CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
HASAN İLHAN/TÜRKİYE  
(Başvuru no:22494/93)  
KARAR  
STRAZBURG  
9 Kasım 2004  
Sözkonusu harar AİHS'nin 44/2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.  
Sekretarya revizyonuna tabi tutulması mümkündür.  
Hasan llhan-Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (İkinci Daire),  
Sn. J.-P. COSTA, President,  
Sn. A.B. BAKA,  
Sn. L. LOUCAIDES,  
Sn. C. BİRSAN,  
Sn. M. UGREKHELIDZE,  
Sn. A. MULARONI, yargıçlar,  
Sn. F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,  
ve Bölüm Sekreteri Yardımcısı Sn. T.L. EARLY'nin katılımı ile Avrupa  
İnsan Haklan Mahkemesi Heyeti olarak toplanmış,  
19 Ekim 2004 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,  
yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı Hasan İlhan'ın ("başvuran"), 23  
Temmuz 1993 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlükleri Korumaya  
Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye  
aleyhine  
Avrupa  
İnsan  
Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı  
başvurudur (başvuru no. 22494/93). 15 Ağustos 1995 tarihinde başvuranın  
yasal temsilcileri Avrupa İnsan Haklan Komisyonu'na, başvuranın Haziran  
1994 tarihinde vefat ettiğini bildirmişler ve başvuruya oğlu Abdülmecit İlhan'ın  
devam etmesini talep etmişlerdir. 20 Ocak 1996 tarihinde Komisyon,  
Abdülmecit İlhan'ın babası yerine başvuruya devam etme talebini kabul  
etmiştir. Fiili nedenlerden dolayı, Abdülmecit İlhan "başvuran" olarak kabul  
edildiği halde Hasan İlhan'a "başvuran" denecektir.  
2. Adli yardım verilen başvuranı, görevlerini İngiltere'de ifa etmekte olan  
avukat Kevin Böyle ve Françoise Hampson temsil etmiştir. Türk Hükümeti  
("Hükümet"), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) organlan huzurundaki  
davalar için bir vekil tayin etmemiştir.  
3. Başvuran, özellikle, güneydoğu Türkiye'de bulunan Yardere Köyü ve  
Mardin İli yakınlarındaki Kaynak Mezrası'nda güvenlik güçleri tarafından  
______________________________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından  
yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması  
koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
evinin ve içindekilerin, üzüm bağının ve meyva bahçesinin tahrip edildiğini ileri  
sürmüştür. AİHS'nin 3, 5, 6, 8, 13,14 ve 18. maddelerinin ve AİHS'e ek l No'lu  
Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine dair şikayette bulunmuştur.  
Komisyon'a sunduğu 12 Temmuz 1996 tarihli görüşlerinde, AİHS'nin 5.  
maddesi uyarınca şikayetini geri almıştır.  
4. 30 Ağustos 1994 tarihinde Komisyon, Hükümet'in başvurunun  
geçerliliğine dair ilk itirazını reddetmiştir, müteakiben 17 Ekim 1994 tarihinde  
Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilir olduğu ilan edilmiş ve  
Komisyon henüz davanın incelenmesini tamamlamamış olduğu için, AİHS'e  
ek 11 No'lu Protokol'ün 5§3. maddesi ikinci fıkra gereği l Kasım 1999 tarihinde  
Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'ne (AİHM) havale edilmiştir.  
5. Başvuruyla ilgili olarak AİHM'nin İkinci Dairesi görevlendirilmiştir  
(AİHM İç Tüzüğü'nün 52§1. maddesi). Bu Daire içinde davayı inceleyen Heyet  
(AİHS'nin 27§1. maddesi) İç Tüzüğün 26§1. maddesinde öngörüldüğü üzere  
oluşturulmuştur. Türkiye'yi temsil etmek üzere seçilen Yargıç Rıza Türmen,  
davadan çekilmiştir (İç Tüzük-madde 28). Bu nedenle, Hükümet, Feyyaz  
Gölcüklü'yü ad hoc Yargıç olarak atamıştır (AİHS'nin 27§2. maddesi ve İç  
Tüzüğün 29§1. maddesi).  
6. Başvuran ve Hükümet esaslar hakkında görüşlerini sunmuşlardır (İç  
Tüzük 59§1. madde). Heyet, taraflara danıştıktan sonra esaslar hakkında  
görüş sunmalarına gerek olmadığına (İç Tüzük madde 59§3 in fine),  
tarafların birbirlerinin görüşlerine yazılı cevap vermelerine karar vermiştir.  
7. 1 Kasım 2001 tarihinde AİHM, Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç  
Tüzük madde 25§1). Dava, yeni oluşturulan İkinci Daire'ye havale edilmiştir  
(İç Tüzük madde 52§1).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
8. Başvuran, 1921 doğumlu, Kürt kökenli bir Türk vatandaşıdır.  
Sözkonusu davaya neden olan olayların geçtiği tarihte kendisi ve  
ailesi Kaynak Mezrası'nda yaşamaktaydı.  
A. Giriş  
9. 21 Nisan 1999 ve 30 Haziran 1992 tarihli olaylarla ilgili dava olayları  
taraflar arasında ihtilafa neden olmuştur.  
10. Olaylar, başvuran tarafından sunulduğu şekliyle aşağıda belirtilen  
Kısım B'de belirtilmiştir (paragraf 12-20). Hükümet'in olaylar hakkındaki  
görüşleri  
aşağıda belirtilen Kısım C'de özetlenmiştir (paragraf 21-33).  
Başvuran ve Hükümet tarafından sunulan yazılı ifadeler sırasıyla Kısım D ve  
E'de özetlenmiştir.  
11. Komisyon, taraflar arasında ihtilafa yol açan olayları saptamak için  
AİHS'nin eski 28§1. maddesi (a) uyarınca tarafların yardımı ile bir soruşturma  
açmıştır. 17 Nisan 1996 ve 19 Nisan 1996 tarihleri arasında Ankara'da  
tanıkların ifadelerini alacak üç vekil (G. Jörundsson, J. Liddy ve G. Ress) tayin  
etmiştir. Komisyon, diğer on tanıkla birlikte başvuranın oğlunun da ifadesini  
almıştır. Bu tanıklar tarafından verilen sözlü ifadelerin özeti aşağıda belirtilen  
Kısım F'de bulunabilir.  
Bir diğer tanık, başvuranı sorgulamış olan Mardin Cumhuriyet  
Başsavcısı Kürşat Kayral da çağrılmış fakat Komisyon vekillerinin huzuruna  
çıkmamıştır. Tanık dinleme duruşması sırasında Kayral tarafından yazılan ve  
vekiller huzurunda ifade vermediğini belirten bir mektup okunmuştur. Kayral,  
davayla ilgisinin, başvuranın ifadesini alması ile sınırlı olduğunu; bu nedenle  
sunabileceği başka bir doküman olmadığını belirtmiştir.  
B. Başvuranın Olaylar Hakkındaki Görüşleri  
12. Kaynak, yaklaşık on ailenin yaşadığı küçük bir mezradır. Yirmi-yirmi  
beş ailenin yaşadığı Ahmetli Köyü, Kaynak Mezrası'ndan bir kilometre  
uzaklıktadır. İki köy de çok küçük olduğu için tek bir köy haline getirilmek  
üzere birleştirilmişlerdir. Ahmetli merkez, Kaynak ona bağlı mezra olmuştur.  
Bir tepe üzerinde kurulmuştur ve buradan, daha alçağa kurulmuş ve bir  
buçuk kilometre mesafeye yayılmış Yardere ve Aytepe Köyleri  
görülebilmektedir.  
Köyün batısında bir Askeri Karakol'un bulunduğu  
Konaklı Köyü yeralmaktadır. Konaklı Köyü bir buçuk kilometre uzaklıktadır ve  
daha alçağa kurulmuştur. Köyün altı yedi kilometre güneyinde kurulmuş  
Oğuzköy ile Konaklı Köyü'nden on yedi kilometre uzağa kurulmuş Akıncılar  
Köyü'nde birer Askeri Karakol bulunmaktadır.  
13. Başvuranın, Kaynak Mezrası'mn batısında yeralan üzüm bağları,  
badem, kiraz, incir ve meşe ağaçları vardır. Ayrıca, köyün güneydoğusunda  
bulunan Yardere Köyü ile kendi köyü arasındaki vadide erik, şeftali ve kayısı  
ağaçlan vardır. Bu ağaçlar, kaynağını Aytepe Köyü'nden alan ve Suriye'ye  
doğru akan bir ırmak tarafından sulanmaktadır. Başvuranın eskiden pamuk  
ve tütün yetiştirdiği vadide toprağı vardır. Ayrıca, koyun ve keçi de  
beslemektedir.  
14. 21 Nisan 1992 tarihinde Mardin Jandarma Komutanlığı'na bağlı  
askeri birimler, başvuranın köyünü aramışlardır. O tarihte köyde hiçbir askeri  
operasyon icra edilmemiştir. Askerler, köylülerin etrafını sarmışlar, onları  
tehdit etmişler ve eğer köyü terketmezlerse öldürüleceklerini söylemişlerdir.  
Daha sonra, el bombası, yanıcı madde ve kazma kullanarak bazı ev ve  
ahırları tahrip etmişlerdir. Hayvanları da telef etmişlerdir.  
15. Evleri yıkılan köylüler köyü terketmişler ve yakındaki Yardere  
Köyü'ne sığınmışlardır. Yardere Köyü'ne gitmek üzere yol alırken yaşlı bir  
kadın ve iki yaşındaki erkek ikiz kardeşler hayatlarını kaybetmiştir.  
16. Askerler birkaç gün sonra dönmüş, kalan evleri de yakmış ve kalan  
köylüleri köyü terketmeleri için zorlamışlardır.  
17. Bir süre sonra, köylüler üzüm bağları ve meyva bahçelerine bakmak  
için geri dönmüşlerdir. İçinde yaşamak üzere bu bağ ve bahçelere çadırlar  
kurmuşladır.  
18. 30 Haziran 1992 tarihinde güvenlik güçleri köye geri dönmüş ve  
kalan evleri de tahrip etmiştir. Köylülerin köyü terk etmediklerini gördüklerinde  
üzüm bağları ve meyva bahçelerinin ekili olduğu toprağı ateşe vermişledir.  
Toprak, ürünler ve ağaçlar; benzin, gaz ve diğer yanıcı maddeler, bazen barut  
kullanılarak yakılmıştır. Başvuranın sahip olduğu üzüm bağı ve meyva  
bahçesinde beş bin asma, yüz yirmi şeftali ağacı, yedi yüz incir ağacı, beş yüz  
badem ağacı, yedi yüz kayısı ağacı, dört yüz altmış erik ağacı ve on bin meşe  
ağacı yakılmıştır. Başvuran, on hektarlık toprağa sahiptir.  
19. Köyünü terk edip Yardere Köyü'nde boş bir eve sığındıktan sonra  
başvuran, Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı da dahil  
olmak üzere bir grup yetkili makama dilekçe göndermiş ve gördüğü zararların  
tazmin edilmesini talep etmiştir. 19 Ağustos 1992 tarihinde başvuran,  
Başbakanlıktan tazminat talebinin yetkili makama bildirildiğini ve sonucun  
yetkili makam tarafından kendisine iletileceğini belirten bir tebligat almıştır.  
Başvurana ya da ailesine hiçbir tazminat ödenmemiştir.  
20. 1993 Mart ayının ilk haftalarında başvuran Mardin'den köyüne gitmek  
üzere yola çıkmıştır. Akıncılar Askeri Mevkisi'nde durdurulmuş ve üzeri  
aranmıştır. Üzerinde Hükümet ve parti başkanlarından gelen cevaplar  
bulunduğunda, Askeri Karakol’a götürülmüş, dövülmüş ve kötü muameleye  
tabi tutulmuştur. Askerler üzerinde buldukları belgeleri yakmışlardır.  
C. Hükümet'in Olayla İlgili Görüşleri  
21. 21 Nisan 1992 tarihinde Mardin Jandarma Komutanlığı'na bağlı  
askeri birlikler Ahmetli Köyü'nde köy sakinlerinin can ve mallarını PKK'dan  
korumak için tedbir alma amaçlı bir operasyon icra etmiştir. Başvuranın  
evinin, içindekilerin ve meyva bahçelerinin tahrip edildiği ve Akıncılar  
Askeri Karakolu'nda kötü muameleye tabi tutulduğuna dair iddiaları  
tamamen asılsızdır.  
22. Kaynak Mezrası'nda yaşayan İlhan ailesi üyelerinden birinin köyde  
silah sakladığı tespit edilmiştir. Bu silahlar adam öldürmede kullanılmıştır.  
Silahların açığa çıkması aile ve terör örgütü arasında yapılmış olan işbirliğinin  
bir göstergesidir. Ailenin köyü, silahlan güvenlik güçlerine teslim ettiği için PKK  
tarafından tehdit edilme korkusu ile terketmiş olması mümkündür. Yardere gibi  
daha büyük bir köyde yaşamak aile için çok daha güvenli bir hal almıştır.  
