesiyle  
hiçbir alakasının olmadığına ve maddi tazminat taleplerine ilikin herhangi bir delil  
sunulmağına dikkat çekmektedir.  
Manevi tazminat taleplerine ilikin olarak ise Hükümet bu talepleri haksız ve aırı olarak  
değerlendirmektedir.  
AĐHM, bavuranların kendi adlarına, müteveffa oğulları ve kardeleri Mehmet adına bavuru  
yaptıklarını anımsatır. Bu bağlamda bavuranlar, sadece müteveffaya ilikin olarak tespit  
edilse dahi AĐHS’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlaline neden olan olaylar nedeniyle  
manevi tazminat talebinde bulunabilirler (Kılınç ve diğerleri, adıgeçen, prg. 63, ve Salgın,  
adıgeçen, prg. 98).  
Benzer davalarda hükmedilen meblağları ve bavuranın kendi soyundan gelen mirasçısı  
olmadığını göz önünde bulunduran AĐHM hakkaniyete uygun bir surette karara vararak hak  
sahibi bavuranlara bu yönde 13.000 Euro ödenmesine hükmeder.  
Buna karın, maddi tazminata ilikin talep tespit edilen ihlal ile arasında illiyet bağı  
bulunmaması dolayısıyla kabul edilmeyecektir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
11  
Davanın hem Türkiye’de hem de Strazburg’da hazırlanması ve sunulması sırasında yaptıkları  
masraf ve harcamalar için bavuranlar 4.966,30 YTL (yaklaık 2.682 Euro) talep  
etmektedirler. Bavuranlar masraf ve harcamalarını u ekilde ayrıntılandırmaktadırlar :  
-
4 Haziran 2007 tarihinde yapılan avukatlık sözlemesi uyarınca avukatlık ücreti için  
3.500 YTL,  
-
-
-
-
-
Tercüme ücreti için 1.040 YTL (faturalı),  
Bilirkii görüü ücreti için 150 YTL (faturalı)  
Kırtasiye masrafları için 250 YTL  
Posta masrafları için 26,30 YTL  
Hükümet, bavuranların Türkiye’deki davadaki avukatlık ücreti olarak istenen 500 YTL  
tutarındaki meblağın iadesini derhal reddetmektedir. Hükümet, 1466,30 YTL tutarındaki idari  
harcamalara da bu iddialara ilikin herhangi bir belge sunulmadığı gerekçesiyle itiraz  
etmektedir. Hükümet yargılama masraf ve giderleri bağı altında yapılan istemin tamamının  
aırı olduğu kanaatindedir.  
AĐHM avukatlık ücreti haricindeki diğer taleplerinin yeterli derecede belgelendirilmiꢀ  
olduğunu kaydeder.  
Avukatlık ücretine ilikin olarak bavuranlar, ödemenin iki avukata mevcut davanın  
sonuçlanmasından sonra yapılacağının varsayılmasına imkan tanıyan bir vekalet sözlemesi  
sunmulardır. Dolayısıyla, bavuranların avukatlarının karılıksız olarak hizmet verdikleri  
ünülemez. Bu çerçevede AĐHM, sözkonusu sözlemede ulusal mahkemeler önündeki  
temsil hizmetine tekabül eden ve Hükümetin itiraz ettiği 500 YTL’nin AĐHM tarafından  
mevcut kararda tespit edilen ihlalin ulusal hukuk düzeni çerçevesinde önlenmesine matuf bir  
meblağ olarak mütalaa edilmesi gerektiği kanaatindedir (ilke için bkz., sözgelimi, Hertel –  
Đsviçre, 25 Ağustos 1998, prg. 63).  
Bütün bu hususları değerlendiren AĐHM, K.D.V.’den muaf tutulmak üzere bavuranlara 2.500  
Euro ödenmesine hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavuranların AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddeleri bakımından dile getirdikleri ilk  
ikayetlerinin sadece AĐHS’nin 2. maddesinin usulü açısından bir inceleme gerektirdiğine  
ve bavurunun bu bağlamda kabuledilebilir ilan edilmesine ;  
2. Bavuranların AĐHS’nin 2. maddesinin esası bakımından yaptıkları yeni ikayetin  
kabuledilemez olduğuna ;  
3. Müteveffa Mehmet Çalıkan’a ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından  
ihlal edildiğine ;  
12  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından  
bavuranlara,  
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 13.000 Euro  
(on üç bin Euro) ödenmesine;  
ii. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için  
2.500 Euro (iki bin beyüz Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
13