COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
HASAN DÖNER – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 53546/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 53546/99 no’lu davanın nedeni, T.C.  
vatandaı Hasan Döner’in (bavuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 16 Eylül 1999  
tarihinde Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”) 34.  
Maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından Y. Arslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1975 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın gözaltına alınması ve kötü muameleye tabi tutulduğu iddiasına  
ilikin tıbbi belgeler  
7 Mart 1999 tarihinde, yaklaık 150–200 kii, Maraal Çakmak caddesinde gösteri  
yapmıtır. Bavuran dahil 45 kii yakalanmıve gözaltına alınmıtır.  
Đki polis memuru tarafından hazırlanan ve bavuran tarafından imzalanan yakalama  
tutanağına göre, polis memurları, bir binaya Molotof kokteyli atıldığına dair bilgi almılardır.  
Polis olay yerine geldiğinde, atein söndürülmüolduğunu görmütür. Bölge sakinleri,  
Karaoğlan caddesine doğru iki üphelinin kovalandığını polis memurlarına bildirmitir. Polis,  
birkaç apartman ileride, bavuranın bir grup tarafından yerde dövüldüğünü görmütür.  
Aynı gün Yenibosna polis karakolunda hazırlanan tespit tutanağına göre, bavuran bir  
kalabalık tarafından linç edilirken yakalanmıtır. Bu tutanakta iki polis memurunun,  
bavuranın ve M.A. isimli baka bir kiinin imzası bulunmaktadır. Diğer dört kiinin ismi  
imzasız olarak tutanakta yer almaktadır.  
Bavuran, kendisini sorgulamak isteyen polis memurlarına ifade vermeyi reddetmitir.  
Bavuranın avukatı bu sırada yanında bulunmaktadır.  
Bavuran, yakalanması sırasında ve gözaltında bulunduğu süre boyunca kötü muamele  
gördüğünü iddia etmitir. Bavuran, AĐHS’ye yazmıolduğu 10 Kasım 1999 tarihli mektupta,  
parasını çalan, kendisini döven ve kötü muamelede bulunan bir grup tarafından tutulduğunu,  
daha sonra ise gözaltındayken kendisine yine kötü muamelede bulunan polis memurları  
tarafından yakalandığını ifade etmitir.  
Bavuran, 7 Mart 1999 tarihinde akam 9.30 sularında, Devlet Hastanesi’nde bir  
doktor tarafından muayene edilmitir. Doktor, bavuranın sol dirseğinde 2x1 cm, sağ kolunda  
3 cm boyutlarında birer sıyrık ve sağ dizinde 1 cm boyutunda iki sıyrık olduğunu  
kaydetmitir. Doktor, ayrıca, bavuranın sağ omuz kemiğinin üstünde 5x10 boyutunda iki  
ekimoz ve iki omuz kemiği arasında çok sayıda sıyrık ve ekimoz olduğunu belirtmitir.  
Bavuran, 8 Mart 1999 tarihinde, bavuranın dövülmekten ve kendisine  
küfredilmesinden ikayet ettiğinden bahseden Bakırköy Adli Tıp ube Müdürlüğü’nden bir  
2
doktor tarafından muayene edilmitir. Doktor, bavuranın sağ omuz kemiğinin üzerinde  
22x20 cm.lik bir alanda küçük kırmızı noktaları olan yeni olumubir ekimoz, baında 2-3  
cm büyüklüğünde bir ilik, ve sağ dizinin altında 2x3 cm boyutunda kanlı bir sıyrık  
olduğunu kaydetmitir. Ayrıca, bavuranın sağ dirseğinin sıyrık bulunan bölgesinde 3x5  
büyükğünde bir ödem ve sol kolunun sıyrık bulunan bölgesinde 2x4 cm büyüklüğünde yeni  
olumubir ekimoz saptamıtır. Son olarak, doktor 7 ve 8 Mart 1999 tarihli tıbbi raporlara  
dayanarak, bavuranın yaralanmalardan dolayı yedi gün boyunca igöremeyeceği sonucuna  
varmıtır.  