23. Tapu belgelerini muhafazadan sorumlu tapu dairesine göre,  
başvuran, yakıldığını iddia ettiği sayıda ağacı içine alması mümkün olmayan  
7,932 metre karelik toprağa sahiptir.  
D. Başvuran Tarafından Sunulan Yazılı Kanıt  
1. Başvuranın 7 Haziran 1992 Tarihli Dilekçesi  
24. Bu dilekçe başvuran tarafından imzalanmıştır ve nüshaları, gördüğü  
zarar için tazminat talep etmek üzere yetkili makamlara gönderilmiştir. Bir  
nüshası da İnsan Hakları Derneği'nin Diyarbakır Şubesi'ne gönderilmiştir.  
Bu  
dilekçe  
yukarıdaki  
Kısım  
B'de özetlendiği şekli ile başvuranın  
iddialarını içermektedir.  
2. Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz Tarafından Başvurana  
Gönderilen 16 Haziran 1992 Tarihli Mektup  
25. Bu mektupta Mesut Yılmaz konuyu takip edeceğine söz vermiştir.  
3. Milli Savunma Bakanlığı Tarafından Başvurana Gönderilen 30  
Temmuz 1992 Tarihli Mektup  
26. Bu mektupta başvurana, dilekçesinin bir nüshasının, jandarma  
güçlerinin fiillerinden sorumlu İçişleri Bakanlığı'na gönderildiği bildirilmiştir.  
4. Başbakanlık Tarafından Başvurana Gönderilen 19 Ağustos 1992  
Tarihli Mektup  
27. Bu mektupta başvuran tarafından sunulan dilekçenin, yetkili makama  
sevkedildiği belirtilmiştir.  
5. Diğer Esaslar  
28. Başvuran ayrıca;  
(a) Türkiye'deki İnsan Hakları Derneği tarafından hazırlanan ve  
güneydoğu Türkiye'de tahrip edilen köy ve yerleşimlerin bir listesini içeren bir  
rapor;  
(b) Uluslararası Af Örgütü tarafından hazırlanan "Türkiye : Yargısız İnfaz,  
EUR 44/45/90" adlı bir rapor;  
(c) 29 Mayıs 1993 tarihinde görevini Türkiye'de ifa etmekte olan avukat  
Tahir Elçi tarafından hazırlanan " İç Hukuk Yollarının Türkiye'de Kapalı  
Olmasının Nedenleri" adlı bir rapor sunmuştur.  
E. Hükümet Tarafından Sunulan Yazılı Kanıt  
1. Jandarma Tarafından Hazırlanan 14 Eylül 1992 tarihli Rapor  
29. Sözkonusu rapor, Konaklı Askeri Karakolu komutanı Halim Çalışkan  
tarafından hazırlanmış bir sayfalık bir rapordur. Rapor, Jandarma Astsubayları  
Nejdet Kayan, Ahmet Kurt ve Ferhat Koca tarafından da imzalanmıştır.  
Raporda, başvuran tarafından bölge valisine sunulan iddiaların temelden  
yoksun olduğu belirtilmiştir. Rapora göre, Komutan Çalışkan, Kaynak  
Mezrası'nı ziyaret etmiş, evlere zarar verilmediğini, halkın köyü muhtemelen  
teröristlerin baskıları sonucu kendi istekleri ile terketmiş olduğunu görmüştür.  
Ayrıca, ağaçlar zarar görmemiştir ve başvuran tarafından iddia edilenin aksine  
bahçesinde çok az ağaç ve asma bulunmaktadır. Komutan Çalışkan, kaçtığı  
için başvuranı sorgulayamamıştı. Çalışkan raporunda iddiaların, yasadışı  
örgütlere propagandalarını yaymada yardım etmek amacını taşıdığı sonucuna  
varmıştır.  
2. Mardin Cumhuriyet Başsavcısı Kürşat Kayral Tarafından Başvurandan  
Alınan 24 Kasım 1993 Tarihli İfade  
30. Bu ifade, başvurunun Hükümet'e iletilmesine müteakip Adalet  
Bakanlığı'na bağlı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Müdürlüğü'nün talebi  
uyarınca İlhan'dan alınmıştır. Cumhuriyet Savcısı'na verdiği ifadesinde, İlhan  
zararları karşılığında tazminat almak için yetkili makamlara 7 Haziran 1992  
tarihli bir dilekçe sunduğunu doğrulamış, fakat Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonu'na başvuruda bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, 7 Haziran 1992  
tarihli dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaları tekrarlamıştır.  
3. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Alınan 28 Aralık 1993 Tarihli  
Yetkisizlik Kararı  
31. Bu karara göre, sözkonusu olayların faillerinin güvenlik güçleri  
mensubu olması nedeni ile Mardin Cumhuriyet Savcılğı'nm iddiaları  
soruşturma yetkisi yoktur. Dosya, iddiaları soruşturma yetkisi verilmesi için  
Mardin İl İdari Heyeti'ne gönderilmiştir.  
4. Mardin Cumhuriyet Başsavcısı Tarafından Adalet Bakanlığı 'na Bağlı  
Uluslar arası Hukuk ve Dışilişkiler Müdürlüğü 'ne Gönderilen 29 Aralık 1993  
Tarihli Mektup  
32. Bu mektupta Cumhuriyet Başsavcısı, Müdürlüğe 24 Aralık 1993  
tarihinde başvurandan aldığı ifadeyi bildirmiştir. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca  
iddialar hakkında açılan soruşturmanın (ex officio) halen devam ettiğini ve  
Cumhuriyet Savcılığı tarafından yetkisizlik karan alındığını yazmıştır.  
5. Jandarma Tarafından Hazırlanan 14 Kasım 1994 Tarihli Rapor  
33. Tek sayfalık bu rapor, Mardin İl Jandarma Komutanlığı'nda çalışan  
ve başvuranın iddialarını soruşturmakla görevli olan Jandarma Astsubayı  
Celal  
dokümanlara  
gerçekleşmediğini ve evlerin yakılmadığım belirtmiştir.  
Göl  
tarafından hazırlanmıştır. Göl raporunda, Komutanlık'taki  
göre başvuranın köyünde iddia edilen olayların  
6. Mardin Valisi Tarafından Ankara'daki Jandarma Genel Komutanlığı'na  
Gönderilen 19 Kasım 1994 Tarihli Mektup  
34. Vali, mektubunda 21 Nisan 1992 tarihinde Mardin Jandarma  
Komutanlığı askerleri tarafından Yardere Köyü'nde hiçbir operasyon icra  
edilmediğini ve başvuran tarafından ileri sürülen iddiaların, Türkiye'yi Avrupa  
İnsan Haklan Komisyonu huzurunda zor duruma düşürmek isteyenler  
tarafından ortaya atıldığını belirtmiştir.  
7. Üç Köylüden Alınan 31 Aralık 1994 Tarihli İfadeler  
35. Bu ifadeler, Jandarma Astsubayları Şeref Çakmak ve Celal Göl  
tarafından Yardere Köyü Muhtarı Cemil Dinler'den ve sözkonusu olaylann  
geçtiği tarihte Yardere Köyü'nde yaşayan Abdülkadir Demir ve Gazi Cıvak'tan  
alınmıştır. Neredeyse aynı olan ifadelere göre başvuranın iddiaları asılsızdır  
ve güvenlik güçlerini küçük düşürme amacı ile verilmiştir. Ayrıca Yardere  
Köyü'nü PKK hareketleri nedeni ile terkettiklerini belirtmişlerdir.  
8. Adalet Bakanlığı 'na Bağlı Uluslararası Hukuk ve Dışilişkiler  
Müdürlüğü'nden Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı 'na Gönderilen 25 Nisan  
1996 Tarihli Mektup  
36. Mektupta Müdürlük, Cumhuriyet Başsavcısı'na Ankara'daki  
Komisyon tarafından yapılan tanık dinleme duruşması sırasında bir takım  
dokümanların  
talep  
edildiğini  
bildirmiştir.  
Müdürlük,  
Cumhuriyet  
Başsavcısı'ndan 21 Nisan 1992 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'na Kaynak  
Mezrası'ndaki evlerin tahrip edilmesine ilişkin başvuru yapılıp yapılmadığını  
belirlemesini talep etmiştir. Müdürlük ayrıca 21 Nisan 1992 tarihinde Kaynak  
Mezrası'nda yakalanan beş teröristle ilgili ne tür bir uygulama başlatıldığının  
bildirilmesini istemiştir.  
9. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı Tarafından Uluslararası Hukuk ve  
Dışilişkiler Müdürlüğü 'ne Gönderilen 22 Mayıs 1996 Tarihli Mektup  
37. Cumhuriyet Başsavcısı, Müdürlüğe 28 Aralık 1993 tarihli yetkisizlik  
kararını bildirmiştir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca Müdürlüğe, Mardin İl Jandarma  
Komutanlığı'ndan aldığı bilgiye göre Kaynak Mezrası'nda hiçbir olay  
olmadığını ve hiçbir teröristin yakalanmadığını bildirmiştir.  
10. Mardin İl Jandarma Komutanlığı'ndan Ankara'daki Jandarma Genel  
Komutanlığı'na Gönderilen 16 Haziran 1996 Tarihli Mektup  
38. Bu mektupta 10 Haziran 1992 tarihinde Kaynak Mezrası'nda icra  
edilen operasyonlara ilişkin hiçbir bilgi ya da doküman olmadığı bildirilmiştir.  
Ayrıca 21 Nisan 1992 tarihinde  
Kaynak Mezrası  
ya da  
civarında  
herhangi bir operasyon icra edilmediği belirtilmiştir.  
11. Diğer Esaslar  
39. Hükümet, 2 Nisan 1992 tarihinde gece bir sularında PKK üyeleri  
tarafından Konaklı Askeri Karakolu'na silahlı saldırı düzenlediğini gösteren  
askeri raporların nüshalarını sunmuştur.  
40. Hükümet ayrıca 14 Şubat 1992 tarihinde askere alınması gereken  
gençlere çağrı kağıtlarını götürmek üzere Yardere Köyü'ne gelen  
jandarmalarla, üzerlerine ateş ılan on-on beş kişi arasında silahlı çatışma  
çıktığını gösteren belgelerin nüshalarını sunmuştur. Bu belgelere göre altı  
kişi öldürülmüş ve beş kişi yaralanmıştır.  
41. Son olarak Hükümet 16 Haziran 1993 ve 5 Ekim 1994 tarihleri  
arasında PKK üyeleri tarafından tahrip edilen köylerin isimlerini belirten bir  
raporu;  
1992 ve 1993 senelerindeki PKK hareketleri sırasında kaçmak  
durumunda kalan köylülere ödenen tazminat miktarlarını gösteren belgeleri,  
Ankara Üniversitesi tarafından hazırlanan ve başvuran tarafından yakıldığı  
iddia edilen ağaçların sayısının yaklaşık 350 milyon metre karelik bir alan  
gerektirdiğini belirten bir raporu, tapu belgelerini muhafazadan sorumlu tapu  
kadastro tarafından hazırlanan ve başvuranın Kaynak Mezrası'nda taştan  
yapılmış 7,255 metre karelik toprağa ek olarak 684 metre karelik bir bahçe  
üzerine kurulmuş evi olduğunu gösteren bir belge sunmuştur.  
F. Sözlü Kanıtlar  
42. Komisyon vekilleri tarafından dinlenen on bir tanığın ifadesi  
aşağıdaki şekilde özetlenebilir:  
1. Abdülmecit İlhan, Başvuranın Oğlu  
43. Sözkonusu olayların geçtiği tarihte başvuranın oğlu Kaynak  
Mezrası'nda yaşamaktaydı.  
1992  
Şubat ayında Yardere Köyü'nde  
gerçekleşen olayları müteakiben (yukarıdaki paragraf 40'a bakınız) askerler  
İlhan'ın köyüne gelmiş ve köylülerden köyün korunmasında görev almalarını  
ya da köyü terketmelerini istemiştir.  
44. 21 Nisan 1992 tarihinden önce İlhan, Konaklı Askeri Karakolu'nda bir  
olay meydana geldiğini duymuştur.  
45. 21  
Nisan  
1992 tarihinde tanık ve köyün diğer gençleri  
köyü terketmişler ve diğer  
askerlerin köye yaklaştıklarını gördüklerinde  
taraftaki tepelere saklanmışlardır. Köyden kaçma nedenleri daha önce  
yaşanmış olaylarda köye gelen askerlerin gençleri dövmeleridir.  
46. İlhan, saklandıkları yerden köyü ve askerleri görebilmiştir. Askerler  
köylülere köyün dışında toplanmalarını söylemiş ve evleri aramaya başlamıştır.  
Arama sırasında buzdolabı, mutfak dolabı gibi ev eşyalarını ve yiyecek  
stoklarını yakmışlardır. El bombası, balta, kürek kullanarak evleri tahrip  
etmişlerdir. Daha sonra tanığa, askerlerin akşamüzeri köyden ayrılmadan  
önce, köylüleri köyü boşaltmaları için üç günleri olduğuna dair uyardıkları  
söylenmiştir.  
