Ayrıca, başvuranın güvenlik güçlerinin görevlerini kötüye kullandıklarına
dair iddialarına ilişkin ciddi ve anlamlı bir soruşturma yapılmadığım ve
Hükümet'in başvuranın olaylar hakkındaki görüşlerinin aksini ispat
edemediğini gözönünde tuttum. Adli ve idari makamlar, başvuranın 7 Temmuz
1992 tarihli dilekçesinde ileri sürdüğü çok ciddi iddiaları soruşturmak için
önemli bir adım atmamıştır.
Nachova ve Diğerleri/Bulgaristan kararında görüldüğü gibi (op.cit. § 169)
"...AİHM; yetkili makamların, şiddet olaylarım içeren soruşturmalarda,
Devlet makamları tarafından verilen yetkilere dayanarak soruşturma yollarım
izlemedikleri ve ayrımcılıkla ilgili muhtemel kanıtları gözardı ettikleri
durumlarda, AİHS'nin 14. maddesi uyarınca şikayetleri incelerken, olumsuz
sonuçlara varabileceğini ya da daha önce kanıtlarla ilgili zorluklar içeren
durumlarda yapıldığı gibi kanıtlama yükümlülüğünü sorumlu Devlet'e
yükleyebileceğini gözönünde bulundurur ( bkz Salman/Türkiye [BD], no.
21986/93, § 97, AİHM 2000-VII, Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, § 87,
AİHM 1999-V ve Conka/Belçika, no. 51564/99, § 61, AİHM 2002-1)."
Aynı kararda ayrıca aşağıda belirtilenlere değinilmiştir:
"Muhakkak, ırksal motivasyonu kanıtlamak pratik olarak son derece zor
olacaktır. Sorumlu Devlet'in şiddet olaylarını içeren olası ırkçı hareketleri
araştırma yükümlülüğü en büyük çabayı gösterme yükümlülüğüdür ve mutlak
değildir (bkz, mutatis, mutandis, Shanaghan/İngiltere, no. 37715/97, § 90,
AİHM 2001-III, soruşturmaya dair genel yükümlülüğe ilişkin aynı ilkeyi belirler).
Yetkili makamlar; bu şartlar altında ırkçı eğilimli şiddetin göstergesi olabilecek
şüpheli olayları gözardı etmeden kanıtları toplamak ve saklamak, gerçeği
açığa çıkaracak tüm pratik yollan araştırmak ve gerekçeli, tarafsız ve objektif
kararlar almak için makul olanı yapmalıdır... (paragraf 159)"
Talep edilmiş kanıt standardına ilişkin aşağıda belirtilenlere değinilmiştir:
"AİHM birçok davada, uyguladığı kanıt standardının 'makul şüphenin ötesinde kanıt'
standardı olduğu kararını vermiştir, fakat bu ilkenin ceza duruşmalarında olduğu gibi
yüksek dereceli olasılık gerektirdiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini açıklığa
kavuşturmuştur. Kanıtın; yeterli derecede güçlü, açık ve makul varsayımların ya da
aksi ispat olunmamış benzer maddi karinelerin bir arada bulunmasından
kaynaklanabileceği kanısına varmıştır. İhlal edilen asli hakkın niteliğini ve ilgili
kanıtlara ilişkin zorluklan gözönüne alarak değişkenliğe müsaade etmek AİHM'nin
uygulaması olmuştur. Kanıtlara ilişkin değişmez kurallar belirleme tekliflerini
reddetmiş ve kanıtların serbest tahakkuku ilkesine bağlı kalmıştır. AİHM ayrıca
görevinin, ceza kanunu uyarınca suçlar üzerine değil, uluslararası hukuk uyarınca
Devlet sorumluluğu üzerine karar vermek olduğunu kabul etmiştir. Kanıt ve ispat
konularına yaklaşımında, Sözleşmeci Devlet'in asli bir hakkı ihlal ettiğine dair karar
vermenin ciddi bir mesele olduğunu gözardı etmeden, AİHS'nin 19. maddesi
uyarınca "Yüksek Sözleşmeci Taraflarca üstlenilen taahhütlerin ifasını garanti etme"
görevine bağlı kalacaktır ( bkz, diğerleri arasında, devamda belirtilen kararlar:
İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25, sayfa 64-65, § 161;
Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, sayfa 24, § 32;
Tanlı/Türkiye, no. 26129/95, §§ 109-11, AİHM 2001-III; Aktaş/Türkiye, no. 24351/94,
§ 272, AİHM 2003-V (özetler)), (paragraf 166)".
Bu fırsatı, sözkonusu davada olduğu gibi insan haklannın ihlali
yaklaşımımı yinelemek için kullanıyorum2. "Makul şüphenin ötesinde" kanıt
standardının kaynağım, Amerikan Hukuk Sistemi'nde (Common Law) ceza
2 "Standards of Proof in Proceedings under the European Convention on Human Rights" (Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi uyarınca Davalarda Kullanılan Kanıt Standartları) hususunda görüşlerimin tam bir izahı için
bkz.Loucaides, Essays on the Developing Law of Human Rights (Gelişmekte Olan İnsan Hakları Kanunu Üzerine
Denemeler, 1995, Martinus Nijhoff Yayınevi, Dordrecht/Boston/London, sayfa 57 et seq.