B. Bavuran aleyhinde yürütülen cezai takibat  
8 Mart 1999 tarihinde, bavuran Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkmıve  
aleyhindeki suçlamaları reddetmitir. Bavuran, özellikle linç giriiminden mağdur olduğunu  
inkar etmive üpheli görünen kiilerin cüzdanını çaldığını iddia etmitir. Bavuranın avukatı  
durumaya gelmitir. Mahkeme, bavuranın tutuklu yargılanmasına karar vermitir.  
Bavuran, mahkemenin tutuklanması yönündeki kararına itiraz etmive Bakırköy  
Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazmıolduğu dilekçede, diğerlerinin yanı sıra, cüzdanını çalan  
birkaç kii tarafından yakalandığını ifade etmitir. Kız kardeinin evine giderken rast geldiği  
bir gösteri sırasında polise teslim edilmitir. Bavuran, ayrıca polisin doğrudan müdahalesinin  
olmadığını belirtmitir. 15 Mart 1999 tarihinde, suçun niteliği ve dava dosyasının içeriği  
gözönünde bulundurularak, bavuranın itirazı mahkeme tarafından reddedilmitir.  
Bu arada, 9 Mart 1999 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, bavuranı Molotof  
kokteyli atmakla suçlayan bir ithamname vermitir. Bavuranın mahkum edilmesini ve Ceza  
Kanunu’nun 264. maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmitir.  
18 Mart 1999 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, ratione materiae yetkisinin  
olmadığını ileri sürerek davayı Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne göndermitir.  
Mahkeme, ayrıca, bavuranın tutuklu yargılanma süresini uzatmaya karar vermitir.  
12 Nisan 1999 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın durumaya  
kadar tutukluluğunun devam etmesine karar vermitir.  
Bavuran, 20 Mayıs 1999 tarihinde, bir yanlılık olduğu gerekçesiyle tutuksuz  
yargılanmak için Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bavurmutur. Bavuran,  
dilekçesinde, yeğeni için hediye almak üzere alıveriyaptığı sırada rast geldiği bir gösteri  
sırasında cüzdanını çalan kiilerce yakalandığını hatırlatmıtır. Bavuran, linç giriiminin  
sözkonusu olmadığını ifade etmitir. Mahkeme, 30 Haziran 1999 tarihinde, suçun niteliği,  
kanıtların durumu ve bavuranın mahkeme tarafından dinlenmiolması nedeniyle tutuklu  
yargılanma sürecinin devam etmesini öngörmütür.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 12 Temmuz 1999 tarihinde, bavuranın itham  
edildiği eylemin yasadıı bir örgütle herhangi bir bağı bulunmadığını kaydederek, ratione  
materiae yetkisinin olmadığı sonucuna varmıtır. Mahkeme, ayrıca, bavuranın tutuklu  
yargılanma sürecinin devam etmesine karar vermitir. Dava, yetkili mahkeme konusunda  
karar vermesi için Yargıtay’a gönderilmitir.  
11 Ağustos 1999 tarihinde, Yargıtay, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin davaya  
bakma yetkisi olduğuna karar vermive davayı bu mahkemeye iade etmitir.  
3
7 Eylül 1999 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda cezai takibat  
balatılmıtır. Mahkeme, bavuranın tutuklu yargılanma süresini uzatmıtır.  
27 Ekim 1999 tarihinde, mahkeme, yakalama protokolünü hazırlayan polis memurları  
H.Ü., M.D. ve I.Ö’ye ifade vermeleri için celpname çıkarmıtır.  
13 Aralık 1999 tarihinde yapılan durumada, bavuran, olayın gerçekletiği gün kız  
kardeinin evine giderken yanından bir kiinin kotuğunu, daha sonra birisinin kolunu  
büktüğünü, kendisini bir arabaya yasladığını ve cüzdanını çaldığını ifade etmitir. Daha sonra  
bu kiilerin polisi aradığını ve kendisinin yakalandığını belirtmitir. Bavuran, polis  
karakolunda dövüldüğünü ve polis memurları tarafından hazırlanan tutanakların doğru  
olmadığını ifade etmitir.  
