HASAN CEYLAN – TÜRKĐYE KARARI
AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Baꢀvurunun kabuledilemez olduğuna dair baꢀka dayanak bulunmamaktadır.
B. Esaslar
Hükümet, baꢀvuranın tutuklanmasının, kendisinin suç iꢀlediği ꢀüphesine dair makul
gerekçelerin varlığına dayandığını ve tutukluluk durumunun uzman yetkililer tarafından
düzenli olarak, özel dikkatle, bahsedilen zaman diliminde yürürlükte olan kanunun getirdiği
gerekliliklere uygun olacak ꢀekilde gözden geçirildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın sorumlu
tutulduğu suçun ciddi nitelikte olduğu ve tutukluluk halinin devamının suça engel olmak ve
toplumsal düzeni korumak için ꢀart olduğunu ileri sürmüꢀtür. Son olarak Hükümet, Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın tutuklu yargılandığı süreyi göz önüne alarak verilen
cezada indirime gittiğini ve baꢀvuranın tutuklu kaldığı sürenin bütününün, baꢀvuranla birlikte
suçlanan kiꢀi sayısı ve iꢀlemlerin karmaꢀıklığı itibariyle makul olduğunu belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran bu görüꢀlere itiraz etmiꢀtir. Özellikle dava dosyasına kendisi hakkında yeni
delil girmemesi gerçeğine karꢀın, tutukluluk halinin uzatılması kararlarının basmakalıp
gerekçelere dayandığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi
altındaki hususların infazı durumunda hapiste yalnızca 3 yıl 9 ay kalacağını, ancak 5 yıldır
tutuklu bulunduğunu iddia etmiꢀtir.
AĐHM sözkonusu bir davada sanığın tutuklu yargılanmasının, makul bir süreyi
geçmemesini garanti etmenin öncelikle yerel adli makamların yükümlülüğü olduğunu yineler.
Bu amaçla masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına
uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya
çürüten delilleri incelemeli ve bunları, serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında
ortaya koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında baꢀvuranlar
tarafından ortaya konan saptanmıꢀ gerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3.
maddesinin ihlal edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve
Đnce – Türkiye, no. 46262/99, 20 Eylül 2005, § 61).
Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin bulunması, sürekli
gözaltında tutma iꢀleminin geçerliliği için ilk koꢀuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli
olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiꢀinin
özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir
(bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov –Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve
Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-IV).
Sözkonusu davada, AĐHM göz önünde bulundurulması gereken sürenin, baꢀvuranın
polis tarafından gözaltına alındığı 9 Ekim 1994 tarihinde baꢀlayıp birinci derece mahkemesi
tarafından suçlu bulunduğu 24 Aralık 1999 tarihinde sona erdiğini belirtir. Buna göre
tutukluluk hali takriben beꢀ yıl iki ay on beꢀ gün sürmüꢀtür. Bu süre zarfında birinci derece
mahkemesi, her duruꢀma sonunda kendi gerek görmesi veya baꢀvuranın talebi üzerine
baꢀvuranın devam etmekte olan tutukluluk durumunu değerlendirmiꢀtir. Ancak AĐHM, dava
dosyasındaki delillerden, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin “suçun niteliği ve delillerin
durumu göz önünde bulundurularak” gibi değiꢀmeyen, basmakalıp terimler kullanarak
baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamına hükmettiğini belirtir.
AĐHM, baꢀvurana isnat edilen suçun ciddiyeti ve ilgili cezanın ağırlığını dikkate alır.
Ancak, adaletten kaçma tehlikesinin sadece verilecek cezanın ağırlığı temelinde
3