47. Askerlerin ilk ziyaretlerini takip eden dördüncü gün, tanık askerlerin  
köye yaklaştıklarını gördüğünde yine koşarak dağlara saklanmaya gitmiştir.  
Köylüler alabildiklerini aldıktan sonra, askerler evleri ateşe vermiş ve  
hayvanları telef etmiştir. Askerlerin köyü terketmeleri ardından köylüler kendi  
köylerinden ayrılarak komşu köye gitmiştir. Tanık ve ailesi Yardere Köyü'nde  
terkedilmiş bir eve sığınmıştır.  
48. Askerler köye birçok kez gelmiş ve 30 Haziran 1992 tarihinde meyva  
bahçelerini, gidiş ve dönüş yolu üzerindeki evleri yakmışlar ve meşe ormanını  
ateşe vermişlerdir.  
49. Devlet, üzerlerinde baskı kurmaya son verdiği takdirde tanık köyüne  
dönmeyi istemektedir.  
2. Hikmet ilhan  
50. Başvuranın damadı ve yeğeni olan Hikmet İlhan, sözkonusu olayların  
geçtiği tarihte Kaynak Mezrası'nda yaşamaktaydı. Askerler, köye geldikleri  
sırada köylülere Askeri Karakol'a bir saldırı olduğunu söylemişler ve köyü  
terketmelerini istemişlerdir.  
51. 21 Nisan 1992 tarihinde askerler köye gelmişler, köylüleri bir araya  
toplamışlar ve neden köyü hala terketmediklerini sormuşlardır. Daha sonra el  
bombası ve kazma kullanarak evleri  
ayrılmadan önce köylülere üç  
tahrip  
gün içinde  
etmişlerdir.  
Köyden  
köyü boşaltmalarım  
söylemişlerdir. Üçüncü gün askerler köye geri dönmüş ve tanığın evinin çatısı  
ve ahır dahil olmak üzere birkaç evi daha yakmışlardır.  
52. Tanık ve ailesi köyü terketmişler ve Yardere'ye gitmişlerdir. Yolda iki  
yaşındaki ikiz oğulları hayatlarını kaybetmiştir. Birkaç gün sonra tanık köyünü  
ziyaret etmek üzere dönmüş ve başvuranın evinin de yakılmış olduğunu  
görmüştür. Bu olaylardan sonra askerler köye gelmeye devam etmişler ve her  
gelişlerinde evlerin kalan kısımlarını da tahrip etmişlerdir. Tanık olayların  
üzerinden yaklaşık bir sene geçmesi ardından askerlerin meyva bahçelerini ve  
köyün etrafındaki diğer ağaçları da yaktıklarını duymuştur.  
3. Halit Çirik  
53. Sözkonusu olaylann geçtiği tarihte Halit Çirik Yardere Köyü'nde  
yaşamaktadır. Kaynak Mezrası civarından gelmekte olan silah ve bomba  
seslerini duymuştur. Dört ya da beş gün sonra Kaynak Mezrası sakinleri  
Yardere'ye  
gelmişler  
ve  
askerler  
tarafından kovalandıklarını  
söylemişlerdir. Bu köylüler daha sonra Yardere Köyü'ndeki evlerde kalmaya  
başlamışlardır. Daha sonraki bir tarihte meyva bahçeleri ve diğer ağaçlar  
ateşe verilmiştir.  
4. Yüzbaşı Mehmet Göçmen  
54. Yüzbaşı Göçmen, sözkonusu olaylann geçtiği tarihte Mardin İl  
Jandarma Komutanlığı'nda komutan subayıdır.Görevini ifa etmekte olduğu  
Komutanlık, Mardin İdari Bölgesi içinde başvuranın köyünün de dahil olduğu  
bir grup köyden sorumludur.  
55. Köylülerden hiçbir zaman köyün korunmasında görev almalarını  
istememiştir.  
56. 1992 senesi Nisan ayında bir akşam PKK üyeleri Konaklı Askeri  
Karakolu'na baskın yapmıştır. Ertesi gün dört ya da beş terörist yakalanmıştır.  
İki tanesi Kaynak Mezrası'ndandır ve soyadları İlhan'dır. Bu iki şahıs, 21 Nisan  
1992 tarihinde Yüzbaşı Göçmen'e Kaynak Mezrası'nda gizlendikleri yeri  
gösterdiklerini belirtmişlerdir. Gizlendikleri yerde  
belirli  
sayıda  
silah  
bulunmuş ve gelecekte teröristler tarafından kullanılmasını engellemek için  
yıkılmıştır. Arama sırasında askerler tarafından hiçbir ev tahrip edilmemiştir.  
Yakalananlar ve bulunan silahlara ilişkin rapor ve dokümanlar hazırlanmış ve  
Bölge Cumhuriyet Savcısı'na sunulmuştur.  
57. Başvuran tarafından sunulan iddialar hakkında yetkili makamlar  
tarafından sorgulanıp sorgulanmadığını hatırlayamamaktadır. Hatırlayamama  
nedeninin, iddiaların temelden yoksun ve gayri ciddi olması nedeniyle dikkatini  
vermemesi olduğu kanaatindedir.  
58. Kaynak Mezrası sakinleri her yaz hayvanları için daha çok suyun  
bulunduğu Yardere Köyü'ne gitmek üzere köylerinden ayrılmaktadır. Yaz sonu  
geldiği zaman köylerine geri dönmektedir. Köylülerin 1992 senesi yaz ayında  
köylerini, gizlenme yeri ve silahların açığa çıkması üzerine PKK örgütünün  
kendilerini cezalandıracağı korkusu ile terketmiş olmaları mümkündür.  
5. Çavuş Akın Yılmaz  
59. Çavuş Yılmaz bir jandarma astsubayıdır ve sözkonusu olaylann  
geçtiği tarihte Konaklı Askeri Karakolu'nun komutan subayıdır.  
60. Daha önceleri yakalanmış olan İlhan soyadlı terörist Kaynak  
Mezrası'nda gizlendikleri bir yer olduğunu belirtmiştir. Tanık, bir grup  
jandarma subayı ve askeri 21 Nisan 1992 tarihinde köyü, yakalanan teröristle  
birlikte ziyaret etmiş ve teröristlerin gizlendikleri yerde belirli sayıda silah  
bulmuştur. Gizlenilen yer askerler tarafından yıkılmıştır. Askerler köydeki  
evleri tahrip etmiştir. Günün olaylarını ayrıntılı biçimde anlatan bir rapor  
hazırlanmış ve gizlenilen yerin konumunu belirten bir kroki çizilmiştir. Bu  
dokümanlar usul işlemlerine uygun şekilde Bölge Cumhuriyet Savcısı'na  
gönderilecektir.  
61. Köylüler 1992 senesinin Temmuz ya da Ağustos ayında PKK  
korkusuyla köylerini terketmiş ve Askeri Karakol bulunan köylerde yaşamaya  
gitmiştir.  
62. Yılmaz, başvuranın iddialarına dair yetkili makamlarca sorgulanıp  
sorgulanmadığını hatırlayamamaktadır.  
6. Çavuş Duran Kuşçu  
63. Çavuş Kuşçu sözkonusu olayın geçtiği tarihte Akıncı Askeri  
Karakolu'nda görevini ifa etmekte olan bir jandarma astsubayıdır. Konaklı  
Askeri Karakolu'na yapılan saldırıyı duymuştur, fakat detayları  
hatırlayamamaktadır. Aynı şekilde, saldırıyı müteakiben bir operasyon  
düzenlendiğini duymuştur, fakat detayları bilememektedir. Kaynak Mezrası'na  
hiç gitmemiştir ve köyü sadece uzaktan görmüştür. Kaynakta'ki evlerin tahrip  
edildiğine ilişkin iddiaları duymamıştır. Başvuran, Kuşçu'nun görevini ifa  
etmekte olduğu Askeri Karakol'da tutuklanmamıştır.  
7. Levent Değirmenci  
64. Levent Değirmenci 1992 senesi Haziran ayının sonuna kadar  
Konaklı Askeri Karakolu'nda görevini ifa etmiş olan bir jandarma uzman  
çavuşudur. Bir üst rütbesinde bulunan kişi Akın Yılmaz'dır. 2 Nisan 1992  
tarihinde Konaklı Askeri Karakolu'na bir saldırı düzenlenmiştir ve bu olaydan  
üç gün sonra yakalanan bir terörist Mardin İl Jandarma Komutanlığı'nda  
alıkonmuştur. 21 Nisan 1992 tarihinde Kaynak Mezrası'nda bir operasyon  
düzenlenmiş ve yakalanan terörist askerlere içinde belirli sayıda silahın  
bulunduğu gizlenme yerlerini göstermiştir. Teröristlerin gizlendikleri bu yer,  
müteakiben askerler tarafından kazma kullanılarak yıkılmıştır. Bu operasyon;  
yaklaşık  
kırk  
jandarma  
subayı,  
Mardin'de  
bulunan  
jandarma  
komutanlıklarından, Konaklı ve Akıncılar Askeri Karakollarından gelen  
askerlerin katılımı ile icra edilmiştir. Çavuş Duran Kuşçu ve jandarma  
astsubayı Ahmet Kurt da bu operasyonda görev almıştır. Operasyonu genel  
olarak Yüzbaşı Mehmet Göçmen komuta etmiştir. Mevki hakkında bir rapor  
hazırlanmış ve operasyonda görev alan komutanlar tarafından imzalanmıştır.  
Bu operasyon sırasında evler tahrip edilmemiştir.  
65. Tanık, başvuran tarafından ileri sürülen iddialar hakkında yetkili  
makamlarca sorgulanmamıştır.  
8. Çavuş Halim Çalışkan  
66. Çavuş Çalışkan, 1992 senesi Temmuz ayında Konaklı Askeri  
Karakolu'nda, komutan subay olarak görevini ifa etmekte olan Akın Yılmaz  
ardından görev alan bir jandarma astsubayıdır. Olağanüstü Hal Bölge Valisi  
tarafından başvuranın ileri sürdüğü iddiaları soruşturmakla görevlendirilmiştir.  
Başvuranı sorgulamak için Kaynak Mezrası'na gitmiş, fakat köyde kimsenin  
yaşamadığını görmüştür. Evlere ve üzüm bağlarına hiçbir zarar verilmemiştir.  
1995 senesine kadar görevde kaldığı süre boyunca köyde kimse  
yaşamamıştır. İddialar hakkında Yardere'de yaşayan bir grup köylüyü  
sorgulamıştır,  
fakat isimlerini hatırlamamaktadır. Çalışkan, ayrıca  
Karakol'daki resmi evrakları kontrol ettiğini veya iddia edildiği gibi 21 Nisan  
1992 tarihinde Kaynak Mezrası'nda bir operasyon icra edildiğini doğrulamak  
için Karakol'da kendinden önce görevini ifa eden kişiyi sorguladığını  
hatırlamamaktadır. Mardin'deki jandarma komutanlarının dosyalarında, bu tür  
raporların bulunacağını şündüğü için kendi raporuna bu bilgileri eklemeyi  
gerekli görmemiştir.  
67. Tanık, meslektaşları ve Yardere'de yaşayan köylülerden Kaynak  
Mezrasının askerler tarafından ziyaret edildiğini ve teröristlerin gizlenmek için  
kullandığı yerin ortaya çıkarıldığını duymuştur. Bu bilginin, hazırladığı raporda  
Olağanüstü Hal Bölge Valisi'ne iletmesini gerektirecek kadar önemli olup  
olmadığından emin olamamıştır.  
9. Başçavuş Celal Göl  
68. Çavuş Göl, Mardin İl Jandarma Komutanlığı'nda görevini ifa etmekte  
olduğu sırada 14 Kasım 1994 tarihli raporu (yukarıdaki paragraf 33'e bakınız)  
hazırlayan bir jandarma astsubayıdır. Bu rapor, Göl'ü başvuranın ileri sürdüğü  
iddiaları soruşturmakla görevlendiren Olağanüstü Hal Bölge Valisi'nin talebi  
üzerine hazırlanmıştır. Çavuş Göl, soruşturma sırasında köyü ziyaret etmiş,  
bir grup dokümanı incelemiş ve birçok köylüyü sorgulamıştır. Köyü ziyaret  
ettiğinde yakılmış ya da tahrip edilmiş bir ev olmadığını görmüştür, yalnızca  
bazı evlerin çatılan doğal etkenlerden dolayı zarar görmüştür.  
69. Tanık, Mardin İl Jandarma Komutanlığı'nda, 21 Nisan 1992 tarihinde  
icra edilen operasyona ilişkin hiçbir kayıt olmadığını; operasyon icra  
edilmiş olsaydı kayıtların bulunabileceğini belirtmiştir.  
10. Davut Başer  
70. Tanık, sözkonusu olayların geçtiği tarihte Yardere Köyü'nde  
yaşamaktadır, fakat Kaynak'taki evlerin tahrip edildiğine dair iddiaları  
duymamıştır. 1992 senesinden beri Kaynak Mezrası'na gitmemiştir.  