Mahkeme, 9 ubat 2000 tarihinde, bavuranın bazı vatandalar tarafından  
yakalanğını, kötü bir ekilde dövüldüğünü ve polise teslim edildiğini ifade eden polis  
memurlarından birini, M.D.’yi, dinlemitir. M.D., bavuranı yakalayan kiilerden hiçbirinin  
tanıklık etmeyi kabul etmemesi nedeniyle, polisin yakalama tutanağına bu kiilerin imzasını  
alamadığını ifade etmitir. Bavuran, kendisine karı linç giriiminde bulunulmadığını ifade  
ederek M.D.’nin tanıklığını reddetmitir. Bavuran, arabanın içinde polis memurlarının sırtına  
vurduğunu belirtmitir. Aynı gün, mahkeme, bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakılmasına karar vermitir.  
7 Nisan 2000 ile 30 Ekim 2002 tarihleri arasında, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi altı  
duruma yapmıve ifade vermeleri için H.A. ile polis memurları H.Ü. ile I.Ö’yü celp etmitir.  
Mahkeme, 30 Ekim 2002 tarihinde, bulunamadığı gerekçesiyle, tanıklardan biri olan  
H.A.’yı dinleme teklifinden vazgeçmitir.  
Mahkeme, 19 Aralık 2003 tarihinde, olayı hatırlamadığını ancak sözkonusu zamanda  
hazırlanan tutanağın doğru bilgi içerdiğini ifade eden polis memuru I.Ö.’yü dinlemitir.  
Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 2003 ile 2 ubat 2005 tarihleri arasında,  
tanıklardan biri olan H.Ü.’nün sürekli olarak durumalara katılmaması nedeniyle, tamamı  
ertelenen birçok duruma günü tespit etmitir.  
Bavuran, 28 Haziran 2007 tarihli bir mektupla, davasının hala Bakırköy Ağır Ceza  
Mahkemesi önünde beklemede olduğunu AĐHM’ye bildirmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, herhangi bir ayrıntıya girmeden, gözaltındayken kötü muameleye tabi  
tutulduğu konusunda ikayetçi olmutur. Bavuran, ikayetini AĐHS’nin 3. maddesine  
dayandırmıtır.  
A. Tarafların ifadeleri  
4
Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmitir. Özellikle de bavuranın kötü muamele  
iddiasına ilikin ayrıntıları anlatmadığını ve tıbbi raporda kaydedilen yaraların bavuranın bir  
grup insan tarafından dövülmesi sonucu olutuğunu ileri sürmütür.  
Bavuran, konuyla ilgili tıbbi raporlarda görüldüğü gibi, tutukluluğu ve gözaltında  
bulunduğu süre boyunca kötü muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmütür. Bavuran,  
polislerin adli takibat yapılmasını önlemek için linç hikayesini uydurduğunu iddia etmitir.  
Ayrıca, polis memurları nadiren kötü muameleden dolayı kovuturulduğu için, resmi ikayette  
bulunmasının önüne geçildiğini ileri sürmütür.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır (bkz, özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye, no. 45907/99, 22 Ekim  
2002). AĐHM, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle “makul üphenin ötesinde”  
standardını uygulamaktadır. Ancak, böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı  
çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (bkz, Đrlanda /  
Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25, s. 64-65, 161. paragraf in fine).  
1. Gözaltındayken kötü muamelede bulunulduğu iddiası  
Bavuranın gözaltı süresinin son günü (8 Mart 1999) hazırlanan tıbbi raporda, kötü  
muameleye maruz kalma sonucu olumuolabilecek çok sayıda yara olduğu kaydedilmitir.  
Bata saptanan küçük bir ilik ve yaraların biraz daha kötü durumda olması dıında, bu tıbbi  
rapor yaraların yeri ve tipi bakımından bavuranın yakalandığı gün (7 Mart 1999) verilen  
raporla büyük ölçüde aynıdır. Sonuç olarak, AĐHM, 8 Mart 1999 tarihli tıbbi raporda  
kaydedilen belirtilerin bavuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye tabi tutulduğu  
yönündeki iddialarını kanıtlamak için yetersiz olduğu görüündedir. Çünkü, bavuran iddia  
ettiği kötü muamelenin tipi veya ekliyle ilgili olarak, gözaltı sonrasında hazırlanan ikinci  
tıbbi raporda kaydedilen bulguların bu iddiayı doğrulayıp doğrulamadığını değerlendirmesine  
olanak vermek için AĐHM’ye hiçbir ayrıntı bildirmemitir.  
Sonuç olarak, bavuranın vermiolduğu bilgi, AĐHM’nin, makul üphenin ötesinde,  
bavuranın iddia ettiği gibi gözaltındayken kötü muameleye tabi tutulduğu yönünde karar  
vermesini sağlayacak kadar kati veya ikna edici değildir.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğuna ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiğine karar vermitir.  
2. Yakalanma sırasında kötü muamelede bulunulduğu iddiası  
AĐHM, özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kiiyle ilgili olarak, kiinin kendi  
davraının kesinlikle gerekli kılmadığı durumda iddete bavurulmasının onur kırıcı bir  
davraolduğunu ve esas itibariyle 3. maddeye ters düğünü hatırlatmaktadır (bkz, Ribitsch  
/ Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, s. 26, 38. paragraf, ve Krastanov /  
Bulgaristan, no. 50222/99, 53. paragraf, 30 Eylül 2004).  
5
AĐHM, bavuranın yaralarının 7 Mart 1999 tarihli tıbbi raporda kaydedildiği gibi o  
tarihte olutuğuna tarafların itiraz etmediklerini gözlemlemektedir. Ancak, taraflar bu  
yaraların aslında nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı eyler anlatmılardır.  
AĐHM, bavuranın hem yerel mahkemeler hem de AĐHM huzurunda vermiolduğu  
çelikili ifadelerin, iddialarının gerçekliği hakkında üphe uyandırdığı ve Hükümet’in vermiꢀ  
olduğu bilgiyi inanılır kıldığı görüündedir. Bu bakımdan, bavuranın, yerel mahkemeler  
huzurunda yalnızca polis memuru M.D.’nin olayları anlatıꢀ ꢀekline itiraz ettiği 9 ubat 2000  
tarihinde, yakalanma sırasında kötü muameleye tabi tutulduğundan bahsettiği kaydedilmitir.  
Bavuran, bunun öncesinde, linç giriiminde bulunulduğunu inkar ederken, kendisini  
yakalayan polis memurları tarafından güç kullanıldığı konusunda herhangi bir ey  
söylememitir. Yakalandığı gün dahil olmak üzere cezai takibat boyunca bavuranın bir  
avukat tarafından temsil edilmesi nedeniyle, AĐHM, atlanan bu kısmın çarpıcı olduğunu  
ünmektedir. Bavuran, AĐHM huzurunda, yakalanması sırasında kötü muameleye tabi  
tutulduğu iddiasının ayrıntıları konusunda sessiz kalmıtır. AĐHM, ayrıca, bavuranın 10  
Kasım 1999 tarihli mektubunda, gözaltındayken polis memurları tarafından kötü muameleye  
tabi tutulduğu iddiası öncesinde bir grup insan tarafından dövüldüğünü itiraf ettiğini  
gözlemlemektedir.  
Yukarıda anlatılanlar gözönünde bulundurulduğunda, dava dosyasındaki kanıtlar,  
makul üphenin ötesinde, tutuklandıktan sonra bavurana karı iddet uygulandığını  
göstermemektedir. Buna göre, bavurunun bu kısmı da dayanaktan yoksun olup AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 5/3 VE 6/2 MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltı süresinin çok uzun olduğu ve bunun sonucunda suçsuz varsayılma  
hakkının ihlal edildiği konusunda ikayetçi olmutur. ikayetini 5. ve 6. maddelere  
dayandırmıtır.  
AĐHM, bu ikayetin yalnızca 5/3 maddesi dikkate alınarak incelenmesi gerektiği  
görüündedir.  
Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranın tutuklu kaldığı sürenin, yakalanmasıyla birlikte 7 Mart 1999  
tarihinde baladığını ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 9 ubat 2000 tarihinde  
sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, tutukluluk on bir ay sürmütür.  
AĐHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten ve konuyla ilgili içtihadını  
değerlendirdikten sonra (bkz, örneğin, Sevgin ve Đnce / Türkiye, no. 46262/99, 61. paragraf, 20  
Eylül 2005; Ilijkov / Bulgaristan, no. 33977/96, 77. paragraf, 26 Temmuz 2001; Labita /  
Đtalya [GC], no. 26772/95, 152-153. paragraflar, AĐHM 2000-IV; Smirnova / Rusya, no.  
46133/99 ve 48183/99, 59. paragraf, AĐHM 2003-IX (alıntılar) ve; Sağat ve Diğerleri /  
Türkiye, no. 8036/02, 6 Mart 2007), bavuranın tutukluluk süresinin 5/3 maddesinin  
öngörğü makul süreyi amadığını düünmektedir. AĐHM, bu sonuca varırken bavuran  
aleyhindeki suçlamayı, tutukluluğunun sürmesi için mahkemelerin sunduğu gerekçeleri ve  
gözaltı süresinin tamamını dikkate almıtır.  
6
Buna göre, bavurunun bu kısmı dayanaktan yoksun olup AĐHS’nin 35. maddesinin 3.  
ve 4. paragrafları gereğince reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, cezai takibat süresinin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre” artına  
uymağı konusunda ikayetçi olmutur.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmitir.  
Bavuran, iddialarında ısrar etmitir.  
AĐHM, dikkate alınması gereken sürenin bavuranın yakalanıp gözaltına alındığı 7  
Mart 1999 tarihinde baladığını gözlemlemektedir. Taraflarca sunulduğu üzere dava  
dosyasında yer alan bilgiden, davanın hala ilk derece mahkemesi önünde beklemede olduğu  
anlaılmaktadır. Bu kararın alındığı tarih itibariyle, dava balayalı sekiz yıl yedi aydan fazla  
süre geçmitir.  
AĐHM, sözkonusu bavurudakine benzer sorunlar içeren davalarda genellikle 6/1  
maddesinin ihlalini saptamıtır (bkz, özellikle, Sertkaya / Türkiye, no. 77113/01, 20-21.  
paragraflar, 22 Haziran 2006, ve Mehmet Güne/ Türkiye, no. 61908/00, 31. paragraf, 21  
Eylül 2006).  
AĐHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten ve konuyla ilgili içtihadını  
değerlendirdikten sonra, sözkonusu davada, takibatın çok uzun sürdüğünü ve “makul süre”  
artının yerine getirilmediğini düünmektedir.  
Buna göre, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal  
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen  
telafi edebiliyorsa, AĐHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın  
adil tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi ve manevi tazminat olarak, toplamda 50,000 Yeni Türk Lirası  
(yaklaık 30,250 Euro) talep etmitir.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmitir.  
7
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı  
bulunmadığını kaydederek bu talebi reddeder. Ancak, adil temellere dayanarak  
değerlendirmede bulunan AĐHM, manevi tazminat olarak 5,000 Euro ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, yerel mahkemeler ile AĐHM huzurunda yapılan yargılama masraf ve  
giderleri için toplamda 12,400 YTL (yaklaık 7,500 Euro) talep etmitir. Bavuran, talebini  
Đstanbul Barolar Birliği’nin 2005 yılı ücret cetveline dayandırmıtır. Ancak, herhangi bir  
makbuz veya ilgili diğer belgeleri sunmamıtır.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmitir.  
Bavuran, AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesi gereğince talebini desteklemek üzere  
herhangi bir belge sunmadığı için, AĐHM bu balık altında herhangi bir ödeme yapılmasını  
öngörmemektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Yargılamanın uzun sürmesine ilikin yapılan ikayetin kabuledilebilir, bavurunun  
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren  
üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından  
bavurana manevi tazminat olarak 5,000 Euro (bebin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri  
gereğince 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8
9