Başvuranın ailesi Yardere Köyü'ne 1992 senesinde gelmiştir. Başvuranın  
ailesine ait olan ağaçlar ve üzüm bağlan hala köydedir ve yakılmamıştır. Tanık  
ve diğer köylüler, PKK ve Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki çatışmaların  
şiddetlenmesi üzerine, 1994 senesinde köylerini terk etmişler ve bir Askeri  
Karakol'un bulunduğu Oğuzköy'e gitmişlerdir. Hükümet kendisine izin verdiği  
takdirde köyüne dönmeyi istemektedir.  
11. Cemil Dinler  
71. Tanık, sözkonusu olayların geçtiği tarihte Yardere Köyü'nde  
yaşamaktadır. 1994 senesinde köy muhtarı olmuştur.  
72. Başvuranın ailesi Yardere Köyü'ne 1992 senesinde gelmiştir.  
Askerlerin evleri yaktığı doğru değildir. Bir gün köyü ziyaret etmiş ve "eve  
bakmıştır. Evin bir sahibi yoktur ve korunmamaktadır. Tahrip edilmiştir".  
73. Tanık ve ailesi, diğer köylülerle birlikte 1994 senesinde Yardere  
Köyü'nü terketmiştir. Köyüne dönmek istemektedir, fakat yetkili makamların  
izni gerekmektedir.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
74. İlgili İç Hukuk'un tam tanımına Yöyler/Türkiye'den bakınız (no.  
26973/95, §§ 37-49, 24 Temmuz 2003).  
HUKUK  
I. AİHM'NİN KANITLARI DEĞERLENDİRMESİ VE OLAYLARI TESPİTİ  
A. Tarafların İddiaları  
1. Başvuran  
75. Başvuran; 21 Nisan 1992 ve 30 Haziran 1992 tarihlerinde Kaynak  
Mezrası'nda gerçekleşen olaylara ilişkin sunduğu bilgilerin, Komisyon  
huzurundaki yazılı ve sözlü ifadeler ışığında değerlendirilmesi gerektiğini  
belirtmiştir. AİHM'den, AİHS'nin 3, 6, 8, 13 ve 14. maddeleri ile AİHS'ye ek l  
No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesini talep etmiştir.  
2.Hükümet  
76. Hükümet, askerler başvuranın köyünde bir soruşturma açtığı halde,  
başvuran tarafından iddia edildiği gibi evlerin ya da ağaçların yakılmadığını  
ileri sürmüştür. Hükümet, köylülerin köylerini PKK'dan korktukları için  
terkettiklerini belirtmiştir.  
B. AİHM'nin Olayları Değerlendirmesi  
1. AİHM'nin Tarafların İddialarını ve Kanıtları Değerlendirmesi  
77. Askerlerin 21 Nisan 1992 tarihinde başvuranın köyüne gelmeleri ve  
1992 senesi yaz ayında bir soruşturma açmaları taraflar arasında ihtilafa yol  
açmamıştır. Köylülerin Kaynak Mezrası'nı terketmeleri ve geri dönmemeleri de  
ihtilafa yol açmamıştır. Çözülmesi gereken; başvuranın evinin, meyva ve  
meşe  
ağaçlarının ve  
üzüm bağlarının askerler tarafından yakılıp  
yakılmadığıdır.  
78. Gerçekleşen olaylar hakkında çelişkili ve ihtilaflı ifadelerin bulunduğu,  
sözkonusu davaya benzer bir davada, AİHM özellikle tam bir iç hukuk  
soruşturması ılmamasından hoşnut değildir. Bu bağlamda, AİHM 28 Aralık  
1993 tarihinde alınan yetkisizlik kararı (yukarıdaki paragraf 31 'e bakınız)  
ardından açılan hukuk soruşturmasına ilişkin bir bilgi ya da doküman  
sunulmadığını belirtmiştir. Bu koşullarda AİHM, bulgularını, Komisyon  
vekillerine sözlü verilen ifadelere ve AİHS organları huzurundaki davalar  
sırasında dosyalanan sınırlı sayıdaki belgeye dayandırmak durumunda  
kalmıştır.  
79. Kürşat Kayral'ın Komisyon vekillerine ifade vermemesine ilişkin  
(yukarıdaki paragraf 11'e bakınız), AİHM başvuranın, Devlet makamlarım,  
haklarını ihlal etmekle suçladığı durumlarda, belirli davalarda yalnızca sorumlu  
Hükümet'in iddiaları teyit veya tekzip eden bilgilere ulaşabilmesinin bu tür  
davalara özgü olduğunu gözlemlemiştir. AİHM, Hükümet'in tatmin edici bir  
ıklama yapmadan elegeçirdiği bu tür bir bilgiyi sunmasının, yalnızca  
başvuranın  
iddialarının  
dayandığı  
temellere  
dair  
bir  
sonuca  
varılmasını sağlamayacağını; aynı zamanda, AİHS'nin 38§1. maddesi (a)  
uyarınca sorumlu Devlet'in ulaşması gereken uyum düzeyini yansıtmada  
olumsuz sonuçlar doğuracağını hatırlatır (bkz Timurtaş-Türkiye Davası,  
no:23531/94/66 ve 70, AİHM 2000-VI).  
80. Bununla  
birlikte,  
AİHM  
sözkonusu  
davada  
Kayral'ın  
bulunmamasından hoşnutsuzluk duysa da, Hükümet'in tanığın katılımını  
sağlayamamasının, AİHS'nin 38§1. maddesi (a) uyarınca Mahkemede  
bulunma yükümlülüğünün ihlal edilmesi anlamına gelecek kadar ciddi  
olmadığını belirtmiştir.  
81. Sözlü kanıta ilişkin AİHM, detaylı biçimde incelendiğinde başvuranın  
oğlu tarafından verilen ifadenin tatmin edici ve başvuranın Mardin Cumhuriyet  
Başsavcısı ile birlikte yetkili makamlara sunduğu iddialarla tutarlı olduğu  
kanısına varmıştır. Başvuranın oğlu; askerlerin köye gelmesi, köylüleri  
biraraya toplaması ve daha sonra evleri tahrip etmesi hakkında detaylı bir  
ifade vermiştir. Olaylar hakkında verdiği ifade, diğer tanık Hikmet İlhan'ın  
söyledikleri ile büyük ölçüde örtüşmektedir; fakat İlhan askerlerin köye üçüncü  
günde döndüklerini belirttiği halde başvuranın oğlu dört gün sonra  
döndüklerim belirtmiştir. Başvuranın oğlu meyva bahçeleri ve üzüm bağlarının  
30 Haziran 1992 tarihinde yakıldığını iddia ettiği halde, Hikmet İlhan bu olayın  
diğer olaylardan bir yıl sonra 1999 senesinde gerçekleştiğini belirtmiştir.  
82. AİHM, başvuranın oğlu ve diğer tanıkların kültürel geçmişlerinin,  
tarihler ve diğer ayrıntıların (Özellikle sayısal ayrıntılar) kesinlikten yoksun  
olmasını kaçınılmaz hale getirdiğinin farkındadır. Bu durumun, ifadelerin  
inamlabilirliği ile çatıştığı kanısında değildir (bkz. Selçuk ve Asker/Türkiye  
Davası, 24 Nisan 1998 kararı, Raporlar 1998-11, § 26).  
83. AİHM, ayrıca sözkonusu olayların geçtiği tarihte Yardere  
yakınlarındaki bir köyde yaşamakta olan Halit Çirik'in, başvuranın ifadesini  
teyit ederek, köyden gelen silah seslerini duyması üzerinden birkaç gün  
geçtikten sonra köylülerin Yardere Köyü'ne geldiğini belirttiğini gözlemlemiştir.  
Çirik, meyva bahçelerinin daha sonraki bir tarihte yakıldığını da doğrulamıştır.  
84. Jandarma subaylarının ifadelerine ilişkin, AİHM ilk olarak bu  
tanıkların, güvenlik güçlerinin evleri yaktıklarına dair iddiaları sabit olarak  
reddetmeye hazır olduklarını belirtmiştir. Bu tutum, aynı zamanda, iddiaları  
yurtiçinde soruşturan jandarma tanıklarında da görülmektedir.  
Yüzbaşı  
Mehmet Göçmen'in ifadesi, bu hususta, vekillere başvuranın iddialarını,  
bu iddialar hakkında sorgulanıp sorgulanmadığım hatırlayacak kadar ciddi  
bulmadığını söylediği için, örnek teşkil etmektedir (yukarıdaki paragraf 57'e  
bakınız).  
85. Çavuş Kuşçu, 21 Nisan 1992 tarihinde Kaynak Mezrası'nda icra  
edilen operasyondan haber olmadığını ve bu köye hiç gitmediğini  
belirtirken; Uzmançavuş Değirmenci'nin vekillere 21 Nisan 1992 tarihinde  
köyde icra ettiği operasyonda Çavuş Kuşçu'nün da görev aldığını söylemesi  
dikkate değerdir (yukarıdaki paragraf 63 ve 64'e bakınız).  
86. AİHM, ayrıca, sözkonusu olayların geçtiği tarihte başvuranın  
köyü civarında görev yapmakta olan, Çavuş Kuşçu dışındaki tüm jandarma  
tanıklarının, vekiller önünde, 21 Nisan 1992 tarihinde bir soruşturma açmak  
için köye gitmiş olduklarını doğruladıklarını belirtmiştir (yukarıdaki paragraf 56,  
60 ve 64'e bakınız). Aynı zamanda, soruşturmaya ilişkin raporların  
hazırlandığını belirtmiştir (yukarıdaki paragraf 56, 60 ve 64'e bakınız).  
Hükümet bu tür bir soruşturmanın açıldığını doğruladığı halde (yukarıdaki  
paragraf 21'e bakınız), jandarma tanıkları tarafından bahsedilen dokümanların  
nüshaları, Komisyon'a ya da AİHM'e sunulmamıştır. Daha önemlisi, Mardin İl  
Jandarma Komutanlığı ve Mardin Cumhuriyet Başsavcısı sözkonusu tarihte  
Kaynak Mezrası'nda böyle bir olayın gerçekleştiğini reddetmiştir (yukarıdaki  
paragraf 37 ve 38'e bakınız).  
87. Bu nedenle AİHM, Devlet organlarının dava olaylarına ilişkin çelişkili  
bilgiler verdiği bir durumla karşı karşıya gelmiştir. Bu durum için hiçbir tatmin  
edici açıklamada bulunulmamıştır. Bu kadar güçlü bir çelişkinin, Hükümet  
tarafından belirtilen olayların inanılabilirliğini direkt olarak etkilediği ve  
başvuranın görüşlerinin meşru olduğu sonucuna varılmasını haklı çıkardığı  
kanaatindedir (yukarıda belirtilen Timurtaş kararına, § 66 bakınız).  
88. Yardere Köyü sakinleri Davut Başer ve Cemil Dinler'in vekilleri  
huzurunda verilen ifadelere ilişkin, AİHM her iki tanığın da, başvuranın  
ailesinin Yardere Köyü'ne 1992 senesinde geldiğini doğruladığını belirtmiştir  
(yukarıdaki paragraf 70 ve 72'e bakınız). Buna rağmen, Kaynak Mezrası'ndaki  
evlerin tahrip edildiğini duymadıklarını ileri sürmüşlerdir ve Dinler bu iddiaların  
"yalan" olduğunu ileri sürmüştür. Kaynak Mezrası'm ziyaret etmiş olduğunu ve  
başvuranın evi olması muhtemel olan bir evin tahrip edildiğini gördüğünü  
belirtmiştir (yukarıdaki paragraf 72'e bakınız).  
89. AİHM ifadelerin, başvuranın iddialarını çürütecek derecede ikna edici  
olmadığı kanaatindedir. Bu bağlamda ilk olarak, Başer ve Dinler'in 21 Nisan  
1992 tarihinde Kaynak Mezrası'nda bulunmadıklarını iddia ettiklerini ve  
sözkonusu tarihte köyde ne tür olayların gerçekleştiği hakkında direk  
bilgilerinin olmadığım belirtmiştir. AİHM Dinler'in, Kaynak Mezrası'nı ziyareti  
sırasında, bakmakta olduğu evin bir sahibi olmadığını şündüğü halde bu  
evin başvurana ait olduğunun farkına varmasını hayret verici bulmuştur  
(yukarıdaki paragraf 72'e bakınız).  
90. AİHM, müteakiben, yetkili makamlar tarafından kendilerim,  
başvuranın iddialarının temelden yoksun olduğu sonucunu doğuran bulgulara  
ulaştıracak bir soruşturma açılıp açılmadığım inceleyecektir.  
91. Başvuranın, yetkili makamlara 7 Temmuz 1992 tarihli ifadesini  
(yukarıdaki paragraf 24'e bakınız) sunması ve iddialarım iletmesi ihtilafa yol  
açmamıştır. Hükümet tarafından sunulan tek sayfalık iki rapordan  
anlaşıldığına göre, jandarma subayları tarafından iddialara ilişkin iki  
soruşturma açılmıştır (yukarıdaki paragraf 29 ve 33'e bakınız).  
92. İlk rapor (yukarıdaki paragraf 29'a bakınız) 14 Eylül 1992 tarihinde  
dört jandarma tarafından Kaynak Mezrası'na yapılan bir ziyarete müteakiben  
hazırlanmıştır. Raporu hazırlayan Çavuş Çalışkan, evlere ve ağaçlara zarar  
verilmediği ve bu nedenle başvuranın iddialarının temelden yoksun olduğu  
sonucuna varmıştır. Ancak, köy civarındaki diğer yerleşim birimlerinde oturan  
kişiler sorgulanmamıştır. Askerlerin zarar görmemiş olduklarını belirttikleri  
evlerin fotoğrafları çekilmemiştir. Daha önemlisi, bu raporu imzalayan dört  
askerden biri olan, Ahmet Kurt operasyonda görev aldığı halde, raporda 21  
Nisan 1992 tarihinde köyde askeri operasyon icra edildiğine değinilmemiştir.  
Ayrıca, Çavuş Çalışkan komisyon vekillerine verdiği ifadesinde, soruşturması  
sırasında Nisan ayında icra edilen askeri operasyonda görev alan personeli  
sorgulamayı gerekli görmediğini belirtmiştir. Aynı şekilde, operasyonda görev  
alan ve komisyon vekillerine ifade veren jandarma subaylarının mevcut  
olduğunu iddia ettikleri tutanakları kontrol etmeyi de gerekli görmemiştir.  
93. 14 Kasım 1994 tarihli ikinci rapor (yukarıdaki paragraf 33'e bakınız),  
Mardin İl Jandarma Komutanlığı'ndaki dokümanlara değinmektedir. Raporda,  
bu dokümanların ne hakkında olduğu belirtilmemiştir ve AİHM, yukarıda  
bahsedilen 14 Eylül 1992 tarihli rapor dışında soruşturmaya ilişkin herhangi bir  
dokümandan haberdar edilmemiştir. Ayrıca, soruşturma sırasında, raporu  
hazırlayan Çavuş Celal Göl tarafından sorgulanan herhangi bir kişiden  
bahsedilmemiştir. AİHM, bunun Çavuş Göl'ün vekillere verdiği ve köyü ziyaret  
ederek köylüleri sorguladığım belirttiği ifadesi ile çeliştiği kanısına varmıştır.  
94. AİHM, bu iki raporun, başvuranın güvenlik güçlerinin görevlerini  
kötüye kullandıklarına dair iddialarının ciddi şekilde soruşturulmadığını ortaya  
koyduğunu gözönünde bulundurmuştur. Ayrıca, bu soruşturmalar jandarma  
subayları tarafından açılmıştır. AİHM, ilk olarak, sözkonusu soruşturma,  
haklarında iddialar ortaya atılan güvenlik güçlerine mensup jandarma  
subayları tarafından açıldığı için bağımsızlık koşulunu karşılayamayacağı  
kararını vermiştir (yukarıda sözü edilen Yöyler Davası'na, § 74 bakınız).  
95. Bu koşullarda, AİHM  
edilemeyeceğini belirtmiştir.  
bu raporların  
kanıt  
olarak  
kabul  
96. AİHM, ayrıca, adli bir makam tarafından başvuranın iddialarına dair  
atılan ilk adımın, başvurunun sorumlu Hükümet'e havale edilmesinden  
(yukarıdaki paragraf 30'a bakınız) iki ay sonra 24 Aralık 1993 tarihinde  
başvuranın Mardin Cumhuriyet Başsavcısı tarafından sorgulanması olduğunu  
gözlemlemiştir. Ancak, Cumhuriyet Savcısı'nın 28 Aralık 1993 tarihinde  
soruşturma yetkisi olmadığına karar vererek dosyayı idari makamlara havale  
etmesi nedeni ile bu adli soruşturma oldukça kısa süreli olmuştur. Cumhuriyet  
Savcısı, 29 Aralık 1993 tarihinde Adalet Bakanlığı'na soruşturmanın devam  
etmekte olduğunu bildirdiği halde (yukarıdaki paragraf 32'e bakınız), AİHM'e  
soruşturmanın devam ettiğine dair hiçbir doküman sunulmamıştır.  
97. Hükümet tarafından sunulan dokümanların ve tanıkların sözlü  
ifadelerinin incelenmesi ışığında, AİHM Hükümet'in, başvuranın olaylar  
hakkındaki  
iddialarını çürütemediği kanısına varmıştır. Adli ya da idari  
makamların, başvuranın 7 Temmuz 1992 tarihli ifadesinde yer alan ve 24  
Aralık 1993 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı huzurunda tekrarlanan ciddi  
nitelikteki iddialarını soruşturmak için önemli bir adım atmadığı kararını  
vermiştir.  
2. AİHM'nin Olaylar Hakkındaki Hüküm ve Kararı  
98. AİHM, Konaklı Askeri Karakolu'na yapılan silahlı saldırıya  
müteakiben (yukarıdaki paragraf 39'a bakınız), askerlerin 21 Nisan 1992  
tarihinde başvuranın köyüne gittiğini ve başvuranın evini, içindekileri, meyva  
bahçesini ve meşe ağaçlarını yaktığını tespit etmiştir.  
99. Bu bulgulara dayanarak, AİHM, AİHS'nin maddeleri uyarınca  
başvuranın şikayetlerini inceleme kararı vermiştir.  
II. HÜKÜMET'İN İLK İTİRAZLARI  
100. Hükümet, başvuran 24 Aralık 1993 tarihinde Mardin Cumhuriyet  
Başsavcısı'na Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurmadığım bildirdiği  
için başvurusunun geçerli olmadığını belirtmiştir.  
101. AİHM, ilk itirazın Komisyon tarafından değerlendirildiğini ve 30  
Ağustos 1994 tarihinde reddedildiğini belirtmiştir (yukarıdaki paragraf 4'e  
bakınız). AİHM, başvurunun tekrar incelenmesini gerekli görmemiştir.  
102. Hükümet, başvuran yerel makamlar huzurunda AİHS maddelerinin  
ihlaline dair şikayette bulunmadığı için, AİHS'nin 35§1. maddesi uyarınca iç  
hukuk yollarını tüketmiş olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Hükümet,  
Türk Hukuk Sistemi'ndeki idari ve hukuki yolların ve ceza hukuku usullerinin  
erişilebilirliğine dikkat çekmiştir. Bu sistemin uygulanması, başvuranın bu  
yollara başvurmasını sağlamak için girişimde bulunmayan İnsan Hakları  
Derneği tarafından engellenmiştir.  
Devlet makamlarının şahsi mülkü tahrip ettiği durumlarda Devlet'in  
tazminat ödemekle yükümlü olacağını tespit eden idari mahkemeler tarafından  
karara bağlanan birçok dava bulunmaktadır. Geçmişte AİHM'de bu tür  
davalara bakılmıştır (16 Eylül 1996 tarihli karar, Akdıvar ve Diğerleri/Türkiye  
Davası'na ve Hüküm ve Karar Raporları'na 1996-IV, sayfa 1207, § 57 bakınız)  
ve sözkonusu davalar sırasında benzer kararlar verilmiştir.  
103. AİHM, Komisyon'un sözkonusu davanın kabul edilebilirliğine dair  
kararından önce, Hükümet'in başvurunun, iç hukuk yollan tüketilmediği için  
reddedilmesini talep etmediğini belirtmiştir (17 Ekim 1994 tarihli kabul  
edilebilirlik kararına bakınız). Bu nedenle, AİHM huzurunda başvurunun kabul  
edilebilirliğine itiraz etme hakkından men edilmiştir (bkz 23 Mart 1995 tarihli  
(ilk itirazlar) the Loizidou/Türkiye Davası, A Serisi no. 310, sayfa 19, §44).  
III. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
104. Başvuran, evinin tahrip edildiği ve ailesinin köyden ayrılmak  
zorunda bırakıldığı koşullara değinerek, AİHS'nin, aşağıda belirtilen 3.  
maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir:  
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kinci ceza veya işlemlere  
tabi tutulamaz."  
105. Hükümet, bu şikayetin temelden yoksun olduğunu belirtmiştir.  
106. AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin demokratik bir toplum için gerekli  
temel değerlerden birine değindiğini hatırlatmıştır. Kötü muamelenin, 3.  
madde kapsamında yer alabilmesi için belirli bir seviyenin üzerinde şiddet  
içermesi gerekir. Bu seviyenin tespiti görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel  
ve/veya ruhsal etkileri ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık  
durumu gibi dava koşullarına bağlıdır (yukarıda sözü edilen Selçuk ve Asker  
Davası, sayfa 909, §§ 75-76'ya bakınız).  
107. AİHM, başvuranın evinin yakılmasının, onu ve ailesini sığınak ve  
destekten yoksun bıraktığını ve onları, kendileri ve arkadaşlarının  
yaşadığı yeri terketme mecburiyetinde bıraktığını belirtmiştir.  
108. AİHM, başvuranın ailesinin çektiği sıkıntının yamsıra  
evinin ve  
içindekilerin tahrip edilmesinin, 3. madde uyarınca, güvenlik güçlerinin  
hareketlerinin insanlık dışı muamele olarak nitelendirilebilmesine yetecek  
seviyede sıkıntı çekmesine yol açtığı kanaatindedir.  
109. AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği kanısına varmıştır.  
IV. AİHS'NİN 8.MADDESİNİN VE  
1.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
1
NO'LU PROTOKOL'ÜN  
110. Başvuran, evinin ve içindekilerin kasıtlı olarak tahrip edildiğinden  
şikayetçi olmuştur. Başvuranın şikayeti, AİHS'nin aşağıda belirtilen 8.  
maddesine:  
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı  
gösterilmesi hakkına sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak  
ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin  
korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya  
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda,  
zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu  
olabilir."  
ve l No'lu ProtokoFün aşağıda belirtilen 1. maddesine dayanmaktadır:  
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı  
gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı  
sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel  
ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak  
kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para  
cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama  
konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."  
111. Hükümet, başvuranın şikayetlerinin dayandığı somut temelleri  
reddetmiş ve iddialarının temelden yoksun olduğunu ileri sürmüştür.  
112. AİHM, güvenlik güçlerinin başvuranın evini ve içindekileri kasıtlı  
olarak tahrip ettiğini ve ailesini köyü terketmeye zorladığını tespit etmiştir. Bu  
hareket, 3. maddenin ihlaline yol açmakla birlikte başvuranın özel hayatı ve  
aile hayatına, evi ve eşyalarına saygı duyulması hakkına affolunamaz ve  
hakkaniyete uygun olmayan şekilde müdahale edildiğinin göstergesidir (bkz  
Menteş ve Diğerleri/Türkiye Davası, 28 Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar  
1997-VIII, sayfa 2711, § 73, ve Dulaş/Türkiye Davası, no. 25801/94, § 60,30  
Ocak 2001).  
113. AİHM, sonuç olarak, AİHS'nin 8. maddesi ve l No'lu Protokol'ün 1.  
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.  
V. AİHS'NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
114. Başvuran, güvenlik güçleri tarafından evinin ve içindekilerin tahrip  
edilmesine itiraz etmesini ve yurttaşlık haklarını savunmak için mahkemeye  
başvurmasını sağlayacak iç hukuk yollarından mahrum bırakıldığına dair  
şikayette bulunmuştur. Başvuranın şikayeti, AİHS'nin aşağıda belirtilen 6.  
maddesine:  
"Herkes, ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar  
verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  
davasının ... hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına  
sahiptir."  
ve 13. maddesine dayanmaktadır:  
"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal  
bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."  
A. AİHS'nin 6/1. Maddesi  
115. Başvuran, yurttaşlık haklarım savunmak için mahkemeye başvurma  
hakkından, yetkili makamların iddialarına dair etkin bir soruşturma açmaması  
nedeniyle mahrum bırakıldığını belirtmiştir. Bu tür bir soruşturma olmaksızın,  
hukuki davalarda tazminat alma şansının olmadığı kanaatindedir.  
116. Hükümet, başvuran iç hukukta erişilebilir yollara başvurmadığı  
için bu maddenin ihlal edilmemiş olduğunu ileri sürmüştür.  
117. AİHM, başvuranın hukuk mahkemeleri huzurunda dava açmadığım  
belirtmiştir. Bu nedenle, başvuranın işlemleri başlatmış olması durumunda bile  
yerel mahkemelerin başvuranın iddialarını karara bağlayıp bağlamayacağını  
belirlemek mümkün değildir. AÎHM, başvuranın şikayetinin, evinin ve  
içindekilerin güvenlik güçlerince kasıtlı olarak tahrip edilmesine dair etkin bir  
soruşturma açılmaması ve bu tür bir soruşturma açılmış olsaydı tazminat  
almasını sağlayacak hukuki yollara başvurmasının mümkün olacağı ile ilgili  
olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, AİHM şikayeti, AİHS maddelerinin ihlal  
edilmesi durumunda Devlet'e etkin bir hukuk yolu sağlama yükümlülüğü  
getiren 13. madde uyarınca inceleyecektir (yukarıda söz edilen Selçuk ve  
Asker Davası'na, sayfa 912, § 92 bakınız).  
AİHM, bu nedenle, AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini  
tespit etmeyi gerekli görmemektedir.  
B. AİHS'nin 13. Maddesi  
118. Başvuran, güneydoğu Türkiye'de AİHS maddelerinin ihlal  
edilmesine ilişkin şikayetlerine dair etkin hukuk yollarının olmadığını  
belirtmiştir.  
119. Hükümet,  
başvuranın  
mevcut  
etkin  
hukuk  
yollarından  
yararlanmadığını ileri sürmüştür.  
120. AİHM, AİHS'nin 13. maddesinin, ulusal düzeyde, AİHS hak ve  
hürriyetlerinin esaslarını teyit edecek hukuk yollarının erişilebilirliğim, yerel  
hukukta ne şekilde koruma altına alındığına bakmaksızın garanti ettiğini  
hatırlatır. Bu nedenle Akit Devletler'e AİHS yükümlülüklerine uyma usullerine  
göre bir takım yetkiler verildiği halde, 13. madde AİHS uyarınca "savunulabilir  
bir şikayet'in esaslarına değinecek hukuk yollarının sağlanması ve gereğinin  
yapılmasını zorunlu kılar. 13. madde bağlamındaki yükümlülüklerin kapsamı,  
AİHS uyarınca başvuranın şikayetlerinin niteliğine bağlı değişiklik gösterir.  
Bununla beraber, 13. madde bağlamındaki hukuki yollar; pratikte ve kanuna  
uygun olarak, özellikle de uygulanmasının, sorumlu Devlet makamlarının  
fiilleri ve ihmalleri nedeniyle hakkaniyete uygun olmayan şekilde  
engellenmemesi için "etkin" olmalıdır (yukarıda söz edilen Dulaş Davası'na, §  
65 bakınız).  
121. Kişinin evinin ve içindekilerin Devlet makamları tarafından kasti  
olarak tahrip edildiğine dair şikayette bulunulması durumunda, 13.  
madde;  
makul  
bir tazminat ödenmesinin yanı sıra, tahripten sorumlu  
makamların tespiti ve cezalandırılmasını ve şikayetçinin soruşturma  
prosedürüne erişebilmesini sağlayacak kapsamlı ve etkin bir soruşturmayı  
gerekli kılar (yukarıda söz edilen Menteş ve Diğerleri Davası'na, sayfa 2715-  
16, §89 bakınız).  
122. AİHM, başvuranın evinin ve içindekilerin, AİHS'nin 3. ve 8.  
maddeleri ve 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesini ihlal edecek şekilde tahrip  
edildiğini tespit etmiş olduğunu belirtmiştir. Bu bakımdan başvuranın  
şikayetlerinin 13. madde uyarınca "savunulabilir" olduğu kanısına varılmıştır  
(27 Nisan 1988 tarihli Böyle ve Rice/İngiltere Davası, A Serisi no. 131, sayfa  
23, § 52, ve yukarıda söz edilen Dulaş Davası'na, § 67 bakınız).  
123. AİHM, güvenlik güçlerinin katılımıyla gerçekleştirildiği iddia edilen  
kanuna aykırı fiillere dair ceza hukuku uygulamasının, 1990ların ilk yarısında  
güneydoğu Türkiye'de bir takım özel koşullan açığa çıkardığı ve bu bölgede  
yürürlükte olan soruşturma sisteminde bulunan eksikliklerin, o dönemde ceza  
hukuku'nün sağladığı korumanın etkinliğini azalttığı kanısına varmıştır. Bu  
uygulama; AİHS uyarınca garanti altına alınan temel hak ve özgürlükler  
hususunda hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyuşmayan fiillerine dair güvenlik  
güçleri mensuplarının sorumluluktan yoksun olmasına izin vermiş ve teşvik  
etmiştir (bkz Bilgin/Türkiye Davası, no. 23819/94, §119, 16 Kasım 2000).  
124. Davanın özel şartları hususunda, AİHM 7 Temmuz 1992 tarihinde  
iddialarını yetkili makamlar huzurunda sunan başvuranın, 24 Aralık 1993  
tarihinde ilk olarak Mardin Cumhuriyet Başsavcısı tarafından sorgulandığını  
belirtmiştir. İddiaların ciddiyeti hususunda, AİHM Cumhuriyet Savcısı'nın olaya  
ışık tutacak kanıtları toplamak ve kayda geçirmekle yükümlü  
olduğu  
kanaatindedir. Olayı geçtiği yerde incelemek, tanık olan köylüleri  
sorgulayarak olayların nasıl gerçekleştiğini tespit etmek ve olaya karıştığı  
iddia edilen güvenlik güçleri mensuplarını sorgulamak için girişimde  
bulunulmamıştır. Sonuç olarak AİHM, bu unsurların, soruşturmanın  
sözkonusu kısmının güvenilirliği ve kesinliği hususunda önemli eksiklikleri  
ortaya çıkardığı kanısına varmıştır.  
125. Ayrıca, AİHM, 28 Aralık 1993 tarihinde Mardin Cumhuriyet  
Başsavcısı'nın, güvenlik güçleri aleyhinde ileri sürülen iddiaları soruşturmaya  
yetkisi olmadığına kararvermiş ve dosyayı Mardin İl İdari Heyeti'ne havale  
etmiştir. Hükümet, Mardin İl İdari Heyeti tarafından soruşturmanın takibine  
ilişkin varılan sonuçlar hakkında bilgi vermemiştir.  
126. Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM yetkili makamların, başvuranın  
iddialarına ilişkin kapsamlı ve etkin bir soruşturma açmadığı ve başvuranın,  
tazminat talebini de kapsayan mevcut hukuk yollarına erişmesinin engellendiği  
kanısına varmıştır.  
127. Bu nedenle, AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.  
VI. AİHS'NİN 3, 6, 8 VE 13. MADDELERİ VE l NO'LU PROTOKOL'ÜN  
1. MADDESİ İLE AİHS'NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
128. Başvuran; Kürt kökenli olması nedeniyle, AİHS'nin 3, 6, 8 ve 13.  
maddeleri ve 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile AİHS'nin 14. maddesini ihlal  
edecek şekilde ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir. 14. madde aşağıda  
belirtilmiştir:  
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,  
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa  
mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir  
ayırımcılık yapılmadan sağlanır."  
129. Başvuran, evinin ve içindekilerin tahrip edilmesinin, ulusal azınlık  
mensubu olması nedeniyle ayrımcılık yaratan resmi politikaların sonucu  
olduğunu iddia etmiştir.  
130. AİHM,  
başvuranın iddialarını  
sunulan kanıtlar ışığında  
değerlendirmiştir. İddiaların temelden yoksun olduğu kanaatindedir. Bu  
nedenle, AİHS'nin 14. maddesinin ihlal edilmediği kanısına varmıştır.  
VII. AİHS'NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
131. Başvuran, şikayette bulunduğu müdahale ve kısıtlamaların AİHS ile  
uyuşmayan amaçlarla getirildiğini iddia etmiştir. AİHS'nin aşağıda belirtilen 18.  
maddesinin ihlal edildiğine dair şikayette bulunmuştur:  
"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen  
sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir."  
132. Yukarıda  
belirtilenler  
gözönüne  
alındığında,  
AİHM  
bu  
şikayeti ayrıca değerlendirmeyi gerekli görmemiştir.  
VIII. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
133. AİHS'nin 41. maddesi aşağıda belirtilmiştir:  
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollannın ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,  
Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın  
tatminine hükmeder."  
A. Maddi Zararlar  
134. Başvuran;  
evinin,  
eşyalarının,  
hayvanlarının,  
ağaçlarının  
tahrip edilmesi, oturacak yeni bir yer bulmak için yaptığı masraflar ve gelir  
kaybı nedeniyle uğradığı maddi zarara karşılık toplam 309,544.35 Sterlin  
(İngiliz Sterlini) talep etmiştir.  
135. Hükümet, başvuru temelden yoksun olduğu ve iç hukuk yollan  
tüketilmediği için başvurana tazminat ödenmemesi gerektiğini belirtmiştir. Her  
durumda, iddialar aşırıdır ve gerekli detaylarla desteklenmemiştir.  
136. Başvuranın evinin ve içindekilerin, güvenlik güçleri tarafından tahrip  
edildiğinin tespit edilmesine müteakip, AİHM başvuranın uğradığı maddi  
zarara karşılık tazminat verilmesinin gerekli olduğu kararım vermiştir. Ancak,  
başvuran iddialarını, kaybettiği malların miktar ve değerine ilişkin herhangi bir  
yazılı dokümanla desteklemediği için, AİHM miktarlara ilişkin belirlediği  
değerin adil temellere dayanarak ödenmesini sağlayacaktır.  
1. Ev ve Ek Binalar  
137. Başvuran evi, ambarı ve ahırları için tazminat talep etmiştir.  
Başvuran bu mallarına toplam 6,501 İngiliz Sterlini değer biçmiştir.  
138. AİHM, bu meblağı makul bularak, başvurana tahrip edilen mallarına  
karşılık 9,500 Euro tazminat verilmesine karar vermiştir.  
2. Diğer Mallar  
139. Başvuran gardrop, buzdolabı, televizyon ve video gibi ev eşyalarının  
tahrip edilmesine karşılık 740.11 İngiliz Sterlini talep etmiştir.  
140. AİHM,  
bu meblağı makul bularak, başvurana tahrip edilen  
eşyalarına karşılık 1,100 Euro tazminat verilmesine karar vermiştir.  
3. Toprak ve Meyva Bahçeleri  
141. Başvuran, askerler tarafından yakılan ağaçlarına karşılık toplam  
230,293.81 İngiliz Sterlini talep etmiştir. Tahrip edildiği için tazminat talep  
edilen alan; 371 hektar  
meyva bahçesi, 0.23 hektar üzüm bağı; 5,000 asma; 700 kayısı ağacı,  
120 şeftali ağacı; 500 badem ağacı; 460 erik ağacı ve 700 incir ağacım  
kapsamaktadır.  
142. Başvuranın ağaçlar hakkındaki talebine ilişkin tarafsız ve kesin  
kanıtlar olmadığı halde AİHM adil temellere dayanarak, başvurana 6,000 Euro  
tazminat verilmesine karar vermiştir.  
4. Hayvanlar  
143. Başvuran hayvanlarının telef edilmesi karşılığında toplam 2,970.13  
İngiliz Sterlini talep etmiştir. Hayvanlar; iki inek; iki öküz; bir eşek ve bir katır;  
on koyun; on beş kuzu; kırk keçi; üç oğlak; iki hindi ve yirmi tavuğu  
kapsamaktadır.  
144. AİHM, bu meblağı makul bularak, başvurana telef edilen  
hayvanlarına karşılık 4,400 Euro tazminat verilmesine karar vermiştir.  
5. Gelir Kaybı  
145. Başvuran tarımcılıktan elde ettiği gelirin kaybına ilişkin 36,509.40  
İngiliz Sterlini tazminat talep etmiştir.  
146. AİHM, başvuranın evini ve köyünü terketmeye zorlandığı için gelir  
kaybına uğradığı kanaatindedir. Başvuranın sahip olduğu topraktan elde ettiği  
gelire ilişkin tarafsız ve kesin kanıtlar olmadığı halde AİHM hakkaniyete uygun  
olarak, başvurana bu başlık altında 6,000 Euro tazminat verilmesine karar  
vermiştir.  
6. Diğer Barınma Olanakları  
147. Başvuran 1993 yılından beri ödediği kira bedeline karşılık 32,529.58  
İngiliz Sterlini talep etmiştir.  
148. Başvuranın iddiasının bu kısmına dair kanıt olmadığı halde, AİHM  
hakkaniyete uygun olarak, başvuranın ve ailesinin barınma masraflarına  
karşılık 6,500 Euro tazminat verilmesine karar vermiştir.  
7. Özet  
149. Sonuç olarak, AİHM başvuranın mirasçısına, uğradığı maddi zarara  
karşılık, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilecek  
toplam 33,500 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
B. Manevi Zararlar  
150. Başvuran uğradığı manevi zarara karşılık 20,000 İngiliz Sterlini talep  
etmiştir. Ayrıca, AİHS tarafından belirlenen haklarının devam eden ihlaline  
karşılık 30,000 İngiliz Sterlini talep etmiştir.  
151. Hükümet, başvuranın haklarının ihlal edilmediğini ileri sürerek,  
manevi zararlara karşılık talep edilen tazminatın ödenmemesi gerektiğim  
belirtmiştir.  
152. AİHM, başvuranın evinin kasıtlı olarak tahrip edilmesi ve müteakiben  
Kaynak Mezrası'na geri gönderilmesine dair AİHS'nin 3, 8 ve 13. maddeleri ve  
1 No'lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin tespit ettiği ihlallerin ciddiyetini  
gözönüne alarak, uğradığı manevi zarara karşılık başvurana tazminat  
ödenmesi gerektiği kararını vermiştir.  
153. Sonuç olarak, AİHM başvuranın mirasçısına, uğradığı manevi  
zarara karşılık, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilecek toplam 14,500 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Masraflar ve Harcamalar  
154. Sonuç olarak, başvuran masraflarının bir listesini sunarak,  
masraf ve harcamalarına karşılık toplam 9,507.30 Euro talep etmiştir. Bu  
talepler:  
(a) İngiltere'de görevim ifa etmekte olan avukatların ücretleri için 7,535  
İngiliz Sterlini;  
(b) Türkiye'de görevini ifa etmekte olan avukatların ücretleri için 900  
İngiliz Sterlini;  
(c) İngiltere'de görevini ifa etmekte olan avukatların açtığı idari masraflar  
için 77.30 İngiliz Sterlini;  
(d) Türkiye'de görevini ifa etmekte olan avukatların açtığı idari masraflar  
için 560 İngiliz Sterlini; ve  
(e) Tercüme ve çeviri masrafları için 435 İngiliz Sterlini'ni kapsamaktadır.  
Başvuran, ayrıca masraflarının bir listesini sunarak, Kürt İnsan Hakları  
Projesi'nin  
(KİHP) neden olduğu masraf ve harcamalar için toplam 2,228.15 Euro  
talep etmiştir. Bu talepler:  
(a) KİHP'nin açtığı idari masraflar için 455 İngiliz Sterlini;  
(b) KİHP tarafından yürütülen çeviri masrafları için 1,350 İngiliz Sterlini;  
(c) Tanık dinleme duruşmaları sırasında tanıkların açtığı masraflar için  
423.15 İngiliz Sterlini'ni kapsamaktadır.  
155. Hükümet, AİHM'nin Türk avukatlara ödenen ücretleri yerel vergilere  
göre belirlerken, yabancı avukatlara ödenmesi için yüksek ücret ve değerler  
belirlemesinin uygun olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, AİHM'den KİHP'e  
masraf ve harcamalar için hiçbir ödeme yapmamasını talep etmiştir.  
156. AİHM sözkonusu davanın, Ankara'da bulunan tanıklardan ifade  
alınarak ayrıntılı bir soruşturma açılmasını gerektiren karmaşık maddi ve  
hukuki meseleleri kapsadığını belirtmiştir. Ancak, masraf ve harcama  
listesinde belirtildiği gibi, KİHP tarafından yürütülen işlemler, görevini İngiltere  
ve Türkiye'de ifa etmekte olan avukatların yürüttüğü işlemlerin tekrarından  
öteye geçmemiş gibi göründüğü için AİHM, KİHP'nin idari masrafları ve  
ücretleri için talep edilen miktarın gerekli ve makul olmadığı kanaatindedir.  
Ayrıca, KİHP tarafından, tanık dinleme duruşmaları katılan tanıklar için  
yapıldığı iddia edilen harcamalara ilişkin, AİHM bu masrafların Avrupa  
Konseyi tarafından karşılandığını belirtmiştir.  
157. AİHM, hakkaniyete uygun olarak ve başvuran tarafından ileri sürülen  
iddiaları ayrıntıları ile gözönünde tutarak, başvurana, adil tazmin talebinde  
belirtildiği gibi, İngiliz Sterlini'ne çevrilecek ve başvuranın  
temsilcilerinin  
İngiltere'deki banka hesaplarına yatırılacak, tahakkuk edecek katma değer  
vergisi hariç ve Avrupa Konseyi'nden adli yardım olarak kabul edilen 2,652  
Euro çıkarılarak toplam 15,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
D. Gecikme Faizi  
158. AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre ödenmesini  
uygun bulmuştur.  
YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI AİHM;  
1. Oybirliği ile Hükümet'in ilk itirazlarının reddine;  
2. Oybirliği ile AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliği ile AİHS'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliği ile AİHS'ye ek 1 No'lu Protokol'ün l. maddesinin ihlal  
edildiğine;  
5. Oybirliği ile AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin  
belirlenmesinin gerekli olduğuna;  
6. Oybirliği ile AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
7. İkiye beş oyla AİHS'ye ek l No'lu Protokol'ün 1. maddesi ve AİHS'nin  
3, 6, 8, ve 13. maddeleriyle birlikte 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
8. Oybirliği ile şikayeti AİHS'nin 18. maddesi uyarınca değerlendirmek  
gerekmediğine;  
9. Oybirliği ile  
(a) sorumlu Devlet'in, başvuranın mirasçısına, AİHS'nin 44§2. maddesi  
uyarınca kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde,  
ödenebilecek her tür vergiden muaf aşağıda belirtilen miktarları ödemesine:  
(i) maddi zararlar için, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Türk Lirasına çevrilecek ve başvuranın mameleki lehine, başvuranın  
oğlunun Türkiye'deki banka hesabına yatırılacak 33,500 Euro (otuz üç  
bin beş yüz Euro);  
(ii) manevi zararlar için, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Türk Lirası'na çevrilecek ve başvuranın mameleki lehine, başvuranın  
oğlunun Türkiye'deki banka hesabına yatırılacak 14,500 Euro (on dört  
bin beş yüz Euro);  
(iii) masraf ve harcamalar için, tahakkuk edecek katma değer  
vergisi hariç ve adli yardım olarak verilen 2,652 Euro çıkarılarak, ödeme  
tarihinde geçerli olan kur üzerinden İngiliz Sterlini'ne çevrilecek ve  
başvuranın avukatının İngiltere'deki Sterlin hesabına yatırılacak 15,000  
Euro (on beş bin Euro);  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,  
Avrupa Merkez Bankası'nın gecikme süresince uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen  
miktarlarda ödenecek basit faiz;  
10. Oybirliği ile başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup AİHM İç Tüzüğü'nün 77.  
maddesinin 2. paragrafı gereğince 9 Kasım 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ  
edilmiştir.  
T.L. EARLY  
J.-P. COSTA  
Bölüm Sekreteri Yardımcısı  
Başkan  
AİHS'nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve AİHM İç Tüzüğü'nün 74.  
maddesinin 2. paragrafı gereği, L. Loucaides ve A. Mularoni'nin aşağıda  
belirtilen görüşleri, bu karara eklenmiştir.  
YARGIÇ LOUCAIDES'İN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
Bu davada çoğunluğun kabul ettiği AİHS'nin 14. maddesinin ihlal  
edilmediği tespitine katılmam mümkün değildir. Gerçekleri inceledikten sonra,  
kararda yazıldığı gibi başvuranın mülkünün tamamen tahrip edilmesi ve  
ailesinin köyden edilmesi için, başvuranın Kürt kökenli olması gerçeğinden  
başka bir gerekçenin izahatını bulamadım. Başvuran tarafından şikayette  
bulunulan olaylara ve AİHS'nin 3, 8 ve 13. maddeleri ile 1 No'lu Protokol'ün 1.  
maddesinin ihlaline yol açan askeri operasyonunun niteliği ve içeriği, Kürt  
kökenli bir örgüt olan PKK aktivitelerine ilişkin sorumlu Hükümet'in izlediği  
politika ile gerçekten ilişkilidir. Hükümet, 2 Nisan 1992 tarihinde gece 1.00'da  
PKK üyeleri tarafından Konaklı Askeri Karakolu'na silahlı saldırı  
düzenlendiğini belirten askeri raporların nüshalarını sunmuştur. AİHM, Konaklı  
Askeri Karakolu'na yapılan silahlı saldırıyı müteakiben jandarmaların 21 Nisan  
1992 tarihinde başvuranın köyüne gittiklerin, ailesinin evini ve içindekileri,  
daha sonra da meyva bahçelerini ve meşe ağaçlarını yaktıklarını tespit  
etmiştir.  
Hükümet, başvuranın mallarının tahrip edildiği köy Kaynak'ta, burada  
yaşayan aile üyelerinden birine ait, içerisinde silahların bulunduğu bir  
gizlenme yeri olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, bu silahların adam  
öldürmede kullanıldığı ve gizlenme yerinin ortaya çıkarılmasının terörist örgüt  
(PKK) ve aile arasındaki iş birliğinin bir göstergesi olduğu kanaatindedir.  
Ancak, Hükümet'in, ailenin köyde kalmasını zorlaştıran durumun muhtemelen  
silahları güvenlik güçlerine teslim ettikleri için PKK'nın yapacağı baskılardan  
korkmaları olduğuna dair iddiası AİHM tarafından kabul edilmemiştir ve bu  
iddia hiçbir durumda, AİHM bulguları ile tespit edildiği gibi başvuranın  
mallarının güvenlik güçlerince tahrip edilme nedenini açıklayamaz. Bu şartlar  
altında, söz konusu tahribin sebebinin, başvuranın Kürt kökenli olması ve  
evinin tahrip edilmesinin; köyde düzenlenen, sorumlu Hükümet'in mesul  
tutulduğu AİHS şartlarının ihlaliyle sonuçlanan askeri operasyonun genel  
amacının bir parçası olduğu sonucuna varmak makul olacaktır. Bu hususta,  
davanın, güvenlik güçleri mensupları tarafından sözkonusu davadakilerle  
dikkate değer biçimde benzerlik taşıyan (Kürtlere ait evlerin yakılması ya da  
tahrip edilmesi) ; amaçları, nedenleri, yöntemleri ve sonuçlarıyla aynı  
operasyon usulleri (modus operandi) kullanılarak icra edilen operasyonlar  
sonucu AİHM'nin Kürt kökenli vatandaşların haklarının ihlal edildiğini ortaya  
çıkardığı Türkiye aleyhindeki ilk dava olmamasını konuyla son derece alakalı  
bulduğumu belirtmeliyim (c.f. Nachova ve Diğerleri/Bulgaristan, no: 43577/98  
ve 43579/98, § 173, AİHM 2004-...).  
1 1 Akdıvar/Tükiye (no. 21893/93, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV), Menteş/Türktye (no.  
23186/94, 28 Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VIII), Selçuk ve Asker/Türkiye (no. 23184/94 ve 23185/94, 24  
Kasım 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-II), Bilgin/Türkiye (no. 23819/94, 16 Kasım 2000), Dulaş/Türkiye (no.  
25801/94, 30 Ocak 2001), Orhan/Türkiye (no. 25656/94, 18 Haziran 2002), Yöyler/Türkiye (no. 26973/95, 24  
Temmuz 2003), Ayder ve Diğerleri/Türkiye (no. 23656/94, 8 Ocak 2004), Özkan ve Diğerleri/Türkiye (no. 21689/93, 6  
Nisan 2004), Ahun/Türkiye (no. 24561/94, 1 Haziran 2004).  
 
Ayrıca, başvuranın güvenlik güçlerinin görevlerini kötüye kullandıklarına  
dair iddialarına ilişkin ciddi ve anlamlı bir soruşturma yapılmadığım ve  
Hükümet'in başvuranın olaylar hakkındaki görüşlerinin aksini ispat  
edemediğini gözönünde tuttum. Adli ve idari makamlar, başvuranın 7 Temmuz  
1992 tarihli dilekçesinde ileri sürdüğü çok ciddi iddiaları soruşturmak için  
önemli bir adım atmamıştır.  
Nachova ve Diğerleri/Bulgaristan kararında görüldüğü gibi (op.cit. § 169)  
"...AİHM; yetkili makamların, şiddet olaylarım içeren soruşturmalarda,  
Devlet makamları tarafından verilen yetkilere dayanarak soruşturma yollarım  
izlemedikleri ve ayrımcılıkla ilgili muhtemel kanıtları gözardı ettikleri  
durumlarda, AİHS'nin 14. maddesi uyarınca şikayetleri incelerken, olumsuz  
sonuçlara varabileceğini ya da daha önce kanıtlarla ilgili zorluklar içeren  
durumlarda yapıldığı gibi kanıtlama yükümlülüğünü sorumlu Devlet'e  
yükleyebileceğini gözönünde bulundurur ( bkz Salman/Türkiye [BD], no.  
21986/93, § 97, AİHM 2000-VII, Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, § 87,  
AİHM 1999-V ve Conka/Belçika, no. 51564/99, § 61, AİHM 2002-1)."  
Aynı kararda ayrıca aşağıda belirtilenlere değinilmiştir:  
"Muhakkak, ırksal motivasyonu kanıtlamak pratik olarak son derece zor  
olacaktır. Sorumlu Devlet'in şiddet olaylarını içeren olası ırkçı hareketleri  
araştırma yükümlülüğü en büyük çabayı gösterme yükümlülüğüdür ve mutlak  
değildir (bkz, mutatis, mutandis, Shanaghan/İngiltere, no. 37715/97, § 90,  
AİHM 2001-III, soruşturmaya dair genel yükümlülüğe ilişkin aynı ilkeyi belirler).  
Yetkili makamlar; bu şartlar altında ırkçı eğilimli şiddetin göstergesi olabilecek  
şüpheli olayları gözardı etmeden kanıtları toplamak ve saklamak, gerçeği  
ığa çıkaracak tüm pratik yollan araştırmak ve gerekçeli, tarafsız ve objektif  
kararlar almak için makul olanı yapmalıdır... (paragraf 159)"  
Talep edilmiş kanıt standardına ilişkin aşağıda belirtilenlere değinilmiştir:  
"AİHM birçok davada, uyguladığı kanıt standardının 'makul şüphenin ötesinde kanıt'  
standardı olduğu kararını vermiştir, fakat bu ilkenin ceza duruşmalarında olduğu gibi  
yüksek dereceli olasılık gerektirdiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini açıklığa  
kavuşturmuştur. Kanıtın; yeterli derecede güçlü, açık ve makul varsayımların ya da  
aksi ispat olunmamış benzer maddi karinelerin bir arada bulunmasından  
kaynaklanabileceği kanısına varmıştır. İhlal edilen asli hakkın niteliğini ve ilgili  
kanıtlara ilişkin zorluklan gözönüne alarak değişkenliğe müsaade etmek AİHM'nin  
uygulaması olmuştur. Kanıtlara ilişkin değişmez kurallar belirleme tekliflerini  
reddetmiş ve kanıtların serbest tahakkuku ilkesine bağlı kalmıştır. AİHM ayrıca  
görevinin, ceza kanunu uyarınca suçlar üzerine değil, uluslararası hukuk uyarınca  
Devlet sorumluluğu üzerine karar vermek olduğunu kabul etmiştir. Kanıt ve ispat  
konularına yaklaşımında, Sözleşmeci Devlet'in asli bir hakkı ihlal ettiğine dair karar  
vermenin ciddi bir mesele olduğunu gözardı etmeden, AİHS'nin 19. maddesi  
uyarınca "Yüksek Sözleşmeci Taraflarca üstlenilen taahhütlerin ifasını garanti etme"  
görevine bağlı kalacaktır ( bkz, diğerleri arasında, devamda belirtilen kararlar:  
İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25, sayfa 64-65, § 161;  
Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, sayfa 24, § 32;  
Tanlı/Türkiye, no. 26129/95, §§ 109-11, AİHM 2001-III; Aktaş/Türkiye, no. 24351/94,  
§ 272, AİHM 2003-V (özetler)), (paragraf 166)".  
Bu fırsatı, sözkonusu davada olduğu gibi insan haklannın ihlali  
yaklaşımımı yinelemek için kullanıyorum2. "Makul şüphenin ötesinde" kanıt  
standardının kaynağım, Amerikan Hukuk Sistemi'nde (Common Law) ceza  
2 "Standards of Proof in Proceedings under the European Convention on Human Rights" (Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi uyarınca Davalarda Kullanılan Kanıt Standartları) hususunda görüşlerimin tam bir izahı için  
bkz.Loucaides, Essays on the Developing Law of Human Rights (Gelişmekte Olan İnsan Hakları Kanunu Üzerine  
Denemeler, 1995, Martinus Nijhoff Yayınevi, Dordrecht/Boston/London, sayfa 57 et seq.  
 
yargılamasına ilişkin genel hükümlerden aldığım gözönünde bulundurmanın  
önemli olduğuna inanıyorum. Burada amaç, suçlunun özgürlüğünün,  
değişmez kanıt standartları uygulanarak korunması için her iki tarafı da  
dinledikten sonra verilen karara göre cezayı uygulamaktır. Tarafların  
durumlarıyla birlikte amaç ve usulleri gözönüne alındığında, "suçlu" daima  
Devlet olduğu için, insan haklarının ihlaline karar vermede uygulanan usuller,  
cezai takibatlardan farklılık gösterir. Amerika İnsan Hakları Mahkemesi  
aşağıda belirtilenlere değinmiştir:  
"İnsan haklarının uluslararası himayesi, cezai adalet ila karıştırılmamalıdır.  
Devletler; davalının, ceza davasında AİHM huzuruna çıkması gibi Mahkeme  
huzuruna çıkmaz. Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun amacı, ihlalden suçlu  
bulunan şahısları cezalandırmak olduğu kadar, mağdurları korumak ve sorumlu  
Devletlerin fiillerinden kaynaklanan zararların tazmin edilmesini sağlamaktır.”3  
Yargılama usullerinin farklı amaçlar içerdiği durumlarda, bir Devlet'in  
aleyhinde insan haklarının ihlal edildiği iddialarını içeren işlemler bağlamında,  
"makul şüphe" kuralı uygulanırken, bu kuralı, cezai adaletin ve kuralın  
kaynağını aldığı usullerin kavram ve sebeplerinden ayırma konusuna özen  
gösterilmelidir. Amerikan Hukuk Sistemi'nde (Conımon Law), "makul şüphenin  
ötesinde" kanıt standardı; ispat yükümlülüğünün iddia makamı üzerinde  
olması ve suçlunun masumiyetini kanıtlaması gerekmediği ilkesi ile birbirine  
bağlıdır: suçlu sessiz kalabilir ve bu sessizlik hakkındaki suçlamaları kabul  
ettiği şeklinde yorumlanamaz. Aksine, insan haklarının ihlal edildiğine karar  
verme aşamasında, bilhassa AİHS uyarınca olaylar, yetkili adli organların  
talebi (proprio motu) sonucu elde edilen ya da taraflarca sunulan kanıtlara  
dayanarak tespit edilebilir. Bu organların; tanıkları huzurlarına çıkmaya  
zorlama ya da aleyhinde ilgili iddiaların ileri sürüldüğü Devlet'i kanıt bulmaya  
zorlama yetkileri yoktur. Bu organların görevleri; doğruyu tayin etmede faydalı  
olacağına inandıkları kanıtları kabul ederek, yargılamaya ve kanıtlara ilişkin  
kurallardan bağımsız olarak iddiaları soruşturmak ve olayları tespit etmektir.  
Sonuç olarak, bir ceza davasında suçlanan şahıs aleyhinde ileri sürülen  
"makul şüphe"nin ötesinde iddiaların ispatı ile insan haklan davalarında  
"makul şüphe"nin ötesinde olayların tespiti arasında önemli bir fark vardır.  
Yöntemler, kanıtın türü ve "makul şüphenin ötesinde" ilkesinin uygulanması  
farklılık gösterir. Daha kesin bir biçimde, bu ilke, yalnızca sorumlu Devlet'e  
karşı başvuranın sunduğu kanıtlarla değil, aynı zamanda "tarafların  
tutumları"nı da kapsayan bir bütün olarak dava olaylarıyla da ilişkilidir.  
Özellikle İngiltere'de, medeni hukukta, mahkemelerin anlamını ıklamak  
ya da tanımlamak için birçok girişimde bulunması sonucu "makul şüphe"  
deyiminin karmaşaya yol açması ilginçtir. Ayrıca, bu açıklama şekline  
alternatif olarak; jüri suçtan "tatmin" olmalı, ya da "emin olabilmek için tatmin  
olmalı" ve hatta "makul şekilde tatmin olmalı" gibi ifadeler kullanılmıştır. Önde  
sürmüştür4. Hatta, "makul şüphe" deyimim kullanmaya son verilmesi tavsiye  
edilmiştir5 .  
Yukarıda belirtilenler ışığında, AÎHS'nin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1  
No'lu Protoko’ün 1. maddesiyle birlikte AİHS'nin 14. maddesinin ihlal edildiğini  
tespit etmiş bulunuyorum.  
3 Velasquez Rodriguez Davası, 29 Temmuz 1988 tarihli karar, paragraf 134 et seq., Human Rights Law Journal  
(İnsan Haklan Kanunu Bülteni, Sayı 9, No. 2, sayfa 233. Bu kararda ifade edilen durum, Ribitsch/Avusturya  
Davası'nda Komisyon tarafından kabul edilmiştir (başvuru no. 18896/91).  
4 Glanville Williams. Textbook of Criminal Law (Ceza Kanunu Ders Kitabı), 2. baskı, sayfa 43.  
5 Halsbury's Laws of England (Halsbury'nin İngiltere Kanunları), 4. baskı, Cilt 11, paragraf 208.  
     
YARGIÇ MULARONI'NİN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
Meslektaşlarımla bir oy dışında tüm hususlar üzerinde hemfikrim. Ancak,  
AİHS'nin 14. maddesinin ihlal edilmediği yönünde verdikleri karar hususunda  
mutabık değilim.  
Başvuran, Kürt kökenli olması nedeniyle 14. maddenin ihlal edilmesi  
yönünde ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir. Ailesinin evi ve eşyalarının,  
ulusal azınlık mensubu olması nedeniyle ayrımcılık yaratan bir resmi politika  
sonucu tahrip edildiğini ileri sürmüştür. Çoğunluk; sunulan kanıtlar ışığında,  
iddianın temelden yoksun olduğu ve 14. maddenin ihlal edilmediği yönünde  
karar vermiştir.  
AİHM, yıllardır, Türkiye aleyhinde başvuranların AİHS'nin 2., 3., 8., 14.  
ve l No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine dair şikayette bulunduğu  
ve ulusal azınlık mensubu oldukları için ayrımcılığa maruz kaldıklarını iddia  
ettiği birçok benzer davaya bakmıştır.  
Bu tür başvurularda bulunanların tümü, istisnasız, Kürt kökenli Türk  
vatandaşlarıdır. Bu başvuruların çoğunda, AİHM 1 No'lu Protokol'ün 1.  
maddesinin ve AİHS'nin 2., 3. ve 8. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna  
varmıştır. Ancak, başvuranlar tarafından sunulan kanıtlar, 14. maddenin ihlal  
edildiğine dair iddialarını destekleyemediği için AİHM hiçbir zaman 14.  
maddenin ihlal edildiği yönünde karar vermemiştir.  
Kısaca, Yargıç Bonello'nun Anguelova/Bulgaristan Davası'ndaki kısmi  
muhalefet şerhinde belirttiği görüşler hususunda kendisiyle hemfikir olduğumu  
belirtmeliyim (no. 38361/97, AİHM 2002-IV).  
AİHM tarafından sıkça belirtildiği gibi, AİHS teorik ya da fiktif hakları değil,  
pratik ve etkin hakları garanti etmeyi tasarlar (bkz., tüm diğer yetkili makamlar  
arasında, Artico/İtalya, 13 Mayıs 1980 tarihli karar, A Serisi, no. 37, § 33).  
AİHM, 14. maddeye dayanarak ileri sürülen ırksal ya da ulusal kökene  
dayalı ayrımcılığa dair şikayetler bağlamında, "makul şüphenin ötesinde" kanıt  
standardı talebinde ısrar ettiği sürece, kanıtlardan çok korunmanın öncelikli  
olması gereken bölgelerde bu durumun, 14. madde bağlamında garanti altına  
alınan insan haklarının korunmasına son vereceği kanısındayım. Irksal ya da  
ulusal kökene dayalı ayrımcılığı önlemenin yanıltıcı ve tesirsiz olmasını  
sağlayan, mağdurların bu derece yüksek bir kanıt standardına tabi  
olmalarından daha etkili bir araç olamaz. Aslında, bu derece yüksek bir  
standart uygulaması, başvuranların 14. maddenin ihlal edildiğini kanıtlamasını  
imkansız hale getirmektedir. Bu yüksek standardın diğer başlıca İnsan Haklan  
Mahkemelerince talep edilmediğini eklemeliyim.  
Sözkonusu davada - daha önce belirttiğim gibi, birçok benzer davadan  
yalnızca biri -başvuranların ve Devlet'in iddiaları arasında yeni ve daha adil bir  
denge kurmanın en etkin yolunun ispat yükümlülüğünün yer değiştirmesi  
olduğu kanaatindeyim. AİHM, diğer davalarda bu tür bir yaklaşımı  
benimsemiştir. Örneğin, gözaltındayken meydana gelen ölüm ya da  
yaralanmalar, mağdurun başına gelenler hususunda tatmin edici bir açıklama  
yapma yükümlülüğünün Devlet'e yüklenmesiyle sonuçlanan Devlet  
sorumluluğu karinesini doğurur (bkz, diğer makamlar arasında,  
Selmouni/Fransa, [BD], AİHM-V).  
AİHM, ayrıca, AİHS tarafından garanti altına alman belli hakların en üst  
düzeyde korunumunu sağlamaya dair yüce amacındaki "yaratıcılığı" gösteren,  
2. ve 3. maddelerin "usul ihlali" (bkz., örneğin, Tahsin Acar/Türkiye, [BD], no.  
26307/95, AŞHM-... (esaslar), ve Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim  
1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları, 1998-VIII) ve 2. ve 8. maddelere  
ilişkin "pozitif yükümlülükler" (bkz., diğer birçok makam arasında,  
L.C.B./İngiltere, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları, 1998-  
HI, ve Guerra ve Diğerleri/İtalya, 10 Şubat 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar  
Raporları, 1998-I), kavramlarını takdim etmiş ve geliştirmiştir. 14. maddeye  
dayanarak ileri sürülen ırksal ve ulusal kökene dayalı ayrımcılığa dair  
sözkonusu şikayetleri çözüme ulaştırmak için daha tatmin edici bir yol bulma  
çabalarına itiraz edilmediğini görmekteyim.  
Çoğunluk tarafından benimsenen yaklaşımı takip edemeyeceğim için  
kararımı, AİHS'nin 3, 8, ve 13. maddeleri ve l No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile  
birlikte AİHS'nin 14. maddesinin ihlal edildiği yönünde vermiş bulunuyorum.